Gattaca Filminin Analizi - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Gattaca Filminin Analizi

Yayınlanan

üzerinde

Kusursuz bir hayat gerçekten kusursuz mudur? Filmin felsefik alt yapısı insan zihninde bu sorunun canlanması üzerine kurulu adeta.

90’lı yılların sonlarından bu zamana ; genetik mühendisliği ,klonlama ve genom projeleri popüler olarak dünya gündemini işgal ettiğini biliyoruz ki son derece haklı sebeplerle bu işgali gerçekleştirmişlerdir. Çünkü eski zaman okülistlerinden , Nazilere kadar arzu edilen üstün ırk düşüncesinin hayata geçebilmesinin tek yolu bu genom projeleridir. Bu projelerin faşistik bir düşünce olduğu apaçık ortada olmasına karşın etikliğini ve anti hümanistik yapısını tartışmayı aşağıda filmin sahneleri üzerinde yapacağız. 

       Ama unutmamalıyız ki Vincent’ın da dediği gibi kaderi belirleyen bir gen yoktur.

Sahne 1 – Duş ve işe gitmeden önceki hazırlanma süreci

Vincent duşta hücrelerini yok etmek istercesine sert bir şekilde ovunuyor , sonrasında duşta kalan kalıntılarından tamamen kurtulmak için ateşe veriyor. Burada benliğine duyduğu öfkeyi , tanrısal bir çocuk olmaktan apaçık nefret ettiğini görebiliyoruz . Sonrasında işe gitmeden önce ki hazırlanma sürecinde ki itinası da oldukça dikkat çekici. İdrar torbasını bağlamak için oluşturduğu düzenek , Eugene’nin parmak dokusuna kan enjekte edişi ideallerine ulaşmak adına son derece muazzam ilgi göstermesini Freudyen bir bakış açısıyla  elinde kalan tek sevgi nesnesinin hayalleri olduğunu söyleyebiliriz.

Sahne 2- Gattaca’ya giriş sahnesi

Yine film ilk dakikalarında gördüğümüz bu sahne fütüristik mimari yapıyla dikkatimizi çekiyor. İnsanların tek dünya düzeninin getirisi olarak birbirlerinin kopyası şekilde üniforma misali takım elbise giyip siyahlara bürünmeleri varoluşsal bir umutsuzluğu simgelemekte ve Gattaca’ya girerken turnikelerinden geçişleri , çalışırken ki duruşları , dokunuşları bir robot ordusunu andırmakta. Bunu durumu da davranışçılığın , sosyal öğrenme kuramıyla açıklayabiliriz. Bandura’ ya göre, birçok insan davranışı modeli gözlemleme yoluyla öğrenilir.Bireyler, diğer bireylerin davranışlarını gözlemleyerek, o davranışın sonuçları ile ilgili bilgi sahibi olur ve bunu kendine adapte eder. Yani bu kusursuz insanlar toplum da var olmak için uyum göstermek , farklarını en aza indirgemekteler.

Sahne 3- Vincent’ın iş yerindeki çalışma masası

Vincent hızlı bir şekilde klavyede verilen görevi yerine getirirken eş zamanlı olarakta doku kalıntısı bırakmamak için tuşlarının arasını temizlemekte ve tam o sırada müdürü gelip ona övgü dolu sözler söyleyip Titan’a gitmesinin müjdesini verir. Vincent ifadesiz bir şekilde sadece ne zaman olacağını sorup işine geri döner . Aslında narsistik bir kişilik yapılanması göstergesi gibi duran davranışlarının altında derin korkular yatmaktadır ve erken yaştaki dönemlerinden kalan fixasyonların oluşturduğu aşağılık duygusu da kendini göstermektedir.

Sahne 4-Vincent’ın geçmişe gidip doğumunu anlatması

Ailesine aşk meyvesi olarak doğduğu için sitem ederek başlıyor ve en önemli part doğduğu ve topuğundan kan alındığı sahnede daha hayatta ki ilk saniyesinde genetik ırkçılığa maruz kalıp umutsuz bir vaka olarak dünyaya gözünü açıyor. Olasılıklar üzerine kurulu bir şekilde yakalanabileceği psikolojik ve patolojik sorunlar sıralanırken babasının gözlerindeki pişmanlığı görebiliyoruz. Annesi her ne kadar mutlu olsa da erkek çocuk için önemli bir idol olan baba figürü için her şey tam tersi gözüküyor.

