Panik Atak Nedir? Panik Atak Tedavisi Mümkün Mü? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Panik Atak Nedir? Panik Atak Tedavisi Mümkün Mü?

Yayınlanan

üzerinde

Panik ataklar aniden, beklenmedik bir şekilde başlayan ve hızla şiddetlenen, çoğu zaman şiddetli bir tehlike hissi veya sonunun geldiği düşüncesinin eşlik ettiği bir başlangıcı ve sonu olan yoğun bir korku veya sıkıntı olarak tanımlanabilmektedir. Çoğu zaman tek başına değil,

birçok başka psikolojik bozukluğa eşlik edecek şekilde insan yaşamının işlevselliğini neredeyse tamamen bozacak etkiye sahiptir. Panik atak aniden başlar, giderek şiddetlenir,  birkaç dakika içinde şiddeti en üst düzeye çıkar, çoğu zaman 10-30 dakika devam ettikten  sonra kendiliğinden geçer. 

 Panik ataklar, kişinin iş, aile, sosyal ilişkiler, romantik ilişkiler, okul gibi birçok alanında  işlevselliğinde ciddi bozulmalara sebep olur. Kişi sürekli tekrarlayan panik ataklar  yaşamasının ardından, sürekli kaygısına ek olarak panik atak yaşama kaygısını da  duyumsamaya başlar. Bu durum panik atağın kısır döngü halini alması ile sonuçlanır. Panik  ataklar beraberinde “kaçınma davranışları” adını verdiğimiz durumu getirir, kişi panik atak  yaşama kaygısı ile belli durumlar, kişiler, ortamlar, mekanlardan sürekli olarak kaçınır. Panik  atak yaşama riskini en aza indirmek için başvurulan bu kaçınma (uzak durma) yöntemi  masum gibi gözükse de kişinin olağan hayat akışını ciddi anlamda sekteye uğratır.  

 Uzun süre kişinin yaşamında devam eden panik atakların varlığı ek olarak birçok ruhsal  problemi de beraberinde getirir. Uzun süredir devam eden ataklar neticesinde kişi; hayattan  zevk alamama, yeme düzeninde bozulmalar (normalinden az ya da aşırı yeme), uyku  düzeninde bozulmalar (normalinden az uyku veya yataktan çıkamama hali), motivasyon  kaybı, umutsuzluk düşünceleri ile boğuşma hali, ağlama ve öfke nöbetleri gibi depresif  durumlar yaşamaya başlar. Panik atakların varlığı bu depresif belirtilere yol açtığı gibi,  depresif belirtilerin şiddeti panik atakları da arttırıcı etki yapar. En nihayetinde panik atak  hastası için hayat yaşanılamaz bir hale gelir. 

PANİK ATAK BELİRTİLERİ 

Otomatik Uyarılma Belirtileri 

1. Çarpıntı, kalp atımlarında hızlanma 

2. Terleme 

3. Titreme, sarsıntı 

4. Ağız kuruluğu 

Göğüs ve Karın Belirtileri 

5. Nefes almada güçlük 

6. Boğulma hissi 

7. Göğüslerde ağrı ya da baskı 

8. Bunaltı veya karında rahatsızlık

Zihinle İlgili Belirtiler 

9. Sersemlik, baş dönmesi, bayılma hissi, dengesizlik 

10. Derealizasyon, depersonalizasyon 

11. Kontrolü yitirme, çıldırma, kendinden geçme korkusu 

12. Ölüm Korkusu 

Genel Belirtiler 

13. Sıcak ya da soğuk basması 

14. Uyuşma 

PANİK BOZUKLUĞU NEDİR? 

Beklenmedik şekilde ortaya çıkan, tekrarlayıcı panik atakları nedeni ile ataklar arasındaki  zamanlarda da panik atakların yaşanılacağına dair sürekli bir korku-kaygı duyma, panik  atakların “kalp krizi geçirme”, “çıldırma, kontrolünü kaybetme, bayılma”, “felç kalma, ölme”  gibi kötü sonuçlara yol açacağına dair sürekli düşünceler sebebi ile üzüntü duyma, ataklar ve  olası sonuçlarına karşı önlem olarak kaçınma ve güvenlik önlemleri (okula, işe gitmeme, spor,  ev işi yapmama, avm, toplu taşıma araçları, meydanlarda bulunmama, belli yiyecek içeceklerden uzak durma, yanında ilaç, su, yiyecek, ecza araç gereçleri taşıma) gibi davranış  değişikliklerinin görüldüğü ruhsal bir bozukluktur. 

PANİK BOZUKLUĞU NASIL OLUŞUR? 

İlk Atak Başlar; hiçbir geçerli neden olmaksızın aniden başlayan kalpte çarpıntı, ağrı, el  ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma ve titreme, üşüme ya da ürperme, baş dönmesi, mide  bulantısı, bayılma hissi, göz kararması, kusma isteği, terleme, nefes alamama, çarpıntı gibi  

belirtiler kişiyi dehşete düşürür. Kişi o an “kalp krizi geçireceğini” veya “felç olacağını”  zannederek yoğun bir ölüm korkusu ya da felç olma korkusu yaşar. 

 Bazı durumlarda da sersemlik, tuhaflık, çevreyi ve çevresindeki insanları tuhaf bir şekilde  görme, garip ya da değişik hissetme gibi duyguların ortaya çıkması ile “kontrolünü  kaybetme” ya da “çıldırmaya başladığını” düşünerek kendisine ya da çevresine zarar  vermekten korkar.  

 Bu ilk atak neticesinde kişi tıbbi yardım arayışına girer ve özellikle kalp hastalıkları  konusunda doktorlara başvurur. Ancak, yapılan tüm tetkikler neticesinde “hiçbir problem  yok, stresten olmuş” yanıtını alacaktır ve kendisine sakinleştirici bir iğne yapılım, bir psikolog  ile görüşmesi tavsiye edilerek evine gönderilecektir. 

 Ataklar Tekrarlıyor;  

Hasta ilk ataktan sonra yeniden panik atak yaşar ve aynı dehşet duyguları ortaya çıkar. Bu  durum sürekli acil servislere taşınması ile sonuçlanır. Hayatında bu durum bir kısır döngü  halini alır. 

 Her seferinde yeni yeni doktorlar denenerek bu durumun sebebi hasta tarafından  araştırılmaya çalışılır. Doktorların yaptığı tetkikler aynı neticeyi verdiğinde hasta, doktorları  yetersizlikle suçlamaya ve kendisinde var olabilecek, kal, tansiyon, şeker, beyin patolojisi vb.  gibi durumları anlayamadıklarını düşünmeye başlar. Bu durum doktor doktor, hastane  hastane gezmesine hem maddi hem de manevi kayıplar vermesine sebep olur. 

 Bazı durumlarda yanlış teşhisler sebebi ile ilaç tedavisine başlayan hasta durumun  değişmediğini gördükçe panik bozukluk şiddetlenir. 

 Beklenti Anksiyetesi Gelişiyor;  

Atakların sürekli, ısrarcı bir şekilde yaşanmaya devam etmesi, hastanın sürekli kendisini  gergin, korkulu, huzursuz ve endişeli hissetmesine ve bu olumsuz duyguların şiddetlenmesine  sebep olur. Hasta sürekli yeni bir atağın geleceği korkusu yaşamaya başlar. Bu duruma  beklenti anksiyetesi adı verilir. Bir süreden sonra panik atakların şiddetini ve tekrarını  arttırması beklenti anksiyetesi sebebi ile olur. 

 Yoğun Olumsuz Duygular Yaşanıyor; 

Panik ataklar yaşayan hastada duygu durum sürekli olarak endişe, gerginlik, korku,  üzüntü ile doludur. Sürekli beklenmedik zamanlarda gelen ve yoğun korkuya sebep olan  ataklara maruz kalan kişi için yaşamın işlevselliği bozulur. Kişi hayattan zevk alamaz hale  gelir. Bu durumun geçeceğine, iyileşebileceğine dair inancı git gide kaybolmaya başlar. 

 Davranışlar Değişiyor; 

Hastalar bir süre sonra ataklara ve ataklar sırasında oluşabilme ihtimaline inandıkları  felaketlere karşı bir dizi önlem alır ve kimi davranışlarını değiştirmeye başlarlar. 

 Bu “güvenlik önlemleri” arasında en sık rastlanılanlar; atakların gelebileceği yer ve  mekanlardan uzak durmak, ataklara sebep olabileceğini düşündükleri yiyecek ve  içeceklerden uzak durmak, ataklara karşı evden çıkarken ilaç, alkol vb içip öyle çıkmaktır. 

 Atakların geleceğine inandıkları birçok yerden uzak kaldıkları gibi dışarı çıkarken  yanlarında içi güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak bir sürü araç gereç ile dolu çantalarını alırlar.  Olası bir bayılmaya karşı su, tuzlu-tatlı kuru gıdalar, tansiyon aleti, şeker ölçüm aleti, kolonya,  olsun diye yakınlarının adres ve telefonlarının bulunduğu uyarıcı kartlar vardır.  

 Panik atak yaşayacağını düşünen kişi zamanının çocuğunu hastane bahçelerinde veya  poliklinik yakınlarında geçirmeye başlar. Tek başına dışarı çıkmayı tercih etmez, olası bir  panik durumunda yanında tanıdığı birilerinin olması gerektiğini düşünür. 

 Atakları sırasında birilerine zarar verme ihtimali olduklarını düşündüklerinden evde kesici  aletleri kaldırırlar, atak sırasında kendilerini camdan, balkondan atma ihtimallerini düşünerek  demir korkuluklar yaptırırlar. 

 Bu liste uzayıp gidebilir ancak özetle panik bozukluk hastaları hayatlarını panik ataklarına  göre yeniden düzenler ve şekillendirirler. Bu güvenlik önlemleri ve kaçınma davranışları ise  panik ataklarının sürmesini kolaylaştırıcı etki yapar. 

 Panik Bozukluğa Eşlik Eden Psikopatolojik Bozukluklar 

Panik bozukluğu sıklıkla diğer anksiyete bozuklukları ve depresyonla birlikte bulunur.  Panik bozukluğu hastalarının %35-91’inde majör depresif epizod görülmektedir. 

 Panik bozukluğu hastalarında, %20 gibi düşük olmayan oranlarda, ciddi bir hastalığı  olduğu korkusunun ve bu yöndeki inancı tıbbi olarak onaylatma eğiliminin süreklilik  gösterdiği hipokondriyazis görülür. 

 Panik bozukluğu hastalarında alkolizm görülme oranı %17 bulunmuştur. 

 Panik Bozukluk Neden Oluşur? 

1. Panik Bozukluğu, beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan  ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal çalışması sonucu  oluşmaktadır. 

 2. Panik ataklarının bazı bedensel duyumların felaketleştirerek yanlış yorumlanmasından  kaynaklandığı varsayılmaktadır. 

 Yanlış yorumlanan duyumlar esas olarak, normal anksiyete durumlarında ortaya çıkan  baş dönmesi, çarpıntı, nefes alma güçlülüğü gibi bedensel belirtileri içermektedir.  Felaketleştirerek yanlış yorumlama, çarpıntıları olması muhtemel bir kalp krizinin, soluk alma  güçlüğünü soluksuz kalıp ölmenin bir habercisi olarak görmek gibi, bedensel duyumların  gerçekte olduğundan daha tehlikeli algılanması olarak ifade edilmektedir. 

 Bu görüşe göre, duyumların ortaya çıkışından her zaman da anksiyete soumlu  olmamakta, örneğin çok kahve içilmesi ya da basitçe heyecanlanma gibi durumlarda, kişi  kendi fizyolojik uyarılmasını yanlış olarak içsel bir tehlikenin işareti şeklinde yorumlayarak  panik atağı yaşayabilmektedir. 

 Panik Bozukluğun Tedavisi Mümkün Müdür? 

Panik bozukluk tedavisi mümkün bir psikolojik rahatsızlıktır. Rahatsızlığın tedavisinde  bugün etkinliği kanıtlanmış iki tedavi yöntemi bulunmaktadır. 

 1. İlaç Tedavisi 

 2. Bilişsel Davranışçı Tedavi 

 Panik bozukluğunda BDT, panik atakların bedensel duyumların felaketleştirerek  yorumlanmasından kaynaklandığını varsayan bilişsel model ve hiperventilasyonun atakların  oluşumunda rol oynadığı görüşü birlikte ele alınarak geliştirilmiştir. 

 Panik bozukluğunda bilişsel terapi, hastanın bedensel belirtilerini, zararsız ve  denetlenebilir bir duruma bilişsel olarak yeniden atfetmesi sağlanarak bilişsel yanlış  yorumlamaların düzeltilmesi esasına dayanır. 

 Solunumun denetlenmesinin temel alındığı davranışçı terapide ise, aşırı soluma  egzersizleri yaptırılarak, hastada panik atağına benzer belirtilerin ortaya çıkması ve ardından  solunumun düzenlenmesi ile bu belirtilerin kaybolması sağlanır. Burada, panik atağı sırasında  ortaya çıkan bedensel belirtilerin, kalp krizi geçirme gibi felaketleştirilen durumlardan  kaynaklanmadığı, basitçe hiperventilasyonun bir sonucu olduğu yorumu verilmektedir. 

 Bir sonraki adım ise, panik atakların başlayacağının hissedildiği anda kullanılmak üzere,  bir başa çıkma tekniği olarak solunum denetiminin öğretilmesidir. 

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler