Dünyaya Farklı Bir Pencereden Bakmak İster Misiniz ? Karşınızda: ‘OTİZM’ - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Dünyaya Farklı Bir Pencereden Bakmak İster Misiniz ? Karşınızda: ‘OTİZM’

Yayınlanan

üzerinde

Otizm; doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan, hayat boyu süren nörogelişimsel bir farklılıktır. Çocuğun sözel veya sözel olmayan şekilde karşılarındaki kişilerle uygun ilişki kuramaması şeklinde ifade edebileceğimiz gelişimsel bir bozukluktur. Otizm Spekturum Bozukluğu’nun nedeni bugün bile hala tam olarak bilinememektedir. Beynin yapısını ve işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı ve çoğunlukla genetik bir tarafı olduğu, ayrıca doğum sonrası ve doğum öncesi bazı nedenlerin de otizme neden olduğu düşünülmektedir .Erkek çocuklarda, kız çocuklarına oranla 4 kat daha sık tanı konulmaktadır.

Otizm Spektrum Bozukluğu olan kişiler temelde iki ana özellik taşır;

Bunlardan ilki; sosyal etkileşim ve iletişimde gerilik; Etrafa karşı kayıtsız kalma, sese tepki vermeme, parmak ucunda yürüme, konuşmada duraksama, gerileme ve tekrarlama. 

İkincisi ise; tekrarlayıcı hareketler (dönme, sallanma, el çırpma) ve sınırlı ilgi  alanlarıdır. 

-Otizmli çocuklar rutinlerine fazlasıyla bağlıdırlar ve yapılan değişikliklerden  huzursuz olup buna tepki gösterirler. Sese, kokuya, tatlara karşı fazlaca duyarlıdırlar.  Gelişimsek farklılıkları onların dünyayla farklı bir şekilde iletişim kurmasına yol  açıyor. Otizmli bireyler çok sık anksiyete yaşar ve sesleri birbirinden ayırmakta  zorlanırlar. 

Otizm, her bireyde farklı düzeyde görülebilir. Kimisi daha utangaç ve içe dönük kimisi  ise hareketli ve dışa dönü olabilmektedir. Büyük bir çoğunluğu ise başkalarıyla hiç  konuşamadığı için sadece jest ve mimik ve sembollerle iletişim kurar.

Doğru bilinen Yanlışlar Köşesi: Otizm’i anlamak’ Mış-miş diyologları: 

Falanca komşunun filana oğlu Otizmli imiş. 

Aaa çok geçmiş olsun, iyileşir umarım. 

Bizim sınıfta otistik mi otizmli öyle biri var. 

Nasıl olur ? ruh hastalığı olan bir çocuk diğerlerini de kötü etkilemez mi ? 

Otizm işte şu üstün zekalı çok iyi yetenekli kişilerde olmuyor mu ? Dayımın en küçük kızı öyle

-Üstün zekalıların okuluna gitmeli o halde. 

Falancanın çocuğu akraba evliliği yaptığı için otizmli oldu. -Evet kesinlikle bu yüzden olmuştur. 

Otizm şey değil mi, Down Sendromuyla aynı olan ? 

Evet görünüşleri de aynı zaten. Bu resmen bir hastalık, acilen ilaçla tedavi edilmeli.. 

İş yerindeki arkadaşın yeni doğan çocuğu otizmli imiş. 

-Hmm çok yaşamaz o. 

Otizmli biriyle aynı ortamla bulunmak tehlikelidir, bulaşıcı olabilir. -O halde yanlarına yaklaşmamalıyız. 

Benim kardeşim otizmli değil, onun yapısı böyle, huyu böyle.. -Büyüyünce düzelir o zaman.

Filancanın çocuğu annesi öldü diye otizm olmuş. 

Anne olmayınca çok zor tabi hastalandı hemen.. 

Ailecek trafik kazası yapmıştı onlar. O yüzden otizm olmuş. -Travması var kesin. 

Otizmli kişiler tehlikelidir, ne zaman ne yapacakları belli olmaz-Görünce uzaklaşalım öyleyse.. 

Benim çocuğum sürekli kavşaktan dönen arabalara bakıyor, kesin otizmli. 

Filancanın çocuğu da öyleydi, otizm çıktı. Kesin senin çocuk da öyledir. Doktora gitmeye  bile gerek yok, ne olduğu belli. 

Bu çocuk otizmli değil mi?  

-O zaman kesin konuşamıyordur.. 

Şimdi doğrularına bir bakalım: 

Otizm, bir hastalık değildir, gelişimsel bir farklılıktır. Otizm’in tedavisi olmaz fakat erken tanı  ve yoğun ve doğru bir eğitimle gelişimleri desteklenebilir. Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı  bireylerin hepsi üstün zekalı değildir, hatta bir çoğunda farklı yüzdelerde zeka geriliği  görülür. Down Sendromu ve Otizm ise birbirinden çok ayrı özelliklere sahip iki tür  farklılıktır. Akraba evliliği otizm için başlı başına bir sebep olarak gösterilemiyor fakat günümüzde nedeni hala tam bilinmemekle birlikte genetik temelleri olabileceği gibi  çevresel faktörlerle de ilişkilendirilmektedir.  

Otizmli çocuklarda metabolik olarak herhangi sağlık sorununu bulunmamaktadır ve yaşam  süreleri değişkenlik göstermektedir. Otizmli çocuklar duygularını ifade edebilmek için  destek ihtiyacı duyarlar ve şiddete meyilli olmaktan çok şiddete uğramak açısından daha  çok risk altındadırlar. Otizmli çocuklar iletişim kurmayı isteyebilirler fakat karşısındaki  kişinin yüz ifadelerini anlamlandırmak ve dış sesleri konuşma sesinden ayırmak onlar  için çok zor bir süreçtir 

Otizm düzeltilmesi gereken bir hastalık veya bir huy değildir, büyüyünce düzelmez ve  kendiliğinden geçmez. Erken tanı ve doğru eğitimle gelişimleri iyi yönde desteklenebilir ve  bir çoğunda otizmli olmayan çocuklarla aynı düzeyde gelişim sağlanabilir. Otizm  Spekturum bozukluğu bir kayıp ya da travma sonrası oluşmaz, otizm doğuştan gelen bir  yetersizliktir. Otizm bulaşıcı değildir kişiden kişiye geçmez ve otizmli çocuklar tehlikeli  olmaktan çok iletişim kurmakta güçlük çeken bir yapıya sahiptirler. Otizmli çocukları bazıları konuşabilir. Erken tanı ve yoğun bir eğitim ile konuşma becerileri geliştirilebilir. 

Çocuğun sadece tekrarlayıcı bir davranışta bulunması otizmli olduğunu söyleyebilmek için  yeterli değildir. Doktor muayenesi gerekmektedir. 

Otizm ‘Mavi Gezegen’ 

Yaşamak, insanın anlam arayışıyla geçen bir yolculuktur ve dünyayı  anlamlandırmaya çalışmak her insan için zordur. İletişim kurmak, paylaşımda  bulunmak, fikir belirtmek yani kısaca varlığını ortaya koymak meşakatli bir  iştir. Otizmliler için ise dünyayı anlamak, iletişim kurmak ve varlığını  kanıtlamak çok daha zordur.  

Fakat biraz dikkat ile otizmli bireylerin dünyayla etkileşimini kolaylaştırmamız  mümkün. Bunun için ise ilk adım Otizm nedir, ne değildir bunun farkındalığına  sahip olmak.. Öğrenmeye, dinlemeye açık herkes bu farkındalığa erişebilir.  Elbette ötekileştirmek, etiketlemek daha kolay, anlamak çok daha zor. Fakat  toplumun birer ferdi olarak hepimiz üzerimize düşen sorumluluğu almalı,  aramızda olan birçok otizmli çocuğu ve aileyi yalnız bırakmamalıyız.  

Sadece Türkiye’de yarım milyondan fazla Otizmli var. Onların mücadelelerine  destek olmak için sadece bir gün değil, her gün bunun bilinciyle yaşamalı ve  evde, okulda, sokakta, otobüste karşımızda bir Otizmli birey gördüğümüzde  görmezden gelmek yerine onları daha görünür kılmalıyız. Kaçmak yerine  selamlamalı, susmak yerine onların dünyalarını anlamaya çalışmalı, görmezden  gelmek yerine, ihtiyaçları olan sabrı, ilgiyi anlayışı Otizmli çocuklara ve  ailelerine göstermeliyiz. 

Otizmli çocukların gelişimleri için belki de en çok ihtiyaç duydukları sosyal  etkileşimi onlardan esirgemek ve engellemek insan olmanın hamurunda var olan  vicdan, merhamet ve empati mayasından yoksun olunduğunun ispatıdır. Gerek  ailelerinin gerek kendilerinin en çok gereksinim duyduğu psikolojik ve sosyal  desteği sağlamak ise onları görünür kılmanın ve destek olmanın en etkili  yoludur. Otizmli bireylerin dünyaya ayak uydurmaya çalışmaya değil, bizim  onların dünyalarını anlamamıza ihtiyaçları vardır. 

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler