Öfkene De, Sevincine De, Şiddetine De Sahip Çık - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Tüm Makaleler

Öfkene De, Sevincine De, Şiddetine De Sahip Çık

ÖFKE Öfke beklenmedik anda yaşadığımız, fizyolojik sonuçları beraberinde getiren bir duygudur. Öfke doğal ve belirli düzeye kadar normal kabul …

Yayınlanan

üzerinde

ÖFKE

Öfke beklenmedik anda yaşadığımız, fizyolojik sonuçları beraberinde getiren bir duygudur. Öfke doğal ve belirli düzeye kadar normal kabul edilen bir duygudur. Davranış değil duygudur, hayatta kalabilmemiz için bizi koruyan bir güçtür öfke. Öfke ötelenemeyecek kadar önemli, bir o kadar da yaşanması gereken bir duygudur. Öfkenin ifade ediliş şekli sağlıklı bir çözüme yönelik olmalı; saldırganlığa dönüşmemelidir. Sağlıklı ifade edilemeyen öfke; pahalı sonuçlar doğurabilecek bir DUYGUDUR…

Kişisel problemlerin ve sosyal problemlerin temelinde çözülmemiş öfke gizlidir. Öfke hem içsel, hem de dışsal birtakım faktörler sonucu ortaya çıkar. Öfke kontrolden çıkıp yıkıcı hale gelirse, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açarsa işte o zaman önlem almanın zamanı gelmiş demektir.

Öfke yaşamak anormal bir durum değildir. Anormal olan sağlıklı ifade edilmeyerek bastırılan ve şiddete neden olan öfke halidir. Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğaldır.

Öfke bastırıldığında kılık değiştirerek, başka duyguları da yanına alarak karşımıza çıkabilir. Bastırıldığı zaman pasif agresif davranışlar ile kendini gösterir. Öfke, hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunluklarda yaşanan bir duygudur.

Öfkenin içine aldığı diğer duygulardan bazıları; kızgınlık, kaygı, sinirlenme, kin, düşmanlık, nefret, intikam alma isteği, sürekli eleştirme isteği aşağılamadır.

Her bireyin öfkelendiği durumlar farklıdır. Ayrıca bir birey aynı konuya bazen öfkelenirken bazen öfkelenmeyebilir.

KİŞİ ÖFKELENDİĞİNDE; gevşe-düşün-davran yöntemi uygulanmalı, öfkelendiren ortam sakinleşinceye kadar terk edilmelidir. Kişi kendisine “neye ve neden öfkelendiğini” sormalı, ayrıca öfkesinin altında yatanları fark etmeye çalışmalı, saldırgan olmayan çözüm yollarını düşünmelidir. Ayrıca kişi öfkesini analiz edebilmelidir. Şöyle ki;

  • Benim için öfke ne? Beni daha çok öfkelendirenler kim-ne? Sınırlarım neler? Öfkemi nasıl ifade ediyorum? Öfkemi ifade şeklim ne kadar sağlıklı? Öfkemi kontrollü ve sağlıklı ifade etmekten beni alıkoyan ne? Yoğun öfke anında neler hissediyorum? Öfkemi nasıl daha etkili ifade edebilirim? Öfkem bana ne tür dersler verir? Öfkemin olumsuz sonuçları nelerdir? Öfkemi nasıl sağlıklı ifade edebilirim?

HANGİ DURUMLARDA ÖFKELENİRİZ?

Yaşamamızda bizi öfkelendiren birçok faktör vardır. Sanki etrafımız öfke mayınları ile dolu! Bir anda parlayan öfkelerimiz var. Sanki sadece mutlu olmak için yaşıyormuşçasına düşünmemiz sağlanıyor belki de!

Yaşamaktan kaçtığımız olumsuz düşüncelerimiz ve duygularımız var. Kaçtığımız her sorun; bizim olgunlaşıp güçlenmemize imkân tanıyacak deneyimleri kaçırdığımız anlamına da gelmektedir.

Öfke sanki kötü bir duyguymuşçasına uzak durmaya çalışıyoruz. Varsa yoksa tüm gücümüzle öfkemizi bastırmak için çabalıyoruz. Dikkatimizden kaçan belli bir düzeye kadar öfkenin sağlıklı olduğu, koruyucu ve iyileştirici gücünün olduğudur.

Elbet hiç kimse öfkelenmeden, öfke duygusunu tatmadan yaşayamaz. Bu mümkün de değildir. Mümkün olan öfkeyi doğru kullanabilmektir. Öfkelenmeden yaşayabileceğini düşünen sadece hayal kırıklığı yaşayacaktır. Doğru tepki vermediğimiz, veremediğimiz her olay biz de öfke yaşantısını meydana getirebilir. Önemli olan olayı doğru yorumlamaktır.

Özellikle anlaşılmadığımızı hissettiğimizde, kişiler arası ilişkilerde çatışmalar yaşadığımızda, sıkıldığımızda, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde, kendimizi ifade edemediğimizde, istek ve ihtiyaçlarımız karşılanmadığında ya da karşılanmayacağını düşündüğümüzde, yalnızlık/kaygı/utanç hissettiğimizde, engellenme yaşadığımızda, saygısızlığahaksızlığatacizesaldırıya uğradığımızı düşündüğümüzde, sevdiğimiz birini kaybedince, sevilmeyen biriyle karşılaşınca, akademik başarısızlık yaşadığımızda, fiziksel ya da sözel saldırıya maruz kaldığımızda, toplumsal şiddet ile karşılaştığımızda, tehditler ve hayal kırıklığı yaşadığımızda,-meli/-malı lara fazla odaklandığımızda ÖFKELENİRİZ…

ÖFKE TÜRLERİ

Bastırılan öfke, öğrenilen öfke, heyecanlandıran öfke, ani öfke, durumsal öfke, sürekli öfke

ÖFKENİN İFADE EDİLİŞİ

Kişilerin öfkelenmesine neden olan olaylar nasıl farklılık gösteriyorsa; bu olaylara verilen öfke tepkileri de farklılık göstermektedir.Öfkenin nasıl yaşanacağı kişinin kendi tercihidir.

Öfkesini daha içe dönük yaşayanlar; öfkelerini ifade etmekte zorlanabilirler. Bu kişiler öfke tepkilerini genellikle surat asarak, küsüp-susarak daha içe dönük tepkiler verirler.

Öfkesini daha dışa dönük yaşayanlar; öfke duygularını kontrolsüz ve saldırganca yaşarlar. Genelde bu öfkeli hallerindn dolayı bulundukları sosyal gurupta dışlanırlar.

Öfkesini daha saldırganca yaşayanlar; vurup bağırarak, kızarak, etrafındaki eşyaları kırarak ya da duvarları yumruklayarak yani saldırganca davranışlarda bulunarak tepkisini gösterir.

Öfkesini daha konrollü yaşayanlar; öfke duygularını sözel olarak ifade edebilirler.

ÖFKENİN SONUÇLARI Öfke Durumunda Vücut Tepkileri

Öfke duygularımızı harekete geçirir. Öfke diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilir. Kişi vücudunu dinlemeyi biliyorsa; vücudunun ona öfkeli olduğunu fısıldadığını duyacaktır. Öfkenin birtakım fiziksel belirtileri vardır. Öfkeye verilen fizyolojik tepkiler; kan şekerinin yükselmesi , nabzın ve kan basıncının artması ,sık sık ve zor nefes alma, baş ağrısı, sırt-boyun-kas ağrıları, adrenalin düzeyinde artış, yorgunluk hali, psikosomatik rahatsızlıklardır. Öfkenin zihinsel tepkileri; konsantrasyon bozukluğu, düşük performans, unutkanlık, uyku ve iştah düzensizlikleri, dikkatsizlik ve motivasyon eksikliğidir. Öfkenin duygusal tepkileri; , depresyon, anksiyete bozuklukluları, gerginlik halidir. Öfkenin davranışsal tepkileri; sigara-alkol-uyuşturucu bağımlılığı, yeme bozuklukları, saldırganlık, şiddet, zorbalık, davranış bozuklukları, huzursuzluk, acelecilikdir.

ÖFKELENDİĞİMİZDE NELER YAPARIZ?
Öfke yaşatan olayı unutmaya çalışırız, olayı bastırmaya ihtiyaç duyarız, gerginlik yaşar, pasif agresif ya da aşırı tepkiler göstererek ağlama krizlerine girebilir, bazen hedef değiştirmeye çalışır bazen de direkt yüzleşmeyi tercih ederiz ya da aldatılmışlık hissi yaşar, korkar, kaybetme korkusuna kapılır, suçlama ya da suçluluğa kapılır, kırgınlık yaşar, umursanmama hissine kapılabilir ya da ağlama nöbetleri yaşayabiliriz.

ÖFKEYLE BAŞA ÇIKMADA ETKİLİ YOLLAR

Fizyolojik uygulama olarak; nefes egzersizleri, spor yapma, kas gevşetme çalışmaları

Zihinsel uygulama olarak; öfkelendiren düşünceleri zihinden uzaklaştırma, olumlu düşünme gücünden yararlanma, hissedilen olumlu ya da olumsuz duyguları çevredekilerle paylaşarak sosyal destek gücünden yararlanma
Davranışsal uygulama olarak; zamanı verimli kullanma, etkili iletişim gücünden yararlanma, empati, duygularını ifade edebilme becerisi

ÖFKE UYGUN BİR ŞEKİLDE İFADE EDİLMEDİĞİNDE…
Baş ağrısı, tansiyon problemi, mide rahatsızlıkları, kas ağrıları, solunum problemleri, deri ve cilt problemleri, var olan fiziksel şikâyetlerde artış ve duygusal problemler görülebilir. Ayrıca, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, uyku ve iştah alışkanlıklarında düzensizlikler görülebileceği gibi sigara-alkol kullanımında artık ve huzursuzluk görülebilir.

Öfkelendiğimizde düşüncelerimizde, davranışlarımızda, fizyolojik tepkilerimizde, duygularımızda, iletişim kurma şeklimizde farklılıklar yaşarız.

ŞİDDETİNE SAHİP ÇIK!

ŞİDDET

Şiddet; kişilerin bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan, güç ve baskı uygulamalarıyla devam eden, bireysel ya da toplumsal sorundur. Sadece fiziksel değildir şiddet. Sözel ve davranışsal olmak üzere iki kategoride değerlendirebiliriz. Bağırmak, surat asmak, aşağılamak, bağırmak ya da vurmak şiddet içermektedir. Şiddet tacizdir, kasıtlı güç kullanımıdır, uzaklaştırmaktır, yalnızlıktır, gözdağı vermektir, istismardır, tacizdir, aşağılamadır, zor yolla ikna etmektir. Şiddet aslında imdat çığlığıdır. Fark edilme isteği, ben buradayım mesajıdır. Şiddet kişinin kendisine yabancılaşmasıdır, güçsüzlerin güç kaynağıdır. Şiddet hem kişiyi hem toplumu yaralayan davranıştır. Şiddet çözüm değil çözümsüzlüğü barındırır içinde. Şiddet ile sorun çözme, uzlaşma aynı anda gözlemlenemez. Şiddet istismarı, psikolojik hasarı, bedensel zararı beraberinde getirir.

Şiddet yaşamın her alanında varlığını sürdürmektedir. İnsanlık var olduğu sürece de varlığını sürdürecektir.

Şiddet bir tek sağlık çalışanlarına karşı değil ki! Evde, okulda, sınıfta, otobüste, kafede, hastanede, yolda, mağazada… Kısacası her yerde!… Her birimiz etrafımızdan anlayış ve güler yüz bekler; asık surat ve asık suratlı ya da ilgisiz kişilere tahammül edemeyiz. Kimse değersiz hissetmeye tahammül edemez. Tahammülsüzlüğün olduğu yerde öfke kolay alevlenir. Böylesi durumda öfkenin saldırgan tavıra ya da şiddete yeni bırakma ihtimali çok yüksektir. Değersizleştirici yaklaşımların şiddet olarak geri döneceği unutulmamalıdır.

Öfke, şiddet ve saldırganlığı birbirinden ayırmak lazım öncelikle. Öfke bir duygu iken şiddet bir davranış şeklidir. Öfke olumlu kullanıldığında insanı güçlü kılan insanı hayatta tutan, duygudur. Şiddet ise öfkenin en olumsuz ifade ediliş biçimidir. Öfkeden şiddete varan süreçte öfke yaşatan duruma verilen tepkileri düşünceler ve duygular belirleyici olmaktadır. Öfkeden şiddete varan sürece kin, korku, endişe, nefret, düşmanlık vb. duygular eşlik etmektedir. Şiddet, öfke ve şiddetin dışa yönelik olarak ifade edilme şekillerinden birisidir.

Şiddet nedenleri arasında; iletişim eksikliği, öfke kontrolünün kaybedilmesi, bağımlılıklar, kişilik bozuklukları, bağımlı kişilik bozukluğu, psikolojik sorunlar, merhametsizlik, kişisel farklılıklar, genetik ve kültürel farklılıklar, eğitim düzeyi

ŞİDDET NEDEN TERCİH EDİLİR?

  • Kişinin öfke yönetimini ve nasıl gevşeyeceğini bilememesi şiddet nedenleri arasındadır. Ayrıca kişi şiddete maruz kalarak bir çocukluk geçirdiyse yani şiddet uygulayan birini görerek büyüdüyse şiddeti zorlandıkları an devreye sokar, sorun çözme aracı olarak görmeye başlar, normalleştirir.

  • Özgüveni eksik olan kişiler birçok noktada yetersizlik duygusu yaşar ve dürtülerini kontrol edemeyerek şiddete başvurur. Bu kişiler kendini daha güçlü hissetmek için kendinden güçsüzleri seçer ve zor kullanır. Kendini yetersiz gören kişiler, güçlü hissetmek için etrafındakileri sürekli eleştirir, eksik görür, kendini şiddet dışında ifade edemeyebilir ve birçok alanda kendini başarısız görür.

  • Şiddete yatkın kişilerde beynin ön bölümün iyi çalışmadığına dair araştırmalar mevcuttur. Beynin ön bölümü, bizi biz yapan; dürtü kontrolü sağlayan, gelecek planlaması yapmamıza imkân tanıyan üst düzey düşünce gibi işlevlere ev sahipliği yapan bir beyin bölümüdür.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çocuk Psikiyatristi

Dürtüsel Çocuk Davranışları: Nedir, Neden Olur ve Nasıl Desteklenir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Bazı çocuklar düşünmeden hareket eder, sabırsız davranır, sırada bekleyemez ya da duygularını kontrol etmekte zorlanır.
Eğer bu davranışlar sık tekrarlanıyor ve çocuğun okul, aile ya da sosyal ilişkilerini etkiliyorsa, dürtüsellik (impulsivite) söz konusu olabilir.
Peki dürtüsel davranış tam olarak nedir ve aileler bu durumda ne yapmalı?


Dürtüsellik Nedir?

Dürtüsellik, bir çocuğun davranışlarını ya da tepkilerini önceden düşünmeden, anlık duygularla ortaya koymasıdır.
Bu durum bir kişilik özelliği değildir; genellikle beynin ön bölgesinde yer alan “dürtü kontrol merkezinin” gelişim hızıyla ilişkilidir.

Her çocuk zaman zaman dürtüsel davranabilir, ancak dürtüsellik belirgin hale geldiğinde;

  • sosyal ilişkilerde sorunlar,
  • akademik zorluklar,
  • duygusal dalgalanmalar
    gibi etkiler gözlemlenebilir.

Dürtüsel Çocuklarda Görülen Davranışlar

Dürtüsel çocuklar genellikle şu özellikleri gösterir:

  • Konuşurken başkalarının sözünü keser
  • Oyunlarda kurallara uymakta zorlanır
  • “Bir şey yapmadan önce düşünme” becerisi zayıftır
  • Ödül gecikmesine tahammül edemez (hemen sonuç ister)
  • Hatalarından ders çıkarmakta zorlanır
  • Çabuk sinirlenir veya öfke patlamaları yaşar
  • Dikkat eksikliği veya hiperaktivite ile birlikte olabilir

Bu davranışların bir kısmı çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve stres faktörlerine göre değişebilir.
Ancak süreklilik kazanıyorsa, bir uzman desteği alınmalıdır.


Dürtüselliğin Nedenleri

Dürtüsel davranışın birçok biyolojik, psikolojik ve çevresel nedeni olabilir:

1. Nörolojik Etkenler

Beyindeki ön lob bölgesi, planlama ve kontrol işlevlerinden sorumludur.
Bu bölgenin gelişimi, özellikle çocukluk döneminde tamamlanmadığı için bazı çocuklarda dürtü kontrolü daha zor olabilir.

2. Genetik Faktörler

Dürtüsellik, genetik yatkınlığı olan bir özelliktir.
Ailede dikkat eksikliği veya hiperaktivite (DEHB) öyküsü varsa, çocukta da benzer belirtiler görülebilir.

3. Ebeveyn Tutumları

Aşırı koruyucu, tutarsız ya da cezalandırıcı ebeveyn tutumları; çocuğun duygusal kontrol becerilerini olumsuz etkileyebilir.
Çocuk, sınırlarını test ederek davranışlarını şekillendirmeye çalışabilir.

4. Çevresel Faktörler

Okul ortamındaki stres, başarısızlık korkusu, dijital ekran maruziyeti veya düzensiz uyku da dürtüsel davranışları artırabilir.


Dürtüsel Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı?

Ailelerin en önemli rolü, çocuğa davranış kontrolü öğrenme sürecinde rehberlik etmek olmalıdır.
İşte etkili birkaç yöntem:

???? 1. Sabırlı ve Tutarlı Olun

Çocuğunuz bir davranışı tekrarladığında hemen cezalandırmak yerine, ne hissettiğini anlamaya çalışın.
Kurallar net ama esnek olmalı.

???? 2. “Dur ve Düşün” Stratejisini Öğretin

Bir olay karşısında hemen tepki vermeden önce “Dur, derin nefes al, düşün” yaklaşımını öğretebilirsiniz.
Bu küçük farkındalık adımı, davranış kontrolünü güçlendirir.

???? 3. Pozitif Pekiştirme Kullanın

İstenmeyen davranışı cezalandırmak yerine, doğru davranışı ödüllendirin.
“Bugün sıranı bekledin, çok güzel!” gibi geri bildirimler beyni olumlu pekiştirir.

???? 4. Enerjiyi Doğru Kanallara Yönlendirin

Spor, sanat veya drama gibi aktiviteler, çocuğun enerjisini boşaltmasına yardımcı olur.
Bu tür etkinlikler dürtü kontrolünü doğal şekilde geliştirir.

???? 5. Gerekirse Uzman Desteği Alın

Dürtüsellik çocuğun akademik veya sosyal yaşamını etkilemeye başladıysa, bir çocuk psikoloğunun değerlendirmesi önemlidir.
Gerekli durumlarda dikkat, odaklanma ve dürtü kontrolü egzersizleriyle davranışsal terapi uygulanabilir.


Dürtüsellik ve Dikkat Eksikliği Arasındaki Fark

Dürtüsellik çoğu zaman DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) ile karıştırılır.
Ancak dürtüsellik; dikkat eksikliğinden ziyade davranışın ani ve düşünülmeden yapılması ile ilgilidir.
Bir çocuk hem dikkat eksikliği hem de dürtüsellik gösterebilir — bu durumda multidisipliner bir yaklaşım gerekir.


Sonuç: Farkındalık, Sabır ve Destek

Dürtüsellik, “yaramazlık” ya da “inatçılık” değildir.
Çocuğun beyninde gelişmekte olan bir sistemin henüz olgunlaşmamış halidir.
Doğru yaklaşımlar, davranışın kontrol altına alınmasını sağlar.

Ebeveynlerin sabırlı, öğretmenlerin anlayışlı ve çevrenin destekleyici olması; çocuğun öz denetim becerilerini güçlendirir.
Unutmayın: Her dürtüsel davranış bir mesaj taşır — önemli olan, o mesajı doğru okumaktır. ????

Okumaya Devam

Genel Cerrahi

Discover the Best Obesity Clinic in Istanbul: Istanbul Obesity Center

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

When it comes to addressing obesity and its related health challenges, finding the right clinic is crucial. In Istanbul, one name stands out as a leader in obesity treatment: Istanbul Obesity Center.

With 22 years of experience and over 80,000 patients served, Istanbul Obesity Center has earned a reputation for excellence in the field of obesity treatment. The clinic is dedicated to offering comprehensive care tailored to the unique needs of each patient.

Why Choose Istanbul Obesity Center?

At Istanbul Obesity Center, we believe that successful weight loss is a journey that requires more than just surgery—it demands a holistic approach that includes nutritional guidance, psychological support, and long-term follow-up care. Our team of specialized doctors and medical professionals work closely with each patient to develop a personalized treatment plan, ensuring the best possible outcomes.

Our Services

We offer a wide range of state-of-the-art treatments, each designed to help you achieve your weight loss goals safely and effectively:

  • Gastric Sleeve Surgery: A popular and highly effective procedure that reduces the size of the stomach, helping patients achieve significant weight loss.
  • Gastric Balloon (6-month and 12-month options): A non-surgical option that involves placing a balloon in the stomach to create a feeling of fullness, aiding in weight loss.
  • Swallowable Gastric Balloon: A revolutionary, non-invasive treatment that does not require endoscopy or anesthesia, allowing patients to lose weight without surgery.
  • Gastric Bypass Surgery: A more complex procedure that alters the digestive system to limit food intake and nutrient absorption, leading to substantial weight loss.
  • Stomach Botox: A non-surgical treatment that temporarily reduces stomach contractions, slowing digestion and promoting a feeling of fullness.
  • Dietary and Nutritional Support: Comprehensive nutritional guidance to ensure you maintain a healthy diet before and after your treatment.
  • Psychological Support: Counseling and mental health services to help patients address emotional and psychological factors related to obesity.

Patient-Centered Care

At the heart of our clinic’s success is our patient-centered approach. We understand that every patient’s journey is unique, and we are here to provide support every step of the way. From the initial consultation to post-surgery follow-up, our team is dedicated to helping patients achieve their health and weight loss goals.

Cutting-Edge Treatments

Each treatment is performed using the latest techniques and technologies, ensuring safety and effectiveness. Our clinic’s commitment to innovation and patient care has made us a preferred choice for individuals seeking lasting weight loss solutions.

Comfortable and Secure Environment

Located in the vibrant city of Istanbul, our clinic offers a comfortable and secure environment for all our patients. We understand that undergoing a medical procedure can be daunting, which is why we prioritize creating a welcoming atmosphere where patients feel at ease.

Join Thousands of Satisfied Patients

With a proven track record and a dedication to excellence, Istanbul Obesity Center is the ideal choice for anyone looking to take control of their weight and health. Join the thousands of satisfied patients who have transformed their lives with our help.

For more information about our services and to schedule a consultation, visit our website or contact us today.

Okumaya Devam

Ağız Diş Ve Çene Cerrahı

Sıhhatsiz Atıştırmaların Çocuk Diş Sağlığındaki Olumsuz Tesirleri

Dişler Ne Vakit Çıkmaya Başlar? Doğum sonrasında ağız ve damak süt emmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dişler ise birinci olarak anne karnında …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Dişler Ne Vakit Çıkmaya Başlar?

Doğum sonrasında ağız ve damak süt emmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dişler ise birinci olarak anne karnında oluşmaya başlar. Süt dişleri bebek 6 aylık olunca çıkmaya başlar. 3 yaşına kadar tüm süt dişleri sırayla çıkar ve tamamı ağızda görünür. Böylelikle süt dişlerinin sayısı 20’ye ulaşmış olur. Bu çıkış bir sıraya nazaran olmaktadır. Süt dişleri yapısal farklılıklarından ötürü aşınmaya ve çürüğe daha yatkındır. 6 yaşına geldiğinde sıra daimi dişlere gelir.Daimi dişler ise kemik içinde anne karnındaki bir çocuk üzere bir kese içinde çıkacağı günü bekler.6 yaşına gelindiğinde süt dişleri yerlerini daimi dişlere bırakmaya başlarlar.Bu durum ortalama 13 yaşına kadar devam eder. Ağızda hem süt dişlerinin hem de daimi dişlerin yer aldığı 6-13 yaş ortası bu devir karışık dişlenme periyodu olarak isimlendirilir. Bu periyotta süt dişlerindeki mevcut çürükler, yeni süren daimi dişlerin sıhhatini da olumsuz tesirler.

Beslenmenin Ağız ve Diş Sıhhati Üzerindeki Tesirleri Nelerdir?

Bebeklerin gelişiminde anne sütünün yerini diğer hiçbir şeyin tutamayacağını biliyoruz. Bebeklerin doğal besini anne sütüdür. Hiçbir mama formülü anne sütü üzere sevgi, hassaslık, şefkat yahut felaketlerden, hastalıklardan kaçınma yollarına dair bilgi içermez bütün bu bilgiler anneden yani anne sütünden gelir.dolayısıylabebeklerin, en azından birinci altı ay anne sütü ile beslenmeleri diş ve çenelerin gelişimini, ağız etrafındaki yumuşak doku ve kas işlevlerinin olağan gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı biberon kullanımı gerekir.

Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma üzere alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar müsaade verilebilir. Şayet parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş ortasında bu alışkanlık kesinlikle giderilmelidir. Teneffüs sorunları, çene gelişmesi üzerine olumsuz tesir eder. Burundan değil de, yalnızca ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha yeterli anlaşılır) kesinlikle kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Dünya geneli toplumlarda en çok görülen enfeksiyonDiş çürüğüdür. Diş çürüğü kısaca beslenme sonrasında besin artıklarının dişlerimizin üzerinde kalması, uzaklaştırılamaması sonucu başlar. Ağız ortamımızda bulunan yerleşik mikroorganizmalar besin artıklarının üzerine tutunarak,onlardan beslenerek dişleri çürütmeye başlar. Besin artıkları ortamdan uzaklaştırılıncaya kadar bu durum devam eder. Diş çürüğü ilerlerse dişteki husus kaybı artarak ağrılar başlar, dolgu süreci kâfi gelmeyerek kanal tedavisine hatta diş çekimine kadar gidebilir. Erken süt dişi çekimi istemediğimiz bir durum olup Alttan gelen daimi dişin sıhhatini da olumsuz etkilemektedir. diş çürüğü ve tedavisinde beslenmenin ehemmiyeti büyüktür. Bilhassa doğal olmayan, hazır,katkılı yiyeceklerin diş çürüğü yapma riski daha fazladır. Bu besinleri mikroorganizmalar daha fazla severek diş çürüğü yapma aktifliğini artırır. Doğal, katkılı olmayan yiyecekler ile beslenme sonrasında dişler fırçalanmayı unutulsa bile diş çürüğü yapma riski daha azdır.

Ağız ve diş sıhhati açısından, çocukların her öğünde almaları gereken besinleri nizamlı ve kâfi ölçüde almaları büyük kıymet arz etmektedir. Ağız ve diş sıhhatinin devamlılığı açısından kahvaltıda yumurta, süt, peynir, yoğurt üzere hem besin kıymeti yüksek olan hem de diş gelişiminde ve dişlerin çürükten korunmasında değerli rol oynayan besinlere yer verilmelidir.Ayrıca portakal, elma, kivi üzere meyveler ile lahana, karnabahar, semizotu üzere yeşil yapraklı sebzelerle, dönüşümlü olarak balık, tavuk, et ve et suyu katkılı yiyecekleri tüketmek gerekir. Bilhassa peynirin yemek sırasında asidik olan ağız ortamını bazik hale getirmede ve dişlerin temizlenmesinde değerli bir rolü vardır. Bu nedenle kahvaltı sonrasında dişlerin fırçalanmadığı durumlarda en son peynir yenilmesinin diş çürüğünden müdafaadaki tesiri büyüktür. Ayrıyeten gece yatmadan evvel dişlerin fırçalanmadığı durumlarda elmanın ısırılarak yenilmesi dişler üzerinde mekanik paklık yaparak diş çürüklerinin önüne geçilmesini sağlayacaktır.

Ana öğünlerde; fast-food usulü beslenmenin tekrar ağız ve diş sıhhati üzerinde olumsuz tesirleri vardır. Süt ve daimi dişlerde çürük oluşumunu hızlandırırlar. Diş çürüğünün ilerlemesi sonucu dişlerde renkleşme ağrılar ağız kokusu hatta diş kaybına kadar gidebilir. Bu nedenle bu çeşit yiyeceklerin ve bunların yanı sıra asitli içeceklerin tüketiminin kısıtlanması gerekir. Cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, kek, kola, dondurma vb. besinlerin temel yemek yerine ve çok ölçüde tüketilmeleri kesinlikle engellenmelidir. Bilhassa çocuklar gündüzleri okul kantinlerinden bu çeşit yiyeceklere çarçabuk ulaşabilmektedirler. Lakin bu yiyeceklerin yerine vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek ve birebir vakitte diş çürüğünden korunmada kıymetli katkıları olan meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, ceviz üzere yiyeceklerin tüketiminin sağlanması büyük değer taşımaktadır.

Çocukluk çağındaki sıhhatsiz beslenme sonucunda çeşitli sıhhat problemleri ortaya çıkmaktadır. Bu problemler, ağız ve diş sıhhati üzerinde epeyce büyük sorunlara neden olabilmektedir. Özellikle tek tip beslenme dediğimiz; çikolata, bisküvi, börek, poğaça, tatlı ve gazlı içecekler üzere besinler, çocuğun gelişimine hiçbir fayda sağlamaz. Tam bilakis bu biçim besinlerin içerdiği yüksek şeker oranları nedeniyle çocuklarda ağız ve diş sıhhati olumsuz tarafta etkilenmektedir.

Çocuğumuz sıhhatsiz atıştırmalıkları çok seviyor ve vazgeçemiyorsa en azından ölçüsünü azaltmalı ve tüketir tüketmez dişlerini fırçalamalıdır.

Çocukların Ağız ve Diş Bakımı İçin Ebeveynlere Tavsiyeler

Nizamlı diş tabibi denetimi, çocuğun diş doktoru ile ilgisinden kaynaklanan bilinçlenme, diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çocuğun ileriki yaşlarda rahat etmesini sağlayacaktır. Olağandışı bir durum yok ise birinci diş tabibinin muayenesi 2 yaşına kadar bir defa yapılmalıdır. Daha sonra denetimler nizamlı olarak 6 ayda bir yapılır.

Çocuklarda Diş Fırçalama Ne Vakit Başlamalıdır?

Bebek 6-8 aylıkken, birinci dişler ağızda göründüğünde, ağız bakımı süreci başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan evvel dişlerin çiğneme yüzeylerini pak bir tülbent ya da gazlı bezi ılık suyla ıslatarak silmek, kâfi olacaktır. Diş fırçası kullanımına ise çocuğun art dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 – 3 yaşında) başlanması uygundur. Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur.Ancak ebeveynlerinin dayanağıyla bu süreç gerçekleştirilebilir. Bu yaşlarda kıymetli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken birden fazla vakit dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Halbuki çürüklerin önlenmesi için dişlerin orta yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha uygun temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın denetimi yeterli olur.

Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan evvel, yalnızca ikişer dakikalık tesirli bir fırçalama süreci kafidir. Her âlâ alışkanlık üzere diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk devrinde kazanılacağını unutmamak gerekir.

Bebeklik devrinde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır. Fakat reklamlarda gördüğünüz üzere 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için kâfi olacaktır. Diş macunu kullanımına başlandığı periyotta, diş macunlarından rastgele biri tercih edilebilir. Değerli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır. Fırçalama sürecinde macundan çok, tesirli bir fırçalama sürecinin kıymetli olduğunu unutmamak gerekir

Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme süreci nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) kesinlikle değiştirilmelidir

Çene Gelişiminde Ebeveynlerin Dikkat Etmesi Gereken Bahisler?

Çocukların beslenmesi esnasında verilen besinlerin ısırılarak yenmesi büyük değere sahiptir. Örneğin, meyvenin doğranarak verilmesi yahut birtakım besinlerin püre haline getirilmesi yerine meyveyi ısırarak, et ve et eserlerini direkt olarak kemik üzerinden dişleriyle ısırarak yemesi gereklidir. Bunun nedeni, dişlerimizin ve alt-üst çenemizin çiğnedikçe yani kullandıkça gelişmesidir. Bu gelişim çocukluk çağında alt ve üst çenenin sağlıklı büyümesi için çok değerlidir Bu sayede tüm daimi dişler çenede sürecek yer bulur. Aksi halde çene tam gelişemez ve kâfi büyüklüğe ulaşamaz.Bu ise bilhassa 20 yaş dişlerinin çıkması esnasında Keza bu dişler gömülü olarak kalıp daha büyük sorunlara neden olabilir. Hepinize sağlıklı ve keyifli gülüşler diliyorum…

Okumaya Devam

Trendler