Bayılma - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Nörolog

Bayılma

Yayınlanan

üzerinde

Bayılma kısa süreli şuur kaybı olarak tanımlanır.Birçok farklı nedeni bulunmaktadır.Öncelikle şuur beyin bölgelerinin birbirleriyle bağlantılı bir şekilde bütüncül olarak çalışması sonucunda ortaya çıkan bir koognetif fonksiyondur.Şuur kişinin kendisinin ve çevresinin farkındalığını ifade etmektedir.Gerek beyindeki herhangi bir fiziksel yada yapısal değişiklik gerek vücudun diğer organlarındaki herhangi bir değişiklik şuur değişikliğine ve en nihayetinde şuur kaybına neden olabilmektedir.Şuur kaybının yada şuur değişikliğinin birden fazla nedeni olabileceği ve birden fazla sistemdeki değişikliğin şuur değişikliğine yol açabilini vurgulamıştık.Bunlardan nörolojik nedenli olanlar birebir beynin kendisinin etkilendiği yada beyinden köken alan değişikliklerin neden olduğu bayılma durumlarıdır.Nörolojik kökenli şuur değişiklerinin en sık nedenlerinden bir tanesi epilepsi dediğimiz halk arasında bilinen adıyla sara nöbetleridir. Ancak bütün epilepsi nöbetleri bayılma ile sonuçlanmak zorunda değildir.Bazı epilepsi nöbetleri kişinin şuurunun yerinde olduğu nöbetler şeklinde seyretmektedir.Ancak bayılma ile sonuçlanan epilepsi nöbetleri açısından bakıldığında ayırıcı tanıda özellikle göz alınması gereken iki durum bulunmaktadır.Bunlardan bir tanesi kalpteki bir  probleme bağlı olarak beynin kanlanmasının değişmesi yani azalma yönünde bir  değişiklik göstermesi ve ardından kişide şuur değişikliği yani şuur kaybının  gözlenmesidir.Bir diğer durum ise psikolojik nedenlere bağlı olarak gelişen şuur  değişikliği durumudur bu gerçek bir şuur değişikliği yada şuur kaybı değildir.Ancak  özellikle epilepsi hastalarında gördüğümüz şuur kaybı ve kardiyak ritim  bozukluğunun neden olduğu şuur kayıplarıyla karışıklık göstermekte ve hastalarda  yanlış tanı beraberinde yanlış tedaviye neden olduğu için oldukça önemlidir. 

Özellikle nörolojik nedenli şuur kayıplarının epilepsi nöbetlerine eşlik edebileceği  ve bunların ayırıcı tanısında kalp ritim bozukluklarına bağlı olarak beynin  kanlanmasındaki azalma yönündeki değişiklik ve değişikliğe bağlı görülen  bayılmaların göz önüne alınması gerektiğinden bahsettik.Bir diğer önemli neden  ise psikolojik nedenlere bağlı olarak gelişen şuur değişiklikleri ve en nihayetinde  şuur kaybıdır. 

Bunlar görülme sıklıkları açısından bakıldığında aslında psikolojik nedenli  bayılmalar ve şuur değişiklikleri ile kardiyak kökenli şuur değişikliği ve bayılmalar  nörolojik özellikli epilepsi nöbetlerinin eşlik ettiği şuur kayıplarından çok daha  fazla sıklıkla görülmektedir.Bu nedenle kişi şuur değişikliği yada şuur kaybı ile 

başvurduğu zaman öncelikli olarak göz önüne alınması gereken bu iki bayılma  nedeninin varlığının sorgulanmasıdır. 

Bayılma yakınması ile başvuran hastada nasıl davranmalıyız, hangi tetkikleri  istemeliyiz, doğru tanı konduktan sonra ise doğru tedavi yaklaşımı hangisidir,  sorularına cevap bulmamız gerekmektedir.Ancak öncelikle bunun bir bayılma olup  olmadığı sorgulanmalıdır.Şuuru tanımlarken söylediğimiz gibi şuur kişinin  kendisinin ve çevresinin farkındalığı olarak değerlendirilmektedir.Bu nedenle şuur  değişikliği ve şuur kaybının varlığının bu farkındalıkta değişikliğe yol açması  gerekmektedir.Hastalarda gerçek bir şuur değişikliği yada gerçek bir şuur kaybının  varlığı sorgulanırken bu durum dikkate alınmalıdır.Ardından şuur değişikliğine yol  açabilecek üç temel neden açısından hastadan gerekli tetkikler istenmelidir.Ancak  bu istenecek tetkikler kişinin eşlik eden diğer hastalıklarının varlığı, kardiyak  nedenler, psikolojik stresörlerin var olup olmadığı ve nörolojik ek hastalıklarının  var olup olmadığına göre değişkenlik gösterebilmektedir. 

Ancak bu bayılma nedenleri arasında geri dönüşebilir, tedavi edilebilir, en  azından durdurulabilir hastalıklar açısından yani daha ciddi hastalıklardan daha  önemsiz hastalıklara yani psikolojik nedenli bayılma gibi daha önemsiz  hastalıklara doğru tetkik istemi yapılmalıdır.Ve tetkikler bu şekilde sıralanmış olmalıdır.Bu nedenle öncelikli nedeni nörolojik olarak beyinden köken alan şuur  kayıpları olarak düşünülmekte fayda vardır.Bu tür hastalarda bir beyin  görüntülenmesi öncelikle istenmelidir.Şuur değişikliğine yol açacak yapısal bir  lezyon olup olmadığı değerlendirilmelidir.Kardiyak ritim bozukluklarında görülen  bayılmarın varlığında kardiyak nedenler tetkik edilmelidir. Kişinin kandaki eletrolit  değişiklikleri yada kanda bir enfeksiyon varlığı yani kandaki herhangi bir  laboratuvar verisindeki biyokimyasal değişiklikte beyinde hücreler arası iletişimi  etkileyecek ve şuuru oluşturan bütün beyin hücrelerinin birbirleriyle koordineli  yani uyumlu bir şekilde çalışmasının bozulmasına yol açacaktır.Bu nedenle rutin  kan tetkikleri, kardiyak ritmi ortaya koymak için elektrokardiyografi yani EKG  ardından beyin görüntülenmesi ve kişinin beyin aktivitesinin değerlendirilmesi için  Elektroesefalografi dediğimiz tetkik istenmelidir.Elektroensefalografi dediğimiz  tetkik kısaca yani sıklıkla bilinen adıyla EEG sadece epilepsi nöbetleri olan  hastalarda değil aslında vücuttaki başka bir organa bağlı bozukluklarda beynin  etkilenmiş olup olmadığının değerlendirilmesi içinde kullanılabilmektedir.

Hastalardan birinci basmakta istenen bu rutin tetkiklerde herhangi bir bozukluk  saptanmadığı durumlarda hastanın içinde olduğu sosyal durum psikolojik  stresörlerin varlığı yada yoğunluğu sorgulanmalıdır. 

Bayılmaya neden olabilecek herhangi bir durumun varlığı saptanmadığı takdirde  ise kişi öncelikli olarak takip edilmeli gerekirse rutin elektroensefalografi yani kısa  süreli uyanıklıkta yapılan elektroensefalografi’nin yanı sıra daha uzun süreli  monitörizasyon yapılması gerekmektedir.Hastanın en değerli tetkiki şuur  değişikliği yani hastanın tariflediği şuur değişikliği yada şuur kaybı durumundaki  elde olunan EEG kaydıdır.Eğer bu esnada bu uzun süreli EEG kaydı sırasında  kişinin klinik yakınması görülürse ve bu esnada EEG de epilepsiye işaret eden bir  bozukluğun varlığı saptanırsa zaten kişinin şuur değişikliği yada bayılma nedeni  olarak epilepsi tanısı konacaktır.Ancak çoğu hastada bunu temin etmek çok kolay  olamayabilir.Şunu belirtmeliyiz ki kardiyak ve psikolojik kökenli bayılmaların  hiçbirisinde EEG kaydı sırasında epileptik deşarjlar edle edilmez epileptik  deşarjların elde edildiği tek bir durum vardır ki oda epilepsi hastalıkları epilepsi  nöbetleridir. 

Eğer bayılma nedeni olarak kardiyak ve psikolojik nedenler düşünülüp tanı  konduysa kişi ilgili uzmanlık alanına yönlendirilmelidir.Ancak psikolojik kökenli  bayılma teşhisi konan hastaların uzun dönemde epileptik nöbetler açısından da  takip edilmesi ve aralıklı olarakta EEG kayıtlarının elde edilmesi  gerekmektedir.Çünkü çoğu psikolojik kökenli hastalık yani buna bayılma, psikolojik  kökenli epileptik nöbetler, psikolojik kökenli hareket bozuklukları yada psikolojik  kökenli psikojenik demans dediğimiz bunama tablolarındaki gibi çoğu psikolojik  kökenli nörolojik hastalıkta ilerleyen dönemde hastalar takip edildiği de gerçek  fizyolojik bir bozukluğa işaret eden bulgular elde edilebilmektedir.Çünkü EEG  kayıtları fizyolojik kayıtlardır ve anlık kayıt yapabilmektedirler.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Nörolog

Uyku Apnesi Sendromu

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Uyku apne sendromu, uyku sırasında solunumun durmasını takiben gelişen kan oksijen düzeyinde düşme, sonrasında oluşan uyanıklık reaksiyonu ve ardından solunumun tekrar düzelmesi ile karakterize ataklarla seyreden bir hastalıktır.

10 saniye veya daha fazla süreyle ağız ve burunda hava akımının durmasına apne, 10 saniye veya daha fazla süreyle hava akımının azalmasına hipopne denir.

Apnenin başlıca iki tipi vardır:

I.Tip Apne, obstrüktif uyku apnesidir ve uyku sırasında solunum çabasının sürmesine (karın ve göğüs solunumun devam etmesi) karşın ağız ve burun seviyesinde hava akımının durmasıdır.

II.Tip Apne santral uyku apnesidir ve uyku sırasında hem solunum çabası hem de hava akımının durmasıdır.  

Uyku Apnesi risk faktörleri nelerdir? 

  1. Yaş : 65 yaş sonrası sıklık 30-64 yaş arasına göre 2-3 kat fazladır. Çocuklarda genellikle 2-6 yaşlar arasında gözlenir. Bademcik ameliyatı yapılmış çocuklarda daha az görülür. 
  1. Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre yaklaşık iki kat fazla görülmekle birlikte menapoz sonrasında kadınlarda da erkekler kadar sık görülür. 
  1. Obezite: Obezite ile apne oluşumu arasında kesin bir ilişki vardır. Aşırı kilolu olanlarda yutakta yağ yastıkçığı birikimi fazlalaşmakta ve bu da üst solunum yolunda tıkanma eğilimini artırmaktadır. 
  1. Genetik: Hastaların akrabalarında benzer bulgular daha sık görülmektedir. 
  1. Anatomik Risk Faktörleri: Üst hava yolu genişliğini azaltan tüm faktörler hastalığın oluşumuna ve şiddetinin artmasına katkıda bulunur. Çenenin geride olması veya çenenin küçük olması gibi kafa ve yüz anomalileri ile burun septum deviyasyonu üst hava yolu geçişini daraltarak, uyku apnesine eğilim yaratır. Tıkanmanın bir başka nedeni de, yağ depolanması veya büyük bademciklere  bağlı olarak üst solunum yolunda yumuşak doku kitlesinin artmasıdır.  
  1. Sırtüstü pozisyonda uyumak: Dil kökünün üst solunum yolunu tıkamasına yol açarak uyku apnesinin şiddetini arttirır. 
  1. Alkol ve Sigara: Alkolün yutak kas aktivitesini bozduğu ve apnelere uyanıklık reaksiyonu cevabını azalttığı için uyku apne şiddetini arttırdığı gösterilmiştir . 

Uyku apnesi hastalık bulguları nelerdir?

  1. Horlama: Horlama solunum bozukluklarında en sık görülen bulgusudur. Horlama şikayeti olan hastaların %35’inde obstrüktif uyku apnesi sendromu saptanmaktadır. Uyku apnesi olan hastaların ise %70-95’inde horlama görülmektedir. 
  1. Tanıklı Apne: Hastalar kimi zaman apnelerini fark edemeyebilir, bu durum yakındaki bir kişi çoğunlukla eşleri tarafından fark edilebilir. Hastada hava açlığı veya boğulma hissi ile uyanma, kendi horlama sesine uyanma yakınmaları olabilir. 
  1. Gündüz Aşırı Uyku Hali : Uyku sırasında tekrarlayan apneler sonucunda hastanın sık sık uykusu bölünmekte, hasta gecenin büyük bölümünü yüzeyel uykuda geçirmekte ve derin uykuya dalamamaktadır. Bunların sonucunda da hasta ertesi gün aşırı uyku ihtiyacı hissetmektedir.  Hafif olgular sadece sakin ortamda uyku hali tanımlarken, ileri derecedeki olgularda yemek yeme, konuşma veya araba kullanma sırasında da  uyuklama görülebilir.
  1. Son dönemde kilo alımı artışı ve kilo verememe
  1. Gece göğüs ve ensede aşırı terleme
  1. Gece idrara kalkma, gece altına kaçırma
  1. Seksüel impotans (iktidarsızlık)
  1. Gece kalp ritim bozuklukları
  1. Gastroözefagial reflü
  1. Depresyon, anksiyete
  1. Unutkanlık, dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, öğrenme problemleri
  1. Sabah baş ağrısı
  1. Sabah ağız kuruluğu
  1. Gece diş sıkma, salya akması
  1. Uykusuzluk
  1. Uyurgezerlik

Polisomnografi çekiminde  uyku sırasında neler kaydedilir ?

  1. Beyin aktivitesi için Elektroensefalografi (EEG)
  1. Göz hareketleri için Elektrookülografi (EOG)
  1. Çene ve bacak hareketi için Elektromiyografi (EMG- submentalis ve tibialis)
  1. Ağız burun solunumu için  oronazal hava akımı
  1. Göğüs ve karın solunumu için göğüs ve karın hareketleri
  1. Oksijen ölçümü için oksijen satürasyonu
  1. Kalp ritmi için  Elektrokardiyografi (EKG)
  1. Vücut pozisyonu 
  1. Gece boyu video kaydı  

Bu parametrelerle apnenin varlığı, tipi (obstrüktif/santral), apne süresi değerlendirilir. Bunun saptanmasıyla hastanın apne-hipopne indeksi dolayısıyla hastalığın ciddiyeti

belirlenir. 

Polisomnografik çalışma sonucu uykudaki apne ve hipopnelerin sayılarının toplamının saat olarak uyku süresine bölünmesiyle elde edilen değere apne-hipopne indeksi adı verilir. OSAS’ın derecelendirilmesi PSG sonucunda saptanan Apne Hipopne İndeksi (AHİ) değerine göre yapılmaktadır. Bu derecelendirme tedavi yaklaşımı için oldukça önemlidir. 

Bunun yanında apne ve hipopnelerin hastanın hangi yatış pozisyonunda ve uykunun hangi dönemlerinde arttığı, apne ve hipopnelerin sayısı yanında süresi değerlendirilir. 

Uyku evreleri değerlendirilerek uykunun kalitesi ve yeterli olup olmadığı anlaşılır.

Uyku sırasında horlama, kalp atımları, kan oksijen düzeyleri ve bacak hareketleri de değerlendirilir. 

AHI 5′ den az ise normaldir. 

 5-15 arasındaki değerler klinik bulgularla birlikte  uyku apne sendromu varlığını gösterir.

15 üzerindeki değerler uyku apnesi varlığını gösterir.  

Uyku apnesinin tedavisi nasıl yapılır? 

  1. Zayıflama ile AHİ’de azalma ve uyku kalitesinde düzelme görülür. 
  1. Sırtüstü pozisyonda uyumanın engellenmesiyle pozisyona bağımlı hafif uyku apnesi olan hastalarda uykudaki solunum bozukluklarının düzeldiği görülmüştür. 
  1. Tedavide kabul görmüş bir ilaç tedavisi yoktur. 
  2.  Pozitif hava yolu basıncı uyku apnesinin bir diğer tedavisidir. AHİ 5’in üzerinde olan ve hastalık bulgularını taşıyan tüm uyku apne hastalarına CPAP (Continious Positive Airway Pressure- Sürekli Pozitif Hava Yolu Basıncı) tedavisi uygulanabilir. Bu yöntemle orta ve şiddetli uyku apne hastalarında gün içi uykululuğun hem objektif hem de subjektif ölçütlerinde düzelme sağlanabilir.

Okumaya Devam

Nörolog

Huzursuz Bacak Sendromu

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Huzursuz Bacak Sendromu (HBS), uyku ile ilişkili hareket bozukluklarından biridir. Tipik klinik özelliği uykuya dalmayı engelleyen, bacaklarda tarifi mümkün olmayan anormal bir his ve karşı konulamaz hareket ettirme ihtiyacına neden olan huzursuzluk durumudur.

Kesin tanısı klinik özellikleri ile kolaylıkla konabilmekle beraber, kimi zaman hastalar, bu yakınmalarla yıllarca değişik branşlarda hekimlere gitmek zorunda kalmakta ve birçok ağrı kesici tedaviyi denemekle birlikte şifa bulamamaktadır.

    HBS görülme sıklığı yapılan bir çok çalışmada % 10-15 olarak bulunmuştur.

    HBS kesin tanı kriterleri 

  1. Özellikle bacaklarda, karşı konulması mümkün olmayan hareket ettirme isteği, aralıklı, ağrılı olmayan rahatsız edici duyumlar
  2. Hareket etme ile rahatlayan veya tamamen ortadan kalkan aşırı huzursuzluk durumu
  3. Bulguların istirahat halinde ortaya çıkması ve/veya artması
  4. Bulguların akşam saatleri veya geceleri daha belirgin olması

    Huzursuz bacak sendromu tanısı için bu 4 kriterin de birlikte bulunması gereklidir.

    HBS bulguları olan hastalar, uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte güçlük çeker. Bunu yaşayan kişi rahatsızlığını sıklıkla tarif etmekte zorlanır. 

    Tarifi zor olan bu hissi hastalar şu şekilde dile getirmektedir;


    -Kramp girecekmiş gibi

    -Bacaklarım kıpraşıyor

    -Bacaklarım geriliyor

    -Bacaklarımda karıncalar geziyor
    -Diş ağrısı gibi
    -Bacakları hıçkırık tutması
    -Elektriklenme
    -Zonklama
    -Kemiğim kaşınıyor
    -Huzursuzluk
    -Bacaklarım deliriyor
    -İğnelenme
    -İliklerim çekiliyor
    -Yanma var

    Bulgular hastalığın başlangıcında tek taraflı olabilmekle birlikte zaman içinde her iki bacağı da etkilemektedir. Hastaların yarısına yakınında kollarda da etkilenme olabilmektedir.

    Haftalar veya aylar süren düzelme dönemleri ve bulguların ortaya çıktığı alevlenme dönemleri ile seyreden, hayat boyu devam eden bir hastalıktır.

    HBS idiyopatik (sebebi bilinmeyen)  ve semptomatik  (başka bir hastalığın belirtisi olan) olmak üzere iki şekilde ortaya çıkabilir. 

    İdiyopatik formda hastaların birinci derecede akrabalarında yakınmaların % 50 oranında ortaya çıkması genetik geçişi desteklemektedir. 

    Semptomatik form ise altta yatan başka bir hastalıkla birlikte olur. Bu hastalıklar arasında demir eksikliğine bağlı kansızlık başta olmak üzere, üremi, romatoid artrit, Diabetes Mellitus önemlidir. Bazen gebelikte de görülebilir. Periferik sinir sistemini ve omuriliği tutan bazı nörolojik hastalıklarda da nadiren görülebilmektedir. 

    Tedavide ilk amaç altta yatabilecek hastalıkların tedavi edilmesidir. 

    Dopamin agonisti ilaçlar hem idiyopatik, hem semptomatik HBS tedavisinde  kullanılmaktadır.

    Uyku düzenini bozarak, hayat kalitesini belirgin olarak düşüren, sık görülmesine rağmen tanı konması gecikebilen bu hastalığın toplumda tanınması, hastaların nöroloji uzmanına yönlendirilmesini ve uygun tedavi ile şifa bulmasını sağlayacağından oldukça önemlidir.

Okumaya Devam

Nörolog

Epilepsi Nedir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Halk arasında sara hastalığı olarak da bilinen epilepsi, beyin normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile oluşan klinik bir durumdur.Epilepsi, kendini epileptik nöbetler ile göstermektedir ve oldukça yaygın bir hastalıktır. Toplumda görülmeme sıklığı, ülkemizde ve dünyada olduğu gibi % 0,5 ile %1 arasındadır. Cinsiyetler arasında epilepsi hastalığının görülme oranında herhangi bir farklılık yoktur.

EPİLEPSİ KALITSAL BİR HASTALIK DEĞİLDİR’

Medicana International Samsun Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Didem Er, epilepsinin yaklaşık 2/3’ünde neden ortaya konulamadığını nedeni saptanabilen epileptiklerde ise doğumsal anomaliler olduğunu ifade ederek, ”Doğum travmaları, kafa travması, beyin damar hastalıkları, tümörler, beyin iltihapları ve aşırı alkol tüketme gibi nedenler vardır. Epilepsi anne-babadan çocuklara geçmez. Zira epilepsi (sara hastalığı) kalıtsal bir hastalık değildir. Epilepsi kalıtsal bir hastalık olmamasına rağmen gelişme eğilimi bazı ailelerde daha fazladır. Bununla birlikte epilepsinin oluşumu için bazı dış faktörlerinde bulunması gereklidir “dedi

EPİLEPSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Dr. Didem Er, epilepsinin belirtilerini şöyle sıraladı, “Vücutta ani kasılmalar, kollarda ve bacaklarda kontrol edilemeyen sarsılma hareketleri, bilinç kaybı, geçici kafa karışıklığı, görünür bir sebep olmaksızın aniden düşme, korku, kaygı veya dejavu gibi psişik belirtiler,ani olarak ortaya çıkan yoğun korku ve endişe hali, geçici kafa karışıklığı, belirgin bir uyaran olmaksızın ani göz kırpma nöbetleri, ellerde ve ayaklarda kısmı şekilde kontrolsüzlü,kendisine sorulan şeylere yanıt verememe, kısa bir süre iletişim kuramama, baş sallama hareketleri (seri şekilde),sabit bir noktaya bakmaktır.”

EPİLEPSİ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Epilepsi krizlerinin değişik çeşitleri vardır. En çok tanınan tür; kol ve bacakların önce kasıldığı, sonra çırpındığı, yüzde morarma, ağızdan köpük gelmesi bu halin bir müddet sonra kaybolarak hastanın gevşemesi ve ardından yavaş yavaş kendine gelmesi şeklinde gerçekleşen büyük epilepsi nöbetleridir.Eğitim-öğretim hayatında karşılaşılan aile ve öğretmenlerin ‘dalma’ olarak tanımladığı çocuğun yazı yazmasının ve konuşmasının ani bir biçimde bir süre kesildiği, cevapsızlığın ardından bıraktığı aktiviteyi kaldığı yerden devam ettiği ‘absans’ nöbetleri de bir diğer epilepsi krizi türüdür.Erişkin yaş döneminde sık görülen nöbetler arasında da ‘şaşkınlık’ olarak tanımlanan nöbet türü vardır. Bu tür nöbetlerde kişinin gözleri aniden sabitleşir. Kişi anlamsız konuşur, sorulan soruya yanıt vermez. Bir süre sonra kendine gelen hasta yaşadığı nöbeti hatırlamaz. Tüm nöbet türleri kısa sürelidir. 

EPİLEPSİ TANI VE TEDAVİSİ 

Bazı durumlarda tek başına nöbet öyküsü ile teşhis konulabilirken , bunlarla birlikte kısa süreli elekroensefalografi (EEG), uyku EEG’si, kraniyanal görüntüler ve kan tetkikleri de ayırıcı tanı yapmak açısından gereklidir.Epilepsi hastalarının çoğuanti-epileptik denilen epilepsi ilaçları yoluyla tedavi edilebilir. İlaçlarla nöbetlerin durdurulması amaçlanır. Bu nedenle ilaçların düzenli olarak kullanımı önemlidir. İlaç tedavisi, hastaların büyük bir bölümünde etkili olmasına rağmen, kimi hastalarda beklenen etkiyi sağlayamayabilir. Bu hastalarda epilepsiye sebep olan altta yatan duruma göre cerrahi tedaviler uygulanabilir.

EPİLEPSİ NÖBETİ SIRASINDA NE YAPILMALI?

Nöroloji Uzmanı Dr. Didem Er, normal şartlar altında atağın kendiliğinden maksimum 1-2 dk içinde sonlandığını ifade ederek,” Eğer epileptik atak bu sürede sonlanmıyorsa hasta mutlaka hastaneye götürülmelidir. Hasta epilepsi nöbeti geçirdiği sırada sadece çevre faktörlerin ona zarar vermesini engellemek adına önlem almak gerekebilir. Hastanın nöbet geçirdiği sırada düşme ve kasılma gibi durumlarda etrafta hastaya zarar verebilecek keskin bir obje veya sert bir cisim varsa hasta o tehlikeden uzaklaştırılmalıdır. Kriz anında hastanın boğazını sıkan, sıkı bağlanmış kravat, eşarp gibi giysiler hastanın rahat nefes alabilmesi için gevşetilmelidir.Hastaya soğan, kolonya vb. koklatmanın epilepsi nöbetlerinde tedavi edici hiçbir anlamı yoktur. Nöbet geçiren bir hastanın yakınları ya da çevresindeki insanlar tarafından kol ve bacaklarının tutulması, bastırarak kontrol altına alınmaya çalışılması omuz çıkığı oluşması gibi ortopedik sorunlara sebebiyet verebilir.Hasta kasılırken ağzını açmaya çalışmak; çene çıkığı, dişlerini kırma, açmaya çalışan kişinin parmaklarının hasta tarafından ısırılması, kanamaya sebep olma gibi pek çok olumsuzluklara sebebiyet verebilir.Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk hissedebilir, geçici olarak bilinç kaybı, sersemlik durumu söz konusu olabilir. Bu yüzden hasta bir süre dinlendirilmelidir” dedi. 

EPİLEPSİ HASTALARINA ÖNERİLER 

• Açlık ve uykusuzluk,anksiyete ve depresyon epilepsi nöbetleri için tetikleyici olabilmektedir,
• Ateşli hastalıklar uygun şekilde uzman hekim tarafından tedavi edilmelidir
• Bazı ilaçların kullanımından uzak durmaları gerekmektedir, hekime sormadan herhangi bir nedenle ilaç kullanımı sınırlandırılmalıdır.
• Alkol, titrek ve parlak ışıklar ve uyuşturucu madde kullanımı gibi faktörler epilepsi hastalarında kişinin eşiğini düşürerek hastalığı olumsuz etkiler.

Okumaya Devam

Trendler