Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Tedavisi - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Tedavisi

Yayınlanan

üzerinde

Travma Nedir?

En geniş tanımı ile travma “gerçek ya da algılanan bir yaralanma içeren, ya da kendisinin veya başkalarının fiziksel bütünlüğüne tehdit oluşturan olay veya olaylar yaşaması, tanık olmasıdır.” Travma, canlı üzerinde hem bedensel hem de ruhsal açıdan önemli yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanabilir. Sağlıklı bir bireyde var olan olağan davranış sistemi; kontrol etme yeteneği, olaylar arasında bağ kurabilme, kişiye veya olaylara anlam duygusu travma yaşayan kişide alt üst olur. Travma yaşayan birey için hayat adeta anlamını kaybeder. Kişinin mutat hayat akışında bir kesintiye uğrama meydana gelmiştir, beklenilmeyen veya beklenilen bir durum olması fark etmeksizin kişide travma sonrası yalnız olma hissi, hayatın kırılganlığı, kişinin ölümün gerçekliğini idrak etmesi, ahlaki değerleri ile bağının kopması gibi durumlar baş gösterir. Kişi için olağan yaşamdaki bu yıkıcı etki; geleceğe dair umudunun kırılmasına, kendini, hayatı ve ötekileri sevme duygusunun yaralanmasına, kendine veya başkalarına güven duygusunun zedelenmesine sıklıkla neden olur.

 Travma bireyin adeta “hep başkalarından duyardım, birilerinden dinlerdim, televizyonda  seyrederdim, üçüncü sayfa haberlerinde okurdum, benim veya sevdiklerimin başına  gelebileceğini hiç düşünmezdim” dediği şeyler ile karşı karşıya gelme, haberdar olduğu ancak  kendisinden uzak olduğu ihtimaline sıkı sıkıya bağlandığı olay veya olayların kendisinin de  bir gün “baş kahramanı” olma ihtimali yüzleştiği andır.  

 Birçok insan medya aracılığı ile veya dijital platformlar sayesinde, travmaların birey  üzerindeki kötü etkisine ilişkin fikir sahibidir. Ancak yaratılışımız itibari ile sahip olduğumuz  “hayatta kalma mekanizması” olumsuz yerine olumlu olana odaklanma, olumlu düşünceyi  merkeze alma doğal eğilimindedir. Bu sebeple fikir sahibi olunsa bile çoğu insan otomatik bir  şekilde “benim başıma gelmez, ben güvendeyim inancına sıkı sıkıya bağlıdır. Diğer yandan;  örneğin sosyal medyada okunulan travma ile ilgili bir yaşantıyı kendisi yaşasaydı bununla  nasıl başa çıkacağına dair bir görüsü olur kişinin; çoğu zaman ben olsaydım şöyle yapardım,  bu benim başıma gelseydi ben öyle davranmazdım ile başlayan cümleler içerir bu görüş.  Ancak travmayı yaşayıp atlattıktan sonra öngörüsünün aksine birçok davranışta bulunduğunu  gözlemler ve şaşırır. Bu durumun en önemli nedeni travma deneyiminin olağan yaşam  olaylarından bambaşka bir şey olmasıdır.  

 Travmalar genellikle ani ve beklenmedik olaylardır. Birçok kişinin hayatında çok zorlu  bir şey bile olsa olaylara veya durumlara bir “hazırlanma” zamanı olur. Yeni olaya veya yeni  değişime ayak uydurabilmek, kabullenebilmek ve bunun için bir şeyler yapmak için kendine  veya hayatın kendisine tanıdığı zaman dilimi kişi için önemlidir çünkü zorlu bir yaşam  deneyimine hazırlık için ne kadar zamanı olursa bu deneyim ile o kadar iyi baş edebilir.  Ancak travma, beklenmedik bir şekilde, aniden ortaya çıkan bir yaşantı olduğu için kişinin  hazırlık yapma gibi bir zamanı olmaz, dolayısıyla nasıl davranacağı, nasıl düşüneceği  konusunda hızlıca karar vermesi gerekir. Bu durumda kişinin tüm sistemini buna göre aniden  ayarlamasını gerektirdiğinden olağan davranış sistemi adeta “hata kodu” verir ve kesintiye  uğrar çünkü travma “planlanarak yaşanacak bir deneyim” değildir. 

 Kişi geriye dönüp baktığında travma sırasındaki bilişsel ve duygusal veya fiziksel  tepkilerini manasız bulur, çoğu tepkisi normal bir durumda vereceği tepkiden farklıdır. Kişi  için her şey olduğundan farklıdır, güvenlik duvarı yıkılmış gibidir. Travma o kadar ani ortaya  çıkar ki, kişinin buna ayak uydurmak için zamanı olmaz, normalinden farklı davranışlar  sergilemesinin en önemli nedeni budur. Aynı zamanda bu durum travma sırasında ve  sonrasında kişide aşırı korku, dehşet ve umutsuzluk gibi duyguların ortaya çıkmasına neden  olabilir. 

Travma Olarak Adlandırılabilecek Aşırı Stres Yaratan Olaylar Nelerdir? 

Travmatik yaşantıları iki ana grupta inceleyebiliriz; insanlar tarafından yaratılan  travmalar (taciz, tecavüz, şiddet, kaza, işkence savaş vb.), doğal olaylar (deprem, sel, kasırga,  hortum, ani ölüm vb.)  

• Ciddi bir kaza veya deprem, hortum, sel felaketleri vs gibi tabii felaket • Tecavüz veya kriminal saldırı, size karşı ağır suç işlenmiş olması 

• Savaşta görev almış, savaş bölgesinde bulunmuş olmak 

• Çocukluk çağı cinsel tacizi veya fiziksel taciz veya aşırı ağır ihmal 

• Rehine olmak-tutukluluk-işkence görmek-göçmen olarak yer, ülke, şehir değiştirmek  zorunda kalmak 

• Travmatik bir olaya şahit olmak 

• Sevilen birisinin beklenmedik ani ölümü 

• Travma kapsamında fiziksel ve duygusal taciz olayları 

• Çocukluk çağından beri süregelen sevgisiz ortam 

• Sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gereksinimlerinin karşılanamaması • Cinsel tacizler 

• Doğal afetler ( deprem, sel, fırtına vb.) 

• Yangınlar 

• Trafik kazaları 

• Savaşlar 

• Çatışmalardan etkilenmek  

Travmatik Olaydan Sonra Bireyler Nasıl Tepki Gösterirler? 

Travma yaşantısı sonrası bireylerde çoğu zaman “normal tepkilerden” farklı tepkiler  gözlemlenir. Ancak unutulmamalıdır ki “anormal duruma verilen anormal tepki, normal  tepkidir.” Travma sonrasında genellikle bireyde ortaya çıkan tepkiler ise; travmayı kafasında  tekrar tekrar yaşama, travma ile ilgili veya onu hatırlatan şeylerden kaçınma, daha fazla  gergin, huzursuz veya her zamankinden daha tetikte olma, bunalımda olma ve ağlama  şeklinde karşımıza çıkmaktadır. 

1. Travmanın Tekrar Tekrar Kafasında Yaşanması 

Hayatta kalma mekanizması devreye girdiğinde zihin olası bir travmaya tekrar yaşama  durumuna karşı depolama yapma uğraşına girişir. Bu durum gerçek bir tehdit algısı olduğunda  işe yarar görünse de tehlikenin geçip gittiği artık korunmaya ihtiyaç olmadığı zamanlarda pek 

de işlevsel değildir. Kişi travma sonrasında, travma sırasındaki duygu, düşünce veya imgeleri  tekrar tekrar deneyimleyebilir ve bu deneyimler; öfke, korku, çaresizlik, üzüntü, kaygı, dehşet  ve diğer duyguları içerebilir. Bazı imgeler, tatlar, kokular ve bedensel rahatsızlık verici  duyumlar da tekrar deneyimlenebilir. Bu durum kişinin kendisine, çevresine ve dünyaya karşı  güven, sevgi, beraberlik, güvenlik duygu ve düşüncelerini parçalayabilir.  

2. Tekrar Eden Kabuslar, Üzüntüye Sebep Olan Rüyalar ve Uykusuzluk 

Travma sonrasında en sık karşılaştığımız durumlardan biri uyku düzeninde ve kalitesinde  bozulmadır. Kişi travmaya ilişkin veya ondan tamamen bağımsız fark etmeksizin sürekli  tekrar eden üzücü rüyalar veya kabuslar görebilir. Bu durum uykunun sık sık bölünmesine  neden olmaktadır. Ayrıca kişi belli bir süreden sonra kabus görmekten korku duyduğu için  uykuya dalmakta veya sürdürmekte kaçınma tepkisi gösterebilir. Her iki durum da uyku  düzenini ve kalitesini ciddi oranda etkiler ve kişinin sürekli yorgun hissetmesine sebep olur.  

3. Flashback 

Travma sonrasında bireyde sık karşılaşılan durumlardan biri geri dönüşlerdir. Travma o  kadar acı verici bir deneyimdir ki kişi travma sonrasında sık sık sanki travma tekrar  yaşanıyormuşçasına, travma esnasında yaşadığına benzer acı, ses, koku, görüntü, bedensel  duyumları tekrar tekrar hissedebilir. O kadar güçlüdür ki kişiye travma sırasındaki bedensel  duyumları, duyguları, düşünceleri travma sırasında olduğu gibi tekrar deneyimliyor olduğunu  hissettirir. Travma ile ilgili rahatsız edici veya sizi korkutan başka şeylerle ilgili rüyalar  görmek, travmanın tekrarlandığını hissetmek-travmayı çok kuvvetli olarak, tekrar yaşamak,  size travmayı hatırlatan olaylarla veya duygularla karşılaştığınızda, çok rahatsız, huzursuz  olmak, size travmayı hatırlatan olaylar veya anılarla karşılaştığınızda, örneğin, kalp çarpıntısı,  baş dönmesi gibi, rahatsız eden fiziksel tepkiler tecrübe etmek gibi durumlar yaşamanız  olasıdır. 

4. Travma İle İlgili Olaylardan Kaçınmak ve Hissizleşmek 

İnsanın varoluşsal düzeninde sahip olduğu sistem, onu travma sırasında veya sonrasında  acı verici duygulardan koruma becerisine sahiptir. Dolayısı ile travma sonrasında birey  kendisine çok büyük acı verecek durumlara karşı hissizleşebilir. Travma ile ilgili düşünce,  duygu ve konuşmalardan kaçınabilir, travmayı hatırlatan yer, kişi ve olaylardan kaçınabilir,  travma ile ilgili bazı anıları hiç hatırlayamayabilir. Ayrıca hayata küsme, kendisini  çevresindeki kişilerden ayrı biri olarak düşünme, her zamanki duyguları hissedememe, sanki  ödünç alınmış bir yaşamı yaşıyor gibi hissetme gibi durumları yaşayabilir. Travmayı  düşünmeye ya da travma hakkında konuşmaya isteksizlik, biri travmadan sonra nasıl  hissettiğini sorduğunda başka sorular sorulmaması için konuyu değiştirmek, güvenlik  davranışlar; travma öncesinde yapılan bir şeyi daha farklı yapmak, kontrol etme, ritüeller,  tamamen kaçınma (durumdan veya araçtan) sık rastlanılan kaçınma ve hissizleşme  tepkileridir.

5. Aşırı Uyarılma Tepkileri 

Travma sonrası bireyde her zamankinden daha fazla “tetikte olma” durumu  gözlemlenebilir. Bunlar şu şekilde kendini gösterir; Uykuya dalmakta ya da uykuda kalmakta  zorluk, sinirlilik ve öfke patlamaları, konsantrasyon ve hafıza ile ilgili zorluklar, dikkat artımı  ve kendiniz veya başkalarının güvenliğiyle ilgili abartılı endişeler, size travmanızı anımsatan  durumlara karşılık verdiğiniz bedensel tepkiler, cinsel zorluklar. 

Travma Sonrası Fiziksel, Duygusal, Bilişsel ve Kişilerarası Tepkiler 

Sözü edilen normal stres tepkileri, vücudumuzda sempatik ve parasempatik sinir  sistemine dayalı olarak ortaya çıkar. Sempatik sinir sistemi tehlike algılandığı anda devreye  girer. Bedenin tehlikeli durumdan kaçmaya veya tehlike ile savaşmaya hazırlanması için  gerekli değişikliklerin meydana gelmesini sağlar. Aktivitesi, kalp atışlarında ve nefes alıp  vermede hızlanma, terleme, sindirim sisteminde hareketlenme, kaslarda gerginlik, yorgunluk,  uykuya dalmada güçlükler, vücudun değişik yerlerinde ağrı ve acı, iştahta değişiklikler, mide  bulantısı ve cinsel dürtülerde değişiklikler olarak hissedilir. Tehlike ortadan kalktıktan sonra  ise parasempatik sinir sistemi devreye girer; sempatik sistemin vücutta ortaya çıkardığı  değişikliklerin geri dönüşümünü beden aktivitelerinin normale dönmesini sağlar. 

 Travmatize olmuş kişiler şok, korku, yas, öfke, suçluluk, utanç, çaresizlik, ümitsizlik,  duygusal uyuşukluk (sevgi, yakınlık, herhangi bir şeye ya da birine duyulan ilgi, gündelik  faaliyetlerimizden aldığımız keyif gibi duyguların hissedilmesinde çekilen güçlük) gibi  duyguları yoğun bir şekilde yaşayabilirler. İlk bir-iki haftadan sonra eğer bu duygular  varlıklarını ve yoğunluklarını korurlarsa bu muhtemel bir psikolojik soruna işaret eder. 

 Strese verilen bilişsel tepkiler duygusal tepkilerle bağlantılıdır. Verilen bilişsel tepkiler  hem olayın kendisi hem de verilen fiziksel ve duygusal tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilirler. Söz konusu tepkiler şaşkınlık, dalgınlık, mekan ve zamana oryantasyonda güçlük, hafıza  problemleri ve kafa karışıklığı olarak özetlenebilir. 

 Aşırı stres durumlarında ev, okulda ve-veya işteki arkadaşlık, eş ve ebeveynlik  ilişkilerinde ortaya çıkan belirtilerden söz etmek mümkündür. İlişkilerde gözlenebilen bu  değişikleri güvensizlik, tedirginlik, artan çatışma eğilimi, içe kapanma, yalnız kalma, kendini  reddedilmiş ya da terk edilmiş hissetme, uzaklaşma, ön yargılı olma eğiliminde artış ve  kontrol etme ihtiyacında artış olarak gruplanabilir. 

Travma Sonrası Stres Bozukluğuna Eşlik Eden Bozukluklar 

1. Post-Travmatik Depresyon 

 2. Uyum Bozukluğu 

 3. Yaygın Anksiyete Bozukluğu 

 4. Kısa Psikotik Bozukluk 

 5. Disosiyatif Amnezi 

 6. Disosiyatif Füg

 7. Disosiyatif Kimlik Bozukluğu 

 8. Depersonalizasyon 

 9. Uykuda Korku Bozukluğu 

 10. Somatizasyon Bozukluğu 

 11. Farklılaşmış Somotoform Bozukluk 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tedavisi Nasıldır? 

Toplumumuzda görülme sıklığı yüksek değerde olan Travma Sonrası Stres Bozukluğu  birçok farklı terapi tekniği ile tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluktur. Özellikle son  dönemlerde travma tedavisi denilince akla gelen “Göz Hareketleri İle Tepkisiz  Duyarsızlaştırma” tekniği yani bilinen adı ile “EMDR” ciddi oranda ve hızlı bir şekilde  travmalar ve sonrası bozukluklar için etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.  

 Travma ve sonrası ortaya çıkan bozukluklar için yine sık uyguladığımız teknikler Bilişsel  Davranışçı Terapi tekniklerinden olan “imgelemde maruz bırakma” tekniğidir. Bu teknik ile  danışana seans içerisinde travmatik anıyı tekrar deneyimlemesi ancak farklı olarak bilişsel  hatalı kodların düzeltilip, yerine işlevsel olanların yerleştirilmesi şeklinde ilerleyen ve  gerçekten travmaların ciddi düzeyde iyileşmesini sağlayan yöntemlerden biridir. Bilişsel  Davranışçı Terapi modeli aynı zamanda travma vakalarında bilişsel yeniden işleme, biyolojik  geri bildirim ve rahatlama egzersizleri, sistematik duyarsızlaştırma, girişkenlik alıştırmaları,  stresi azaltma alıştırmaları, nefes ve beden egzersizleri ile iyileşme sürecinde güzel başarılara  imza atmaktadır. 

 Kısacası travma ve sonrasında ortaya çıkan diğer ruhsal bozukluklar kaderiniz değildir, popülasyona bakıldığında bu gibi durumlarla çalıştığımız hastalarımız tedavi sonrası kısa  sürede eski işlevselliklerine geri dönebilmektedir. Önemli olan doğru terapist ile çalışmak ve  onunla birlikte hareket edebilmektir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler