Arkadaşlık İlişkilerinde Ailenin Önemi Nedir? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Arkadaşlık İlişkilerinde Ailenin Önemi Nedir?

Yayınlanan

üzerinde

Çocuğun gerekli sosyal becerileri kazanabilmesi ve yeterli uyum sağlayabilmesi için arkadaşlık ilişkileri çocuğun gelişiminde aile içi iletişimin işlevinin yanında büyük bir rol oynamaktadır.

Arkadaşlık İlişkilerinin Gelişimi

Çocuk okula başlamadan önce aileler çocuk yetiştirme noktasında çevreden etkilenir. Dolayısıyla çocuk üzerinde sosyal çevrenin etkisi yaşamının daha ilk anlarından itibaren de görülebilmektedir. Çocuğun ilk sosyal çevresi ailesidir. İlk iletişime geçtiği kişi de annesidir ve annesinin memesinden dünyaya açılan sosyal çevreyi daha orada algılamaya başlar. Kendisinin dışında birinin varlığını kabul etmiş olur. Böylece çocuk ilk aylardan itibaren gelişim gösterirken güveni öğrenmeye başlar. Ve varlığını devam ettirebilmek için bir diğerinin varlığına ihtiyacını fark eder.

6.aydan sonra dokunarak, bakarak, birbirlerinin saçını çekerek, hareketleri taklit ederek ilişki kurarlar.

9. ve 13.aylar arasında dış uyaranlara tepkiler başlar. Herhangi bir sesten ürkebilir, söylediklerinize ya da mimiklerinize gülebilir hatta dilinin döndüğünce kendi diliyle cevap verebilir size veya etraftaki herhangi bir uyarana.

2-4 yaşları arasında ise çocukların etkileşimi artar ve dolayısıyla sosyal becerileri de artmaya başlar.

Okula başlayan çocuk (kreş/anaokulu/ilkokul ilk hangisine giderse gitsin) için ön hazırlık önemlidir. Çocuk okulun nasıl bir yer olduğunu ilk duyduğu andan itibaren hayaller kurar. Kaygı duyabilir. “Şimdiye dek her şey güzeldi arkadaşlarım vardı bana yetiyordu bu nerden çıktı şimdi?!” gibi düşüncelere sahip olabilir.

Okulla birlikte sosyal alanlar ve sosyal çevrenin çocuk üzerindeki etkisi elbette artış gösterir. Ve yaş arttıkça sosyal çevrenin etkisi değişim gösterir.

7 yaş: sebatkar; hata yaptığında utanan; içe çekilme, sakinlik, iç dünyanın keşfi; hiç başına gelmemiş olsa dahi bazı şeylerden korkabilen(okula geç kalmak, karanlık korkusu, birinin ölmesi..vb) yaş dönemi

8 yaş: hızlı, dışa dönük; ailesi ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerine önem veren; herkesi(özellikle kendisini) sürekli yargılayan; kolaylıkla incinen; başkalarının eleştirilerine karşı duyarlı; sözel becerisi gelişmiş olan yaş dönemi

9 yaş: tedirgin ve huzursuz; annesinin kendisine seslenmesini duymayan veya duymazdan gelen; otoriteye karşı yüzüne boş boş bakan veya yüksek sesle şikayette bulunan; dürüstlük konusunda duyarlı; bireysel farklılıkların en fazla ortaya çıktığı dönem

10 yaş; ailesine daha bağlı; birlikte yapılan her şeye genellikle katılmaya hazır; doğrudan sorunsuz, dürüst ve güven dolu ilişki kuran; elde edilen bilgileri özümseyebilen; ilgileri çeşitli; hoşgörülü, uyumlu; benmerkezci olmayan; huzurlu ve düzenli bir evre; gelişimin dengelendiği altın çağ niteliğinde olan bir dönem

Ergenlik dönemi: bedenin hızla geliştiği ve ruhun uyum sağlamakta güçlük çektiği bir dönemdir. İtaat duygusu ve çekingenlik azalırken girişken, atak ve hareketli adımlar bu dönemde artar.

Ergen: duygularıyla hareket eden; sağlıklı bir muhakeme yapamayan; kısa vadeli düşünen; uçta ve hızla değişen duygulara sahip; hırçın; kendi sözünü geçirmeyi isteyen; kendi ayakları üzerinde durma arzusu; çevreden saygı görme arzusu; kendini kanıtlama isteği olan; bağımsızlık dürtüsüne sahip; haz, heyecan, coşku artışı olan dönem

Yaşların Arkadaş Çevresiyle İlişkisi

Yaş özellikleri bilindiği zaman çocuğun yaşadığı süreç daha iyi anlam kazanırken, en başta ebeveynler olmak üzere çocuğa yardım edecek kişilerin nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusuna ışık tutulur. 

İlkokul çağındaki çocuklar hemcinsleriyle daha çok arkadaşlık kurmayı tercih ederken ergenlik döneminde daha heterojen seçimler görürüz. Ergenlik dönemi özelliklerine baktığımızda ergenin ilgi ve kabul gördüğü ortamlarda var olmaktan zevk duyacağını anlayabiliriz. Hatta bu yüzdendir ki bir ergenin zevk aldığı bir ortama aile tarafından olumsuz bir eleştiri geldiğinde ergenin öfkesi pik yapar. Sonucunda da aile içi çatışmaya neden olur. İlgi görmeyi, anlaşılmayı önemseyen ergen ailede anlaşılmadığını hissettiğinde anlaşıldığı ortam her neresi olursa olsun oraya doğru daha fazla yönelim gösterecektir.

AİLELERİN HATASI

  • Her yaşa uygun sorumluluğu vaktinde vermemek
  • Hataya kocaman tepkiler vermek
  • Kıyaslamak 
  • Sorunu çocuk yerine çözmek
  • Çocuk yerine konuşmak
  • Yersiz yasaklar koymak
  • Çocuğu fanus içindeymiş gibi büyütmek(tehlikelerle baş etmeyi öğretmek yerine tehlikelerle karşılaşmasın diye fazlasıyla kısıtlamak)

AİLELERİN YAPMASI GEREKENLER

Hataların tam aksi davranışlar burada yer almalıdır. Maddeler halinde ele alalım.

  • Kendiyle yarışmasını öğretmek
  • Başkalarının başarılarıyla onur duyabilmek (bunun için aile bireyleri de birbirlerini gerektiğinde takdir edebilmeli, birbirleriyle gurur duyduğunu gerektiğinde uygun bir dille ifade etmeli)
  • Kişiliğini ezmeden yönlendirmek
  • Gözlemlemek 
  • Sorunla karşılaştığında uygun yönlendirmeler yapmak
  • Önce dinlemek, sonra fikir vermek
  • «Hayır» deme alanı oluşturmak
  •  Belli sınırlar çizmek
  • Çocuklarla daha fazla verimli vakit geçirmek
  • Evi iyi ve güzel şeylerin takdir edildiği bir yer haline getirmek

UNUTMAYIN! Klasik bir söz de olsa gerçekten kişi ektiğini biçer. Güzel ekersek yarınlara sağlıklı ilişkiler kuran bireyler bırakmış oluruz.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler