Testis Kanseri - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Üroloji

Testis Kanseri

Yayınlanan

üzerinde

Testis Kanseri Nedir?

Testisler erkeklerin üreme sisteminin parçası olup, skrotumda(torbalarda) yerleşiktir. Temel görevi erkeklik hormonu (testesteron) salgılamak ve üreme hücreleri (Sperm) üretmektir.Testis kanseri, testislerde başlayan ve bazen vucudun diğer alanlarınada yayılabilen bir tümöral büyümedir. Erkeklerdeki kanserlerin %1’ini oluşturmaktadır,görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Daha çok kuzey avrupa ülkelerinde ve iskandinav ülkelerine endemiktir. Sosyokültürel ve ekonomik seviyesi yüksek olan ailelerin çocuklarında daha sık gözlenmektedir.Sağ testis daha fazla etkilenmekte, zira risk faktörü olan inmemiş testis patolojisi  sağ tarafta daha fazla gözükür. Nadir olgularda iki taraflı(%2-3) olabilmektedir..Bir kişinin hayatı boyunca testis tümörü olma riski % 0,2 dir.

Testis Kanserinin Sınıflandırması

Testis tümörlerinin histopatolojik olarak çok sayıda değişik tipleri vardır .Bunlar içinde en sık olarak klinikte karşılaştığımız testis tümörleri germinal(sperm kökenli) hücreli testis tümörleridir.Testis tümörlerinin % 90-95’i germinal hücrelidir. Geri kalanlar non-germinal (sperm dışı hücre kökenli) tümörlerdir.  Embiryonal gelişme esnasında , totipotansiyel(çok yönlü gelişme yeteneğine sahip ana hücreler) germ hücreleri normal şekilde diferansiye olurlarsa spermatositler oluşur. Bu totipotansiyel germ hücreleri anormal şekilde diferansiye(başkalaşım) olurlarsa seminom veya embiryonal karsinom gelişir. Eğer embiryonal hücreler intraembiryonik gelişmeyi takip ederek , daha ileri diferansiye olurlarsa teratom gelişir. Eğer embiryonal hücreler ekstraembiryonik gelişmeyi takip ederek,daha ileri diferansiye olurlarsda koriyokarsinom veya yolk sak tümör oluşur. Germinal hücreli testis kanserleri tedavilerindeki farklılk nedeni ile seminomatöz ve nonseminomatöz hücreli testis kanserleri olarak ikiye ayrılır. 

Seminom tipi testis tümörü; her yaş erkekte görülmekle beraber daha çok 30-40 yaş grubu erkeklerde ortaya çıkan ve nispeten diğer testis tümörlerine göre daha iyi seyreden testis tümörüdür. 

Seminom dışı(Non-Seminom)testis tümörleri: Emriyonel Kanser, Yolk sack tümör, koriokarsinom, teratom. Bunlar tek başlarına olabildiği gibi çoğunlukla seminomu da bir parçası olabildiği çeşitli kombinasyonlarda, mix bir tümör olarak karşımıza çıkar:18-35 yaş grubunda ortaya çıkan, daha agresif ve saldırgan seyreden testis kanserleridir.

1-Seminom  Testis kanserleri içinde en sık rastlanılan tümördür, her yaş erkekte görülmekle beraber daha çok 30-40 yaş grubu erkeklerde ortaya çıkan ve nispeten diğer testis tümörlerine göre daha iyi seyreden testis tümörüdür. Tek başına görülme sıklığı %35 dır. Seminomun üç ayrı tipi mevcuttur; klasik seminom, anaplastik seminom ve spermatositik seminom. Prognostik açıdan dan bakıldığında üçü arasında fark yoktur.  Seminomların % 85 i klasik tip dir. % 10-15 inde sinsiytiotrofoblastik elemanlar bulunur. Bu tip seminomlarda hCG üretimi nedeniyle kanda hCG oranı yüksek bulunur .  Seminomların ,% 5-10 i anaplastik tip seminomdur.  Seminomların % 5-10 nu spermatositik tip seminomdur ve daha çok 50 yaş üzerindeki erkeklerde görülür.

2- Embiryonal Karsinom:  Tek başına görülme sıklığı % 20 dir. 18-35 yaş grubunda ortaya çıkan, daha agresif ve saldırgan seyreden testis kanserleridir. Adult ve infantil olmak üzere iki tipi mevcuttur. vardır.  İnfantil tip ,endodermal sinus tümörü veya yolk sac tümörü olarak da adlandırılır. 

3-Teratom:  Tek başına görülme olasılığı % 5 dir. Matür Teratom ve immatür Teratom olmak üzere İki tipi vardır. Matür teratom ektoderm,mezoderm ve endoderm gibi üç temel emriyonik katmanı içerirler, bu yüzden bu tümörlerin içinde her türlü organı taklit eden yapılar mecuttur(kemik, deri, diş ve diğer organ hücreler).

4-Koriyokarsinom:Tek başına görülme sıklığı %1’den azdır. Oldukça agresif ve saldırgan bir tümördür.Erken hematojen metastaz yapma özelliği nedeni ile diğer non-seminomatöz testis tümörlerinden farklıdır.

5-Mikst hücreli tümörler: Bu tümörlerin görülme olasılığı % 40 civarındadır, en sık görülen testis kanserleridir. Bu tip mix tümörlerin yaklaşık ¼’ü  teratokarsinomdur. Teratokarsinom, teratom ile embiryonal karsinom kombinasyonudur. Bu tümörlerin yaklaşık % 6 sında kombinasyon içinde mutlaka seminom mevcuttur. Mix tümöerlerdeki emriyonel karsinom oranı ne kadar yüksekse tümör o kadar kötü prognozludur.

6-Karsinoma insitu:   Testis tümörü olan hastaların % 5,2 sinde diğer testisde karsinoma insitu rastlanmaktadır. Bunların daha sonra invaziv kansere dönüşme riski vardır.

Testis kanseri için risk faktörleri

1- Yaş 18 ila 35 yaş

2- Geçmişinde  inmemiş bir testis (kriptorşidizm) hikayesi olanlar(kanıtlı risk faktörü):Testis tümörlü hastaların % 7-10’unda inmemiş testis öyküsü . İnmemiş testisde kanser gelişmesinede rol oynayan bazı faktörler suçlanmaktadır. Bunlar arasında; anormal germ hücre morfolojisi, yüksek ısı, testis kanlanmasında bozukluk, endokrin disfonksiyon(hormonal fonksiyon bozukluğu), gonodal disgenezi (genital gelişim bozukluğu)  sayılabilir. İnmemiş testisli hastalarda testis tümörü gelişme riski normal beklenenden 3 ila 14 misli daha fazladır.İnmemiş testis hastaların yaklaşık % 5 ila 10 unda karşı taraf da normal lokalizasyonyon da ki testis de tümör gelişme riski vardır.

3- Hipospadias(peygamber sünnetli), doğuştan idrar deliğinin normal yeri dışında bir alana açılması gibi genital gelişim bozukluğu 

4- Kısırlık, sperm sayı ve morfolojinde ciddi anormallik olması. 

5- Anormal testis gelişimi, atrofik(küçük)testisi olması 

6- Aile öyküsü, kromozom Xq27 üzerindeki gen değişiklikleri,daha önce testis kanseri geçiren hastalar(kanıtlı risk faktörü)

7- Beyaz Irka mensup olmak 

8-Genetik faktörler(Bcl-2, p53,EGF, Rb gibi genlerin rolü)

9-Testiküler mikrolitiazis(kalsifikasyonlar)

10-Annede endojen veya eksojen östrojen fazlalığı. Hanile annelere dışarıdan östrojen verildiğinde erkek bebeklerde testis kanseri gelişme riskinin çok arttığı bilinmektedir.

11-Testiküler travmalar

12-Sosyokültürel ve ekonomik düzey

Belirtileri

Testislerde anormal büyüme ve sert kitle/yumru hissedilmesi ve fark edilmesi en yaygın bulgu ve şikayet olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak elle hissedilen her kitle veya yumru kanser değildir. Bunu dışında testisde ve skrotumda ağrı(%10-15) hissedilebilir.Testis kanseri vücudun diğer bölümlerine yayılmışsa(metastaz), künt ağrılar veya bu alanlarda bazı sertlikler hissedelebilir. %10-15 hastada tümör ile birlikte hidrosel saptanabilir.Hasta kendisini, özellikle sıcak bir banyodan sonra, elleriyle muayene edebilir, iki testisi birbiri ile kıyas edebilir,  ve anormal bir büyüklük ,sertlik veya kitle hissetmesi durumunda mutlaka hekime başvurmalıdır. Hastalar öksürük ,nefes darlığı(akciğer metastazı), karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı-kusma(retroperitoneal bölgede metastaz) gibi metastaz yaptığı alanlara ait şikayetlerle gelebilir.

Teşhis 

Hastanın hikayesi ve özgeçmişi ve muayenesi usulune uygun bir şekilde bakıldıktan sonra ultrasonografi ve önemli tümör belirteclerini de  (Tumor markerleri) içine alan bir takım kan testleri gerekmektedir. Testis tümörlerine biyopsisisi pek önerilmez, yapılmaması kuraldır, çok özel durumlar dışında yapılmaz. Ameliyat esnasında frozen patolojik (anında patolojik inceleme) inceme için biyopsi  bazı olgularda devreye alınabilir.

Kan Testleri:  Temel olarak, Beta- Human korionik gonodtropin (Beta-HCG), Alfa-fetoprotein(AFP) ve Laktik Dehidrogenaz (LDH ), gibi tümör beliteclerini içerir, bunların birinin veya birkaçının seviyesinin  yüksek olması, hem kanserin tipini belirlemede, tedavi kararı vermede ve takiplerde kullanılmaktadır. Seminom dışı tümörlerde;  % 40 – 70 AFP veya hCG yüksekliği,  % 20 – 60 LDH yüksekliği, Seminomlarda ise  % 15 – 20 hCG,  % 20 – 60 LDH yüksekliği saptanmaktadır. Saf seminom ve koriokarsinomda AFP yükselmez Ayrıca Plasental Alkalen Fosfotaz(PLAP),  Nöron Spesifik Enolaz (NSE) ve Gamma-glutamil transpepdidas(GGT) gibi belirteçlerde bazen kullanılmaktadır. 

Ultrasonografi(USG): Testisteki kitlenin yapısı, doğası, büyüklüğü, diğer dokular ile olan ilişkisi ve yaygınlığı hakkında bize çok değerli bilgiler verir. Ayrıca testis kanseri öncülü ve risk faktörü sayılan mikro kalsifikasyonlar (Mikrolitiyazis “mikrolitler” -Kumsu ve mikro kireçlenmeler) saptanabilir. USG testis kanserini saptamada temel görüntüleme sayılmaktadır, ayrıca metastazların görüntülenmesinde de kullanılabilmektedir.

Manyetik rezonans görüntüleme(MRI):Testis kitlesinin saptanması, yapısını ve doğası  hakkında fikir vermesi yanında metastazların saptanmasında ve evrelenmesinde de bize yol göstericidir. Ayrıca biyopsi alımında kılavuz olarak kullanılabilir.

Yayılım: Testis kanserleri; koriokarsinoma hariç tüm metastazlarını lefatik yolla yapar. Koriokarsinom hematojen yolla, atipik yerlere ve erken  metastaz yapmaktadır ve diğer tiplere göre prognozu kötüdür..Testis tümörlerinin primer olarak metastaz T1 ile L4 arasındaki, ve  böbrek çevresi ana damar(Aort ve vena kava) etrafındaki lenf nodüllerine yapmaktadır. Testis, börekle aynı konjenital orijini paylaştığı ibu alanlara metastaz yaparlar. Önce metastazlar bu bölgede yerleşir daha sonra adım adım yukarı bölgelere akciğerde mediasten kısmına ve supraklaviküler lenf nodullerine metastazlar gerçekleşir.Yukarıya doğru metastazlar olurken, aynı zamanda lenfatik yayılım aşağıya bölgelere, iliak lenf nodüllerine, doğru da gerçekleşir. İleri evlerede, akciğer, karaciğer, kemik ve beyin metastazları görülür. 

Evreleme

Yüksek radikal orşiektomi ameliyatını takiben hastalığın evrelendirilmesi için, tümörün histolojik yapısı ve özellikleri belirlenir.Ameliyat sonrası tümör belirleyicilerin (HCG, AFP) değerlerine tekrar bakılır. Akciğer,karın  ve pelvis tomografisi yapılır. Royal Marsden sınıflaması veya Ameikan Birleşik Kanser Komitesi ( AJCC) nin TNM sınıflaması kullanılır. Kanserin tedavi şeklinin karında ve takibinde yol gösterici olan tümör yaygınlığının aşamalarını ve seviyesinini gösteren bir sınıflamadır. Burada primer tümör odağının yaygınlığı(T), Lenf düğümlerene yayılması ve yaygınlık derecesini(L), uzak organ metastazlarını(M) ve tümör belirteclerinin varlığı ve seviyesi(S) baz alınarak sınıflama yapılmaktadır. Bu bilgilendirmeden sonra testis kanserleri şu şekilde evrelendirilir:

Royal Marsden sınıflamasına göre evreleme:

Evre I: Testise sınırlı bir kanser, diğer alanlarda tümör saptanmaz 

Evre II: Lenfatiklare yayılım mevcut(a: 2cm’den küçük büyüklüte karın içi lenfatiklere yayılım; b: 2-5 cm’den büyük  lenf bezlerine yayılım, c: 5cm’den büyük kitle yapmış lenfati yayılım)

Evre III:  Diafram üstü lenf düğümlerine yayılım

Evre IV: Uzak organ metastazı söz konusu (akciğer, karaciğer kemik, beyin vs)/ kan yolu il yayılım

Ayırıcı Tanı: Testİs tümörü, skrotum içi diğer hastalıklarla kolayca karışır. Bu nedenle testis tümörlü hastalaraın yaklaşık % 25 ilk muayenede yanlış tanı almaktadır. Testis kanseri ile karışan hastalıklar arasında; epididimit veya orşioepididimit, hidrosel ki bazen testis tümörü ile birlikte görülebilir(%10-15), spermatosel,hematesel, varikosel, tüberküloz orşit, ve epidermoid kist sayılabilir.

Prognoz/Gidişat

Testis kanserlerinin prognozu ve tedaviye cevabi diğer organ kanserlerine göre daha iyi ve  tadaviye daha iyi cevap vermektedir, özellikle erken evrede yakalandığında kür(Hastalıksız hale gelme) şansı yüksektir. Bahsedildiği üzere testis kanserlerinde prognoz hastalığın evresine, hücre tipine (seminom veya non-seminom), uzak organ mesatazı olup olmamasına, özellikle non-seminom kanserlerdeki serum belirteclerinin seviyesine ve bireysel ve ailesel testis tümörü geçmişinize bağlıdır.Non-seminomatöz tümörlerdeki emriyonel karsinom oranı ne kadar yüksekse o ölçüde prognoz  kötüdür. Yine yolk sack tümörün olması prognozun nispeten iyi olduğunun göstergesidir.Primerpür koriokarsinomun görülme yaşı düşük ve prognuzu nispeten kötüdür. hastalar bazı risk gruplarına ayrılır buna göre hastanın tedavi ve takipleri tanzim edilir. Kötü prognostik faktörlerden hiç biri bulunmayan hasta düşük riskli, 1 veya 2 kötü kötü risk faktörü olan hasta orta riskli,3-4 faktörü olan yüksek riskli hasta olarak değerlendirilir. 

Risk faktörleri arasında: orşiektomi materyelinde histolojik olarak embiryonal karsinom varlığı kötü prognostik risk faktörü sayılır ve embiryonal kanser total tümördeki oranı bile önemlidir. ayrıca,  yolk sac tümörün bulunması iyi prognostik faktör sayılır, yine  lenfatik ve/veya vasküler invazyonun bulunması kötü risk faktörü sayılmaktadır.

TEDAVİ

1-Orşiektomi: Testis kanserinde birinci basamak tedavi kanserli testisin ve eklerinin(epididim, kordon ve funukulus) cerrahi yolla çıkarılmasıdır, eğer tanıda şüpheli bir durum varsa ameliyat esnasında luzumu halinde frozen patolojik inceleme yapılır ve ona göre karar verilir. Çok özel durumlarda (tümörün iki taraflı olması, hastanın tek testisli olması vs) sadece testisin kanserli kısmı alınabilir. Testis cerrahisi torbadan(skrotum) değil daha yukarıdan, kasıktan, yapılan kesi ile yapılır(yüksek inguinal orşiektomi). Doku patolojiye gönderilir, patoloji ve görüntüleme incelemelerin sonucuna göre ek tedavi ihtiyacı olup olmadığı belirlenir. Ek tedaviler; ek cerrahi girişimler, kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini kapsar. Testis alındıktan sonra aynı seansta veya daha sonra kozmetik açıdan veya psikolojik gerekçelerle testis protezi yerleştirilebilir. Fazla komplikasyonları olan bir cerrahi değildir. Ameliyattan sonra erken dönemde kanama ve enfeksiyon gelişebilir. Uzun dönemde kısırlık(fertilite index’inde düşme ve erkeklik hormonu (testesteron) üretiminde/seviyesinde azalma olabilir. Kısırlık ihtimaline karşılık ameliyat öncesi veya ek tedavi öncesi uzun süreli saklanmak ve ileride olası kısırlık durumunda kullanılmak  üzere sperm bankasına birkaç semen örneği verilerek muhafaza edilir. Ancak testis kanseri tedavisinden sonra doğal yoldan baba olma şansı genellikle devam etmektedir.

2-Ek Cerrahiler: 

a-Diğer testisten biyopsi yapılması:Testis de karsinoma insitu görülebilme olasılığı % 1- 5 arasında değişmektedir.Testis tümörlü hastalarda orşiektomi sonrası tümör ile birlikte karsinoma insitu bulunması durumunda diğer testise biopsi yapılarak karsinoma insitu araştırılmalıdır. Eğer kalan testis inmemişse, küçük(atrofik) ise sperm kalitesi ve parametreleri iyi değilse biyopsi yapılabilir, eğer onda da kanser hücreleri var ise kemoterapi ve/veya kemoterapi yapılabilir, bazen o testisin de cerrahi olarak alınma ihtiyacı doğabilir. Bu durumda hasta ömür boyu hormon desteğine ihtiyacı olur.

b-Lenf yayılımların Çıkarılması(Retroperitonial lenf nodu diseksiyonu-PDNLD):  testis kanserleri genellikle konjenital oluşum yeri(orjini) nedeniyle karın arka kısım, böbrek çevresi/seviyesi, aort ve büyük damaların etrafındaki lenfatiklere yayılır. Bunların çıkarıma işlemine retroperitonial lenfadenektomi denilmektedir.Bu işlem Ervre I non-seminom tümörlerde, kemoterapiden sonra kalan artık dokulara veya sonradan gelişen kitlelere yapılmaktadır. Bu cerrahiden sonra sempatik sinir zinciri etkilenebilir, hastalanabilir, bu durumda ejekülasyon bozuluğu yani meninin mesaneye kaçması, dışarıya çıkmaması sözkonusu olabilir. Bu da doğal yoldan çocuk sahibi olma şansını oradan kaldırmaktadır, ve yardımcı üreme tekniklerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yüzden ameliyat öncesi bu konular hakkında hastanın bilgilendirilmesi gerekmektedir.

c-Metastazektomi(Uzak orhan metastazların cerrahi yoldan çıkarılması):  Akciğerde, karaciğerde veya beyinde, bazı olgularda, bu organlardaki metastaz odakları cerrahi çıkarılma ihtiyacı olabilir, özellikle ve tipik olarak kemoterapi sonrası kalıntı dokular çıkartılır.

3-Kemoterapi(KT): Testis kanserlerin hemen her tipi kemeterapiye oldukça hassas tümörlerdir, ve etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Cis-platin tabanlı üçlü kombinasyon BEP(bleomisin+Etoposit+Cis-platin) birinci basamak (first line) kemoterapinin temelini oluşturmaktadır. 3 hafta aralıklarla 3-4 kür standart tedavidir. Bazı hastalarda özellikle Evre I seminomda tek ajan Karboplatin tek başına kullanılmaktadır.  

3-Kemoterapi(KT): 

-Enfeksiyon:KT ilaçları vucut drencini düşürmekte,  kemik iliği baskılanması sonucu lokosit miktarı düşmekte ve enfeksiyonlara açık hale gelebilmektedir. Ateş ve, titreme ile kendini gösterir, antibiyotikler ihtiyacı olabilmektedir.

-Öksürük:Bleomisinin bir yan etkisi olarak veya akciğer enfeksiyonun sonucu ortaya çıkabilir

-Saç Dökülmesi:Geçicidir, genellikle 3-6 ay içinde tekrar büyür

-Semen Kalitesinde Bozulma: Ameliyattan sonra uygulanan KT ve RT’e bağlı olarak semen kalitesinde bozulma ve kısırlık gelişebilir, yukarda anlatıltığı üzere bu tedaviler öncesinde sperm bankasına bir kaç kez semen verlerek saklanması önerilir.Böylece ilerde oluşabilecek kısırlık durumunda bu örnekler yardımcı üreme tekniklerinde kullanılır. Ancak semen kalitesindeki bozukluk genellikle geçicidir, ve bu hastalar doğal yoldan baba olma şansı yüksektir.

-Yorgunluk: Genellikle kısa süreli yorgunluklar olabilir, hasyaya aktif ve hareketli olması tavsiye edilir

-Mide Rahatsızlığı(Mide Bulantısı): KT süresince bazı mide rahatsızlığı bulantı ve iştahsızlık olabilir. Bulantı kesici ilaçlar, yüksek kalorili diyet içecekler önerilebilir veya şikayetler devam ederse bir diyetisyende yardm alabilir.

-İshal: KT ilaçlarına bağlı ishaller olabilir, ishal kesici ilaçlar, bol sıvı ve düşük lifli diyet önerilebilir.

-Ağız yaraları: G Geçici aft ve yaralar olabilir, ağız hijyeni ve karbonat gargarası tavsiye edilir

-Tat alma ve duyma fonksiyonunda hassasiyetler

-Deri veya tırnaklarda bazı değişiklikler:Radyoterapiye bağlı güneş yanığı gibi kırmızılıklar olabilir, nemlendirici  önerilir, bu durum geçicidir.

-El veya ayak parmaklarında karıncalanma

4-Radyoterapi(RT)

TAKİP

Düzenli aralıklarla 3-4 ayda bir, her şey yoluda giderse 5 yıl takip edilir. Takiplerde muayene, kan testleri,göğüs grafisi ve tomografi yapılır luzumu halinde PET-CT önerilebilir

TESTİS KANSERİ İLE YAŞAMAK: Kanser tanısı hastalar için oldukça stresli ve bunaltıcıdır bir durumdur. Testis kanserleri hakkında hasta ne kadar bilgilendirilirse, bu sıkıntıların üstesinden gelmesi o kadar olaylaşır.

1-Tek testis ile yaşamak:  Aslında sağlıklı tek testis ile ömrünün sonuna kadar bir sorun yaşamadan(cinsel veya kısırlık vs) hayatını devam ettirebilir, genellikle tek testis yeterli olmaktadır. Ancak kozmetik ve psikolojik bir eksiklik yaşayabilir bunu için testisi alınırken veya ileriki bir dönemde testis protezi (slikon testis) konularak bu eksiklik giderilebilir. Tek testisli olmak doğal yoldan baba olma şansını azaltabilmekle beraber bu hastaların büyük çoğunluğu sorun yaşamazlar, gerekirse tedavi öncesi sperm bankasına verdiği sperm örneği bu amaçla kullanıabilir. Yine bazı hastalarda bu tedaviler sonrasında tek testisin ürettiği erkeklik hormonu(Testesteron) yetersizliği yaşayabilirler , bu durumda dışardan testesteron takviyesi yapılabilir.

2-Testesteron eksikliği:Testis kanser tedavisinden sonra ortaya çıkabilecek Testesteron yetmezliği durumunda hastalar; yorgunluk, cinsel isteksizlik(libido kaybı), meme dokusunun büyümesi(Jinekomasti), veya vucut kıllarında,  tüylerinde ve sakalda azalma  azalma şikayeti ile başvurabilirler. Serum testesteron seviyesi normal olsa bile bu şikayetler olabileceği gibi, ancak genelde bu şikayeti olanlarda serum testesteron seviyesi düşük bulunur , bu durumda testesteron takviyesi ile bu sorunların büyük bir kısmı çözüleblir.

3-Partnerin Korunması: Testis kanseri enfeksiyon değildir, partnerine cinsel yolla bulaştırma söz konusu değildir, cinsellik kanser tedavisine zarar vermez. Ancak KT alındığı dönemde prezervatif kullanılmasına da fayda var, semendeki KT ilaçları partnerine zarar verme ihtimali böylelikle ortadan kalkar.

4-Cinsellik: Testis kanserinin tedavisi, cinselliğe engel teşkil etmemektedir. Bu tedaviler genelde cinsellik  ve doğurganlıkta(Kısırlık) pek sorun yaşanmamakla beraber hastalar bazı sorunlar yaşayabilirler. Testis cerrahisinden sonra boşalmada(ejekülasyonda) bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle retroperitonial lenfadenektomi(RPNLD) bu tür sorunlara yol açması beklendiğinden bu cerrahiye aday hastalar ameliyat önce mutlaka bilgilendirilmeli ve ameliyattan sonra ejekülasyon zorluğu veya retrograd ejekülasyon sorunu yaşayabileceği söylenmelidir. Bu durumda doğal yoldan çocuk sahibi olama şansı olmayabilir, yardımcı üreme tekniklerine başvurma ihtiyacı olabilir. Verilecek ilaçlar etkili olmayabilir. Yine RPNLD ameliyatinda oluşabilecek sinir hasarından sonra ereksiyon problemi yaşanabilir, gerekirse ilaç tedavisi önerilir. 

5-Cinsel istekte azalma(Libido kaybı):  Testis kanseri hastaların tedavisinden sonra, çoğunlukla geçici de olsa,  libido kaybı yaşanabilir.Bu kısmi testesteron eksikliğinden, kanser tedavisinin yarattığı stressden ve bazı duygu ve düşünsel sorunlardan kaynaklanabilir.Hastanın bunu geçici bir durum olduğunu ve bununla beraberce üstesinden gelinebileceği anlatılmalıdır.

6-Doğurganlığın korunması(Kısırlığın Önlenmesi):  Yukarıda altıldığı gibi testis kanseri tedavisinden sonra semen kalitesinde çoğunlukla geçicide olsa bozulama ve doğurganlık şndexinde azalma olabilir. Çocuk sahibi olma isteği varsa ameliyat öncesi sperm bankasına semen örnekleri mutlaka verilmesi önerilmelidir.

7-Sosyal ve psikolojik etkilerin ele alınması: Kanser tedavisinden sonra, kaygı, öfke veya depresyon yaşanabilmektedir. Bu kanuda psikolojik danışmanlık alınabilir, sosyal sorunları çözecek ailesel yardım istenebilir.İhtiyac olması halinde kaygı ve anxite giderici veya anti depresan ilaçlar başlanabilir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Üroloji

Aşırı Kilo, İdrar Yollarında Taş Hastalıklarına Neden Olabiliyor

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Böbrek taşı, bazen hiçbir belirtiye neden olmadan idrarla atılır. Ancak taşın boyutu büyükse, böbrekten sonra üretere geçtiğinde tıkanmaya sebep olabilir. Üreter, böbrek ile mesaneyi birbirine bağlayan ince boru şeklinde bir organdır. Böbrek taşı, bu küçük boru içerisinde sıkışırsa idrar akışını engeller ve idrar böbrekte toplanmaya başlar.

Bu durum sırtta bel hizasında, yanlarda veya kaburga altında ani başlangıçlı keskin bir ağrıya neden olur. Ağrı, karın ve kasığa yayılabilir. İdrar yaparken ağrı ya da yanma hissi görülebilir. Bunların dışında idrar yollarında taş durumunda görülen diğer semptomlar, pembe/kırmızı idrar, idrarda kötü koku ya da bulanıklık, sürekli idrara sıkışma hissi, bulantı ve kusma, ateş şeklinde sayılabilir. İdrar yollarında taş oluşumuna risk hazırlayan durumların bir araya gelmesi taş oluşumuna sebep olabilir. İdrar içerisinde kristal oluşturabilecek  kalsiyum, ürik asit, okzalat gibi maddelerin fazla olması, idrarda kristal oluşumunu engelleyen maddelerin  ise az olması idrar yollarında taş oluşmasıyla sonuçlanabilir.” 

Oluşan taşın türünü tespit etmenin, ileride taş oluşumu tekrarının önlenmesi açısından önem taşıdığını belirten Kurt, şu şekilde devam etti: 

“Kalsiyum taşları, en sık görülen taş türüdür, genellikle kalsiyum okzalat kristalleri şeklinde görülür. Cips,  fıstık, çikolata, ıspanak gibi okzalat açısından zengin yiyecekleri tüketmek, kalsiyum taşı oluşma riskini arttırır. Ürik asit taşları, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Gut hastalığı olanlarda, kemoterapi tedavisi  alanlarda da bu hastalık görülebilir. Protein içeriği zengin diyetle beslenmek, ürik asit taşı açısından risk  oluşturabilir. Strüvit taşları, idrar yolları enfeksiyonuna bağlı olarak oluşabilen taşlardır, boyutları genellikle  büyük olduğundan idrar yollarında tıkanmaya sebep olabilirler. Sistin taşları, nadir görülen bir taş türüdür. 

Sistinüri adlı genetik hastalığı taşıyanlarda gözlenen bir durumdur. Bir kişide, bir ya da daha fazla risk faktörü varlığında böbrek taşı oluşma ihtimali artar. Bu faktörler, kişinin kendisinde veya ailesinde böbrek taşı  öyküsü olması, az sıvı tüketimi, farklı beslenme tipleri, örneğin çok tuzlu yiyecek tüketimi, obezite, sindirim  sistemiyle ilgili rahatsızlıkların bulunması, geçirilmiş mide, bağırsak ameliyatları, sistinüri gibi bazı genetik  hastalıklara sahip olmak, diüretik, antiepileptik, kalsiyum temelli antiasit gibi bazı grup ilaçların kullanımı  böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.” 

Kurt, idrar yollarında taş tanısı ve tedaviye ilişkin ise şunları kaydetti: 

Tanıda ilk olarak kan ve idrar testi istenir. Ultrason ya da bilgisayarlı tomografi tetkiklerinden faydalanılarak  idrar yollarındaki taşın görüntülenmesi sağlanır. Tedavi, taşın büyüklüğüne ve neden olduğu hasara göre  değişkenlik gösterir. Küçük boyutta ve ciddi bir duruma neden olmayan taşların tedavisinde hastaya bol su  içmesi tavsiye edilir. Küçük taşlar, idrar içerisinde beklediğinde bir araya gelerek daha büyük hale gelebilir.  Çok sıvı tüketilmesi, sık sık idrara çıkmayı sağladığından bu durumu engeller. Küçük taş dökenlere ağrı kesici  verilerek taşın sebep olduğu şiddetli ağrı hafifletilir. Büyük boyuttaki taşlar, taşın bulunduğu yere ve yol  açtığı hasara göre farklı şekillerde tedavi edilebilir.

Okumaya Devam

Üroloji

İdrarda Kanama-Kanlı İdrar Yapma

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Hematüri Nedir?

İdrarda gözle veya mikroskop altında kan ve kan hücreleri görülmesine “hematüri” veya ‘’kanlı idrar’’ adı verilir. Bu gözle görülür(gros) veya yapılan idrar tetkikinde(mikroskopik) ortaya çıkabilir. Her iki durumda da kanamanın nedenini belirlemek önemlidir.İdrarda kan görülmesi endişe verici bir durumdur ve çoğu durumda nedeni zararsız olsa da idrardaki kan (hematüri); başta mesane kanseri olmak üzere, böbrek ve prostat kanseri, böbrek ve idrar yolları taşları gibi ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

İdrar çok az miktarda kan karıştığında kan miktarına göre pembeden koyu kırmızıya kadar değişen renklerde gözle görülebilir. İdrardaki kanama genellikle ağrısızdır, eğer idrarda kan pıhtıları varsa tıkanmaya bağlı veya enfeksiyon eşlik ediyorsa ağrı ortaya çıkabilir. Hiç bir bulgu semptom vermeden bile mikroskobik de olsa hematüri olabilir, hasta farkına varmadan yıllarca sürebilir. Bir çok ciddi hastalık belirtisi olan idrarda kan görülmesi durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bazı kabızlık giderici ve idrarı kırmızıya boyayan azo gibi boya içeren ilaçlar ve bazı besinler(pancar, çilek, ahududu, böğürtlen vs) idrarda kan olmaksızın idrarı kırmızıya boyayabilir. Yine ağır egzersizlerden(özellikle uzun mesafe koşucularda) sonrada idrarda kan görülebilir, birkaç gün içinde idrar normale gelir. Hematürinin diğer risk faktörleri arasında yaş ve bazı  kalıtsal hastalıklar sayılabilir.

Hematüri Nedenleri 

İdrarda mikroskopla bakıldığında normalde maksimum görülen kan hücrelerinin(eritrosit) sayısı erkeklerde 1-2, kadınlarda 3-4 civarındadır. İdrarda kanama böbreklerden, idrar kanalları(üreterler), mesane, prostat ve idrarın dış ortam atıldığı idrar yoluna(üretra) kadar herhangi bir alandan kaynaklı olabilmektedir.  Böbrek ve idrar yolları taşları, enfeksiyonları ve kanserleri idrarda kanamanın en sık görülen ciddi nedenleridir ve 40 yaş altında daha çok idrar yolu enfeksiyonları ve taş hastalığı, 40 yaş üzerinde ise hematüri idrar yolu enfeksiyonları, prostat büyümesi, prostat kanseri, böbrek ve mesane kanseri habercisi olabilir.

1-Böbrek ve İdrar yolları enfeksiyonları: böbreklerin ve idrar yollarının mikrobik enfeksiyonları(sistit, piyelonefrit üretrit vs) durumunda idrarda kanama olabilir, ancak kanamaya genellikle idrar yaparken zorlanma, yanma, ağrılı  ve sık idrara çıkma ihtiyacı eşlik eder. Bunlar dışında acil işeme ihtiyacı, kötü kokulu idrar şikayeti görülebilir. Enfeksiyon böbrekte ise ek olarak ateş ve yan ağrısı eşlik edebilir. Prostata ait enfeksiyonlarda kanama dışında  idrar zorluğu ve sık idrara çıkma ihtiyacı ön plana çıkmaktadır.

2-İdrar yolları taş hastalığı: İdrar kanallarında tıkanıklık yapmayan böbrek ve idrar yolları taşları sadece idrarda kanama ile belirti verebilir, eğer tıkanıklık yapıyorsa kanama ile birlikte kolik şiddetli ağrısı eşlik eder. Buna bir de enfeksiyon eşlik ediyorsa tablo iyice kompleks hale gelir.

3-Prostat büyümesi: Daha çok 40 yaş üzeri erkeklerde görülen prostat büyümesinde hastanın temel şikayeti yanında idrarda kanama saptanabilmektedir.çıkar ve idrarda kanamaya neden olabilir.

4-Böbrek hastalıkları: Böbreğin mikrobik olmayan ve filtrasyon yapan ünitelerin glomerulonefrit gibi bazı tıbbi hastalıklarında hematüri gözlenebilir, bunlar transplanta(böbrek nakli) kadar götürecek kadar böbrek yetmezliğinin bir belirtisi olabilir. Böbreğin filtre sisteminde meydana gelen ve nefrit adı verilen hastalıklarda da idrarda kanama ortaya çıkar.Yine diyabet (şeker hastalığı)gibi bazı sistemik hastalıklarda da ek bulgu olarak idrarda kan görülebilir.

5-Ürolojik Kanserler: İdrarda pıhtılı-pıhtısız, gözle görülebilir veya mikroskopik kan görülmesinin en önemli ve ciddi nedeni ürolojik kanserler olabilir. Başta mesane ve böbrek kanseri olmak üzere prostat ve diğer ürolojik kanserin en önemli belirtilerinden biri idrarda kanama görülmesidir. Hatta klasik olarak  40 yaşını geçmiş, sigara içen, idrarda ağrısız pıhtılı kanaması olan erkekler aksi ispat edilinceye kadar mesane kanseri kabul edilmektedir. Kanamaya eşlik eden ortak payda sigaradır. Mesane kanserinde ilk ve uzun dönemde sürekli idrarda kanama gözükürken, prostat ve böbrek kanserinde ilerlemiş evrelerde daha çok karşımıza çıkmaktadır. 

6-Diğer nedenler: Orak hücreli anemi ve Alport sendromu gibi kalıtsal genetik hastalıklarda, böbrek ve idrar yolları travmalarında, bazı kullanılan ilaçlarda idrarda kanama görülebilir. Siklofosfamid gibi antikanser ilaçlar, radyoterapi, aspirin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar ve penisilin türü antibiyotikler idrarda ciddi kanamalara neden olabilmektedir.

TEŞHİS

1- Öykü ve fizik muayene hematürinin araştırılmasında ilk basamaktır.

2-Basit idrar testi: Gözle görülebilen bir kanama olsa bile ek bulgu olup olmadığını saptamak için basit bir idrar testi gereklidir.Yine şeffaf bir kaba alınan idrar gözle incelenmelidir. Enfeksiyon düşündürecek bulgu ve belirti varsa idrar kültürü alınır.

3-Temel rutin kan analizleri hematüri şikayeti olan hastadan mutlaka istenmelidir.

4-Görüntüleme testleri:Başta kolay ulaşılır ve yapılabilir olan ultrasonografik görüntüleme idrarda kanaması olan hastalarda temel inceleme yöntemidir. Bununn yanında gerektiğnde bilgisayarlı tomografi(CT) ve magnetik rezonans(MR) görüntüleme istenebilir

5-Sistoskopi:Diğer yöntemlerle bir sonuç alınamazsa sistoskopik(endoskopik) inceleme gerekebilir. Sistoskopi, başta mesane kanseri olmak üzere diğer bazı klinik durumlar (Taş,tümör, prostat vs) için kullanılan, sistoskop adı verilen ışıklı-kameralı endoskop kullanılarak mesanenin ve idrar kanalının(üretra) incelenmesine imkan sağlayan  tanı/teşhis yöntemidir.

6- Bazen idrarda kanamanın nedeni bulunamaz. Bu durumda, özellikle sigara içme, çevresel toksinlere maruz kalma veya radyasyon tedavisi öyküsü gibi mesane kanseri için risk faktörleri söz konusu ise , düzenli aralıklarla  takip önerebilir.

TEDAVİ

İdrarda kan görülmesinin tedavisi, kanamaya neden olan asıl etmenin ortadan kaldırılması ile  mümkündür. Kanama bir hastalık değil mevcut bir hastalığın belirtisidir, kanamaya neden olan hastalık tedavi edildiğinde hematüri de tedavi edilmiş olur.

Okumaya Devam

Üroloji

Ürolojide Botox Kullanımı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Botox Nedir?

Gıda zehirlenmesi yapan Clostridiu Botulinum adlı bakterinin toksini(nörotoksin) kaslarda asetilkolin salınımını engeller ve kısmi felç yaparak etkisini gösterir.

Botox’un ürolojide kullanım alanları

1-İdrar kaçırma, interstisyel sistit ve mesane ağrı sendromu

Ürolojide en güncel ve   en sık medikal tedavi ile sonuç alınamayan veya ilaca alternatif olarak, idrar kaçırma, aşırı aktif mesane, nörojenik mesane, interstisyel sistit ve mesane ağrı sendromu da başarıyla kullanılmaktadır. Uygulamaya karar vermeden önce mesane kanseri olmadığından emin olunmalıdır. Botox materyeli sulandırlarak lokal veya genel anestezi altında endoskop(sistoskop) aracılığı ile mesane kasına sistematik olarak 20-30 ayrı noktaya, toplamda 100 ila 300 ünite dozunda yapılır, işlem süresi ortalama 15dk, kanama olmazsa idrar sondasına ihtiyaç yoktur.

2-Prostat Büyümesinde Botox uygulaması 

Prostat büyümesi nedeniyle işeme sıkıntısı çeken, ilaçla tedaviye alternatif veya ilaçlardan yeterince fayda görmeyen hastalarda ve ameliyata uygun olmayan bazı seçilmiş hastalarda etkin, güvenilir bir yöntem olarak görülmektedir. Bu yöntem prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan standart ve rutin bir yöntem değildir. İşlem prostatın büyüklüğüne göre 100-300 Ünite Botox materyali, lokal veya genel anestezi altında, rektal, transüretral(sistoskop aracılığı ile idrar kanalından) veya perineal(testis ile anal arasındaki bölge) ultrasonografi kılavuzluğunda uygun uzunluktaki iğne ile özellikle prostatın dışa yakın birkaç alanına enjeksiyonunu ifade eder.

Sonuç olarak, verilen materyel prostat şikayeti nedeniyle hastalara verilen alfa-blokör olarak adlandırılan ilaçların etkisi ile aynı etkiye sahiptir. İşlemin bir kısım yan etkileri vardır, bunlar arasında; ağrılı idrar, idrar tıkanıklığı, idrar yolu enfeksiyonu alerjik reaksiyonlar sayılabilir. Freys sendromu da denilen Botoxa aşırı duyarlılık durumunda daha dikkatli ve düşük doz kullanılmalıdır. İnsanda toksik doz aralığı 2500-3000 Ünitedir, bu doz aşılmamalıdır.

Botoxun Kullanılmaması gereken durumlar 

  • Hamilelik ve emzirme, 
  • Kaslara etkieden bazı ilaç kullananlarda (aminoglikozid,penicillaminler,kalsiyum kanal blokerleri,magnezyum,siklosporin)
  • Kas hastalığı olan hastalar(ALS, Miyasthenia gravis, Eaton-Lambert Sendromu)
  • Kanama bozukluğu olan hastalar(Hemofili vs)
  • Botoxa alerjisi olan hastalar 

Okumaya Devam

Trendler