Yaygın Anksiyete Bozukluğu - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolojik Danışman ve Rehber

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Yayınlanan

üzerinde

“FELAKET ÖNGÖRÜLERİNDEN KRONİK KAYGILARA NE FAZLA NE EKSİK?”

“ 41 yaşındayım, uluslararası bir şirkette ekip şefi olarak çalışıyorum. Normalde Endüstri Mühendisiyim ama son 3 yıldır bir proje için proje organizatörü olarak üst düzey denilebilecek bir pozisyondayım. Çalıştığım şirket bu proje için çok yüksek bir yatırım yaptı. Başlangıçta seçilmekten dolayı çok gurur duymuştum kendimle, sevinçliydim ancak 2 yılın sonunda hem kendi işime hem de projeye yönelik bir ilgi kaybım oluşmaya başladı erteliyorum çalışmalarımı.. Erteledikçe geceleri yatmaya hazırlandığım anlarda özellikle yeterli olup olmadığıma yönelik zihnime sorular üşüşüyor. Bu sorular gitgide “Ya patronlarıma karşı beklenilen büyümeyi geliştirip, sunamazsam??”, “ya yarı yolda zarar edip, tüm proje çöpe giderse”, “ya yanlış hesaplama yapıp tüm ekip zarar görürse” şeklinde felaket içerikleriyle yoğurulmaya doğru yöneldi. Nasıl bir güçleri varsa bu düşüncelerin durmadan bileniyor aklımda ..Ertelemeye dönük davranışlarım motivasyonumu da köreltiyor. Elbette ailem bendeki değişimi fark etti. Onlar da sanki her gün yüzümde “işten kovuldum” ifadesini yaşarcasına sessizleşip bir şey sormamaya başladılar. Yalnız mıyım, savunmasız mıyım ne garip bir şey.. Bunlarla birlikte yaklaşık bir yıldır geceleri uykuya dalmakta zorlanıyorum, tedirginim, telaşlıyım, unutkanım, dalgınım, içsel bir huzursuzluk sanki tetikteyim bir şey olacakmış gibi.. Bir türlü gevşeyemiyorum boyun, sırt ağrıları arka arkaya.. Bu anlattıklarım Gülden Hanım siz de sanırım şimdi işsiz güçsüz izlenimi yaratmış olabilir ama öyle değil.. Aslında şirkette sağlam da bir pozisyondayım, işten ayrılsam da yaşamımı sürdürecek birikimim var. Ama yok mu o düşünceler ah ah gitmiyor zihnimden “ya böyle olursa..”. Bazen öyle zamanlar oluyordu ki kaygımdan boğuluyorum, işleri ertelemeden öte işimi yapamaz hale geliyorum. Sonra bir bakıyorum, sanki kilolarca yük taşımış gibi ağrımış vücudum.. Aslında bu endişelerimin bir kısmının bazılarını mantıksız buluyorum ama düşünmeden de duramıyorum”

“Projenizin olabilecek en kötü sonuçlarına duygusal olarak hazırlıklı olmak için, sürekli sıkıntı halinde olmayı tercih ettiğinizin; bu durumun da yaklaşık 3 yıldır kronik endişe yaşattığının farkında mısınız?”

……………. Aslında evet…”

Anksiyete ‘tetikte ol, bedenini hazırla ’ hissine yönelik gelen bir uyarı hali olarak tanımlanabilir. Anksiyete bozuklukları ise genel anlamda kaygı bozuklukları olarak bilinir. Altında panik bozukluk, sosyal kaygı gibi bozuklukları da içerir. Bunlarla birlikte yaygın anksiyete bozukluğunun ruh sağlığı hizmetlerinde en sık görülen kaygı bozukluğu olduğu söylenebilir. Tanı yaygınlığı orta yaşta sık gözlemlenirken; yaş ilerledikçe düşmekte;  yaşlılık döneminde de yükseldiğine yönelik bulgular mevcuttur. Yaygın Anksiyete Bozukluğu  “sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe ile ” seyir gösterir. 

ANKSİYETE GELİŞİM AŞAMALARI

Normal kaygı ile kontrol edilemeyen kaygının kökeni iki temelden oluşur. Bu temeller de iki güdüye şekil verir. Birincisi ‘‘Benliği (kendiliği) koruma güdüsü” ikincisi de ”bedensel varlığı koruma güdüsü‘’ dur. İnsan benliğini “değerli” algılayarak; bedensel varlığını “koruyarak”  dengede yaşayabilir.  

Birey içsel yaşantılarıyla (huzursuzluk, tedirginlik, aşırı duyarlılık gibi) tam net olmayan bir ilişki kurmaya çalışır. Bu ilişkiyi tanımlayabilmek için bir yandan kendisine tepkisel yanıtlar verirken; diğer yandan kendini eleştirip suçlar. Bu düşünceler zamanla akla gelen düşünceler olmaktan çıkıp kişinin zihninde gerçeği temsil eden kalıplar olarak yaşamaya başlar. Düşünce ve gerçek artık zihninde birbiri ile karışmıştır..

 YAYGIN ANKSİYETE RİSK ETMENLERİ NELERDİR? 

Gözlemler yaygın Anksiyete Bozukluğunun duygusal gelişim ve beyin gelişimi düzensizliğinin, bireyin gelişim sürecinin devamında da edinilen çevresel stres etmenlerinin, aşırı koruyucu ebeveyn tutumunun, mizacın, ebeveyne bağlanma problemlerinin ve  sosyal olaylara karşı hassasiyetin etkenler arasında önemini vurgular. Yaygın Anksiyete, yavaş ve gizli bir gelişim seyri izler. Rahatsızlığın belirtileri zaman zaman  iyileşmeler ve nüksler gösterir. Stresli yaşam olayları meydana geldiğinde  belirtiler çoğunlukla kötüleşir. Yaygın anksiyete rahatsızlığı olan bireyler özellikle  duygusal değişimlerle baş edemeyeceğini düşünerek bunları yaşamamak için sürekli endişe halinde olmayı koruyucu bir zırh olarak taşımayı tercih ederler.

YALNIZCA İLAÇ TEDAVİSİ YETERLİ Mİ?

Yapılan araştırmalar Yaygın Anksiyete Bozukluğunda ilaçların kaygı düzeyini azalttığını ancak, en önemli belirtilerden  endişeye yönelik çalışmalarda psikoterapiye de ayrıca  ihtiyacın olduğunu göstermektedir. 

GEVŞEME EĞİTİMİ NE İŞE YARAR?

Kaygı duygusunun ve endişe verici düşüncelerin fiziksel yan etkilerini azaltmak, dikkati yoğunlaştırma sürecini kontrol altına alabilmek için saplantılı düşünce örüntülerini esnetmek, bireylere yeni baş edebilme stratejileri denemek  amacıyla kullanılabilir.

ZİHNİN BEDEN ETKİLEŞİMİ PROVALARI NASIL GELİŞİR?

Beden gevşemesini sağlayabilmenin zihni de rahatlatıcı etkisi olduğu söylenebilir. Zihin provaları kişiye kaygıyı yok eden veya endişeleri sona erdiren bir yöntem sunmaz, daha çok bu duruma dayanma gücünü yükseltmeyi ve yüzleşmeyi  amaçlar. Yapılan son araştırma sonuçları korku ve kaygı bozukluklarının nedenleri arasında kişinin korku ve kaygıdan kaçmak için aşırı katı bir tutum sergilediğini göstermiştir. Kişİ bu yüzleşme ile kaygının bedeninde, zihninde, davranışlarında ve duygularında neleri etkilediğini bir bütün olarak görmeyi öğrenir.

ANKSİYETE ve DEPRESYONUN BİRBİRİNDEN FARKLARI NELERDİR?

Depresyonda  tipik belirtiler olumsuz duygu durum, hayattan zevk alamama iken anksiyetede fiziksel gerilim ve gerginlik hisssi hakimdir. Depresyonda geç, anksiyete bozukluklarında erken uykusuzluk problemleri gözlenir. Depresyonda psikomotor yavaşlama, sabah erken uyanma, hezeyanlar mevcut iken; anksiyetenin bilinçdışı olması bilişsel çarpıtmalar gibi özelliklerle depresyondan ayrılır. Duygu durum hali incelendiğinde depresyonda depresif bir ruh hali gözlemlenirken; anksiyete bozukluklarında endişe, kaygı, kontrolü kaybetme hakimdir. Çalışmalarda anksiyetenin erken yaşlarda başladığı gözlemlenmiştir. Anksiyete rahatsızlığı yaşayanların sosyal yaşamları ve ilişkileri depresyon hastalarına  göre çok  daha iyidir. Anksiyete hastalarının depresyon geçirme riskleri de  yüksektir. Benzer semptomlar karşılaştırılırsa her iki rahatsızlıkta da değersizlik ve reddedilmişlik hissi, tartışmalara eleştirilere aşırı duyarlılık, huzursuzluk, uyku ve iştah problemleri gösterilebilir.

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ İLE YAYGIN ANKSİYETE ARASINDA İLİŞKİ VAR MI?

EVHAMLI BİR TABİATIM VAR, ÇEVREMDE BUNU BİLİR: Bazen yaygın anksiyete rahatsızlığı olan kişiler “evhamlı olma” yı bir kişilik özelliği şeklinde yorumlayarak  yanılgıya düşebilir. Bu yanılgıyı  kişinin yakınları da normalize ederek ve yardım almaya teşfik etmeyerek daha da pekiştirebilir . Düşen yaşam kalitesi ev ve iş yaşamında da kendi kendinize sınırlandırmalar ve ilişkilerinizde gerginlikler yaşanmasına neden olabilir.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ NEDEN ÖNEMLİ?

Çocukluk döneminde yaşanan travmatik anılar, gelişmekte olan beynin korkuyu işlemleme  bölgelerinde beynin diğer bölgelerine göre stresörlere karşı daha fazla duyarlılık oluşturmaya neden olmaktadır.. Anksiyete konusunda yapılan araştırmalara göre, çocukluk döneminde algılanan yüksek  kaygının  hem çevresel hem de genetik nedenleri olabileceğini yönelik bulgular yer almaktadır. Anksiyete  belirtilerinden bir tanesi bile çocuklarda gözlemleniyorsa, ruh sağlığı uzmanlarına yönlendirmeye ihtiyaç vardır. 

KAYGIMDAN TAMAMEN KURTULMAK İSTİYORUM!!

     Kaygı sanki kötü birşeyler yaşayacağınıza yönelik hislerinizin vermiş olduğu gerginlik duygusudur. Bu hisler ve gerginlik duygusu hayatın içinde doğal olarak bulunur. Yaşanılan hayatın içinde günlük konularda veya anlık değişen olaylarda bile kaygı hissedilebilir. Hayatın içinde yeri geldikçe davranışlarınız ile hassasiyetleştirdiğiniz iş, sağlık, sınav, kazanç veya çocuk bakımı gibi duyarlılık hissedilebilen konular  kaygılarınızın yoğunlaşmasına neden olabilir. Kendi kendinize sorduğunuzda  çoğu zaman yaşadığınız gerginliğin ve endişenin durumla abartılı veya uygunsuz olduğunu ifade edebilirsiniz. Fakat kendinizi sakinleştirip kontrol altına alma konusunda yetersizlikler yaşayabilirsiniz.. Bazı durumlarda da yeri gelir mevcut kaygınızın aşırı ve yersiz olduğunu kabul etmeyebilirsiniz. Ancak kaygınızın denetlenemez olduğuna yönelik inançlarınız ne kadar yoğun ve şiddetli ise işlevselliğinizin  bozulmasına ,olağan kaygının  patolojik kaygıya dönüşmesine zemin hazırlayabilir.

     Ne kadar kaygıdan kurtulmak isteseniz de yeri geldiğinde kaygılanmak  günlük sorunlarla baş edebilmeniz için hazırlıklı olmanızı, bir tehlike veya tehdit durumunda da hızlı karar verip kurtulmanıza yardımcı olur. 

YAYGIN ANKSİYETE YAŞAYAN   DANIŞANLARIMDA SIKLIKLA RASTLADIĞIM  İFADELER

  • Kendime güvenmiyorum,  hiçbir işi tam anlamıyla sonuçlandıramıyorum, başarısızım
  • İnsanlara kendimi ifade etmekte zorlanıyorum.
  • Sanki her an bir şey olacak, yakınımda bulunan insanların başına bir şey gelecek gibi. Hep endişeliyim. Ailem, arkadaşlarım tasalanacak bir şey yok diyor ama kendi kendime  söz geçiremiyorum
  • Eğer iş performansımla ilgili olarak endişelenirsem, başarı için daha fazla motive olurum
  • “Yaklaşan sınavlar için endişelendiğim zaman daha iyi yapıyorum, endişelenmediğim zamanlar daha kötü sonuç alıyorum”
  • Göğsümün üzerinde bir ağırlıkla birlikte, kalbim sıkışıyor gibi oluyor
  • Son zamanlarda  derslerde öğrendiklerimi çabuk unutuyorum, dikkatimi toplayamıyorum
  • Sebep yokken ağlayasım geliyor
  • Üzüntü veren olayları aklımdan atamıyorum.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU OLAN KİŞİLERE ÖNERİLER

  1. Endişelenmeye başladığınızı fark ettiğiniz anda neler yaptığınızı takip edin. Korktuğunuz anları zihninize getirdiğinizde onları engellemek için neler yaptığınızı yazın.
  2. Özellikle hangi olay veya durumdan kaçma ve kaçınma davranışı geliştirdiğinizi tespit ettikten sonra bu davranışlarınızdan nasıl kaçınabileceğinize yönlenmeye çalışın
  3. Yaşayacağınızı düşündüğünüz olaydan kaynaklı yüksek düzeyde kaygı hissediyorsanız, kolaydan zora doğru yapmaktan kaçındığınız davranışlarınızı sıralayarak yavaş yavaş belli bir hedef koyarak terk etmeyi deneyin. Bu sayede kaygıya savaş açmak yerine, “kaygının içine girmeyi” deneyimlemenize yardımcı olabilir.Böylece kolay davranışlarınızdan başlayarak daha zor olarak algıladıklarınıza yönelebilirsiniz.
  4. Yaşadıklarınızdan kaynaklı kendinizi suçlamak veya üzmek yerine kaygınızın kaynağı olan dışsal ( ders yoğunluğu stresi, coronavirüs şiddeti) veya içsel (tedirginim, hassasım) sebeplerinin neler olabileceğine yönelebilirsiniz.
  5. Sıkıntı yaratan duygularınızla savaşmak, korku ve kaygıyı bir an önce azaltmak yerine, tahammül edebilmeyi ( Ateşin üzerinden atlayabilmek gibi) öğrenebilmek, bununla birlikte kaygının sürekli artan bir duygu yoğunluğu olmadığını bilmeniz önemlidir. 
  6. Acı çekmek tüm insanlar için istenmeyen bir duygudur ancak bu duyguyu zihninizde sürekli “artık dayanamıyorum “ şeklinde beslemek yerine, “elimdeki imkanlarla neler yapabilirim” odaklanabilmek değerlidir.
  7. Hayatınızda “hep böyle oluyor” şeklinde ifade ettiğiniz olayların “zaman zaman iyi, zaman zaman kötü olayları yaşayabilirim”i unutmayarak yürümeye devam edebilmeyi düşünebilirsiniz.
  8. Kaygının herhangi bir olaydan ( YKS sınavı, Proje yürütücüsü olmak gibi) kaynaklanmadığını bu olayları düşünme, algılama biçiminizin, bu konuda daha önceden öğrendiğiniz baş edebilme stratejilerinizin etken rol oynadığını anlamlandırabilmek 

ÜZERİNDE DÜŞÜNMENİZİ BEKLEDİĞİMİçinde bulunduğunuz gerçekliği düşüncelerinizle mi duygularınızla mı doğrularsınız?

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolojik Danışman ve Rehber

İkimiz Birden Kazanabilir Miyiz?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

“Benim çocuğum çok inat” gibi ifadeleri sık sık duyarız. Acaba inat olan sadece çocuk mu diye de bir bakmak gerekmez mi? İnat anı, çatışma durumudur. Çatışma dediğimiz şey ise, fikir ayrılığıdır. İstiyoruz ki çocuğumuzla, eşimizle, dostumuzla hiç çatışmayalım; bir yandan da farklı düşünsün, gelişsin ve geliştirsin. Öyleyse, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

Çatışmalar hayatımızın her döneminde olacaktır, bundan keyif almasını öğrendiğimizde işler daha güzel olacak. Farklı düşünmenin ve çatışma yaşamanın normal olduğunu ve gelişim halinde olması gerektiğini kabul etmekle işe başlayabiliriz. Ben farklıyım, o farklı; biz her ikimiz de farklı düşünüyoruz, diyerek…

Çatışma çözümünde yeni bir metod deneyelim. Yarışın olmadığı bir dünya hayal ederken kaybedenin de olmadığını hayal edip kazan-kazan yöntemi ile çatışmaların üstesinden gelmeye çalışalım.

Bir çatışma ve inatlaşma durumu yaşıyoruz;
Önce bunu fark edelim. “Evet, burada bir çatışmamız var” diyerek bu farkındalığa çocuğu da davet edebiliriz.
“Sen … istiyorsun, ben de … sebeplerden dolayı … istiyorum ” gibi ifadelerle o an yaşanan durumu özetleyebiliriz.
“İkimizin de mutlu olacağı bir çözüm düşünebilir misin?” diyerek çocuğun dikkate almadığımız o sorun çözme becerisini gözlemleyebiliriz.

Kazan-kazan yönteminde ya çocuk bir fikir öne sürmezse nasıl ilerleriz ya da gerçekten bir fikri yoksa nasıl olur? Mümkün mü? Elbette. Uygun zamanı bulmak, uygun ortamı hazırlamak önemli. Çocuk problem çözmeye katılmayı pek istemiyorsa (çok farklı duygularla bu durum mümkün olabilir) daha uygun bir zamana erteleyebiliriz. Aklına çözüm gelmiyorsa, ona örnek olmak ve kendi alternatiflerimizi de iletmek adına biz öneri sunabiliriz. Bu hareket çocuğa bir ışık tutabilir, onun aklına başka çözümler gelmesini sağlayabilir. Tüm çözümleri listeleyerek en uygun çözüme karar verip, uygulama şeklini açıklayıp bir bakabiliriz işe yarayıp yaramadığına.
Toparlayacak olursak;
Çatışma tanımlanır.
Çeşitli çözümler üretilir.
Önerilen çözümler tartışılır.

Ne işe yarar?
Çocuk kendini değerli ve işe yarar hisseder, özgüveni gelişir, problem çözme becerisi gelişir…

Kazan-kazan yöntemi yalnızca ebeveyn-çocuk ilişkisinde değil, her ilişkide uygun ifadelerle kullanabileceğimiz bir yöntemdir. Deneyelim, kazançlarımız arttığını göreceğiz.

Okumaya Devam

Psikolojik Danışman ve Rehber

Çocuklarla Ölümü Konuşmak

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Ölüm gibi acı deneyimler yaşarken; olan bitene şahit olan çocuklara, bu durumun nasıl anlatılacağı önemli bir mesele olmaktadır. Çocuklar kayıplarla bir şekilde karşılaşabilirler. Evcil hayvanlarının kaybı da onlar için önemli kayıplardandır. Çocuğun yasla başa çıkmasında yetişkinler olarak destekleyici olabiliriz. Çocuk için ebeveyn, güvenli bir sığınak özelliği taşımaktadır. Mutlu bir ailede, sevgi ve güven duygusu olan bir çocuğun; ölüm ve kayıp dahil yaşamda karşılaşacağı krizleri iyi bir şekilde atlatacağı söylenebilir.

Öncelikle kısaca yas sürecinden bahsedelim. Yas kültürel bir bağlam içindedir kültürel tepkileri içerir. Ölen kişiye karşın tamamlanmamış plan hayal ve fantezileri içerir. Çözümlenmemiş yaslar gelecekteki kararları, bağlanma figürlerini etkilemektedir. Aileden birinin kaybı söz konusu olduğunda, ailenin de acısının varlığı kabul edilmelidir. Kendi yasıyla baş etmeye çalışıp yeni hayata uyum sağlarken bir yandan çocuğunu büyüten ebeveynlerin; kendi baş etme becerisi, yasını tamamlayabilmesi, çocuğunu rahatlatabilmesi, çocuğuna kaybın yerine geçecek nesneler sağlaması çocuğunun toparlanmasında etkilidir. Aslında çocuklar ölümün farkındadır, çocuklar çok iyi gözlemcidir. Yetişkinlerin yaşadıkları yas süreci kendilerini modelleyen çocukları için örnek teşkil etmektedir. Yetişkinler yas sürecinin bastırmamalı, kendi duygularını gizlememeli.

Çocuğun yası, ölümü nasıl algıladığına göre değişkenlik göstermektedir. Çocukların gelişim dönemlerine göre, yası algılayışları, verdikleri tepkiler çeşitlenmektedir. Çocuğa yardımcı olmak için gelişim dönemini bilmek ve çocuğun ihtiyaçlarını iyi tanımak gerekir. Yaş dönemleri net sınırlar olmamakla birlikte;

0-2 yaş: Bir şeyin eksik olduğunu hisseder, yas yetişkin yasına benzemez. Daha çok davranışsal tepkiler verir. Ölüm kavramı net oluşmamıştır. Kayıpla büyüyen bir çocuk hayali bir imge oluşturup, bunu sürdürmeye çalışacaktır. Ölen ebeveynin yerine geçen bakım veren kişi çocuğun sevgi ve güven ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir.

2-6 yaş: Yetişkin yardımıyla “ölüm” kavramını anlamaya başlar. Ölüm uyku ve ayrılık kavramları içinde sıkışmıştır, Bu yaş döneminde ayrılık kaygısı ilk kaygı durumu olarak karşımıza çıkar. Ölüm geri döndürülebilir, geçici bir şeymiş sayarlar, tekrar uyunabileceğine inanır gerçeklik algısı oturmamıştır, ölüm nedenlerini sayamaz. Yeme-uyku bozuklukları, korku, endişe, güvensiz, üzüntü, özlem ve suçluluk gibi duygusal tepkiler görülebilir.

6-9 yaş: Yavaş yavaş ölümün son olduğunu anlamaya başlar. 9-10 yaşlarında ölen kişinin artık hayatta olmadığı gerçeğini anlar ancak son olmamasını dilemeye devam edebilir. Okul yaşantısında gerileme gibi tepkiler görülebilir.

9-12 yaş: Ölümün bir son olduğunu anlar. Gerçek anlamda ölüm kaygısıyla tanışmıştır. Kendi ölümlülüğünün de farkındadır. Kendisinin ya da ebeveynlerinin ölümlerine dair korkular yaşayabilir. Okula devamsızlık, sosyal geri çekilme gibi tepkiler görülebilir.

12-18: Ebeveyne bağlılık arkadaşlara yönelmiştir. Ergen için ölüm görünürde anlamsız ve düşünülmemesi gereken konulardır ancak yine de çok fazla düşünmektedir. Ölüm kaygısı önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır, ölüme meydan okuma girişimleri bu bağlamda ele alınabilir. Riskli davranışlar, kendine zarar verme, öfke, aşırı sorumluluk üstlenme gibi tepkiler görülebilir.

Çocuğun yaşı, çocuğun ev ortamının güvenli olması, yetişkinlerin kayba yönelik tepkileri, baş etme becerileri, teselli sağlayabilme becerileri; çocuğun yas tepkilerini etkiler. Aşağıda çocukların gösterdikleri tepkiler kategorize edilmiştir.

Okumaya Devam

Psikolojik Danışman ve Rehber

Bebişten Sonra İlişkileri Keşfediyoruz

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Bebekten sonra ilişkiler öyle sanıldığı gibi süt liman gitmez her zaman.Araştırmalara göre çiftlerin %68’i doğumdan sonra ilişkilerinden memnun değillerdir. Oysaki çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediye ,aranızdaki güçlü ilişkidir der John Gottman.

Doğumdan sonra ilk yıl neler oluyor?Çatışmalar artıyor,ilişki tatmini azalıyor,cinsellik azalıyor,eşler arasında iletişim azalıyor ve var olan iletişim de stresli hale geliyor.Uyku düzeni bozuluyor,babaların hatırı sayılır bir bölümü yeni düzende kendilerine yer bulmakta zorlanıyorlar ve uzaklaşıyorlar.

Sonrası tahmin edebileceğiniz üzere doğum sonra depresyonu.Peki ne yapmalı da sağlıklı atlatmalı?Eşler deneyimledikleri stres hakkında konuşabilirler.Dinlenmek için zaman ayırabilirler.Partnerlerinize masaj yapabilirsiniz .Eşinizin size yardım etmesine izin verebilirsiniz.

Peki doğumdan sonra cinsellik? Cinselliğe olan ilgi azalıyor,ilişkinin önceliği bebeğe kayıyor,çatışmaların şiddeti artıyor. Ne yapmalı?Eşinizle değişimleri konuşun,yakınlığınızı ve ten temasını artırın,cinselliği öncelik haline getirin,baş başa anlarınızı planlayın.Unutmayın ilişkide yapılan her olumlu şey,ön sevişmedir.

Eşlerin ilişkilerini güçlendirecek birkaç tüyo;yakınlık ve arkadaşlığınızı güçlü tutun,tartışmalarınızı etkili biçimde yönetin,ortak anlam yaratın ve yaşam hayallerinizi gerçekleştirin.

Haklısınız kolay değil,kolay da olmayacak. Lohusalık,babanın kendine yer edinme arayışı,çekirdek aile dışında kalan aile büyüklerinin istekleri ve temasları ilişkinizi zorlaştırıyor. Çekirdek aile nasıl olacağız,sütüm gelecek mi ,çocuğum minicik,eşim benden kaçıyor . Yalnız değilsiniz doğumdan sonra hatrı sayılır bir kesim sadece ülkemizde değil tüm dünyada aynı kaygıyı paylaşıyor. Bu bir süreç ve her şey de olduğu gibi bir sonu var, geçecek.

Yumuşak geçişlerle atlatmak için;ilişkilerde sık sık yapılan küçük şeylerle iyileşin…

Okumaya Devam

Trendler