Meme Kanserinde Tarama - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Genel Cerrahi

Meme Kanserinde Tarama

Yayınlanan

üzerinde

Tarama, toplumda sık görülen bir hastalığın basit test veya tetkikler ile herhangi bir şikayet gelişmeden saptanmasına denilir. Meme kanserinde taramanın amacı kanseri erken evrede saptayıp kansere bağlı ölümleri önlemektir. Ayrıca tarama ile meme kanserinin erken evrede saptanmasıyla memenin bütününün alınmasına gerek kalmadan korunması mümkün olmakta ve kemoterapiye ihtiyaç azalmaktadır.

Meme kanseri için tarama;

  • kendi kendine meme muayenesi,
  • doktor tarafından yapılan klinik meme muayenesi
  • mamografi ile yapılan görüntüleme şeklinde olmaktadır.

Normal Riske Sahip Kişilerde Tarama;

Kendi Kendine Muayene

Yirmi yaşından sonra her kadının yapması önerilir, muayenenin yapılma aralığı ise;

  • adet görüyorsa adetten sonraki 5-7. gün arasında,
  • menopozdan sonra her ayın sabit bir takvim gününde,
  • emziren kadınlarda ayda bir emzirmeyi takiben göğüslerdeki süt boşaldıktan sonra. 

Bu muayene yöntemi ayna karşısında, yatarak veya duşta uygulanabilir. Burada amaçlanan, kişinin kendi meme dokusunu daha iyi tanıması ve memelerde oluşabilecek değişiklikleri erken saptayabilmesidir.

Gözle inceleme:Ayna karşısında yapılmalıdır. Kollar yukarı kaldırıldıktan sonra, ilk olarak her iki kol başın arkasındayken, ikinci olarak da elleri kalça kemiklerinin üzerine bastırırken; omuzları hafifçe çıkararak öne doğru eğilerek ayrı ayrı önden ve yandan her iki meme ve koltukaltı incelenmelidir. Bu esnada memelerin büyüklüğüne, simetrisine, derinin rengine, şekline, meme başlarına, meme altı bölgelere ve koltuk altına bakılmalıdır. Meme derisinde çekinti, deride portakal kabuğu görünümü, kızarıklık,  memelerden birinde anormal büyüme, meme başlarında çökme ve etrafında soyulma, kabuklanma tarzında lezyonlar olup olmadığına dikkat edilmelidir. Meme başlarında tekrarlayan, inatçı, deri değişiklikleriyle birlikte olan soyulma veya kabuklanma  kanserin çok erken habercisi olabilir.

Elle Muayene:Ayakta ayna karşısında veya yatarak olmak üzere iki türlü yapılabilir. Memenin kendisi, meme başları ve koltuk altları elle muayene edilmelidir.

Ayakta muayenede; Elin üç orta parmağının iç yüzeyi ile, küçük dairesel hareketler çizerek muayeneye başlanmalıdır. Sağ meme için sol, sol meme için sağ el kullanılarak meme üzerine önce hafif sonra biraz daha bastırmak suretiyle yoklayarak muayene edilmelidir.
Aynı hareketler diğer meme için tekrarlamalıdır. 

Elle muayenede meme üzerinde üç şekilde uygulanacak hareketler ile yapılabilir; birincisi meme dokusu üzerinde saat ibresi yönünde giderek iç içe geçen dairesel çizgiler, ikincisi eli kaldırmadan parmaklar kaydırılarak birbirine paralel dikey çizgiler çizerek, üçüncüsü de  meme başında sonlanan çizgisel oklar şeklinde  memenin dış kenarından meme başına doğru  yapılabilir. 

Yatarak elle muayene; Sırtüstü yatarak yapılır. Muayene edilecek taraftaki omuz altına küçük bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirilerek memenin öne doğru çıkmasına ve böylece daha kolay muayene edilmesine olanak sağlanır. Muayene edilecek memenin bulunduğu  taraftaki kol başın üzerine konulur, diğer elin 3 orta parmağının orta iç bölümleriyle dairesel hareketler çizerek muayeneye başlanır. Daha sonra kol yana konarak  diğer elle koltukaltı bölgesi muayene edilir. Aynı hareketleri diğer karşı memede tekrarlanmalıdır.

Klinik Meme Muayenesi; Doktor tarafından yapılan meme  muayenesidir. Kişinin risk durumuna göre 20-40 yaş arası 1-3 yılda bir, 40 yaşından sonra yılda bir yapılmalıdır.

Mamografik Tarama

Mamografi Nedir?

Mamografi, düşük dozda x ışını ile çekilen bir meme röntgen filmi olup memede muayene ile saptanamayacak kadar küçük lezyonların erken tespit edilmesi amacı ile çekilir.  Tarama mamografisi meme kanserini klinik olarak ortaya çıkmadan yani elle muayene ile saptanmadan 1.5 ile 4 yıl kadar öncesine kadar tespit edebilmektedir.  Herhangi bir yüksek risk faktörüne sahip olmayan kişi için mamografik tarama 40 yaşından sonra yılda bir yapılır, bir üst yaş sınırı yoktur.  Ancak risk faktörleri ve ailedeki meme kanseri öyküsüne göre bu taramaya daha erken de başlanabilir.

Yüksek Risk Altındaki Kadınlar İçin Tarama Önerileri Nelerdir?

Normalde bir kadının yaşam boyu meme kanser riski %12’dir. Risk oranının hesaplanmasında çeşitli hesaplama modelleri (gail modeli, claus modeli gibi) kullanılmaktadır. Bu modellerde adet ve menopoz yaşı, aile hikayesi gibi parametreler kullanılır. Eğer risk oranı %20’nin üzerindeyse bu birey yüksek riskli hasta grubuna girmektedir. Bu bireylere 30 yaşından itibaren yıllık mamografi ve arada meme MR taraması önerilmektedir. Bazı yüksek riskli bireyler şunlardır;

  • Bilinen bir BRCA1-2 gen mutasyonuna sahip kişiler ile bunların birinci derece akrabaları,
  • Çocukluk veya gençlik yıllarında tedavi amaçlı gögüs bölgesine radyoterapi almış kişiler,
  • Bazı sendromlara sahip kişiler ile bu sendromlara sahip birinci derece akrabanın olması (Li-Fraumeni sendromu, Cowden sendromu gibi). 

Bunların dışında biraz daha düşük risklere sahip bireylerde de mamografi; ultrasonografi veya MR ile birlikte kombine edilebilir. Bu bireyler, diğer memesinde meme kanseri olan veya duktal/lobuler karsinoma insitu, atipik duktal hiperplazi ve atipik lobüler hiperplazi gibi biyopsi tanıları olan kişiler ile mamografik olarak aşırı yoğun meme yapısına sahip kişilerdir.

Mamografi Nasıl Çekilir?

Mamografi çekimi için kullanılan cihaz, bir klinik veya özel olarak dizayn edilmiş mobil tarama aracı içerisinde bulunabilir. Çekim esnasında gögüsler mamografi cihazındaki plakalar arasına yerleştirilerek hafifçe sıkıştırılır ve farklı yönlerden röntgeni çekilir. Gögüslerin sıkıştırılmasındaki amaç dokuların görüntüsünün üst üste binerek yanlış görüntü oluşturmasını engellemektir.

Mamografi Zararlı Mı?

Mamografi, x ışınına dayalı bir çekim olması nedeniyle yaydığı radyasyonun zararları konusunda toplumda çok fazla yanlış inanış barındırmaktadır. Bir mamografi çekimi sırasında, göğüsler çok az miktarda radyasyona maruz kalırlar; bu bir kişinin doğal yollarla aldığı radyasyona benzerdir. Başka örnekler vermek gerekirse, her kıtalar arası uçak yolculuğunda veya 5000 km’lik  araba seyahati yaptığımızda da aynı miktarda radyasyona maruz kalıyoruz. Sigara içenlerde yıllık radyasyona maruz kalma miktarı mamografi ile alınan radyasyon miktarının 25 katı kadar daha fazladır. Mamografik taramanın ölümleri azaltmasındaki oranı göz önünde bulundurulduğunda maruz kalınan bu radyasyon dozu göz ardı edilecek bir miktardadır.

Mamografi çekimi sırasında gögüslere uygulanan baskının da herhangi bir zararı yoktur. Bu durumun yarattığı ağrı ise bireyin psikolojik olarak kendisini hazırlaması durumunda daha az oranda hissedilecektir. Yine de oluşan ağrının büyük bir kısmı ilk yarım saatte ortadan kalkmaktadır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Genel Cerrahi

En Çok Rastlanan 3. Kanser Türü Kalın Bağırsak Kanseri

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Ülkemizde kalın bağırsak kanserleri, tüm kanserler arasında üçüncü sırada yer alıyor.

Kalın bağırsak, yaklaşık uzunluğu 1,5 metre olup sindirim sisteminin, ince bağırsaklardan sonra gelen kısmını oluşturur. Kalın bağırsağın son 20 cm’lik kısmı rektum diye adlandırılır ve rektumda anüsle son bulur.

Yiyecekler, mide ve ince bağırsaklarda sindirildikten sonra kalın bağırsaklara gelirler. Vücut için yararlı olan tüm besinler mide, onikiparmak bağırsağı ve ince bağırsaklarda emilir, kalın bağırsakta ise daha çok su emilir. Böylece alınan gıdalar, kalın bağırsaklarda dışkı haline gelip anüsden dışarı atılırlar.

Bilindiği gibi kanser, hücrelerin durdurulamayan kontrol dışı anormal çoğalmasıdır. Kalın bağırsak kanseri, bağırsağın iç yüzeyini örten mukozasından gelişir.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

* Kalın bağırsak kanseri, her yaşta görülebilse de yüzde 70-80 den fazlası 50 yaş sonrasında görülür.

* Eğer ailede, kalın bağırsak kanseri varsa, erken yaşta görülme riski daha da artar.

* Fiziksel olarak aktif olmamak,

* Hayvansal yağdan zengin, lifli gıdalardan fakir beslenme,

* Kişinin kalın bağırsağında polipleri olması,

* Kişide inflamatuar bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, crohn hastalığı gibi) olması ve yine kişinin ailesinde kalın bağırsak poliplerinin olmasıdır.

KOLON POLİPLERİ NEDİR, KANSERE DÖNÜŞÜR MÜ?

Polip, vücutta mukoza bulunan her organda oluşabildiği gibi, kalın bağırsağın iç mukozasından da kaynaklanabilir. Et beni şeklinde olup, kaynaklandığı mukozaya saplı veya sapsız yaygın biçimde tutunur. Polipler, kalın bağırsağın her bölümünde görülebilse de en çok bağırsağın sol tarafında, inen kısmı denilen bölümlerde görülür. 50 yaş civarında yüzde 25 oranında görülürler ve yine bunların yüzde 25’i yüksek risklidir. Yani bunların kansere dönüşme riskleri yüksektir. Bağırsak kanserlerinin yüzde 90’ı bu poliplerden kaynaklandığından, bu poliplerin tespit edilmesi, çıkarılması ve takibi önemlidir.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

-Dışkılama alışkanlığında değişiklikler,

-Sık sık ishal veya kabızlık olması,

-Bağırsaklarda tam boşalmama hissi, şişkinlik ve gaz şikayeti,

-Dışkıda kan görülmesi,

-Dışkı çapının incelmesi,

-Nedeni bilinemeyen kilo kaybı,

-Bulantı, kusma,

-Uzun süren halsizlik.

TANI NASIL KONUR?

Tanıda bağırsak sisteminin görüntülenmesi önemlidir. 40 yaş sonrası yapılan dışkıda gizli kan aranması bağırsak kanseri erken tanısında önemli bir yöntemdir. Bu hastalar kolonoskopi denilen ışıklı bir sistemle anüsten girilerek ince bağırsağa kadar, kalın bağırsağın tüm bölümleri izlenir. Eğer herhangi bir polip ve anormal bir doku ile karşılaşıldığında, mümkünse polipin tamamı alınarak patolojiye gönderilir ve mutlaka hasta takibe alınır.

ERKEN TANI İÇİN NE YAPILMALI?

-Dışkıda gizli kan testi,

-Ailesinde kalın bağırsak kanseri olanların 40 yaşından sonra, hiçbir şikayeti olmayanların ise 50 yaşından sonra mutlaka kolonoskopi yaptırmaları,

-Kalın bağırsağında polip saptananların uzman önerisine göre gerekirse 1-3 yıl arayla periyodik kolonoskopi yaptırmaları önemlidir. Kalın bağırsağın iç mukozasından kaynaklanan bu kanser, erken tanı konulmadığı zaman karşımıza aniden bağırsak tıkanması ile kendini gösterebilir ve zamanında cerrahi müdahale yapılmadığı takdirde ölümle sonuçlanabilir.

TEDAVİ

Bağırsak kanserinin tedavisi cerrahidir. Ameliyatla kanseri kısmın çıkarılması cerrahinin temelini oluşturur. Ve unutmayalım ki sevgili okurlar, hayat geç kalanları affetmez. Keşkeler perişan eder insanı. Tehlike büyüdükçe, keşkeler de büyür. Haydi hep birlikte karanlığı, korkuyu, pişmanlığı geçmişte bırakalım ve geçidin ötesindeki ışığa doğru koşalım. Ve bilelim ki, sağlıktan ötesi yok… Maske, mesafe ve hijyene dikkat.

Okumaya Devam

Genel Cerrahi

Karın Ağrısı Acil Bir Durumun Habercisi Olabilir Mi?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Karın boşluğu birçok organı barındırıyor. Bu nedenle bu organların her birinin çeşitli hastalıkları, karın ağrısına neden olabilir. Ağrının şiddeti, karakteri ve süresi önemli. Bu açıdan karın ağrısında mutlaka doktora gidilmesi gereken haller var. Genel Cerrahi-Meme-Tiroid ve Onkolojik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Emin Güneş yazdı…

Karın boşluğunda bilindiği üzere, mide, bağırsaklar, karaciğer, pankreas, safra kesesi, safra yolları, dalak, böbrek ve idrar yolları, kadın üreme organları (rahim ve yumurtalıklar) ve erkeklerde prostat bulunur. Tüm bu organlardaki işlevsel bozukluklar, kendini karın ağrısı şeklinde gösterir.

AĞRI KARNIMIZIN HANGİ BÖLÜMÜNDEYSE…

Ağrı, bize vücudumuzun normal işlevinde bir aksaklığı bildiren önemli bir sinyaldir ve önemsenmelidir. Kabaca karın bölgemizi üst sağ, üst sol, alt sağ, alt sol diye bölümlere ayırdığımızda, bu bölümlerde bulunan organların yerleşim yerleri göz önünde bulundurulduğunda, ağrı karnımızın hangi bölümündeyse; o bölümde bulunan organlar akla gelmelidir.

Mesela, karnımızın üst sağ tarafında ağrı hissettiğimizde, aklımıza ilk olarak burada bulunan, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları gelmelidir. Sol üst tarafında ağrı hissettiğimizde, bağırsakların burada bulunan kısımları ve dalak, sağ alt tarafta ağrı hissettiğimizde, apandisit, yine bağırsakların bu bölümde bulunan kısımları, kadınlarda ise sağ yumurtalık ve sağ tüp, sol alt tarafında ağrı hissettiğimizde ise yine bağırsakların bu bölümde bulunan kısımları, sol yumurtalık ve sol tüp ile ilgili hastalıklar aklımıza gelmelidir.

Göbek çevresindeki ağrılar ise genellikle mide hastalıkları ile ilgilidir.

AĞRININ ŞİDDETİ VE SÜRESİ ÖNEMLİ

Ağrının şiddeti, karakteri ve süresi önemlidir. Örneğin, ağrının ani başlaması ve yayılması, mide, bağırsak gibi içi boş bir organ delinmesinin, yavaş yavaş başlayan ağrının saatler geçince artması, karın içindeki organlarda iltihabi bir sürecin başladığının habercisi olabilir.

Ağrı ile beraber ateş, bulantı, kusma, karında şişkinlik, gaz çıkaramama, dışkılama yapamama önemlidir. Ağrı ile birlikte bu şikayetlerde varsa vakit geçirmeden bir sağlık kuruluşuna gitmek gerekir.

AKUT KARIN AĞRISI NEDİR?

Altı saat içinde birdenbire başlayan, karın ağrısı ile kendini gösteren, karın hastalığı akut karın ağrısı olarak tanımlanır. Bu tanım önemlidir. Çünkü akut karın ağrısı demek acil cerrahi müdahale demektir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, karın ağrısının sebebi ortaya konuluncaya kadar ağrı kesici kullanımından uzak durmak gerekir. Aksi takdirde tanıyı maskeler ve tanının gecikmesine neden olur.

KARIN AĞRISI PSİKOLOJİK OLABİLİR Mİ?

Evet olabilir. Kişi kendisini ruhsal olarak etkileyen herhangi bir durumla baş edemezse bu kendisini karın ağrısı şeklinde gösterebilir.

Karın ağrısında mutlaka doktora gidilmesi gereken haller;

-Altı saat içinde ani başlayan karın ağrısı

-Şiddetli, artan, devamlı haldeki karın ağrıları,

-Ağrı ile beraber kanama, baygınlık hissi

-Ağrı ile beraber ateş,

-Karın ağrısının göğse, boyuna ve omuza yayılması,

-Karında gerginlik olması, gaz çıkaramama ve dışkılama yapamama.

Karın ağrısının nedeni kesin olarak bilinmiyorsa ve daha önceden bir hekim tarafından tanısı konulmamışsa, ağrı kesici ilaç almamakta yarar vardır.

Ve bu Covid sürecinde öncelikli grup olan sağlık çalışanlarımızdan başlayıp, 65 yaş üstü devam eden aşılama süreci toplumumuzun çoğunluğuna ulaşıncaya kadar maske, mesafe ve hijyeni ihmal etmeyelim.

Unutmamalıdır ki; hayat bir yolculuk ancak bu yolculuğu nasıl yaptığın önemli, rehber gibi mi turist gibi mi? Eğer turist gibi yaptıysan sadece gördün ve eğlendin, eğer rehber gibi yaptıysan hem anladın hem anlattım hem de yaşadın. hep birlikte ‘keşke’lerle yaşamayacağımız günlere…

Okumaya Devam

Genel Cerrahi

Ailesinde Hashimoto Tiroiditi Olanlar Dikkat!

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Hashimoto tiroiditi vakalarının çoğunluğu kadın olup, kadınlarda erkeklere nazaran 15-20 kat daha fazla görülüyor.

Bağışıklık sisteminin bir bozukluğu sonucu ortaya çıktığı düşünülen bu hastalık, ‘Otoimmun Tiroidit’ diye de bilinir ve tiroid bezi yetmezliği yapan en sık sebeptir. Zamanla vücut kendi organı olan tiroid bezini yabancı bir organ olarak algılayıp, ona karşı savaş açıyor ve onu yok etmeye başlıyor ve ona karşı antikor oluşturuyor. Yok edilmeye çalışılan bez zamanla küçülüyor, buna bağlı olarak ta bezden salgılanan tiroid hormonlarının seviyesi azalıyor ve hipotiroidi kliniği şeklinde hastalık kendini gösteriyor.

HASHIMATO TİROİDİTİ BELİRTİLERİ

Kan tiroid hormon seviyesinin azalmasına bağlı olarak genel vücut metabolizması yavaşlamakta ve belirtiler bunun sonucu ortaya çıkmaktadır.

-Halsizlik, çabuk yorulma,

-Uyuklama hali,

-Unutkanlık,

-İsteksizlik, depresif ruh hali,

-İştahsızlığa ve az yemeğe rağmen kilo alma,

-Soğuğa karşı tahammülsüzlük,

-Kas, eklem ağrıları, el ayaklarda uyuşma,

-Cilt kuruluğu, saç dökülmesi gibi belirtiler görülür.

DİKKAT! BU SORUNLARI YAŞAYANLAR KAN TAHLİLİ YAPTIRMALI

Özellikle orta yaşlı kadınlarda daha çok görülen bu hastalık bazen yaşanılan bir ruhsal travmanın bağışıklık sistemini zayıflatması sonucu aniden ortaya çıkabilmektedir. Son zamanlarda kendini yorgun, halsiz, depresif, unutkan hisseden ve az yemesine rağmen kilo aldığını düşünen herkesin, kan tahlili yaptırması, kanında tiroid hormonlarına ve antikorlarına baktırması ve tiroid ultrasonografisi yaptırması gerekir. Eğer ailesinde hashimoto hastası olanlar varsa, bunlar mutlaka kendilerini kontrol ettirmeleri gerekir. Bu belirtiler çoğu kez yavaş yavaş ortaya çıktığından, dikkatli olmak gerekir. Çünkü tiroid yetmezliği yapan bu hastalık, kişinin yaşam kalitesini ilerleyici şekilde düşürmektedir. Özellikle çocuk ve gençlerde sadece fiziksel gelişim geriliği yapmaz ayrıca zeka ve psikolojik durumlarını da olumsuz etkiler.

HASHIMATO TİROİDİTİ TEDAVİSİ

Kan tiroid hormon seviyesi göz önünde bulundurularak verilen ilaçlar ile hastalık kontrol altında kolayca tutulabilmektedir. Yakın takip önemlidir. Hamileler ve hamile kalmak isteyen bayanlar düşük açısından kan tiroid hormonu seviyesine baktırmaları gerekir. Çünkü kan tiroid hormon düşüklüğü, düşüklere sebep olabilir.

Unutmayalım hastalığın tanısı son derece kolaydır. Bunun için dahiliye, genel cerrahi veya endokrinoloji uzmanına görünmek yeterlidir. Ve yine unutmayalım ki sevgili okurlar, hayat geç kalanları affetmez. Keşkelerle yaşamamak için dünü unutmalı, pişmanlıkları geride bırakmalıyız. Bizi yarına taşıyacak olan şu an ki biz’dir. Aksi halde dünde kalan kimliğimizle bugünün kavgasını yaparsak, yarınımızı kaybederiz.

Maske, sosyal mesafe ve hijyeninize dikkat ederek, sağlıkla kalın.

Okumaya Devam

Trendler