COVID-19 Pandemi Öncesi ve Sonrası - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

COVID-19 Pandemi Öncesi ve Sonrası

Yayınlanan

üzerinde

Bildiklerimizi hatırlamak, bilmediklerimizle yüzleşmek.

İnsanların birbirlerinden bu kadar uzak kalmalarına neden olan ve dünya çapında hızla yayılan bir virüs ile karşı karşıya kalan biz insanoğlu, belirsizlikler içinde ve her gün yeni gelişmelere ayak uydurarak yaşamaya devam etmekteyiz.

2019 yılı sonunda yaşadığımız alandan çok uzaklarda birileri etkilenmişti. Biz yine de 2020 yılına etkilenmeden, güle eğlene girmiştik. Dileklerimiz hep madde dünyası ile ilgiliydi. Çok geçmeden anladık ki, 2,5 ay sonra alanımızda, bizler de etkilenmeye başladık. İşte biz etkilenince ortalık toz duman oldu. Herkes, aynı anda, aynı virüsle karşı karşıya kalmıştı da, farklılıkları yaratan neydi?

Bu soru, halen yanıtlanmaya çalışılıyor.

Bugünkü yazımda, cevabını bildiğimiz sorular üzerinden 2020 yılının bir özetini hatırlatmak ve 2021 yılında hepimizin sağlığının tam iyilik halinde olmasını istiyorum.

1. Pandemi nedir?

Salgın bir hastalığın, kıtalar arasında yayılarak çok geniş bir alana yayılarak kitleleri etkilemesi durumudur.

Dünya Sağlık Örgütü 11 Mart 2020 tarihinde COVID-19 hastalığını, pandemi olarak ilan etmiştir.

2. Koronavirüs nedir?

Orthocoronavirinae ailesi zarflı RNA virüs ailesidir. Grup içinde çok sayıda virüs vardır. İnsan, deve, sığır, kedi ve yarasa kökenli bulaşma söz konusudur. Virüs solunum yolu ile alındıktan ve hücre yüzeyine tutunduktan sonra zarf kısmı parçalanır ve RNA genomu hücre içine yerleşir.

Koronavirüs, nükleokapsit, zarf, zar ve protein çubuk çıkıntılarından (korona= taç) oluşan 4 yapısal proteine sahiptir.

İnsanda hastalık yapan alfa, beta, gama ve delta koronavirüslerdir.

İnsanda üst solunum yolu enfeksiyonlarının %10-20’si alfa tipi koronavirüs enfeksiyonudur. Beta tipi 2002-2003 yıllarında SARS, 2012 yılında MERS pandemilerinden sorumlu iken, günümüzde de 2019-2020 SARS-CoV-2 (COVİD-19) dünya çapında yayılım göstermektedir.

3. Hastalığın adı neden COVİD-19 (SARS-CoV-2)?

COronaVirusİnfectiousDisease-19

27 Aralık 2019 tarihinde, Çin Wuhan kentinde canlı hayvan pazarı kaynaklı çıkmıştır. İlk olgu yüksek ateş, öksürük yakınması ile hastaneye başvurmuş ve pnömoni (zatürre) tanısı almıştır. Daha sonra aynı yakınmalar ile aynı bölgeden başvuran ve aynı tanıyı alan hasta sayılarının artması üzerine Wuhan Seafood Market kapatılmıştır. Bu süre içinde hafif vakalar tespit edilememiş, ancak ağır hastalar fark edilerek önlemler alınmaya başlanmıştır. Bu hastalardan alınan örneklerde Koronavirüs saptanmıştır. İlk hastanın başvurusundan virüs tespitine kadar geçen yaklaşık 15 günlük sürede ve bundan sonra hızlı yayılım gösteren tehdit eden bir virüs olarak değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Çin karantina bölgesi ilan edilerek diğer ülkelere sınır önlemleri alınması önerilmiştir.

4. Koronavirüs nasıl yayılım gösterir?

Virüs, solunum yollarından damlacık yolu ile bulaşır. Ağız ve boğaz boşluğunda yerleşmiş olan 80-90 nm boyutlarında, yani mikronun 1/1000’i, küçük olan virüs parçacıkları, konuşma, öksürük, hapşırık gibi solunum yolları refleksleri ile dış ortama yayılır. Dış ortamda bulunan virüsler, en fazla 6-8 saat canlılığını gösterebilir. Daha uzun sürelerde viral yük gittikçe azalmaktadır.

Solunum yolları ile vücudumuza alınan virüsler, hücre yüzeyinde bulunan ACE-2 reseptörleri aracılığı ile hücre içine girerek çoğalmaya başlar. Hem virüsün hücrede kendi oluşturduğu hasar, hem de kanamalara sebebiyet vererek oluşturduğu damar hasarı, tüm sistemlerde belirtilerin ve bulguların ortaya çıkmasına ve hastalığın yaygın olarak görülmesine neden olur.

5. COVID-19 hastalığı belirtileri nelerdir?

  • Ateş,
  • Boğaz ağrısı,
  • Ses boğuklaşması,
  • Baş ağrısı,
  • Mide bulantısı, ishal
  • Tat ve koku alma duyusunda azalma,
  • Kas ve eklem ağrıları,
  • Kuru öksürük ve nefes darlığı,
  • Ciltte döküntüler.

6. Hastalığa karşı risk altında bulunanlar kimlerdir?

  • Bağışıklık sistemi zayıf olanlar,
  • 65 yaş üzerindeki kişiler,
  • Kronik rahatsızlıkları olan kişiler,
  • Sağlık çalışanları,
  • Sigara içen bireyler.

7. Çocuklarda neden daha az görülmektedir?

  • Koronavirüsün hücre içine girmesine yardımcı olan reseptör sayısı azdır.
  • Bu reseptörlerin organ sistemlerindeki dağılımı azdır.
  • Çocukların immun yanıtları azdır.
  • Bu sebeple çocukların maruz kaldığı viral yük az olur ve hastalık erişkinlere göre daha az görülmektedir.

8. Hastalığın tedavisi var mıdır?

COVID-19 viral bir enfeksiyon hastalığı olduğundan, bilinen bir ilacı yoktur ve bu nedenle, tedaviden ziyade hastalıktan korunma çok daha önemlidir.

Aşı ile toplumsal bağışıklık sağlanarak, yine korunma sağlanacaktır.

9. Hastalıktan korumak ve korunmak neden bu kadar önemlidir?

Hastalığı herhangi bir belirti göstermeden taşıyan kişilerin olması ve bu kişilerin saptanamamaları, bulaşmayı ve hastalığın yayılmasını hızlandırmaktadır.

Toplumumuzda taşıyıcı kişilerin oranı yaklaşık %40-60’tır.

Hastalığı geçiren kişilerde, bulaştırıcılık azalır. Hastalığı geçiren herkeste yeterli bağışıklık oluşmadığından, hastalığı geçirmiş olmak, kişisel korunma ve tedbirlerden vazgeçmek demek değildir.

10. Hastalıktan korunmanın temel kuralları nelerdir?

  • Kişisel sağlık tedbirlerine uymak ve tedbirli olmaktır.
  • Maskeyi kurallarına uygun olarak kullanmak gereklidir.
  • Su ve sabun ile en az 20 saniye el temizliği en önemli korunma yöntemidir.
  • Ellerimizle yüzümüze dokunmamak ve diğer kişiler ile yakın temastan kaçınmak virüslerin bulaşmasını engellemeye yardımcı olur.
  • Virüs cansız yüzeylerde 2 saat ile 7 gün canlı kalabilir. Bu yüzden, yüzey temizliğine önem vermek (%70 alkol ve çamaşır suyu) önemlidir.
  • Kişisel beslenmemize dikkat etmek ve bağışıklık sistemimizi canlı tutmak, virüsün hücrelerimizde oluşturacağı hasarı azaltır.
  • Uyku düzenimize dikkat etmek gereklidir.

11. Aşı olmalı mıyız?

Kesinlikle, evet.

Aşılar, toplumsal bağışıklığı sağlamanın ve pandeminin yükünün azaltılarak yıllar içinde bitmesinin tek kuralıdır.

COVID-19 aşısı, 18 yaş altında çocuklara ve gebelere yapılmayacaktır.

Aşıların etkinlilik (Faz3) ve etkililik (Faz4) çalışmalarının sonuçları ile getirilecek ilk aşının olunması gereklidir. Ülkemizde Sinovac firmasının üretmiş olduğu, inaktif Koronavirüs aşısı olan CoronaVac 14.01.2021 tarihi itibari ile yapılmaya başlanmıştır.

12. Aşı olduktan sonra ne olacak?

Aşı olduktan sonra, hayat aynı şekilde devam edecek. Bizim bir süre daha aynı önlemlere devam etmemiz gerekecek.

Aşılar toplum bağışıklığı oluşturmada birincil öneme sahiptir. Bu bağışıklığın oluşması içinse, toplumun %85’inin aşılanması veya doğal bağışıklık ile hastalığı geçirmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, maskemizi kuralına uygun takmaya, ellerimizin temizliğine ve genel temizliğimize özen göstermeye ve gerekmedikçe kalabalıklara karışmamaya dikkat etmemiz gerekmektedir.

Gerçek tektir ve bilim tek gerçektir.

Pandemi ile geçirdiğimiz ilk yılın sonunda bildiğimiz, bu sürecin daha devam edeceğidir. Bilmediğimiz bu gerçeği kabul ederek yaşamaya devam edersek, hayatımız o kadar sağlıklı, dengeli ve uyumlu sürecektir.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Çocuklarda Başarılı Dil Gelişimi İçin 11 Öneri

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Okul öncesi dönemde zekâ düzeyinin en önemli göstergelerinden birisi çocuğun dili kullanma becerisi ve kelime hazinesidir. Dil aklın aynasıdır sözü bu gerçeği yalın bir şekilde ifade etmektedir. Dil en önemli sosyalleşme aracıdır. Kendini ve duygularını iyi ifade edebilen çocuklar daha kolay iletişim kurar, daha kolay arkadaş edinirler. Bu çocukların akademik ve sosyal başarıları diğer çocuklardan genellikle daha yüksektir.

Dil gelişimi doğumla birlikte başlar ve yaşam boyu sürer. Ancak 0-3 yaş başta olmak üzere okul öncesi dönem dil gelişimi yönünden ayrı bir öneme sahiptir. Araştırmalar çocukların büyük bir kısmının ana dillerini 2-5 yaş arasında öğrendiklerini göstermektedir. Dilin ne zaman öğrenildiğinden daha önemlisi çocuğun edindiği dili ne kadar etkin ve akıcı olarak kullanabildiğidir. Bunun temel belirleyicileri:

  • Aile ve sosyal çevrenin dil konusunda bilgi, tutum ve davranışları,
  • Çocuk ile aile ve çevre arasındaki iletişimin kalitesi,
  • Dil gelişimi odaklı yapılan eğitimdir.

Bu yazıda çocuğunuzun dil gelişimini desteklemenize yardımcı 11 pratik öneri sunulmuştur. 

  1. Çocuğunuza adı ile hitap edin. Çocuğunuza doğumdan itibaren çeşitli sıfat veya lakaplarla değil ismi ile hitap edin ve çevrenizdeki kişileri de bu konuda bilinçlendirin. Bu davranışınızla çocuğunuzun hem dil hem de kişilik gelişimini desteklemiş olacağınızı unutmayın.
  2. Çocuğunuzun tüm çıkardığı seslere karşılık verin. Doğumdan itibaren çocuğunuzun tüm seslerine eşlik etmeye ve karşılık vermeye gayret edin. Ağladığında ağlamasının nedenini onunla yüz yüze gelip konuşarak bulmaya çalışın. Minik Ayşe neden ağlamış? Karnı aç değil. Bezi ıslak değil. Yoksa minik Ayşe anneyi mi özlemiş? Gibi. Neşeli zamanlarında agulama ve mırıldanma seslerini taklit edin. O ses çıkardığında susup, o sustuğunda çıkardığı sesi değişik ses tonları ile ona tekrar edin. Bu şekilde hem çocuğunuzu ses çıkarma konusunda desteklemiş hem de onunla erken dönemde kaliteli bir iletişim kurmuş olursunuz. 
  3. Çocuğunuzu ses çıkaran oyuncaklarla olabildiğince erken tanıştırın. Aynı sesleri tekrar tekrar duymak çocukların ses çıkarma ve konuşmalarını kolaylaştırır. Bu amaçla başlangıçta çıngırak, ses çıkaran bileklikler, sesli kutular, bebeğin yatağına veya oyun halısına asılan sesli ve hareketli oyuncaklar, sesli top, çorap veya yataklardan yararlanabilirsiniz.  Daha büyük çocuklarda müzikli oyuncaklar, konuşan bebek ve arabalar, sesli masal ve hikâye kitaplardan yararlanabilirsiniz. 
  4. Çocuğunuzu ses çıkarması konusunda destekleyin. Kelime ve konuşma öncesi dönemde çocuğun ses çıkarma konusunda teşvik edilmesi çok önemlidir. Çevrenizdeki hayvan, araç ve doğa seslerini taklit edin. Hav hav, vız vız, cuf cuf, tak tak, düt düt, mee, möö, gibi ses ve hece tekrarlarını sıklıkla kullanın ve çocuğunuzu bu sesleri çıkarma konusunda cesaretlendirin. Çocuk için çıkarılması daha kolay olan bu sesler konuşma ve dil gelişim sürecini hızlandıracaktır. Çocuklar tekerleme, ninni ve şarkı dinlemeyi çok severler. Çocuğunuza olabildiğince sık ninni ve şarkı söyleyin. Her defasında farklı tekerleme, ninni veya şarkı yerine aynı tekerleme, ninni veya şarkıyı tekrar tekrar söylemeye dikkat edin. Çocuğunuzun aynı melodi ve sesleri tekrar tekrar dinlemesi bir yandan onda ritim duygusunu geliştirirken diğer yandan ses çıkarma ve konuşmasını kolaylaştıracaktır. 
  5. Çocuğunuzla konuşun, sürekli konuşun, daha fazla konuşun. Çocuğunuzun dil gelişimini desteklemek ve kelime hazinesini zenginleştirmek için yenidoğan döneminden itibaren onunla olabildiğince çok konuşun. Çocuğunuzu beslerken, kıyafetlerini değiştirirken, banyo yaptırırken, oyun oynarken veya uyuturken yaptığınız ve yapmayı planladığınız tüm aktiviteleri sade bir dil ile ona anlatın. Konuşmalarınızda ifadelerinizin net ve anlaşılır, cümlelerinizin kısa olmasına özen gösterin. Dudak hareketlerinizi görebilmesi için onunla aynı hizada ve yüz yüze olmaya dikkat edin. Çocuklar değişen ses tonu ve abartılı mimiklerden hoşlanırlar. Çocuğunuzun size odaklanmasını sağlamak ve sürdürmek için ses tonunuzda iniş ve çıkışla yapın, abartılı jest ve mimiklerle beden dilini etkin şekilde kullanın. Çocuğunuz konuşmaya başladığında bu, şu, o, bunu, şunu, onu gibi işaret şeklindeki ifadelerini isimlendirin. Bu diyerek bir oyuncağını işaret ettiğinde “Oyuncak arabanı mı istiyorsun? İşte oyuncak araban, oyuncak araba ile birlikte oynayalım mı?” veya “Konuşan bebeğini mi istiyorsun. Konuşan bebek burada. Haydi, birlikte evcilik oyunu oynayalım” diyebilirsiniz. Kelime hazinesini geliştirici önemli davranışlardan birisi de çocuğun konuşmalarının yeni kelimelerle genişletilmesidir. Çocuğunuz ev dediğinde “Burası bizim evimiz. Evimiz bizim yuvamız” veya süt dediğinde “İşte bir bardak süt. Bu süt senin büyümene yardımcı olacak” diyebilirsiniz. 
  6. Çocuğunuza olabildiğince fazla masal ve hikâye okuyun veya anlatın. Çocuğunuzla birlikte içerisinde çok sayıda resim bulunan masal veya hikâye kitapları okuyun. Çocuğunuzu resimler hakkında yorum yapması, resimler ile metin arasında ilişki kurması, resimlere bakarak hikâye veya masalın akışı hakkında tahminde bulunması için teşvik edin. Çocukların hayal gücü ile kelime hazineleri arasında yakın bir ilişki vardır. Çocuğunuzu hayal kurma konusunda destekleyin. Onunla birlikte değişik kelimeleri kullanabileceğiniz hayali masal ve hikâyeler oluşturun.  Aynı kitapları çocuğunuza tekrar tekrar okuyun, aynı masal veya hikâyeleri tekrar tekrar anlatın. Her okuma ve anlatmada çocuğunuz kelime ve kavramlar için yeni edinme ve öğrenme süreçleri yaşayacağını unutmayınız. 
  7. Çocuğunuzu olabildiğince fazla konuşturun. Dinlemek çocukların alıcı dillerini konuşmak ise verici dillerini öncelikle geliştirir. Çocuklar ilgi duydukları konular hakkında sohbet etmekten çok hoşlanırlar. Çocuğunuzun ilgi alanlarını keşfederek onunla detaylandırılmış sohbetler yapın. Çocuğunuzu soru sorma, olaylar hakkında yorum yapma, bildikleri ve yaşadıklarını anlatması konusunda destekleyin. Çocuğunuza tekerleme, şiir ve şarkılar ezberletin. Ezberlediği şiir ve şarkıları tekrar tekrar söyletin, öğrendiği masal ve hikâyeleri, yaşadığı olayları tekrar tekrar anlattırın. Çocuğunuzun anlatımlarını abartılı mimiklerle, merak ve heyecan içinde dinlemeye özen gösterin. Konuşması sırasında çocuğunuzun sözünü kesmeyin, cümleleri kurması veya tamamlaması konusunda ona yardımcı olmayın. 
  8. Alay etmeyin, taklit etmeyin ve zorlamayın. Çocuğunuzun dil öğrenme sürecinde telaffuz hataları olacaktır. Bunu doğal olarak karşılayın. Telaffuz hataları ile alay etmeyin, düzeltmesi konusunda ısrar etmeyin ve asla cezalandırmayın. Ebeveynlerin sık yaptığı hatalardan birisi çocuğun dili ile konuşmaktır. Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için ona bir yetişkin gibi davranın, onu taklit etmeyin ve kesinlikle çocuğunuzun dili ile konuşmayın. 
  9. Çocuğunuzu teknolojik aletlerin zararlı etkilerinden koruyun. Çocukların görsel uyarılara ilgileri sesten fazladır. Bu nedenle televizyon, bilgisayar, tablet ve telefon programlarında sesten daha fazla görüntüye odaklanırlar. Reklam ve müzik videolarının, erişkinler için hazırlanmış televizyon ve oyun programlarının dil gelişimi üzerine etkisi olumsuzdur. Çocuklar için hazırlanmış olsalar bile uzun süreli ve kontrolsüz izlendiğinde tüm programlar aynı zararlı etkiye sahiptir. Bu olumsuz etki erken çocukluk döneminde en belirgindir. Özellikle üç yaşından sonra çocuğunuzun yaş grubu için hazırlanmış, konuşmaların basit ve anlaşılır, hareketlerin yavaş, görüntü değişim süresinin uzun olduğu kısa süreli eğitici programlardan yararlanabilirsiniz. Çocuğunuzun izlediği programdan olumlu etkilenmesi ve yararlanması için programları birlikte izleyin. Program sırasında ve sonrasında izledikleriniz ile ilgili çocuğunuzla karşılıklı yorumlar yaparak sohbet edin.
  10. Çocuğunuzun aldığı uyarıları zenginleştirin. Çocuklar için girdikleri her yeni ortam, tanıştıkları her yeni kişi, gördükleri her yeni nesne dil gelişimlerini destekleyecek yeni bir uyarı demektir. Çocuğunuzun dil gelişimini desteklemek ve kelime dağarcığını zenginleştirmek için olabildiğince fazla kişi ve nesne ile temas etmesini, olabildiğince fazla fiziksel ve sosyal ortamda bulunmasını sağlayın.
  11. Çocuğunuz için iyi bir rol model olun. Çocuklar iyi birer taklitçidirler. Çocuğunuza iyi bir model olabilmek için kendinizi eğitin ve geliştirin. Kelime dağarcığınızı zenginleştirmek için yeni kelimeler öğrenmeye gayret edin. Günlük yaşamınızda dilin yapı ve ses özelliklerine dikkat ederek ve telaffuzlara özen göstererek olabildiğince fazla kelime ile konuşmaya dikkat edin. 

Okumaya Devam

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Yenidoğan Bebeğin Giydirilmesi

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

  1. Eğer çok sıcak değilse (24 °C’nin üzeri), sıcak tutulması için bebeğinizin birkaç kat giydirilmesi gereklidir.
  2. En iyisi, bir fanila veya bezin üzerine pijama ya da sabahlık giydirmek ve daha sonra üstünü bir battaniyeyle sarmaktır.
  3. Bebeğiniz prematüre ise normal bir bebek kilosuna erişinceye ve vücudunun isi değişikliklerine daha iyi uyum sağlayabildiği zamana kadar, ek bir kat daha giymeye ihtiyaci olabilir. Sıcak havalarda giysilerini bir kat azaltabilirsiniz. 
  4. İyi bir ayarlama olarak, aynı ortamda sizin rahat ettiğiniz giyime göre bebeği bir kat daha fazla giydirmelisiniz.
  5. Daha önce hiç bebek bakımı üstlenmediyseniz, giysi değiştirmek ilk birkaç seferde oldukça moral bozucu olabilir.
  6. Yalnızca bebeğin ince küçük kolunu giysinin kolundan geçirmenin vereceği uğraş değildir zorlu olan, bebeginiz de bütün bu iş süresince çığlık atarak durumu protesto edebilir.
  7. Cildine doğru havanın hücum etmesinden hoşlanmayabilir, giysilere doğru itilip çekilmekten hoşlanmayabilir. 
  8. Eğer üst tarafını degiştirirken kucağinizda oturtursanız ve alt kısmıni değiştirirken de yatağa ya da değiştirme masasına yatırırsanız her ikiniz için de işler biraz daha kolaylaşabilir.
  9. Tek parçalı pijama giydirirken, kollarını giydirmeden önce bacaklarını yerleştirin. Tişörtleri önce başından geçirin, sonra sırayla kollarını geçirin. 
  10. Bunu yaparken, “Bebeğin eli nerde?” diye sorun. Bebek büyüdükçe bu bir oyuna dönüşecek ve “İşte bebeğin eli burada,” dediğinizi duymak için kolunu ileri doğru itecektir.

Bazı özellikler giyinmeyi kolaylaştırır. Bunun için elbiselerde:

  • Arkasında değil, ön tarafında boydan boya fermuarlı ya da çıtçıtlı olanlar
  • Alt tarafını rahatça değiştirebilmek için her iki bacak tarafından aşağıya fermuarı ya da çıtçıtlı olanlar
  • Elinizin altından girebilip bebeğin kolunu itebileceğiniz kadar hafif bollukta kol kısımları olanlar
  • Bağlamak, açmak ya da boyundan düğüm atmak için kordonu ya da ipi olmayanlar (boğulmaya neden olabilir)
  • Streç dokumadan yapılmış olanlar (kol, bacak veya boyun taraflarinda sıkı olanlardan kaçınmalısınız.)

Okumaya Devam

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Yenidoğan Döneminde Görülen Lekeler

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

  1. Mongol (Moğol) Lekesi: Yenidoğan döneminde en sık görülen pigmentasyon değişikliklerinden biridir En sık sakral ve gluteal bölge olmak üzere, sırt, omuz ve bacaklarda da bulunabilir (resim 1). Keskin sınırlı mavimsi-gri tonda, birkaç milimetreden 10-15 cm’ye kadar veya nadiren daha büyük boyutlarda tek ya da çok sayıda lekelerdir. Mongol lekeleri hemen her zaman puberte öncesi dönemde kaybolur. Malign dönüşümü yoktur .Tedavi ve izlem gerektirmez..
  2. İnfantil hemanjiyomlar; İnfantil dönemde %1- %2.6 arasında görülen yüzeysel, derin veya mikst tipleri olan iyi huylu bir vasküler tümördür. En sık baş-boyun bölgesinde görülürler ve parlak kırmızı renkli görünümleri ile kolayca tanı alırlar. Tipik olarak yaşamın 1-4. haftalarında ortaya çıkar, 6-9 ay boyunca gelişir ve daha sonra involusyona uğrayarak 10 yaş civarında kaybolurlar. Görme, beslenme, işitme kaybı, kanama ve sekonder enfeksiyon gibi komplikasyonlar gelişmedikçe sadece takip önerilir.
  3. Yenidoğanın Toksik Eritemi (Eritema Toksikum Neonatorum): Yenidoğanların % 15-40’ında yaşamın ilk 72 saatinde görülen, iyi seyirli bir deri lekesidir. Sıklığı term yenidoğanlarda artarken, düşük doğum ağırlıklı ve preterm bebeklerde azalır . Kesin nedeni bilinmemektedir. Genellikle ilk 24-48 saat içinde başlar. Esas olarak yüz, gövde ve ekstremite proksimal bölgelerinde yerleşim gösterir.

4.Milia: Doğumda var olan ya da ilk hafta içinde gelişen, en sık yanaklarda görülen toplu iğne başı büyüklüğünde beyaz renkli kabarcıklardır. Ağız içinde olabilirle, tedavi gerektirmezler.

  1. Miliyarya (İsilik): Sık rastlanan benign bir tablodur. Sıcak ve nemli ortam, sıkı ve geçirgenliği olmayan giysiler ve ateş, miliyarya oluşumunu kolaylaştırıcı faktörlerdir. İlk iki haftada sık görülür. Sıklıkla baş, boyun ve gövdenin üst kısımlarında yerleşir. Havadar ortamlarda bulundurulmalı cildine nemlendirici sürülmemeli ve bezi sık değiştirilmelidir.  
  2. Yanak, ense, sırt, el ve ayak tabanlarında görülen döküntülerdir, doğumda vardır. 2 3 günde hafif leke bırakarak kaybolurlar. Bebekler sağlıklıdır, tedaviye gerek yoktur.

Okumaya Devam

Trendler