Şaşılık Nedir? Şaşılık Tedavi Yöntemleri Nelerdir? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Tüm Makaleler

Şaşılık Nedir? Şaşılık Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

En önemli duyu organlarımızdan olan gözlerimiz, görme duyumuzu yöneterek yaşam kalitemizi doğrudan etkilemektedir. Gözlerimizde yaşanan sorunlar …

Yayınlanan

üzerinde

En önemli duyu organlarımızdan olan gözlerimiz, görme duyumuzu yöneterek yaşam kalitemizi doğrudan etkilemektedir. Gözlerimizde yaşanan sorunlar hem görme kalitemizi, hem gözlerimizin anatomik yapısını bozabilir.

Şaşılık, yaygın olarak yaşanan göz problemlerinden biridir. İki göz arasındaki paralelliğin bozulması sebebi ile oluşan bu sorun; gözlerin normal görünümünü bozması sebebi ile estetik bir sorun oluşturmaktadır. Ancak daha da önemlisi çoğu hastada aynı zamanda görme kalitesini ve derinlik algısını da olumsuz etkilediği için erken tanı alması ve tedavisinin erken başlanması büyük önem taşır. Bu hastalığın yaratacağı sorunlar çok bilinmediğinden, hastalarımızın çoğu şaşılık ve tedavisi hakkında bilgi almak istemektedir.

Şaşılık Nedir?

Normal sağlıklı insanlarda her iki göz, göz küreleri içinde açısal bir orantı ile yerleşmiştir. Şaşılık bu iki göz arasındaki paralele yakın yerleşim açısının bozulmasıdır. Bazı hastalarda şaşılık tanımı, gözlerin fonksiyonel olarak eş zamanlı çalışmasının bozulması şeklinde de karşımıza çıkabilir. Kişilerin iki gözü koordine olarak çalışamadığında; hem görsel olarak gözlerin yerleşimi bozulurken, hem de görme kalitesinin bozulması söz konusu olur. Bazen de görme keskinliği az olan gözlerde, gözün görsel fonksiyonlara etkisi olmadığında, ilerleyen zamanlarda kayma gelişebilir. Şaşılık sorunu genellikle sadece görsel olarak insanları olumsuz etkiliyor gibi görünse de,aslında kişilerin görme keskinliği ve görsel fonksiyonları da bu durumdan olumsuz etkilenmektedir.

Şaşılık Neden Olur?

Şaşılık sorununa neden olan pek çok neden vardır. Bunlardan en yaygın olanı göz çevresinde bulunan 6 adet kasın herhangi birinde veya birkaçında meydana gelen kuvvet azlığıdır. Bu kaslar gözün aşağı/yukarı (dikey düzlemde) veya sağa/sola (yatay düzlemde) hareket etmesini sağlar. Bu kaslarda doğuştan ya da sonradan meydana gelen herhangi bir sorun kişilerde şaşılık sorununa neden olmaktadır. Bunun yanı sıra şaşılığın nedenleri olarak sayabileceğimiz başka hastalıklarda mevcuttur. Bunlar şöyle sıralanabilir:

Genetik yatkınlık

Çocukluk döneminde geçirilen kaza, ateşli hastalıklar ve kafa travmaları

Beyin tümörleri

Hidrosefali

Serebral palsi (beyin felci) hastalığı

Down sendromu ve diğer kalıtsal kromozom bozuklukları

Hipertansiyon, Diyabet hastalığı gibi damarsal sorunlar ile gelişen göz kası felçleri

Çeşitli nörolojik hastalıklar (Multiple Skleroz, Myastenia Gravis vs)

Şaşılık; kendi başına bir göz rahatsızlığı olabileceği gibi, başka bir sistemik rahatsızlık sonucunda da oluşabilir. Bu yüzden şaşılık ile karşılaşıldığında ilave sistemik bulguların varlığı dikkatle sorgulanmalıdır. Özellikle yetişkinlerde şaşılık sorunu yaşandığında dahili ve nörolojik çeşitli hastalıkların varlığı araştırılmalıdır.

Şaşılık Belirtileri Nelerdir?

Şaşılık sıklıkla çocukluk döneminde ortaya çıkan önemli bir göz rahatsızlığıdır. Bazen yetişkin çağda ve sonradan da ortaya çıkabilir. Kimi zaman yalancı göz kayması olarak tanımlanan bir sorun, gerçek şaşılık ile karışabilir. Çocukluk çağında, göz kapaklarının ve burun kökünün anatomik olarak oranı ve yapısal gelişimi henüz tamamlanmadığından, çocuğun göz bebekleri arasındaki mesafe normalden farklı algılanabilir. Bu durum yanıltıcı bir şekilde, şaşılık benzeri bir tablo oluşturabilmektedir. Çocuğun yaşı ilerleyince değişen yüz yapısı ile yalancı şaşılık görünümü kaybolur.

Ancak gerçek bir şaşılık tablosu, çocuğun yaşı ilerleyince gerilemez. Şaşılık tanısı alan çocukların ve yetişkinlerin başvuru sırasındaki en sık şikayetleri;

Çift görme

Bulanık görme

Baş pozisyonu oluşturma (başın ya da gözün bir yönde tutulması şekilde pozisyon oluşturma)

Baş ve göz ağrısı

Üç boyutlu görme yeteneğinin kaybolması

Şaşılık her zaman dışardan belirgin olacak şekilde karşımıza çıkmamaktadır. Bazı kişilerde hafif şaşılık durumu söz konusu olabildiği için ilk dönem bu sorunu fark edemeyebilirler. Bu durumda şaşılığın ilerlemesi ile (manifest şaşılık) bu bulgular belirginleşebilir.

Şaşılık Türleri Nelerdir?

Altta yatan probleme ve kaymanın şekline göre şaşılık sorunu farklı türlere ayrılır. Şaşılık terminolojik olarak içe/dışa kayma gibi yatay yönde kaymalar ile vertikal (dikey) kaymalar olarak şekline göre tanımlanmaktadır. Doğuştan ya da edinilmiş kaymalar şeklinde de oluşum biçimine göre sınıflandırılır. Bunların yanı sıra oluşum nedenine göre tanımlanan diğer bazı şaşılık türleri şunlardır:

Kırma kusuruna veya uyuma bağlı (refraktif/akomodatif) şaşılık

Kas felçlerine bağlı (paralitik) şaşılık

Kas sıkışmasına bağlı (restriktif) şaşılık

Şaşılık Teşhisi Nasıl Koyulur?

Şaşılık sorununda teşhis için bazı oftalmolojik testler kullanılmaktadır. Göz hekimlerince uygulanan bu detaylı testlerin yanı sıra, aile hekimleri ya da pediatristler tarafından da yapılabilen bir takım tarama testleri şaşılığın erken tanısına yardımcı olabilmektedir.

Şaşılık tedavisi mümkün olan bir hastalık mıdır?

Şaşılıkta tedavi planı, şaşılık türünün belirlenmesi sonrası yapılabilir. Doğuştan itibaren oluşan ve bebeklik/çocukluk çağında tespit edilen şaşılık türleri bir göz hekimince, detaylı oftalmolojik muayene ile tetkik edilir. Altta yatan bir hastalığa ikincil olarak oluşan şaşılık türlerinde detaylı bir göz muayenesi ile beraber gerekiyorsa nörolojik muayene yapılır. Altta yatan bir hastalık varlığında, şaşılık tedavisi için öncelikle temel hastalığın tedavi edilmesi gerekmektedir.

Şaşılık türlerine göre şaşılık tedavisi değişkenlik gösterir. Kırma kusuruna bağlı olan şaşılık türü, gözlük kullanımı ile tedavi edilebilirken; bazı şaşılık türleri (örneğin kırma kusurlarına bağlı olmayan, paralitik ya da restriktif şaşılıklar) cerrahi yöntemler ile tedavi edilmektedir. Şaşılık tedavisinde tedavi yanıtı her hastada aynı olmamaktadır ancak şaşılık, erken tanı alması ve doğru yöntemin seçilmesi ile büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak tanımlanabilir.

Şaşılık Tedavi Yöntemleri

Şaşılık tedavisi yöntemleri, şaşılığın türüne göre değişkenlik gösterir. Göz hekimince yapılan bir planlama doğrultusunda, her hasta kendi göz bulgularına göre tedavi gerektirir. Şaşılık tedavisinde planlama şaşılığın türünün belirlenmesi ile başlar. Gözlük kullanımı gibi basit bir optik düzeltme yöntemi, başta hipermetropi olmak üzere kırma kusurlarına bağlı şaşılıklarda tedavi edici özelliğe sahiptir. Bazı paralitik şaşılıklarda tedavide prizmatik cam içeren gözlüklerin kullanımı, göz dışı kaslara Botulinum Toksin enjeksiyonu gibi yöntemler ile şaşılığı azaltmak mümkündür. Bu yöntemlere yanıt vermeyen hastalarda ya da kimi doğuştan şaşılık olgularında tedavide başvurulan yöntem şaşılık ameliyatı olmaktadır. Özellikle bebeklik çağında tanı alan bazı şaşılık türlerinde (infantil şaşılık) erken cerrahi müdahale bu sorunu etkin şekilde düzeltilebilmektedir. Ancak şaşılık cerrahisinde her hastada aynı sonucu almak mümkün olmamaktadır, çünkü cerrahi başarıyı etkileyen faktörler özellikle nörolojik sorunların bulunduğu hastalarda değişkenlik göstermektedir.

Çocuklarda Şaşılık Tedavisi

Çocuklarda şaşılık tedavisi, hastaların çocukluk çağında tedavi yanıtının daha iyi olması ve bu tedavinin çocuğun gelecek hayatına etkisinin büyük olması nedeni ile büyük önem taşır.

Şaşılık tedavisinde amaç gözün paralel yapısının tekrar sağlanması yanı sıra, hastanın görme keskinliği ve derinlik algısı hissinin korunmasıdır. Şaşılık durumu, göz tembelliğine neden olan önemli bir faktördür ve erken tedavi edilmesindeki amaçlardan birisi de hastada göz tembelliğinin gelişmesini önlemektir. Çünkü kayan bir göz, görsel uyarıları verimli taşıyamaz ve kişinin üç boyutlu görme-derinlik hissi gibi ileri görsel fonksiyonlarının gelişmesine engel olur. Bu durumda, erken tedavi edilmeyen bir şaşılık hastasında göz tembelliği gelişecek ve ilerleyen yıllarda tedaviye yanıt vermesi mümkün olmayacaktır.

Çocuğunuzda şaşılık şüphesi duyduğunuzda, vakit kaybetmeden bir göz hekiminize başvurmanız ve detaylı göz muayenesi talep etmeniz, çocuğunuzun ilerleyen hayatındaki görsel kabiliyetleri için önemlidir.

Yetişkinlerde Şaşılık Tedavisi

Yetişkinlerde meydana gelen şaşılık sorunu genelde kırma kusurlarına bağlı olmayan, sonradan edinilen şaşılık türlerindendir. Genelde altta yatan nörolojik ya da dahili bir problem nedeni ile gelişmektedir. Bununla birlikte, bazı hastalarda şaşılık sorunu yetişkin yaşta fark edilmekte veya bu sorunun tedavisi yetişkin yaşta talep edilebilmektedir. Sonradan gelişen şaşılıklardan; paralitik şaşılık durumlarında prizmatik gözlükler ya da göz dışı kaslara Botulinum Toksin enjeksiyonu gibi yöntemler uygulanabilirken, kimi nörolojik hastalıklarda görülen şaşılık olgularında nörolojik durumun tedavisine öncelik verilmektedir.

Yetişkinlerde şaşılık ameliyatı çocuklardaki kadar etkin olmamakla birlikte, ileri yaştaki şaşılık cerrahisi çoğunlukla yalnızca kozmetik düzeltme amacı ile yapılmaktadır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Diyetisyen

Tip-2 Diyabet Hakkında

Bedenimizin hayati işlevleri gerçekleştirmesi için güce gereksinimi vardır. Bu güç de besinlerin içinde bulunan çeşitli moleküllerle karşılanır …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Bedenimizin hayati işlevleri gerçekleştirmesi için güce gereksinimi vardır. Bu güç de besinlerin içinde bulunan çeşitli moleküllerle karşılanır. En kıymetlisi karbonhidratların yapı taşı olan glikozdur. Bedenin güç olarak kullanacağı glikozdan yoksun olması sonucu tip-2 diyabet dediğimiz kronik hastalık ortaya çıkar. Pankreasta insülin salgılayan hücrelerin doğuştan hasarlı olmasıyla tip-1 diyabet ortaya çıkar.

• Hücrelerin glikoz gereksinimini karşılamak için pankreastan insülin isimli hormon salgılanır. İnsülin kanda bulunan glikozun hücrelerin içine girmesini sağlar. Böylelikle güç için kullanılabilir.

• Lakin insülin bazen bu geçişi çeşitli nedenlerle sağlayamaz. İnsülin direnci dediğimiz hücrelerin insüline duyarsızlaşması yahut pankreasta insülin üreten hücrelerin zara görmesi hücrelerin glikozlanmasını önler. Kanda insülin ve glikoz artar yahut insülin yetersiz olur, yeniden kanda glikoz birikir.

• Açlık kan şekerinin 124 mg/dL, tokluk kan şekerinin ise 200 mg/dL üzerinde olması ile HbA1c pahasının 6,5 üzerinde olması ile teşhis konur.

• Görülme sıklığı;

1. Ailesinde şeker hastası olanlarda

2. Obez ve fazla kilolu olanlarda

3. Gebelik periyodunda şekeri yüksek olanlarda 4. Yaşlılarda

5. Bel etrafı ölçüsü bayanlarda 80 cm; erkeklerde 94 cm üzerinde olanlarda

6. Berbat lipid profili (LDL, T-KOL) olanlarda

7. Kronik gerilimi olanlarda

8. Uyku sorunu olanlarda

9. Ferritini (depo demir) yüksek olanlarda

10. Ürik asit düzeyi yüksek olanlarda

11. Sigara ve alkol kullananlarda

12. Berbat beslenme alışkanlıkları olanlarda 13. D vitamini düzeyi düşük olanlarda fazladır.

BESLENMEDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Besin kümelerine nazaran beslenmemizde genel iyileştirmeler yapabiliriz.

• Süt eserlerinden yoğurt, kefir, süt ana yahut orta öğünlerde yemeğe eşlik etmeli.

• Karbonhidrat içeriği yüksek tahıl kümesinden kompleks karbonhidrat dediğimiz besinleri daha çok hayatımıza almalıyız. Esmer ekmekler (tam buğday, çavdar, ruşeymli gibi), tam buğday makarnalar, bulgur, esmer pirinç, karabuğday (greçka).

• Protein içeriği yüksek olan yumurta, peynir kahvaltılarda; et, tavuk, hindi, balık yemeklerde bulunmalı.

• Yağ içeriği yüksek sert kabuklu yemişler; ceviz, fındık, badem, fıstık, kaju, antep fıstığı, kabak çekirdeği orta öğünlerde tüketilmeli. Ayçiçek yağı, zeytinyağı, fındık yağı istikrarlı kullanılmalıdır.

• Zerzevat ve meyveler beslenmenin olmazsa olmazları, kısıtlanması gereken durumlar olmadığı sürece günde toplam 5-6 porsiyon tüketilmelidir. Şeker hastalığı olanlarda meyvelerin glisemik indeksleri ve glisemik yükleri kıymetlidir. Ona nazaran tüketim sağlanmalı, genelde kuru meyvelerden uzak durulmalıdır.

• Haftada 1-2 kez bitkisel protein kaynaklarından kurubaklagiller tüketilmelidir. Sulu yemek olarak yahut salatalarda haşlama olarak tercih edilebilir.

Pişirme teknikleri de sağlıklı beslenmede atlanmaması gerekn bir noktadır. Kızartma ve kavurma yerine fırında, haşlama, buğulama üzere usuller tercih edilmelidir.

Hamur işleri, işlenmiş besinler, rafine unlar, rafine şekerler, yüksek şeker içerikli paketli besinlerden uzak durmak kıymetlidir.

Konutta içeriğini bildiğiniz eserlerden sağlıklı tarifler üretilerek kekler, kurabiyeler yapılabilir.

Her bireyin sıhhat dataları; kan analizi sonuçları, sıhhat geçmişi farklıdır. Yaş, cinsiyet, ömür biçimi, günlük rutinler, yapılan işler, meslekler, etkinlik seviyesi üzere birçok farklılık beslenmeyi de şahsa özel olmaya itmektedir. En hoşu de böylesidir. Birebir meskenin içindeki insanlarda bile muhtaçlık ve istekler farklılık gösterir, herkes başka bir dünyadır.

Bireylerin günler, haftalar, aylar içinde bile rutinleri değişebilir. Yazın ve kışın yeme sistemleri değişebilir. Kronik hastalıklarda dikkat edilmesi gereken ortak noktalar olsa da beslenme şahsa nazaran planlanmalıdır.

Diyetisyenlerin beslenme üzerine bilgilerinden ve

yönlendirmelerinden faydalanmak, süreci uzman nezaretinde devam ettirmek kıymetlidir.

Tabipler, psikologlar, antrenörler, öbür sıhhat çalışanları ile koordineli çalışmak uzun vadede çok daha faydalıdır.

Okumaya Devam

Diyetisyen

Vejetaryen ve Vegan Beslenme Üzerine

Vejetaryenlik, hayvansal besinlerin hudutlu tüketilmesi yahut hiç tüketilmemesi formundaki beslenme cinsidir. Veganlık ise daha sonlu ve …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Vejetaryenlik, hayvansal besinlerin hudutlu tüketilmesi yahut hiç tüketilmemesi formundaki beslenme cinsidir.

Veganlık ise daha sonlu ve keskin olarak hayvansal hiçbir eserin tüketilmediği bir beslenme şekli olmasının yanında hayvanlardan elde edildiği için yün, ipek, deri üzere eserlerin; deneysel hayvanlardan yararlanıldığı için kozmetik, ilaç, diş macunu üzere eserlerin de kullanılmadığı; canlı eşitliliğinin savunulduğu bir hayat şekli ve dünya görüşü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Vejetaryen Beslenme Çeşitleri

1. Semi-vejetaryenlik haftanın birtakım günlerinde et eseri tüketen kümedir.

2. Hayvansal eserlerden yalnızca süt eserlerini tüketenler lakto vejetaryenler 3. Süt eserleri ve yumurta tüketen küme lakto-ovo vejetaryenler

4. Yalnızca kümes hayvanları tüketenler polo vejetaryenler

5. Yalnızca balık tüketenler pesco vejetaryenler olarak isimlendirilirler.

Vegan Beslenme Çeşitleri

6. Zenmakrobiyotikler; zerzevat, meyve, kurubaklagil ve tahıllarla beslenirler. Kimileri yalnızca tahılları tüketir. Kimileri doymuş yağ, kolesterol ve rafine şekerlerden sakınırlar. Hayvandan elde edildiği için jelatini, içeriğinde süt bulunduğu için çikolatayı, arılardan elde edildiği için balı da tüketmezler.

7. Fruvitarianlar yahut Früitistler; meyve, botanik açıdan meyve sayılan kabak, domates üzere besinlerle ve sert kabuklu yemişlerle beslenirler. Besinlerin tekrar toprağa dönüp döngüye katılacaklarına inanırlar.

8. Ravistler, besinlerin pişirilmesi ile besin pahalarını kaybettiğini düşünüp yiyeceklerin pişmelerine inanmazlar.

Neden Vejetaryenlik?

Vejetaryen beslenme formu birinci olarak ekonomik nedenlerle ortaya çıkmıştır. Bitkilerin yetiştirilip tüketilmesinin hayvanlarınkinden daha az masraflı olması nedeniyle ve kaynakların devamlılığının düşünülmesi açısından önerilmiştir.

Budizm’de hayvanların kesilmesi, Hristiyanlık, Musevilik ve İslamda da birtakım hayvanların tüketimi çeşitli nedenlerle yasaklanmıştır.

Budizm, Jainizim ve Hinduizim din öğretilerine nazaran canlıyken hayvandan elde edilen eserlerin tüketimi hürdür.

Ünlü filozof Pisagor’un etik nedenlerle vejetaryenliği benimsemesi ve öteki insanların da ondan etkilenmesiyle Avrupa’da bu beslenme şekli yayılmıştır.

Günümüzde ise bilimsel araştırmaların da artmasıyla sağlıklı bir ömür geçirme, ekolojik dengeyi sağlama, iklim değişikliğini tedbire, gelecek kuşakların yaşayabileceği bir dünya bırakma üzere sebepler de etik nedenlerin yanına eklenmiştir ve insanların her geçen gün ilgisini çekmeye devam etmektedir.

Sıhhat Açısından Sakıncaları

Bilinçsizse uygulanması durumunda B12 vitamini, D vitamini, demir, kalsiyum ve çinko mineralleri açısından eksikliklere de yol açabilmektedir. Bunlar anemi ve osteoporoz üzere önemli hastalıklara sebebiyet verebilir.

1990’ların ortasından itibaren İsveç’teki birçok insan vegan beslenme üslubunu benimsedi. Bu değişikliğin temelinde etik nedenler yer alıyordu. Hayvansal olan yumurta, et, balık üzere eserlerin yerine -eşdeğer hale getirmeden- yalnızca bitkisel eserler tüketilmesi telaşlara neden oldu. Eksikleri gidermek ismine çeşitli besin öğesi desteklerden yararlanılmıştır.

Amerika Beslenme ve Diyetetik Akademisi ile İtalyan İnsan Beslenme Derneği’ne nazaran güzel planlanmış vejetaryen diyetlerinin kimi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde kâfi besin alımını sağlayıp sıhhat üzerine olumlu tesirleri olabilmektedir.

Sıhhat Açısından Faydaları

Vejetaryen beslenmede sıhhate faydalı olan antioksidan, lif, polifenol, karotenoid, flavonoid ve fitokimyasallar çokça bulunur.

İşlenmiş besin içeriği düşük bir beslenme biçimi olduğundan kalp hastalıkları, diyabet, kronik böbrek hastalığı üzere kronik hastalık riskleri öbür bireylerden daha düşüktür.

Yeterli bir beslenme programı ile bağışıklık sistemi güçlendirilip uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürülebilir.

Vejetaryen beslenme üslubunda sıkça gördüğümüz zerzevat ve meyvelerin kardiyovasküler hastalıklar, birtakım kanser tipleri ve obezite üzere hastalıklar ile vefat riskini azalttığı bilinmektedir.

Kolorektal kanser riskinin vejetaryen beslenenlerde yahut et tüketimi az olan bireylerde düşük olduğu literatüre geçen bilgilerdendir.

Vejetaryenlerdeki yüksek potasyum alımının düşük hipertansiyon riskiyle bağlantılı olduğu bilinmekte, kan basıncı üzerine olumlu tesiri olduğu yorumu böylelikle yapılabilmektedir.

Makro ve Mikro Besin Öğeleri

Protein

Bitkisel beslenmede protein kaynakları olarak tahıl, baklagil ve düzgün kalite soya eserlerinin kullanıldığı bilinmektedir.

Rand ve arkadaşları hayvansal, bitkisel ve karma besin cinslerini incelediğinde azot istikrarı açısından fark bulamamış ve hayvansal yahut bitkisel beslenen bireylerin protein ihtiyacının benzeri olduğunu kanıtlanmışlardır.

Vejetaryenlerde aminoasitlerin, bilhassa esansiyel aminoasitlerin yetersiz olduğu düşünülmektedir. Bitkisel besinlerin esansiyel aminoasit ölçüleri düşük olduğundan çeşitli kombinasyonlar protein alımının artırılması gerekir.

Kurubaklagil ve tahılların birlikte tüketilmesi üzere.

Yağlar ve Yağ Asitleri

Vejetaryen/vegan beslenme çeşidi genel olarak toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol ölçüleri açısından vejetaryen olmayan diyetlere nazaran daha düşük düzeylere sahiptir.

Omega-3 yağ asitleri kalp damar sıhhati, enflamasyonun önlenmesi, retina ve beyin gelişimi üzere değerli vazifelere sahip olup en uygun kaynakları deniz eserleridir.

Uzun zincirli n-3 yağ asitleri, EPA ve DHA çoğunlukla balıklarda, yumurta ve alglerde bulunur.

Deniz eserleri, yumurta ve alg tüketimi az olan ya da olmayan vejetaryenlerin plazma ve fosfolipitlerindeki DHA seviyeleri düşük bulunmuştur.

Diyet Lifi

Buğday kepeği, meyve kabukları, tam tahıllar çözünmeyen lifler ortasında yer alır. Besinlerin bağırsaklardan geçiş mühletini arttırırlar. Kendileri insan bağırsağında sindirilmeyip birtakım besin öğelerinin de alımını engelleyebilirler. Bunlar ortasında esansiyel yağ asitleri ve magnezyum, kalsiyum, çinko, demir üzere kimi mineraller sayılabilir.

Vejetaryen bireyler, omnivorlara nazaran %50-100 daha fazla diyet lifi aldıkları ve mineral eksiklikleri de sıklıkla görüldüğünden alımlarına dikkat etmelidirler. Hazırlık ve pişirme formüllerine dikkat edilirse vitamin ve mineral eksikliklerinin önüne geçmek mümkündür.

Tip-2 diyabet riskinin vejetaryen bireylerde daha düşük gözlenme nedenleri ortasında yüksek lif alımları da sayılmaktadır.

Baklagiller, tahıllar, sebzeler ve meyvelerden yüksek lif alınması uygunlaştırılmış bağırsak ortamı ile iştah düzenlemesi sağlayarak kilo denetimi açısından yararlıdır.

Ayrıyeten yüksek lif ve düşük yağlı beslenme sayesinde bağırsak bakterilerinin kısa zinciri yağ asitleri sentezlemeleri artarak bağırsak mikrobiyomu gelişimi sağlanmış olur.

Çinko

Çinko hayvansal kaynak olarak et, karaciğer, balık, süt, yumurta, peynir; bitkisel kaynak olarak badem içi, ceviz, kuru fasülye, buğday kepeği, bulgur, buğday, soya fasülyesi, kaju fıstığı, ayçiçek tohumu ve mercimekte bulunmaktadır (22;8).

En yeterli kaynaklar hayvansal kaynaklar olduğundan vejetaryen bireylerde eksikliğiyle sık karşılaşılmaktadır. Ayrıyeten fitatlar, kalsiyum, fosfat, demir ve alkol alımının fazla olması çinko emilimini engelleyebilir.

Günlük 25 gram posa alımının üzerinde çıkılmamalıdır. Fasülye, tahıllar ve tohumların fitat içeriğini azaltmak için birkaç saat suda bekletmek faydalı olmaktadır.

D Vitamini

En düzgün kaynağı güneş olan D vitamininin etkin hali vejetaryen bireylerde et ve balık tüketen bireylerden daha düşük düzeylerde bulunmuştur.

Lakin D vitamini destekli besinler yahut suplemanlarını kullanmayan omnivor bireylerin de serum 25- dihidroksi vitamin D düzeylerinde de düşüklükler görülebilmektedir. Olağan serum D vitamini düzeylerini sürdürmek için D vitamininin bitkisel formu olan ergokalsiferol (D2 vitamini) desteği de tesirli olmaktadır.

Vejetaryen bireyler, D vitamini kaynağı olarak ultraviyole ışığı almış mayalar ve mantarlar, süt, portakal suyu, kahvaltılık gevrekler ve margarinler tüketilebilir.

B12 Vitamini

B12 vitamini ileumda emilip karaciğer ve hayvan kasında depolanmakta olup tabiatta yalnızca bu vitamini sentezleyen mikroorganizmalar tarafından üretildiğinden beşerler tükettikleri besinlerden ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir.

Ekseriyetle B12 vitamininin en düzgün kaynakları et, süt, yumurta sakatatlar, ton balığı üzere hayvansal besinlerdir.

B12 eksikliği pernisiyöz anemi, inflamatuar bağırsak hastalığı, çölyak hastalığı, kısa barsak sendromu, megaloblastik anemi, bilişsel performans düşüşü ve nörolojik bozukluklara neden olabilmektedir.

Demir

En önemli vazifesi oksijen taşımak olup bağışıklık sistemini destekleme ve bilişsel performans için de gerekli bir mineraldir. En çok hayvansal eserlerde bulunur. Kurubaklagiller, tahıllar ve üzüm pekmezi de düzgün kaynaklardan sayılabilir.

Yeni literatür bilgilerine nazaran vejetaryen ve vejetaryen olmayanlarda demir yetersizliği anemisi oranları yakın görülmüştür. Premenopozal periyottaki bayan vejetaryenlarda yetersizliğe bağlı aneminin görülme sıklığının daha yüksek olduğu gözlenmiştir.

Tahıllarda bulunan fitatlar, okzalatlar ve tanenler demirle bileşikler yaparak emilimini engellerler. Ayrıyeten diyet lifi tüketimi, alüminyum, kalsiyum, çinko ve magnezyumun fazlalığı ile diyette proteinin yetersiz olması da demir emilimini azaltan faktörlerdendir.

Bitkisel eserlerdeki hem olmayan demirin biyoyararlılığını arttırmak için C vitamini ve sitrik asit üzere organik asitlerden faydalanılabilir. Emilimi engelleyecek fitat ve polifenol üzere bileşiklerin aktifliği de böylelikle azaltılabilir.

İstikrarlı bir beslenme sistemi ile bu yetersizliğin önüne geçmek mümkündür.

Kalsiyum

Kalsiyum kemik ve diş sıhhatine tesirinin yanında kanın pıhtılaşması, hücre içi ve dışındaki enzimlerin salınımı, hudut iletimi, kalp atımı kontrolü ve mineral istikrarı üzere kıymetli vazifelere sahiptir.

En düzgün kalsiyum kaynakları olarak süt ve süt eserleri, pekmez, susam, fındık, yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller ve kuru meyveler, orta dereceli olarak yumurta ve yeşil sebzeler sayılabilmektedir.

Kalsiyum alım düzeyleri lakto-ovo vejetaryenlar ile omnivor beslenenlerde emsal olmasına rağmen öteki vejetaryen kümeler ve veganlarda daha düşüktür. Uzun vadede veganlarda kemik mineral yoğunluğu lakto-ovo vejeteryanlarda oran yüksektir.

Okumaya Devam

Tüm Makaleler

Pandemi Süreci Sadece Acı Ve Korku Bırakmamalı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Bu yaşadığımız günleri yıllar önce filmlerde izlerdik. Aniden dünyanın alt üst olduğu, distopik bir aleme geçtiğimiz fantastik filmler vardı. İlk etapta o filmlerdeki distopik dünyayı hatırlatan sahneler oldu. Çin’de birkaç kişiye bulaşan virüsle başlayan sürecin kısa sürede tüm dünyaya yayılabileceğini, bu kadar etki altına alabileceğini ve sonrasında etkisinden uzun süre kurtulamayacağımızı insanlar düşünemedi.

“Çağımız bunu düşünemedi”

Çağımız bunu düşünemedi çünkü modern çağ her şeyi halledebilir, atlatabilir düşüncesi hakimdi. İlkel çağlarda böyle sorunlar olabilirdi fakat bir salgın modern çağda sorun yaratamazdı. Modern çağ insanı için bilimin, tıbbın, teknolojinin bu kadar ilerlemiş olduğu çağda bu bir handikap oluşturmaz diye düşünülüyordu. Öncelikle bu durum insanları psikolojik olarak etkiledi: İnsanlığın bu biçimde ilerleşim olduğu bir çağda böyle bir problemle karşılaşmak. ‘’Elden ne gelir ki’’ düşüncesi diğer çağlarda yaşayan insanlar için biraz daha kabul edilebilirdi. Vebayı, kolerayı öyle gördüler. Günümüz insanı bunu alt edememekle beraber şu anda yaşanan bu maske, sosyal mesafe vb. şeylerde “bu ne” şoku yaşadık. Yaşanılan ilk duygunun korkudan ziyade, şaşkınlık olduğu yadsınamaz bir gerçeklik. Hemen akabinde dünya güçlerinin bunu alt edebileceğini normal hayata bir an önce devam edileceği algıları vardı. Fakat maalesef böyle olmadı.

İtalya gibi sağlık altyapısına önem vermeyen bazı ülkelerde pandemi şokuyla beraber büyük bir kaos yaşandı. Türkiye için baktığımızda, virüs Türkiye sınırlarına girdiği ilk andan itibaren öncelikle bir sağduyu oluştu. Sağlık Bakanının olaya hâkim olması ve tedbirlerde İran gibi geç kalınmadığında bir karışıklık yaşamadık. İlaçların stoklarda hazır olması, yeni hastanelerin hemen açılması burada büyük bir etki oldu. Gerekli tedbirler alınırken iletişim, ilişki babında toplumsal özelliğimiz olan sıcak ve iç içe yapımızı o soğuk mesafeye sokmak yıpratıcı bir gerçeklik oldu. Çünkü biz samimiyeti, yüz yüze olmayı seviyoruz. Hali hazırda yaptığımız gelen misafire kolonya tutmak, dışardan geldiğimizde ellerimizi yıkamak, yemekten önce ve sonra ellerimizi yıkamak gibi alışkanlıklarımızı tekrar bir yüksek sesle hatırladık.

“İnsanlar korku ile kontrol altına alınır”

Korku insanı koruyan çok gerekli bir duygu. İnsanın can güvenliğini sağlayan temel duygulardan biri. Korku olmasaydı biz kendimizi korumayı öğrenemezdik. Korku belli bir desibelde öğrenmeyi sağlıyor. Yoksa her şey her seferinde sil baştan olurdu. Bu durumda korkuları fobilerden ayırmak gerekiyor. Korku insanların tedbirler almasında ve bazı durumlarda duruşunu göstermesine sebep olan bir duygudur. Fakat korku genel anlamda bir algı olarak kullanıldığında ve korkutma yöntemi kaygıya dönüşür. Kaygılı ve endişeli bir duruma dönüşür. Korku dünya tarihi boyunca sıklıkla denetim amaçlı kullanılmıştır. İnsanlar korku ile kontrol altına alınır. Günümüzde ise insanlar bilgi ile kendini kontrol edebilir, içselleştirebilir bir yöne doğru yol alıyoruz. Korku üzerinden değil de bunun daha içselleştirilip tedbirlerin bu şekilde alınması isteniyor. Kendi sağlığımızı da karşımızdakinin sağlığını da riske atmayacak bir yaşam biçimini benimsiyorsak artık korkuyu kontrol edebiliyor hale gelmiş oluruz.  Şu an en ufak hapşırmamızda bile acaba diyoruz. Çünkü görünmeyen, havada uçuşan, pek bilinmeyen bir şeyden bahsediyoruz. Doktorların yorumu ile hastalanan kişiler üzerinden bir veri tabanı oluşturuldu. Geçmişi olmayan bir şeyle karşı karşıyayız. İnsan doğası gereği bilmediği bir şeyden korkar.

‘’Korkusuz korkak’’ diye bir tabirimiz var bilirsiniz. Bu tabiri yaşanılan süreç üzerinden yorumlayalım.

Yadsıma. Yadsıma bir savunma mekanizmasıdır. İçinizde müthiş bir korku duyarsınız, konuyla ilgili sorularınız vardır. Aslında o sizi içinize hapsetmiştir. Bununla baş edebilmek için bir savunma mekanizması ortaya koyarsınız. Nasıl vücudumuz bir virüsle karşı karşıya kaldığı zaman direnç gösterirse, psişe de herhangi bir durum karşısında kendini savunmaya böyle alır. Ama bu savunma mekanizmalarını çok kullanmak veya yaşam kalitesini etkileyecek şekilde kullanmak zarar vericidir. Belli bir miktar endişe gereklidir. Gamsız baykuş gibi dalda oturup etrafa bakmak olmaz. Minik bir endişeden bahsediyorum. O insana bir düşünce kanalı açar. Konu hakkında düşünmeyi sağlar. Hiç önemsemediğin ya da endişelenmediğin şeyi niye düşünesin ki. Ama bu endişe seni hapsettiğin de avucunun içinde olması gerekirken başının üstündeyse, bu durumla ilgili bazı savunmalar gerçekleştirirsin. Sistemini bozacak ya da yadsıyarak “Yok öyle bir şey canım bunlar hep Amerikan oyunu…” diyerek kendini sakinleştirmeye çalışırsın. Bu kendini kandırmak gibi fakat o insanın iç dünyasında endişe insanı o kadar elinin altına almış ki yadsıma yaparak sistemini korumaya çalışıyor. Başka biri de entelektüalizm yapabilir. Konuyla ilgili çok okuma yapar, açık oturumları izler. Bu da bir baş etme durumudur.

“Sadece acı ile kalmasın”

 Son olarak virüse yakalanmış veya yakalanma ihtimali olan kişilere en az hasarla atlatmak için şunlar önerilebilir.

Buradan ne gördüler? İçlerine baktıklarında bu onlara ne gösterdi? Bunu atlattıktan sonra hayatlarını bir tartıya koydular mı? Bundan sonrası için kendilerine bir füzyon açıldı mı? Bir feraset kapısı açıldı mı yoksa bu sadece bir ağıt mı oldu? Sadece geçirdiği bir acı mı oldu? Bazı şeyler yaşanır sadece acı olur. Acı olarak yaşanır kalır. İnsanoğlu yaşadıkları şeyler içerisinde yalnızca acısını alıp çıkmamalı. Acıyla beraber kendine bir kapı açmalı. Negatif olan durum bile o insana bir artı getirmeli. O artı geldi mi,gelmedi mi? Acziyetini gördü mü? Nurallah Genç der ki “Acziyet kudrettir.”

Son olarak kendi sürecimden bahsederek öneride bulunmuş olmak isterim. Martın son günlerinde bir intifa kaybetmeye başladım. Sonra hastanede sürecim başladı. İlk geçirenlerden olduğum için -doktorların bile şaşkın olduğu bir zamanda- evde tedavi durumum pek olmadı.  Hastalandığım dönem için bir İspanya tatili planlamıştım ama İspanya yerine hastanede kendimle kaldım. Oda da yatak vardı, ilaçlar vardı bir de ben vardım. Arada hemşireler ve doktorların bir uzaylı kıyafetleri ile girip çıktığı oluyordu. Hemşirelerin falan tek gözlerini görüyorsunuz. O dönemde acziyetimi şöyle düşündüm: Tatilde özgürce gezecekken şimdi hastane odasında yatıyor ve tuvalete gidebildiği için şükrediyor. Makineye bağlanmadığı için, ayağa kalkıp kendi ihtiyacını kendi görebildiği için şükrediyor. Ben Barcelona’ya kendimle ilgilenebilmek için gidecektim ben o beş gün hastane odasında kendimle ilgilendim.  Belki hayatımda ilgilenmediğim kadar kendi

Okumaya Devam

Trendler