Sahne 5 – Babanın çocuklarının boylarını ölçtüğü sahne

Adler kardeş sıralamasından ve öneminden sık sık bahseder. Ama başlangıçta kusurlu abi ve kusursuz erkek kardeş için bu kuramın önem verdiği doğum sırasının önemi tezi çürütülecek gibi bir izlenim sunuyor. Anton’ın daha uzun olması , daha iyi yüzmesi , sağlığı  , gelişimi gibi faktörlerin iyi seyrediyor olması Vincent’ta aşağılık kompleksi tohumlarının atılmasına neden oluyor.Bu durumu Erickson ‘un başarılı olmaya karşı aşağılık duygusu geliştirme modeliyle de açıklyabiliriz. Anton’a ailesinin yanlış rehberlik etmesi de bu çatışmanın başlıca kaynaklarındandır.

Sahne 6 – Vincent’a ve ailesi kahvaltı masasında

Ergenlik çağına girmiş olan kardeşler kimlik kazanma ve kimlik karmaşası yaşamaya başlamışlardır. Aile yine tam bu noktada Vincent’a köstek olur. Astronot olmasının imkansız olduğu söylemleri her ne kadar ters psikoloji yaratması açısından faydalı olsa da Vincent’ın aile bağlarından soyutlanmasına da neden olmuştur. Bu durum içinde davranışçı Watson, korku, öfke ve sevginin, üzerine bütün davranışların inşa edildiği refleksler olduğunu düşünür. Bu duyguların olumlu ya da olumsuz davranışlara dönüşmesinden ebeveynleri sorumlu tutar. Ki ebeveynlerin kendi kusurlu yapılarından dolayı Vincent bu şekilde doğmuştur. Aile savunma mekanizması geliştirmiş ve tamamen bunu çocuklarına yansıtarak kendi bilinçleri rahatlatmaya çalışmaktadırlar.

Sahne 7- Kardeşlerin ikinci kez denizde yarışmaları

Ailesinin baskısı ve aşağılık kompleksiyle iyice baskılanmış olan Vincent bu sefer yüzerken kardeşini yener. Bu kompleks zihninde çok büyük bir duvar oluşturmuş olduğu için bunun kırılmasıyla dünyada ki her şeyin mümkün olabileceğine olan motivasyonu en üst seviyeye ulaşur.

Sahne 8- Gattaca’da işe başlama

Vincent için burda her ne kadar temizlikçi olarak bile işe başlamış dahi olsa edimsel olarak koşullanmasına neden olan doğal bir pekiştireç oluşmuştur. Yıldızlara ve hayallerine bir adım daha yaklaşan Vincent’ın karşısına illegal şekilde ona yardım edicek bir doktor ve  bir kusursuz olan Eugene (Jerome) çıkmıştır. Onun kimliğini alıp ona birebir benzeyebilceği ameliyatlar geçirmiştir. Buna bacaklarını  uzattırmak gibi bol acılı bir deneyim dahildir.İdealleri uğruna böyle bir şeyi yapması Eugene ile aralarında ki güveni sağlamlaştırmış , ikisini bir bütün haline getirmiştir.Eugene ismi ise eski Yunancada kusursuz olan anlamına gelmesi ve Jerome’nin bunun göbek adı olarak kullanması engeline rağmen halen narsistik bir kişilik örgütlenmesine sahip olduğunun göstergesidir.Ve hayatı boyunca hep ikinci olması onunda bir aşağılık kompleksine sahip olduğunun kanıtlar niteliktedir.

Sahne 9- Vincent ve Eugene’nin yemek sahnesi

Görev müdürünün nasıl öldürüldüğü meçhul olmasına karşın Vincent’ın işine yarayan bir durumdur ve her ne kadar soğukkanlı olmaya çalışsa da sigara gibi stres yatıştırıcı bir maddeye film boyunca ilk kez sığınması kaygılandığının göstergesidir. Ve yemek sırasında uzaya gitmeyi ana rahmine sığınmakla benzeştirmesi bilinçaltında yatan kendine güvensizliği henüz daha tam aşamadığını anlatır bizlere.

Sahne 10- Dna sarmalı detayları

Evdeki dna sarmalını andıran bir merdiven yerleştirilmiş. Bir sahnede Vincent en üst basamaklardan aşağıdaki Eugene’ye taşıdığı dnaların gerçek sahibine bakıyor. Asıl bay mükemmelin kendisi olduğunu ima eder şekilde. Ayrıca Gattaca da ki işlem ekranlarıda geçerli kişiler için sağ üst köşede sonsuzluk , geçersiz kişiler içinse hançer logosu çıkmaktadır. Kusursuz değilsen yok olmaya mahkumsundur alt metinini iyi yorumlamıştır.

Sahne 11- Irene ile Vincent’ın yakınlaşması

Katıldıkları davet sonrası flörtleşmeye başlayan çiftimizi asıl birbirine çeken şey , ikisinin de kusurlu yani tanrı çocuğu olmaları. İnanç doğumuyla dünyaya gelmenin yarattığı yetersizlik algısı ikisi bir araya geldiğinde bir bütün oluşturup kusursuz hale gelmektedir. Irene her ne kadar Vincent’a karşı şüpheci bir ön yargıyla yaklaşmaya başlamış olsa da derinlerinde kader ortağı olduklarına dair bir inanış sahibidir. İlk tensel birliktelikleri iki kusurlunun aslında gerçek kusursuzluğa sahip olduklarını gösterse de yaşadıkları ekolojik baskılar Vincent’ın sabah yine kendi bedeninden ve yalan üzerine kurulu kişiliğinden duyduğu nefreti gözler önüne sermektedir.

Sahne 12- Dedektif Anton’un eve baskın yapması

Gattaca da Jerome ismiyle çalışanın , abisi Vincent olduğunu anlayan dedektif gerçekleri apaçık yakalamak asılında son yarışlarında onu geçen abisini bu sefer yenebilmek için her kozu oynamaya çalışır. Kusurlu abisinin inancının gücüne destek olan kişi sayısı o kadar fazladır ki , Anton’ın  burada ki üstünlük çabası yanıtsız kalacaktır.

Sahne 13- Abi kardeşin üçüncü ve son kez yarışmaları

Yarı yoldayken Anton yine çeşitli bahanelerle geri dönmek istemektedir , kusursuzluğuna güveni asla tam oluşmamıştır. Ve Vincent’a sorduğu ‘bunu nasıl yaptın ? ‘ sorusu karşılığında ‘asla arkamda hiçbir şey bırakmayarak cevabı’ Anton ile aralarındaki kurdukları simbiyotik ilişkinin ne kadar eksiklerle dolu olduğunu tek bir cümle ile açıklar nitelikteydi.

Sahne 14 – Yıldızlara kavuşma

Doktorun Vincent’ın hayallerine duyduğu tutku sebebiyle onun bir kusurlu olduğunu bile bile uzay mekiğine binmesine izin vermesi ve oğlu üzerinden atıfta bulunarak onu duyduğu hayranlığı dile getirmesi Vincent’ın sonunda ideal benliğini kazandığının göstergesidir.

Vincent’ın mekiğinin uzaya ateşlenmesiyle ; vücudumuzdaki her atomun yıldızlardan geldiği düşüncesiyle , Vincent yıldızlara giderken aslında dünyada ayrılmadığını fenomenler dünyasından gerçek (idealar) dünyasına kavuşmaya gittiğini söylemesi filmin en can alıcı sahnesidir. Ve mekikle eş zamanlı olarak  Anton’ın kendini yakarak intihar etmesi istisnasız her atomunun bu dünyadan silinerek gerçekten ait olduğumuz yere gitmesini arzulamasına dayanan bir intihar şeklini anlatmaktadır.

İnsanları ve insanlığı var eden farklılıklarıdır bunları kusur olarak nitelemek her bir bireyin farklı bir şekilde sahibi olduğu mükemmelliği gölgelemektedir. Yıldız tozu olarak bir nevi yıldızlar arası yolculuk yapmaktayız. Ve dünya durağındaki geçirdiğimiz zaman birimine ‘hayat’ diyoruz. Bu hayatı yaşayabilmek için belki uyum göstermemiz gereken insanlar olabilir , belki çeşitli savunma mekanizmaları gelişitirip baskılamamız gereken deneyimlerimiz olabilir ama hiç biri gerçek benliğimizi tanıyıp , ideallerimize ulaşmamıza engel olamaz. 

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler