Kısırlık Tedavisi - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Tüm Makaleler

Kısırlık Tedavisi

Kısırlık çiftlerin bir yıl boyunca korunma olmadan istemelerine rağmen çocuklarının olmaması olarak tanımlanır, üreme yaş grubunda çiftlerin …

Yayınlanan

üzerinde

Kısırlık çiftlerin bir yıl boyunca korunma olmadan istemelerine rağmen çocuklarının olmaması olarak tanımlanır, üreme yaş grubunda çiftlerin % 10-15 ‘ini etkiler, her 6 kadından biri kısırlık nedeni ile profesyonel yardım alır.

Korunmayan bir çiftin bir ayda gebe kalabilme olasılığı % 20-25’tir. Bu oran 12 ayda % 85-90’a ulaşır. Ancak yaş önemli bir faktördür, kadınlarda yaşın ilerlemesi ile birlikte gebe kalabilme şansı giderek azalmaktadır. Bu düşüş 30’lu yaşların ilk yıllarında başlar, 40’lı yaşlarda hızlanır.

40 yaşından sonra aylık gebelik oranı yaklaşık % 1.5’lara inebilmektedir. Bu nedenlerle genç yaştaki hastalarda gebelik elde etmek için bekleme süresi bir yıl iken, 30 yaşın üzerinde psikolojik ve biyolojik etkiler nedeniyle 6 aydır. Bu nedenle hasta yaşı göz önünde bulundurulmalı ve hastaya gereksiz ümit verilmemeli ya da zaman kaybettirecek girişimlerde bulunulmamalıdır.

Kadın doğum uzmanıyla kısırlığa yol açabilecek nedenlerin ayrıntılı olarak görüşülmesi gerekmektedir. Kısırlık süresi, varsa daha önceki gebelikler, uygulanmış olan tedaviler, operasyonlar (laparoskopi, laparotomi vs), adet düzeni, ilk adet görme yaşı, ağrılı adet görme, meme başından süt gibi beyaz sıvı gelmesi, ilaç kullanım durumu, bugüne kadar kullanılan korunma yöntemleri, geçirilmiş enfeksiyonlar (tüberküloz, hepatit vs), alışkanlıklar (alkol, sigara vs) değerlendirilir. Kadının değerlendirilmesinde genel muayene ve üreme organlarına yönelik muayene büyük önem taşımaktadır. Muayenede kısırlık nedeninin saptanması yönünden ipucu teşkil edebilecek bulgular saptanabilir.

Muayene sırasında bu amaçla rahim ağzından (serviks) ve vajen içerisinden örnekler alınarak incelemeye tabii tutulur Muayenede, rahim ağzı hastalıklarının önceden tanımlanmasını sağlayan sürüntü testinin (Pap-smear) alınması önemlidir.

Ultrasonografide üreme organları, rahim ve yumurtalıkların yapısı değerlendirilir. Bu organlarda veya komşuluklarında yer alabilecek hastalıklar veya değişiklikler tanımlanarak kısırlık ile ilişkisi araştırılır. Tedaviye engel teşkil eden problemlerin çözümü yoluna gidilir. Ultrasonografi sırasında, ileride uygulanacak olan tedavinin seçiminde ve tedavinin başarı şansının belirlenmesinde önemli rol oynayan “over (yumurtalık) rezervi” değerlendirmesi yapılır. Ayrıca adetin 2. veya 3. gününde yapılacak olan hormon testleri (FSH, LH, E2,Prolaktin ve TSH) ile ve gereken durumlarda AMH testi ile yumurtalıkların rezervi ve ilaç uyarısına verecekleri cevap değerlendirilir.

Kısırlık nedenlerinin yaklaşık % 45‘i erkeğe bağlı problemlerden kaynaklanabilir. Erkeğin araştırılmasında en temel laboratuvar yöntemi semen analizidir. Bu test ucuz ve kolay olduğu için kısırlık nedeni ile başvuran bütün hastalara yapılması gerekir. Kadının veya erkeğin daha önce çocuk sahibi olması sperm analizi yapmanın gerekliliğini değiştirmez. Erkeğin çocukluk ve gelişme dönemlerine ait ameliyatlar (fıtık ameliyatı, varikosel ameliyatı gibi) sorgulanır. Sistemik hastalıklara yönelik incelemede diyabet (şeker hastalığı), sinir sistemine ait hastalıklar ve bunlara ait geçmişte yapılmış ve halen yapılan tedaviler öğrenilir. Ateşli hastalıklar, ergenlik döneminde geçirilen kabakulağa bağlı oluşan testis iltihaplanması (orşit), cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar, tüberküloz gibi enfeksiyon nedenleri araştırılır.

Ayrıca işyerinde veya çevrede bulunan kimyasal maddeler, zehirli gazlar, ilaçlar (kemoterapi ilaçları, simetidin, sulfasalazin, nitrofurantoin, testosteron preparatları), sık alınan sıcak banyolar veya sıcak çalışma ortamları, radyasyon, alkol ve sigara kullanımı araştırılır. Bu faktörler sperm üretimini kötü yönde etkiledikleri için önemlidir.

Kısırlığın Tedavisi Mümkün mü?

Kısırlığın sebeplerini ortaya koyabilmek için çeşitli araştırmalar yapmak ve test sonuçlarını değerlendirmek gerekmektedir. Kısırlığın tedavisinde en çok dikkat edilmesi gereken unsur doğru tanı ve buna bağlı olarak doğru tedavi yöntemlerini seçebilmektir.

Kısırlıkla ilgili yaşanan sorunlarda erkek kaynaklı olanlar yüzde 45, kadın kaynaklı olanlar ise yüzde 45 oranındadır. Kalan yüzde 10’luk kısımda ise herhangi bir sebep bulunamamaktadır. Buna da ‘açıklanamayan kısırlık’ denmektedir. Kısırlık tedavisinin yol haritasını belirleyen en önemli unsurlar; kadının yaşı, ne kadar süredir kısır olduğu, yumurtalıklarının genel durumu ve erkeğin sperm sayısı, spermin nitelikleridir. Tüm bunlar değerlendirildikten sonra kısırlık tedavisi planlanabilir. Kısırlığın Nedenleri Kısırlık oranlarının dünya genelinde giderek arttığı gözlemlenmektedir. Kısırlık genetik nedenler ve çeşitli hastalıklar sonucu oluşsa da kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, stres gibi sebeplerle de kısırlığa yol açabilmektedir.

Kısırlıkta yaş önemli bir faktördür. Genel ortalamaya bakarsak, 35 yaşındaki kadınlarda hamile kalma olasılığının biraz azaldığı, 40 yaşından sonra da ciddi oranda düştüğü gözlenmiştir. Ayrıca 40 yaşından sonra kadınlarda düşük olma ihtimali de oldukça fazladır.

Kadınlarda kısırlığa neden olan diğer sebepleri incelersek tüplerdeki tıkanıklıklara ek olarak, çeşitli enfeksiyonlar ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi sebepler de doğal yollardan hamile kalmayı engelleyebilir. Tek eşlilik bu gibi hastalıklardan korunmak adına önemlidir. Kadınlarda obezite de kısırlığa neden olabilmektedir. Bu nedenle gebeliğe karar verildiği zaman kilo kontrolü sağlanmalı, sağlıklı beslenilmelidir. Erkeklerde kısırlığa neden olabilen birçok sebep olabilir. Kanser tedavisinde kullanılanan radyoterapi veya kemoterapi spermlere ciddi hasar verebilir.

Kısırlık Tedavisi Yöntemleri

İnfertilite (kısırlık) kadında daha önce gebeliğin hiç oluşmaması ya da bir kez olmasına rağmen ‘tekrar’ gebeliğin olamaması durumunda kullanılan bir ifadedir.

Kadınlar hayatlarının bir döneminde kısırlık vakasını yaşayabilirler. Ortalama olarak kadınların yüzde 25’inde bu durum görülebilmektedir. Doğurganlık özelliği kişiden kişiye göre değişmekle beraber, kadınlar genelde 25 yaş civarında gebelik için en verimli dönemlerini yaşarlar.

Ayrıca 35’ten sonra kadınların doğurganlık konusunda verimi giderek azalmaya başlar. Yine de yaş faktörü sağlıklı çocuk sahibi olmakta engelleyici değildir.

Çiftler herhangi bir korunma yöntemi kullanmamalarına rağmen gebelik söz konusu olmuyorsa, ‘kısırlıktan’ şüphe edilebilir. Yeni evli çiftler, evlendikten sonra birkaç ay gebelik oluşmamışsa, endişelenebiliyor. Genç çiftler kısırlıktan şüphe etmek için acele etmemeliler. Çiftlerin minimum 1 sene boyunca beklemeleri ve eğer gebelik oluşmuyorsa, altında yatan nedenleri araştırmaya başlamaları gerekiyor. Sağlıklı cinsel hayatı olan çiftler (haftada ortalama 2 kez cinsel birliktelik) 1 sene boyunca, denemeye devam etmeliler.

Günümüzde kısırlık çok yaygın bir sorundur. Kısırlık durumu erkekten, kadından ya da her iki kişiden aynı anda kaynaklanıyor olabilir.

Kısırlık vakalarında kişilerde herhangi bir belirtiden bahsedilemez. Kısırlık kişilerde bir rahatsızlığa yol açmamaktadır. Çiftlerin geneli değerlendirilince, yüzde 15 oranında bir kısmı çocuk sahibi olamamaktadır. Kısırlığın tedavisi planlanırken kişilerin yaşı, ne kadar süredir çocuk sahibi olamadıkları, herhangi bir sağlık problemleri bulunup bulunmadığına göre hareket edilir.

Genel kısırlık sorunlarında yüzde 45 oranında bir etken erkekten kaynaklanmaktadır. Özellikle son senelerde erkeklerde kısırlıkyaşanması durumu artışa geçmiştir. Erkeklerde kısırlığın çeşitli tedavileri vardır. Çok az sayıda spermi olan bir erkeğin de çocuk sahibi olması mümkündür.

Kadının yaşadığı kısırlıkta da çeşitli tedavi seçenekleri söz konusudur. Erkektekine göre daha ayrıntılı ve uğraştırıcı tedaviler uygulanmaktadır.

Kısırlık Tedavisini Etkileyen Faktörler

  • Anne adayının yaşı kısırlık tedavisini etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. Doğurganlık yetisinin 35 yaşından sonra azalmaya başlayacağı unutulmamalıdır.
  • Anne ve baba adayları tedaviyi olumsuz etkileyecek ortamlardan kaçınmalıdır. Özellikle hamam, kaplıca ve sauna gibi sıcak ortamlar spermlerde bozulmaya neden olmaktadır.
  • Kısırlık tedavisine başlanmadan 3 ay önce ağır egzersiz ve spor bırakılmalıdır.
  • Anne adayının beslenmesine dikkat etmesi gerekmektedir.

Fizik Muayene Ve Jinekolojik Muayenede Araştırılanlar

  • Kilo ve vücut kitle indeksi (Artmış vücut kitle indeksi azalmış doğurganlıkla ile birlikte iken, karın çevresi obezitesi insülin rezistansı ile ilişkilidir)

  • İkincil seks karakterlerinin gelişimi, vücut tipi (hipogonadotropik hipogonadizmde ikincil seks karakterleri gelişimi yetersizken, Turner sendromunda kısa boy, yele boyun görülür)

  • Tiroid bezi hastalıkları (Tiroid bezinde nodül, hassasiyet, bezin boyutu), memelerden süt gelmesi, kıllanma, sivilceler bir endokrin bozukluğu düşündürürken böbrek üstü bezi hastalıkları, polikistik over sendromu, prolaktin yüksekliği, hiper-hipotroidi açısından değerlendirme gerektirir.
  • Muayenede hassasiyet kronik pelvik ağrı ve endometriyozis açısından anlamlıdır.
  • Vajinal ve rahim ağzının yapısal anomalileri, akıntılar, rahim ve tüplere ait doğuştan anomaliler, enfeksiyon ve rahim ağzı faktörü açısından değerlendirme gerektirir.
  • Muayenede rahimin anormal boyutu, yapısının düzensizliği, hareketli olmaması rahime ait anomaliler, endometriyozis ve pelviste yapışıklıklar açısından anlamlı olabilir.

Yumurtlamanın Değerlendirilmesi

  • Adet düzeni (yumurtlaması olan kadınlarda adetler düzenli, miktar ve süre açısından sabit, adet öncesi veya adet dönemine ait şikayetlerle birliktedir)

  • Serum progesteron ölçümü: Serum progesteron düzeyleri yumurtlamadan 7-8 gün sonra en yüksek düzeye ulaşmaktadır. 28 gün süren bir adet döngüsünde gün serum progesteron düzeyinin > 3 ng/mL olması yumurtlama olduğunu destekler ancak luteal dönemin kalitesi konusunda bizi aydınlatmaz. Normal bir adet döneminde > 10 ng/mL den yüksek 21. Gün progesteron düzeyleri normal ve sağlıklı bir yumurtlamaya işaret eder.

  • İdrarda LH testi: Kişi kendisi evde idrar LH test kitleri ile yumurtlama takibi yapılabilir ve yumurtlama zamanı hakkında bilgi edinebilir. Genelde adet döneminin 10. günü başlanarak akşam saatlerinde çok fazla yoğun veya çok sulu olmayan idrarda bakılır. Renk değişikliği tespit edildikten 24-48 saat sonra yumurtlama beklenmektedir.

Tüplerin Değerlendirilmesi

Histerosalpingografi (HSG): Kontrast maddenin tüplerden geçişi ve tüp uçlarından çıkışı sonrası karın boşluığuna dağılımı hakkında bilgi verirken aynı zamanda rahim iç duvarının doğumsal anomalilerini ve patolojilerini (polip, myom, rahim iç duvarı yapışıklıkları) tanımlar. Yeterli deneyim varsa histerosalpingo-kontrast-ultrasonografi HSG’ ye etkili bir diğer yöntemdir. Adetin bitimini takiben 1-2 gün içinde yapılması gerekir. Tüp etrafındaki yapışıklıklar ve endometriozis hakkında bilgi vermez. 2 yıldan eski olan rahim filimlerini tekrarlamak gerekir. HSG nin tedavi rolü de olabilir. Mukus tıkaçlarla kapanan tüpler çekim sırasında kontrast madde verilirken basınçla açılabilir.

Klamidya Ig G Antikorları: Tüplerde hasarın varlığı hakkında bilgi veren ağrısız, pahalı olmayan, kolay bir testtir. Son yıllarda yapılan bir çok çalışmada, Klamidya enfeksiyonlarının pelvik enflamatuar hastalık olmaksızın da tüplerde hasara yol açarak kısırlığa neden olduğu düşünülmektedir. Dünyada önde gelen kısırlık kılavuzlarında (RCOG guideline) HSG veya rahime yapılacak herhangi bir girişimsel işlemden önce tüm kadınlara klamidya antikoru bakılması önerilmektedir.

Rahim İç Duvarlarının Değerlendirilmesi

Serum fizyolojik ile yapılan ultrasonografi tetkiği ile polip, rahim iç duvarında miyom, rahim iç duvarında yapışıklıklar, doğumsal rahim yapısında bozukluklar tanıları koyulabilir. Tüplerdeki patolojiye ek olarak HSG ile sonradan veya doğumsal rahim yapısında bozukluklar da değerlendirilebilir. Anormal HSG bulgusu histeroskopi, laparoskopi gibi bir ileri tetkiği gerektirir.

Laparoskopinin Rolü

Kısırlığın değerlendirilmesinde laparoskopinin rolü tartışmalıdır. Pahalı ve invaziv bir tetkiktir. Endometriyozisden şüphelenildiğinde (ağrılı adet, pelvik ağrı, cinsel ilişkide derinde ağrı), pelvik yapışıklıklar ve tüplerde hastalık hikayesi varlığında (pelvik ağrı hikayesi, komplike apandisit, pelvik enfeksiyon, pelvik cerrahi, geçirilmiş dış gebelik ), anormal fizik muayene ve HSG varlığında laparoskopi yapılabilir. Açıklanamayan veya erkek nedenli kısırlık tanısı alan hastalarda tedavi planını değiştirmediğinden laparoskopiye gerek olmadığı görüşü hakimdir.

Klinikte Kullanımı Yaygın Olmayan Testler

Poskoital Test: Rahim ağzındaki mukustaki adet döngüsündeki değişikliklerin spermle olan ilişkisini tanımlar. Beklenen yumurtlamadan hemen önce ilişkiden 2-12 saat sonra yapılmalıdır. Çocuk isteği ile başvuran çiftlerin araştırılmasında rutinde önerilen bir test değildir. Kanıtlanmış tanısal değeri yoktur.

Endometriyal Biyopsi: Adet döngüsünde yumurtlama olup olmadığı ve luteal faz defekti hakkında bilgi verir. Beklenen adetten 2-3 gün önce yapılır. Pahalı, invaziv, embryonun rahime yerleşmesi için rahim iç duvarı hakkında bilgi vermeyen, yumurtlamanın değerlendirilmesi için gereksiz bir testtir.

Tüm adet döngüsü boyunca sabah her hangi bir aktivite yapmadan vücut ısısı ölçülerek not edilir. Bazal sıcaklık artışı, LH eğrisi ile koreledir, LH eğrisinden iki gün önce yükselmeye başlar. Yumurtlama hakkında yol gösterici olmasına rağmen zor, birçok faktörden etkilenebilecek ve gözlemleyene göre değişiklik gösterebilen bir testtir.

Karyotip Analizi: Erken menopoz (40 yaş altı) tanısı alan kadınlara, ciddi oligospermi tespit edilen erkeklere ve tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan çiftlerde hem kadın hem de erkeğe karyotip analizi önerilmektedir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çocuk Psikiyatristi

Dürtüsel Çocuk Davranışları: Nedir, Neden Olur ve Nasıl Desteklenir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Bazı çocuklar düşünmeden hareket eder, sabırsız davranır, sırada bekleyemez ya da duygularını kontrol etmekte zorlanır.
Eğer bu davranışlar sık tekrarlanıyor ve çocuğun okul, aile ya da sosyal ilişkilerini etkiliyorsa, dürtüsellik (impulsivite) söz konusu olabilir.
Peki dürtüsel davranış tam olarak nedir ve aileler bu durumda ne yapmalı?


Dürtüsellik Nedir?

Dürtüsellik, bir çocuğun davranışlarını ya da tepkilerini önceden düşünmeden, anlık duygularla ortaya koymasıdır.
Bu durum bir kişilik özelliği değildir; genellikle beynin ön bölgesinde yer alan “dürtü kontrol merkezinin” gelişim hızıyla ilişkilidir.

Her çocuk zaman zaman dürtüsel davranabilir, ancak dürtüsellik belirgin hale geldiğinde;

  • sosyal ilişkilerde sorunlar,
  • akademik zorluklar,
  • duygusal dalgalanmalar
    gibi etkiler gözlemlenebilir.

Dürtüsel Çocuklarda Görülen Davranışlar

Dürtüsel çocuklar genellikle şu özellikleri gösterir:

  • Konuşurken başkalarının sözünü keser
  • Oyunlarda kurallara uymakta zorlanır
  • “Bir şey yapmadan önce düşünme” becerisi zayıftır
  • Ödül gecikmesine tahammül edemez (hemen sonuç ister)
  • Hatalarından ders çıkarmakta zorlanır
  • Çabuk sinirlenir veya öfke patlamaları yaşar
  • Dikkat eksikliği veya hiperaktivite ile birlikte olabilir

Bu davranışların bir kısmı çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve stres faktörlerine göre değişebilir.
Ancak süreklilik kazanıyorsa, bir uzman desteği alınmalıdır.


Dürtüselliğin Nedenleri

Dürtüsel davranışın birçok biyolojik, psikolojik ve çevresel nedeni olabilir:

1. Nörolojik Etkenler

Beyindeki ön lob bölgesi, planlama ve kontrol işlevlerinden sorumludur.
Bu bölgenin gelişimi, özellikle çocukluk döneminde tamamlanmadığı için bazı çocuklarda dürtü kontrolü daha zor olabilir.

2. Genetik Faktörler

Dürtüsellik, genetik yatkınlığı olan bir özelliktir.
Ailede dikkat eksikliği veya hiperaktivite (DEHB) öyküsü varsa, çocukta da benzer belirtiler görülebilir.

3. Ebeveyn Tutumları

Aşırı koruyucu, tutarsız ya da cezalandırıcı ebeveyn tutumları; çocuğun duygusal kontrol becerilerini olumsuz etkileyebilir.
Çocuk, sınırlarını test ederek davranışlarını şekillendirmeye çalışabilir.

4. Çevresel Faktörler

Okul ortamındaki stres, başarısızlık korkusu, dijital ekran maruziyeti veya düzensiz uyku da dürtüsel davranışları artırabilir.


Dürtüsel Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı?

Ailelerin en önemli rolü, çocuğa davranış kontrolü öğrenme sürecinde rehberlik etmek olmalıdır.
İşte etkili birkaç yöntem:

???? 1. Sabırlı ve Tutarlı Olun

Çocuğunuz bir davranışı tekrarladığında hemen cezalandırmak yerine, ne hissettiğini anlamaya çalışın.
Kurallar net ama esnek olmalı.

???? 2. “Dur ve Düşün” Stratejisini Öğretin

Bir olay karşısında hemen tepki vermeden önce “Dur, derin nefes al, düşün” yaklaşımını öğretebilirsiniz.
Bu küçük farkındalık adımı, davranış kontrolünü güçlendirir.

???? 3. Pozitif Pekiştirme Kullanın

İstenmeyen davranışı cezalandırmak yerine, doğru davranışı ödüllendirin.
“Bugün sıranı bekledin, çok güzel!” gibi geri bildirimler beyni olumlu pekiştirir.

???? 4. Enerjiyi Doğru Kanallara Yönlendirin

Spor, sanat veya drama gibi aktiviteler, çocuğun enerjisini boşaltmasına yardımcı olur.
Bu tür etkinlikler dürtü kontrolünü doğal şekilde geliştirir.

???? 5. Gerekirse Uzman Desteği Alın

Dürtüsellik çocuğun akademik veya sosyal yaşamını etkilemeye başladıysa, bir çocuk psikoloğunun değerlendirmesi önemlidir.
Gerekli durumlarda dikkat, odaklanma ve dürtü kontrolü egzersizleriyle davranışsal terapi uygulanabilir.


Dürtüsellik ve Dikkat Eksikliği Arasındaki Fark

Dürtüsellik çoğu zaman DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) ile karıştırılır.
Ancak dürtüsellik; dikkat eksikliğinden ziyade davranışın ani ve düşünülmeden yapılması ile ilgilidir.
Bir çocuk hem dikkat eksikliği hem de dürtüsellik gösterebilir — bu durumda multidisipliner bir yaklaşım gerekir.


Sonuç: Farkındalık, Sabır ve Destek

Dürtüsellik, “yaramazlık” ya da “inatçılık” değildir.
Çocuğun beyninde gelişmekte olan bir sistemin henüz olgunlaşmamış halidir.
Doğru yaklaşımlar, davranışın kontrol altına alınmasını sağlar.

Ebeveynlerin sabırlı, öğretmenlerin anlayışlı ve çevrenin destekleyici olması; çocuğun öz denetim becerilerini güçlendirir.
Unutmayın: Her dürtüsel davranış bir mesaj taşır — önemli olan, o mesajı doğru okumaktır. ????

Okumaya Devam

Genel Cerrahi

Discover the Best Obesity Clinic in Istanbul: Istanbul Obesity Center

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

When it comes to addressing obesity and its related health challenges, finding the right clinic is crucial. In Istanbul, one name stands out as a leader in obesity treatment: Istanbul Obesity Center.

With 22 years of experience and over 80,000 patients served, Istanbul Obesity Center has earned a reputation for excellence in the field of obesity treatment. The clinic is dedicated to offering comprehensive care tailored to the unique needs of each patient.

Why Choose Istanbul Obesity Center?

At Istanbul Obesity Center, we believe that successful weight loss is a journey that requires more than just surgery—it demands a holistic approach that includes nutritional guidance, psychological support, and long-term follow-up care. Our team of specialized doctors and medical professionals work closely with each patient to develop a personalized treatment plan, ensuring the best possible outcomes.

Our Services

We offer a wide range of state-of-the-art treatments, each designed to help you achieve your weight loss goals safely and effectively:

  • Gastric Sleeve Surgery: A popular and highly effective procedure that reduces the size of the stomach, helping patients achieve significant weight loss.
  • Gastric Balloon (6-month and 12-month options): A non-surgical option that involves placing a balloon in the stomach to create a feeling of fullness, aiding in weight loss.
  • Swallowable Gastric Balloon: A revolutionary, non-invasive treatment that does not require endoscopy or anesthesia, allowing patients to lose weight without surgery.
  • Gastric Bypass Surgery: A more complex procedure that alters the digestive system to limit food intake and nutrient absorption, leading to substantial weight loss.
  • Stomach Botox: A non-surgical treatment that temporarily reduces stomach contractions, slowing digestion and promoting a feeling of fullness.
  • Dietary and Nutritional Support: Comprehensive nutritional guidance to ensure you maintain a healthy diet before and after your treatment.
  • Psychological Support: Counseling and mental health services to help patients address emotional and psychological factors related to obesity.

Patient-Centered Care

At the heart of our clinic’s success is our patient-centered approach. We understand that every patient’s journey is unique, and we are here to provide support every step of the way. From the initial consultation to post-surgery follow-up, our team is dedicated to helping patients achieve their health and weight loss goals.

Cutting-Edge Treatments

Each treatment is performed using the latest techniques and technologies, ensuring safety and effectiveness. Our clinic’s commitment to innovation and patient care has made us a preferred choice for individuals seeking lasting weight loss solutions.

Comfortable and Secure Environment

Located in the vibrant city of Istanbul, our clinic offers a comfortable and secure environment for all our patients. We understand that undergoing a medical procedure can be daunting, which is why we prioritize creating a welcoming atmosphere where patients feel at ease.

Join Thousands of Satisfied Patients

With a proven track record and a dedication to excellence, Istanbul Obesity Center is the ideal choice for anyone looking to take control of their weight and health. Join the thousands of satisfied patients who have transformed their lives with our help.

For more information about our services and to schedule a consultation, visit our website or contact us today.

Okumaya Devam

Tüm Makaleler

Kanserin Tedavisinde Cerrahi Uygulamalar

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Kanser ilerleyici, tekrarlamalarla seyreden, yayılma eğiliminde olan ve çoğu zaman ölümle sonuçlanan müzmin bir hastalıktır.

Dünya sağlık örgütü (WHO) verilerine göre günümüzde yılda yaklaşık 9 milyon insan kanser nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin oranı sosyoekonomik düzeyi düşük bölgelerde tanıdaki gecikme ve tedavideki yetersizlik nedeniyle daha yüksektir. Tahminlere göre 2030 yılında 11.5 milyon insanın kanser nedeniyle hayatlarını kaybetmesi öngörülmektedir.

Kanserin tedavisi kuşkusuz hastalığın insan vücudunda etkilediği tüm noktaların ve fonksiyonların bilinmesi doğrultusunda yapılan çok yönlü bir tedavi olmalıdır. Modern tıpta bu tedavi tamamen bir takım işidir.

Sindirim sistemi organlarından yemek borusu, mide, oniki parmak barsağı, ince ve kalın barsaklar, düz bağırsak (rektum) ve makat bölgesinin kanserleri genel adı ile sindirim kanalı kanserleri diye anılmaktadırlar.

Buna ilaveten karaciğer, safra kesesi ve safra yolları ile pankreas bezinin kanserleri, dalak kitleleri, karın duvarı, zarları ve yağlı dokuların kanserleri de tedavi edilen cerrahi hastalıklardır.

Genel cerrahlar ayrıca meme, tiroit ve paratiroit bezlerinin yanı sıra böbrek üstü bezlerinin kanserleri, ve bazı yumuşak doku kanserlerini (Sarkomlar) de çeşitli cerrahi tekniklerle tedavi etmektedirler.

Bir kitle oluşturarak kendini gösteren tüm kanserlerin tedavisindeki en önemli basamak, hastalık yayılmadan önce kitleyi ve çevresindeki hastalıksız bir doku sınırı ile birlikte çıkartmaktır. 

Kanserin tedavisinde cerrahi müdahalelerin amacı her zaman hastalığı yok etmek olmayabilir. Başlangıçta tanıyı koymak için doku örneklemeleri ve safhayı tespit etmek, ayrıca ileri safhalarda ağrıyı kesmek, beslenmeyi sağlamak, enfeksiyonu ortadan kaldırmak, bozulmuş organ fonksiyonlarını düzeltmek ve tıkanmaları ortadan kaldırarak hayat süresini uzatmak veya kalitesini arttırmak da cerrahın görevidir. Bu amaçla lazer, radyofrekans, laparoskopi (kapalı yöntemlerle cerrahi), Robotik cerrahi ve diğer birçok modern teknolojik cihaz ve yöntem günümüzde kullanılmaktadır.

Okumaya Devam

Trendler