Adrenal Tümörler (Böbrek Üstü Bezi Tümörleri) - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Üroloji

Adrenal Tümörler (Böbrek Üstü Bezi Tümörleri)

Yayınlanan

üzerinde

Adrenal bezler diğer bir deyişle böbreküstü bezleri, her iki böbreğin üst kutbunda yerleşmiş, sarı-yeşil renkte, yaklaşık herbiri 4-5 gr ağırlığında, 5x3x1 cm boyutlarında, anatomik komşuluğu dışında böbreklerle direkt ilişkisi bulunmayan vücudun ihtiyacı olan bazı hormonları salgılayan bir çift endokrin organdır. Adrenal bezler dış-kabuk (korteks-%80) ve iç (medulla-%20) bölüm olmak üzere 2 kısımdan oluşur. Dış kabuk kısmı üç tabakadan oluşur, ve her tabakadan farklı hormonlar salgılanır. Bu hormonlar:

1-Aldosteron: Böbrek üstü bezinin kabuk(korteks) kısmının en dış tabakasından(glomerulosa) salgılanır ve böbrekleri etkiyerek vucudun su ve tuz dengesini sağlamaya çalışır. Sodyum ve potasyum seviyelerini kontrol ederek vucutta kan basıncını dengede tutmaya yardımcı olur.

2-Kortizol: Böbrek üstü bezinin kabuk(korteks) kısmının orta tabakasından(Fasikulata) salgılanır ve metabolizmayı etkiler ve vücudun stress ve enfeksionlarla baş etmesine katkıda bulunur.

3- Dihidroksi Epiandrosteron (DHEA): Böbrek üstü bezinin kabuk(korteks) kısmının en iç bölgesinden salgılanır ve erkeklerde androjen olarak, kadınlarda ise östrojen gibi etki yaparak cinsiyet karakterlerin(saç ve kıl dağılımı,cinsiyete uygun bir şekilde vücudun şekillenmesi, ve sürdürülmesine katkıda bulunur.

4-Katekolaminler: Böbrek üstü bezinin İç-Medulla bölümünde ise Katekolaminler   denilen hormonlar(Epinefrin-adrenalin,norepinefrin ve dopamin) özellikle korku-stres ve efor durumlarında salgılanır. Bunlar  kalp hızını artırır, tansiyon yükseltir, solunum sayısını artırır,  gerilim ve farkındalığı üst seviyeye çekerek vucut tehlikeli durumlardan kurtulmasını sağlamaya ve bu durumu idare etmesini sağlar.

Adrenal Tümörlerin sınıflandırılması: Böbreküstü bezi tümörleri iyi huylu, kötü huylu(kanser) olmak üzere iki kısıma ayrılmakta ve bunlarda kendi arasında aşırı hormon üretip üretmemesine(fonksiyonel olan ve olmayan) göre iki alt gruba ayrılır. Yani bu tümörler her zaman kanser anlamına gelmemektedir, çoğunlukla iyi huylu tümörlerdir. 

1-İyi huylu tümörler: İyi huylu adrenal tümörler, kanser değildir, başka bölgelere ve organlara  yayılmaz(metastaz yapmaz), nispeten küçük çaplı tümörleri(adenom) ifade eder, ve check-up veya tarama testlerinde tesadüfen ortaya çıkarılır(Adrenal Incidentaloma)

2-Fonksiyonel tümörler(Aşırı hormon üreten): Bu tümörler de yine çoğunluğu iyi huylu olmak üzere çok az bir kısmı kötü huylu adrenal kanserlerdir. Bunlar aşırı bir şekilde hormon üretirler ve aşırı ürettikleri hormonun cinsine göre bir klinik tablo ile hastalar gelir. Fonksiyonel adrenal tümörler genellikle tek-bir hormonu aşırı üretirler, ancak nadirde olsa birden fazla tür hormon aşırı  üretebilirler.

3-Kötü huylu adrenal kanserler: Adrenal kanserler nadir görülmektedir(4-12/milyon insan), ve bunlar genellikle adrenokortikal yani kabuk kısmından köken alan tümörlerdir. Daha çok genetik olarak risk taşıyan ve bazı sendromlarla beraber gözükmektedir.

Adrenal Tümörlerin nedenleri ve risk faktörleri: Adrenal tümörlerin nedenleri tam olarak anlaşılmamıştır, ancak bazı nadir genetik durumlar riski arttırmaktadır, özellikle adrenal kanserin gelişme riskini artırmaktadır. Bunlar arasında multiendokrin neoplazi tip 2(MEN-2), von Hippel-Lindau sendromu(VHL), ailesel paraganglioma sendromu, nörofibromatoz tip 1, Carney kompleksi ve Li – Fraumeni sendromu sayılabilir.

Adrenal Tümörlerin Belirtileri: Hormon üretmeyen ve/veya küçük çaptaki tümörler genellikle hiçbir belirti vermeyebilir. Adrenal tümörlerin belirtileri, tümörün tipine ve salgıladığı hormonlara bağlı olarak değişkenlik gösterir. Yaygın belirtiler arasında kan basıncında bir artış, açıklanamayan kilo alımı, susuzluk hissi ve sık sık idrara çıkma dışında;  düşük potasyum seviyesi, kalp çarpıntısı, aşırı sinirlilik, kaygı veya panik atakları, baş ağrısı, aşırı terleme, diyabet, karın ağrısı, halsizlik ve güçsüzlük, karın cildinde  çatlaklar ve saçlarda aşırı büyüme görülebilmektedir.

Adrenal Tümör Tipleri

1-Rastlantısal Adrenal Tümörler(İnsidentalomalar): Bu tümörler hiçbir belirti vermeden, rutin sağlık taramalarında ve kontrollerde tesadüfen karşımıza çıkan tümörleri ifade eder, ki bunlar adrenal tümörlerin büyük kısmını oluşturmaktadır.Rutin veya başka nedenlerle   BT veya MRG yapılan 50 yaşın üzerindeki insanların yaklaşık %5’inde küçük adrenal korteks tümör tanısı konulmaktadır. Çoğu (%90’ı) iyi huylu olsa da, küçük bir yüzdesi kötü huylu(kanser) veya fonksiyoneldir(aşırı hormon üreten) ve cerrahi olarak çıkarılması gereken tümörler olabilir. Yüksek tansiyon, rastlantısal tümörlerin en sık belirtisidir. Diğer belirtiler arasında yüzde kızarma(flashing), kalp çarpıntısı, kas güçsüzlüğü ve anksiyete bulunur. 

2-Aldosteronomlar (Conn Sendromu): Böbrek üstü bezinin kabuk(korteks) kısmının en dış tabakasının(glomerulosa) bir hastalığı olup aşırı miktarda Aldosteron salgılanması ile karakterize iyi-huylu bir tümördür, Conn sendromu veya hiperaldosteronizm olarak isimlendirilmektedir. Aldosteron böbreklerde su-tuz tutulumuna bağlı olarak kan basıncını(tansiyon) yükseltir ve potasyum seviyesini düşüren bir hormondur. Bunu tümörlerinde aldosteron aşırı bir şekilde salgılanır ve kontrol altına alınamayan yüksek tansiyona ek olarak halsizlik,şişkinlik, yoğun susuzluk hissi ve sık idrara çıkma hissine ve kanda düşük potasyum ve yüksek tuz(sodyum) seviyesine  neden olur. Bazen tümör olmadanda iki taraflı bu tabakanın aşırı çalışmasına(Bilateral adrenal hiperplazi-BAH) bağlı aynı tablo yani hiperaldosteronizm-Conn hastalığı görülebilmektedir. Eğer gerekli tedaviler sağlanmazsa yüksek tansiyona bağlı felç, kalp krizi ve böbrek yetmezliği neden olabilir.  

3–Adrenal Cushing Sendromu: Cushing sendromu böbrek üstü bezinin yine kabuk kısmındaki orta tabakanın(Fasikulata) tümörü veya aşırı çalışmasına bağlı ürettiği yüksek kortizol’un neden olduğu klinik tablodur. Kortizol  metabolizmayı etkileyen bir hormondur ve normal koşullar altında vücudun ameliyat, yaralanma veya enfeksiyon gibi stres durumlarında vucudu korumaya ve bu streslere karşı koymasını sağlayacak metabolik olayları destekler. Tümör veya aşırı üretimin olduğu iki taraflı adrenal hiperplazide aşırı salgılanan kortizol; özellikle gövde ve yüzde yağ birikimi-santral yağlanmaya neden olurken, kollarda ve bacaklarda herhangi bir değişikliğe neden olmaz. Bu asimetrik yağ birikimi ve hızlı kilo artışına bağlı yüzde aydede görünümüne ve omuz ve sırtta buffalo hump-bufalo kamburu görüntüsüne neden olur, bu fenotipik değişiklikler Cushing sendromu için tipik bir görüntüdür. Bu bulgular dışında yine kortizol’un  aşırı salgılanmasına bağlı olarak; ciltte incelme,karında ve uyluk bölgede tipik mor çatlaklar(Stretch), yüzde kıllanmada artış ve kıllarında fazla büyüme, huzursuzluk, aşırı sinirlilik ve depresyon,halsizlik ve yorgunluk, kaslarda incelme ve zayıflık, cinsel fonksiyon bozukluğu, kemik erimesi(osteoporoz) görülebilmektedir. Ayrıca tip2-diyabete, düşük potasyum seviyesine ve hipertansiyona neden olmaktadır.Kadınlarda adet bozuklukları görülebilmektedir.

4-Cinsiyet Hormonu Üreten Tümörler: Böbrek üstü bezinin kabuk(korteks) kısmındaki iç tabakanın(Reticularis)) tümörü veya aşırı çalışmasına bağlı ürettiği yüksek cinsiyet hormonu- androsteron(DHEA) neden olduğu klinik tablodur, çok nadir görülen bir hastalıktır. Aşırı üretilen cinsiyet hormonu-androjenler; genç erkeklerde ergenliğe erken giriş, kadınlarda ise sesde kalınlaşma, kıllanmada ve saç büyümesinde  artiş, yüzde akne ve adet bozuklıklarına neden olur. Bu tümörlerin diğer adrenal tümörlere göre  kötü huylu-kanser olma olasılığı yüksek bulunmuştur. Yine hem cinsiyet hormonu-androjen hem de diğer adrenal hormon salgılayan tümörlerin kötü huylu-kanser olma olasılığı daha yüksektir. 

5-Feokromositoma ve Paragangliomalar: Feokrositoma, böbrek üstü bezinin iç(Medulla) kısmının  tümörü veya aşırı çalışmasına bağlı ürettiği yüksek Katekolaminlerin (epinefrin-adrenalin, norepinefrin ve dopamin) neden olduğu klinik tabloyu ifade eder.  Normalde, bu hormonlar vücudun yine streslerle baş etmesine yardımcı olur ve vucudu korumaya ve herhangi bir tehlikeye karşı tetikte tutar. Fakat bu hormonların aşırı salgılandığı tümör veya hiperplazilerde(aşırı üretim durumu) ilaçlarla kontrol edilemeyen yüksek tansiyona neden olur ve inme-felç gibi ciddi durumlara yol açabilir. Hatta ani ölüm riski mevcuttur. Feokrositomaların %90’ı iyi huylu tümörler olup sadece %10’u kötü huylu-kanserlerdir. Paragangliomalar ise karın, pelvis, göğüs ve boyunda bulunan bir tür nöroendokrin(hormon üreten) tümörlerdir. Genetik Multipl endokrin neoplazi ve von Hippel-Lindau hastalığı gibi hastalıklar  feokromositoma ve diğer adrenal  tümörlerin gelişme riskini artırmaktadır.  Feokromasitoma ve paragangliomalarda klinik olarak

 terleme, başağrısı, yüksek tansiyon, kalp hızında artış ve çarpıntı, kaygı ve korku fazlalığı ve  kan şekeri artışı görülebilmektedir. 

6-Adrenal Kanserler: Böbrek üstü bezinin tümörlerinin sadece %5-10’u kötü huylu-kanserlerdir. Adrenal kanserlerin tüm kanserlerin sadece %00,5-%02’sini oluşturur, çok nadir kanserlerdir. En sık 5 yaş altı ve 40-50 yaş grubunda ortaya çıkmaktadır.Bu kanserler oldukça haşin ve agresif seyreder, hızla yayılır ve diğer bölge ve organlara metastaz yapar ve hastada bir çok şikayet ve bulgulara neden olur. Kanserin salgıladığı hormon, yayılım ve direkt etkisine bağlı olarak hastalarda kilo alımı,sıvı tutulumuna bağlı hipertansiyon, şişkinlik ve ödem, diyabet, saçlarda anormal büyüme kıllanma, anormal cilt değişiklikleri görülebilir. Kanseri yalıdığı ve metastaz yaptığı bölgeye bağlı olarak karın ağrısı, dolgunluk hissi ve kilo kaybı görülebilir.

Adrenal tümörlerin tanısı: Böbreküstü bezi tümörlerini teşhis etmek için genelde ileri teknolojinin tanıdığı olanaklardan faydalanılmaktadır. Anemnez, sistematik fizik muayene ve tansiyon ve vucut ölçümleri(kilo, boy vs), rutin laboratuar testleri, hormon seviyeleri ve bazı komplex hormon seviyesi ölçümleri ile normalin üstünde hormon olup olmadığını belirlenmekte ve CT, MRI ve tüm vücut PET taramaları gibi görüntüleme testleri ile anormal tümör varlığı saptanmaktadır. Gerektiğinde biyopsi  tanıyı doğrulamaya yardımcı olabilir. Görüntüleme yöntemleri ile saptanan bir tümörde ilk yapılacak iş tümörün fonksiyonel mi değilmi,  yani aşırı hormon üretip üretmediğine bakılır. Daha sonra bu kitlenin iyi huylumu kötü huylu-kanserimi, bunu ayrımına gidilir.bütün bunlar için:

Kan ve İdrar Testleri: Vücutta adrenal tümörler tarafından üretilebilecek anormal hormon seviyelerini kontrol etmek için kan veya idrar testleri, bazı basit ve komplex hormon seviyeleri ölçümü gerçekleştirilir. Bazı durumlarda, 24 saatlik idrar toplanması ve bu idrarda atılan adrenal hormon atıkları seviyesi ölçümleri gerekebilir. Bu laboratuar testlerinde, kan potasyum, sodyum, renin seviyeleri aldosteronoma tanısı koymada önemlidir. Adrenal hormonlardan kortizol seviyesi ölçümü tanıda önemlidir ve yüksek kortizol seviyeleri, Cushing sendromunun varlığını gösterebilir. Kan Dopamin, norepinefrin ve epinefrin ölçümü ve idrarda bu hormonların atıklarının(metanefrin) ölçümü yapılır ve bunların yüksek olaması feokromositoma belirtisi olabilir. Yine  androjen üreten bir adrenal tümörde şüpheleniliyorsa  kanda DHEA olarak da bilinen dehidroepiandrosteron gibi adrenal androjen veya 24 saat idrardaki atığı(metaboliti) olan 17-ketosteroid  seviyelerini test edebilir.

Görüntüleme Yöntemleri: Yüksek adrenal hormon seviyeleri adrenal bir  tümörü düşündürmesi durumunda  görüntüleme testleri ile tanıyı doğrulanmaya çalışılır. Adrenal tümörlerin büyük çoğunluğu başka tıbbi nedenlerden veya rutin kontrolerden yapılan görüntüleme testleri sırasında  tesadüfen(İnsidentaloma)   ortaya çıkar.

Ultrasonografi: Rutin yapılan ultrasonografi incelemesinde 1 cm den büyük tümörler saptanabilmektedir, çok kolay ve ucuz bir yöntemdir.İlk basmak bir tanı aracı olarak kabul edilmektedir.

CT tarama(Bilgisayarlı tomografi): Kontrast madde de kullanılarak yapılan bir tomografi, adrenal tümörler için net bir görüntüleme sağlayabilmektedir.X-ışınları kullanılmaktadır.

Manyetik Rezonans Görüntüleme(MR): Bu görüntüleme yönteminde kitlenin yapısı hakkında fikir elde edilir. Adrenal kanserlerde bu tümörün yaygınlığını göstermesi açısından önemlidir. Bu yöntemde radyo dalgaları kullanılmaktadır. Yine kontrast madde kullanılmaktadır.

PET Tarama: Kanser teşhisin önemli olan bu radyoizotop nükleer tıp incelemesinde adrenal tümörün kanserli olup olmadığını belirlemek,varsa metastaz yapıp yapmadığı veya bilinen başka bir kanserin böbrek üstü bezine yayılım yapıp yapmadığını bize göstermektedir. Ayrıca kanserin ne kadar yoğun ve aktif olduğu hakkında da fikir vermektedir.

Adrenal Venöz Örnekleme: Uyluktaki büyük bir toplardamardan bir stent  girilerek her iki adrenal ve böbrek  toplardamarında kan örnekleri alınmasına olanak tanır, bu kandan aldosteron ve renin seviyesine bakılarak aşırı hormon üretimi tümöreni bağlı yoksa iki adrenal dokusunun fazla çalışmasınamı  bağlı bunun saptanması için yapılır.

Adrenal tümörlerin tedavisi:

1-Aktif İzlem ve kontrol:Fonksiyonel olmayan yani hormon üretmeyen ve görüntüleme yöntemlerinde kanser şüphesi göstermeyen 4 cm den küçük adrenal kitleler genellikle sadece  6-12 ayda  bir aktif izlemle kontrol protokolüne alınır. Zira  4 cm den küçük tümörlerin kanser olma olasılıkları düşüktür Bazı kitleler daha sık kontrol gerektirebilir. Kontrollerde düzenli aralıklarla(6-12 ay) rutin kan, idrar, hormon seviyeleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılarak yapılır.

2-Cerrahi:Fonksiyonel olan yani aşırı hormon üretmesi nedeniyle ciddi şikayetlere neden olan  veya 4 cm den büyük olan adrenal tümörler cerrahi yoldan çıkarılır, böylelikle hastalar  kitlenin ürettiği aşırı hormonların yaptığı etkilerden olan; kontrol edilemeyen yüksek tansiyon,kalp krizi, kilo alımı, diyabet ve böbrek problemleri gibi ciddi  uzun süreli sağlık sorunlarından korunmuş olur. 4 cm den büyük adrenal kitlelerin kanser olma olasılıkları yüksek olduğundan fonksiyonel olsun olması yine cerrahi tedavi gerekir. Cerrahi ya sadece adrenal bezindeki kitle  tamamı çıkartılır veya adrenal bezin tamamı kitle ile beraber çıkarılır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Üroloji

Aşırı Kilo, İdrar Yollarında Taş Hastalıklarına Neden Olabiliyor

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Böbrek taşı, bazen hiçbir belirtiye neden olmadan idrarla atılır. Ancak taşın boyutu büyükse, böbrekten sonra üretere geçtiğinde tıkanmaya sebep olabilir. Üreter, böbrek ile mesaneyi birbirine bağlayan ince boru şeklinde bir organdır. Böbrek taşı, bu küçük boru içerisinde sıkışırsa idrar akışını engeller ve idrar böbrekte toplanmaya başlar.

Bu durum sırtta bel hizasında, yanlarda veya kaburga altında ani başlangıçlı keskin bir ağrıya neden olur. Ağrı, karın ve kasığa yayılabilir. İdrar yaparken ağrı ya da yanma hissi görülebilir. Bunların dışında idrar yollarında taş durumunda görülen diğer semptomlar, pembe/kırmızı idrar, idrarda kötü koku ya da bulanıklık, sürekli idrara sıkışma hissi, bulantı ve kusma, ateş şeklinde sayılabilir. İdrar yollarında taş oluşumuna risk hazırlayan durumların bir araya gelmesi taş oluşumuna sebep olabilir. İdrar içerisinde kristal oluşturabilecek  kalsiyum, ürik asit, okzalat gibi maddelerin fazla olması, idrarda kristal oluşumunu engelleyen maddelerin  ise az olması idrar yollarında taş oluşmasıyla sonuçlanabilir.” 

Oluşan taşın türünü tespit etmenin, ileride taş oluşumu tekrarının önlenmesi açısından önem taşıdığını belirten Kurt, şu şekilde devam etti: 

“Kalsiyum taşları, en sık görülen taş türüdür, genellikle kalsiyum okzalat kristalleri şeklinde görülür. Cips,  fıstık, çikolata, ıspanak gibi okzalat açısından zengin yiyecekleri tüketmek, kalsiyum taşı oluşma riskini arttırır. Ürik asit taşları, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Gut hastalığı olanlarda, kemoterapi tedavisi  alanlarda da bu hastalık görülebilir. Protein içeriği zengin diyetle beslenmek, ürik asit taşı açısından risk  oluşturabilir. Strüvit taşları, idrar yolları enfeksiyonuna bağlı olarak oluşabilen taşlardır, boyutları genellikle  büyük olduğundan idrar yollarında tıkanmaya sebep olabilirler. Sistin taşları, nadir görülen bir taş türüdür. 

Sistinüri adlı genetik hastalığı taşıyanlarda gözlenen bir durumdur. Bir kişide, bir ya da daha fazla risk faktörü varlığında böbrek taşı oluşma ihtimali artar. Bu faktörler, kişinin kendisinde veya ailesinde böbrek taşı  öyküsü olması, az sıvı tüketimi, farklı beslenme tipleri, örneğin çok tuzlu yiyecek tüketimi, obezite, sindirim  sistemiyle ilgili rahatsızlıkların bulunması, geçirilmiş mide, bağırsak ameliyatları, sistinüri gibi bazı genetik  hastalıklara sahip olmak, diüretik, antiepileptik, kalsiyum temelli antiasit gibi bazı grup ilaçların kullanımı  böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.” 

Kurt, idrar yollarında taş tanısı ve tedaviye ilişkin ise şunları kaydetti: 

Tanıda ilk olarak kan ve idrar testi istenir. Ultrason ya da bilgisayarlı tomografi tetkiklerinden faydalanılarak  idrar yollarındaki taşın görüntülenmesi sağlanır. Tedavi, taşın büyüklüğüne ve neden olduğu hasara göre  değişkenlik gösterir. Küçük boyutta ve ciddi bir duruma neden olmayan taşların tedavisinde hastaya bol su  içmesi tavsiye edilir. Küçük taşlar, idrar içerisinde beklediğinde bir araya gelerek daha büyük hale gelebilir.  Çok sıvı tüketilmesi, sık sık idrara çıkmayı sağladığından bu durumu engeller. Küçük taş dökenlere ağrı kesici  verilerek taşın sebep olduğu şiddetli ağrı hafifletilir. Büyük boyuttaki taşlar, taşın bulunduğu yere ve yol  açtığı hasara göre farklı şekillerde tedavi edilebilir.

Okumaya Devam

Üroloji

İdrarda Kanama-Kanlı İdrar Yapma

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Hematüri Nedir?

İdrarda gözle veya mikroskop altında kan ve kan hücreleri görülmesine “hematüri” veya ‘’kanlı idrar’’ adı verilir. Bu gözle görülür(gros) veya yapılan idrar tetkikinde(mikroskopik) ortaya çıkabilir. Her iki durumda da kanamanın nedenini belirlemek önemlidir.İdrarda kan görülmesi endişe verici bir durumdur ve çoğu durumda nedeni zararsız olsa da idrardaki kan (hematüri); başta mesane kanseri olmak üzere, böbrek ve prostat kanseri, böbrek ve idrar yolları taşları gibi ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

İdrar çok az miktarda kan karıştığında kan miktarına göre pembeden koyu kırmızıya kadar değişen renklerde gözle görülebilir. İdrardaki kanama genellikle ağrısızdır, eğer idrarda kan pıhtıları varsa tıkanmaya bağlı veya enfeksiyon eşlik ediyorsa ağrı ortaya çıkabilir. Hiç bir bulgu semptom vermeden bile mikroskobik de olsa hematüri olabilir, hasta farkına varmadan yıllarca sürebilir. Bir çok ciddi hastalık belirtisi olan idrarda kan görülmesi durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bazı kabızlık giderici ve idrarı kırmızıya boyayan azo gibi boya içeren ilaçlar ve bazı besinler(pancar, çilek, ahududu, böğürtlen vs) idrarda kan olmaksızın idrarı kırmızıya boyayabilir. Yine ağır egzersizlerden(özellikle uzun mesafe koşucularda) sonrada idrarda kan görülebilir, birkaç gün içinde idrar normale gelir. Hematürinin diğer risk faktörleri arasında yaş ve bazı  kalıtsal hastalıklar sayılabilir.

Hematüri Nedenleri 

İdrarda mikroskopla bakıldığında normalde maksimum görülen kan hücrelerinin(eritrosit) sayısı erkeklerde 1-2, kadınlarda 3-4 civarındadır. İdrarda kanama böbreklerden, idrar kanalları(üreterler), mesane, prostat ve idrarın dış ortam atıldığı idrar yoluna(üretra) kadar herhangi bir alandan kaynaklı olabilmektedir.  Böbrek ve idrar yolları taşları, enfeksiyonları ve kanserleri idrarda kanamanın en sık görülen ciddi nedenleridir ve 40 yaş altında daha çok idrar yolu enfeksiyonları ve taş hastalığı, 40 yaş üzerinde ise hematüri idrar yolu enfeksiyonları, prostat büyümesi, prostat kanseri, böbrek ve mesane kanseri habercisi olabilir.

1-Böbrek ve İdrar yolları enfeksiyonları: böbreklerin ve idrar yollarının mikrobik enfeksiyonları(sistit, piyelonefrit üretrit vs) durumunda idrarda kanama olabilir, ancak kanamaya genellikle idrar yaparken zorlanma, yanma, ağrılı  ve sık idrara çıkma ihtiyacı eşlik eder. Bunlar dışında acil işeme ihtiyacı, kötü kokulu idrar şikayeti görülebilir. Enfeksiyon böbrekte ise ek olarak ateş ve yan ağrısı eşlik edebilir. Prostata ait enfeksiyonlarda kanama dışında  idrar zorluğu ve sık idrara çıkma ihtiyacı ön plana çıkmaktadır.

2-İdrar yolları taş hastalığı: İdrar kanallarında tıkanıklık yapmayan böbrek ve idrar yolları taşları sadece idrarda kanama ile belirti verebilir, eğer tıkanıklık yapıyorsa kanama ile birlikte kolik şiddetli ağrısı eşlik eder. Buna bir de enfeksiyon eşlik ediyorsa tablo iyice kompleks hale gelir.

3-Prostat büyümesi: Daha çok 40 yaş üzeri erkeklerde görülen prostat büyümesinde hastanın temel şikayeti yanında idrarda kanama saptanabilmektedir.çıkar ve idrarda kanamaya neden olabilir.

4-Böbrek hastalıkları: Böbreğin mikrobik olmayan ve filtrasyon yapan ünitelerin glomerulonefrit gibi bazı tıbbi hastalıklarında hematüri gözlenebilir, bunlar transplanta(böbrek nakli) kadar götürecek kadar böbrek yetmezliğinin bir belirtisi olabilir. Böbreğin filtre sisteminde meydana gelen ve nefrit adı verilen hastalıklarda da idrarda kanama ortaya çıkar.Yine diyabet (şeker hastalığı)gibi bazı sistemik hastalıklarda da ek bulgu olarak idrarda kan görülebilir.

5-Ürolojik Kanserler: İdrarda pıhtılı-pıhtısız, gözle görülebilir veya mikroskopik kan görülmesinin en önemli ve ciddi nedeni ürolojik kanserler olabilir. Başta mesane ve böbrek kanseri olmak üzere prostat ve diğer ürolojik kanserin en önemli belirtilerinden biri idrarda kanama görülmesidir. Hatta klasik olarak  40 yaşını geçmiş, sigara içen, idrarda ağrısız pıhtılı kanaması olan erkekler aksi ispat edilinceye kadar mesane kanseri kabul edilmektedir. Kanamaya eşlik eden ortak payda sigaradır. Mesane kanserinde ilk ve uzun dönemde sürekli idrarda kanama gözükürken, prostat ve böbrek kanserinde ilerlemiş evrelerde daha çok karşımıza çıkmaktadır. 

6-Diğer nedenler: Orak hücreli anemi ve Alport sendromu gibi kalıtsal genetik hastalıklarda, böbrek ve idrar yolları travmalarında, bazı kullanılan ilaçlarda idrarda kanama görülebilir. Siklofosfamid gibi antikanser ilaçlar, radyoterapi, aspirin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar ve penisilin türü antibiyotikler idrarda ciddi kanamalara neden olabilmektedir.

TEŞHİS

1- Öykü ve fizik muayene hematürinin araştırılmasında ilk basamaktır.

2-Basit idrar testi: Gözle görülebilen bir kanama olsa bile ek bulgu olup olmadığını saptamak için basit bir idrar testi gereklidir.Yine şeffaf bir kaba alınan idrar gözle incelenmelidir. Enfeksiyon düşündürecek bulgu ve belirti varsa idrar kültürü alınır.

3-Temel rutin kan analizleri hematüri şikayeti olan hastadan mutlaka istenmelidir.

4-Görüntüleme testleri:Başta kolay ulaşılır ve yapılabilir olan ultrasonografik görüntüleme idrarda kanaması olan hastalarda temel inceleme yöntemidir. Bununn yanında gerektiğnde bilgisayarlı tomografi(CT) ve magnetik rezonans(MR) görüntüleme istenebilir

5-Sistoskopi:Diğer yöntemlerle bir sonuç alınamazsa sistoskopik(endoskopik) inceleme gerekebilir. Sistoskopi, başta mesane kanseri olmak üzere diğer bazı klinik durumlar (Taş,tümör, prostat vs) için kullanılan, sistoskop adı verilen ışıklı-kameralı endoskop kullanılarak mesanenin ve idrar kanalının(üretra) incelenmesine imkan sağlayan  tanı/teşhis yöntemidir.

6- Bazen idrarda kanamanın nedeni bulunamaz. Bu durumda, özellikle sigara içme, çevresel toksinlere maruz kalma veya radyasyon tedavisi öyküsü gibi mesane kanseri için risk faktörleri söz konusu ise , düzenli aralıklarla  takip önerebilir.

TEDAVİ

İdrarda kan görülmesinin tedavisi, kanamaya neden olan asıl etmenin ortadan kaldırılması ile  mümkündür. Kanama bir hastalık değil mevcut bir hastalığın belirtisidir, kanamaya neden olan hastalık tedavi edildiğinde hematüri de tedavi edilmiş olur.

Okumaya Devam

Üroloji

Ürolojide Botox Kullanımı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Botox Nedir?

Gıda zehirlenmesi yapan Clostridiu Botulinum adlı bakterinin toksini(nörotoksin) kaslarda asetilkolin salınımını engeller ve kısmi felç yaparak etkisini gösterir.

Botox’un ürolojide kullanım alanları

1-İdrar kaçırma, interstisyel sistit ve mesane ağrı sendromu

Ürolojide en güncel ve   en sık medikal tedavi ile sonuç alınamayan veya ilaca alternatif olarak, idrar kaçırma, aşırı aktif mesane, nörojenik mesane, interstisyel sistit ve mesane ağrı sendromu da başarıyla kullanılmaktadır. Uygulamaya karar vermeden önce mesane kanseri olmadığından emin olunmalıdır. Botox materyeli sulandırlarak lokal veya genel anestezi altında endoskop(sistoskop) aracılığı ile mesane kasına sistematik olarak 20-30 ayrı noktaya, toplamda 100 ila 300 ünite dozunda yapılır, işlem süresi ortalama 15dk, kanama olmazsa idrar sondasına ihtiyaç yoktur.

2-Prostat Büyümesinde Botox uygulaması 

Prostat büyümesi nedeniyle işeme sıkıntısı çeken, ilaçla tedaviye alternatif veya ilaçlardan yeterince fayda görmeyen hastalarda ve ameliyata uygun olmayan bazı seçilmiş hastalarda etkin, güvenilir bir yöntem olarak görülmektedir. Bu yöntem prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan standart ve rutin bir yöntem değildir. İşlem prostatın büyüklüğüne göre 100-300 Ünite Botox materyali, lokal veya genel anestezi altında, rektal, transüretral(sistoskop aracılığı ile idrar kanalından) veya perineal(testis ile anal arasındaki bölge) ultrasonografi kılavuzluğunda uygun uzunluktaki iğne ile özellikle prostatın dışa yakın birkaç alanına enjeksiyonunu ifade eder.

Sonuç olarak, verilen materyel prostat şikayeti nedeniyle hastalara verilen alfa-blokör olarak adlandırılan ilaçların etkisi ile aynı etkiye sahiptir. İşlemin bir kısım yan etkileri vardır, bunlar arasında; ağrılı idrar, idrar tıkanıklığı, idrar yolu enfeksiyonu alerjik reaksiyonlar sayılabilir. Freys sendromu da denilen Botoxa aşırı duyarlılık durumunda daha dikkatli ve düşük doz kullanılmalıdır. İnsanda toksik doz aralığı 2500-3000 Ünitedir, bu doz aşılmamalıdır.

Botoxun Kullanılmaması gereken durumlar 

  • Hamilelik ve emzirme, 
  • Kaslara etkieden bazı ilaç kullananlarda (aminoglikozid,penicillaminler,kalsiyum kanal blokerleri,magnezyum,siklosporin)
  • Kas hastalığı olan hastalar(ALS, Miyasthenia gravis, Eaton-Lambert Sendromu)
  • Kanama bozukluğu olan hastalar(Hemofili vs)
  • Botoxa alerjisi olan hastalar 

Okumaya Devam

Trendler