Maymun Çiçeği Hastalığı - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Tüm Makaleler

Maymun Çiçeği Hastalığı

Yayınlanan

üzerinde

Monkeypox ilk olarak 1958’de araştırma için tutulan maymun kolonilerinde çiçek benzeri bir hastalığın iki salgınının ortaya çıkmasıyla keşfedildi, bu nedenle ‘maymun çiçeği’ adı verildi. İlk insan maymun çiçeği vakası, 1970 yılında, çiçek hastalığını ortadan kaldırmak için yoğun çaba sarf edilen bir dönemde Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedildi. O zamandan beri, diğer Orta ve Batı Afrika ülkelerindeki insanlarda maymun çiçeği bildirilmiştir.

Monkeypox, maymun çiçeği virüsü ile enfeksiyonun neden olduğu nadir bir hastalıktır. Monkeypox virüsü, Poxviridae  ailesindeki  Orthopoxvirus cinsine aittir  . Orthopoxvirus   cinsi ayrıca variola virüsünü (çiçek hastalığına neden olur), vaccinia virüsünü (çiçek hastalığı aşısında kullanılır) ve sığır çiçeği virüsünü içerir .

Monkeypox ilk olarak 1958’de araştırma için tutulan maymun kolonilerinde çiçek benzeri bir hastalığın iki salgınının ortaya çıkmasıyla keşfedildi, bu nedenle ‘maymun çiçeği’ adı verildi. İnsanlarda ilk maymun çiçeği vakası 1970 yılında, çiçek hastalığını ortadan kaldırmak için yoğun çaba gösterilen bir dönemde Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) kaydedildi. O zamandan beri, diğer bazı orta ve batı Afrika ülkelerindeki insanlarda maymun çiçeği bildirilmiştir: Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti ve Sierra Leone. Enfeksiyonların çoğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde.

İnsanlarda Monkeypox vakaları , Amerika Birleşik Devletleri , İsrail, Singapur ve Birleşik Krallık’taki vakalar da dahil olmak üzere, uluslararası seyahat veya ithal hayvanlarla bağlantılı olarak Afrika dışında meydana geldi .

Maymun çiçeğinin doğal rezervuarı bilinmemektedir. Bununla birlikte, Afrika kemirgenleri ve insan olmayan primatlar (maymunlar gibi) virüsü barındırabilir ve insanları enfekte edebilir.

Monkeypox Hakkında

Monkeypox, maymun çiçeği virüsü ile enfeksiyonun neden olduğu nadir bir hastalıktır. Monkeypox virüsü, Poxviridae  ailesindeki  Orthopoxvirus cinsine aittir  . Orthopoxvirus   cinsi ayrıca variola virüsünü (çiçek hastalığına neden olur), vaccinia virüsünü (çiçek hastalığı aşısında kullanılır) ve sığır çiçeği virüsünü içerir .

Monkeypox ilk olarak 1958’de araştırma için tutulan maymun kolonilerinde çiçek benzeri bir hastalığın iki salgınının ortaya çıkmasıyla keşfedildi, bu nedenle ‘maymun çiçeği’ adı verildi. İnsanlarda ilk maymun çiçeği vakası 1970 yılında, çiçek hastalığını ortadan kaldırmak için yoğun çaba gösterilen bir dönemde Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) kaydedildi. O zamandan beri, diğer bazı orta ve batı Afrika ülkelerindeki insanlarda maymun çiçeği bildirilmiştir: Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti ve Sierra Leone. Enfeksiyonların çoğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde.

İnsanlarda Monkeypox vakaları , Amerika Birleşik Devletleri , İsrail, Singapur ve Birleşik Krallık’taki vakalar da dahil olmak üzere, uluslararası seyahat veya ithal hayvanlarla bağlantılı olarak Afrika dışında meydana geldi .

Maymun çiçeğinin doğal rezervuarı bilinmemektedir. Bununla birlikte, Afrika kemirgenleri ve insan olmayan primatlar (maymunlar gibi) virüsü barındırabilir ve insanları enfekte edebilir.

Belirti ve bulgular

İnsanlarda, maymun çiçeği semptomları çiçek hastalığı semptomlarına benzer ancak onlardan daha hafiftir. Monkeypox ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve yorgunlukla başlar. Çiçek hastalığı ve maymun çiçeği semptomları arasındaki temel fark, maymun çiçeğinin lenf düğümlerinin şişmesine (lenfadenopati) neden olurken çiçek hastalığının olmamasıdır. Maymun çiçeği için kuluçka süresi (enfeksiyondan semptomlara kadar geçen süre) genellikle 7-14 gündür ancak 5−21 gün arasında değişebilir.

Hastalık şu şekilde başlar:

  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Sırt ağrısı
  • Şişmiş lenf düğümleri
  • Titreme
  • tükenme

Ateşin ortaya çıkmasından 1 ila 3 gün sonra (bazen daha uzun) hastada, genellikle yüzde başlayan ve vücudun diğer bölgelerine yayılan bir kızarıklık gelişir.

Lezyonlar düşmeden önce aşağıdaki aşamalardan geçer:

  • maküller
  • papüller
  • veziküller
  • püstüller
  • kabuklar

Hastalık tipik olarak 2-4 hafta sürer. Afrika’da, maymun çiçeği hastalığına yakalanan her 10 kişiden 1’inde ölüme neden olduğu gösterilmiştir.

Nasıl Bulaşır?

Maymun çiçeği virüsünün bulaşması, bir kişi virüsle kontamine olmuş bir hayvan, insan veya materyalden virüsle temas ettiğinde meydana gelir. Virüs vücuda kırık deri (görünmese bile), solunum yolu veya mukoza zarları (gözler, burun veya ağız) yoluyla girer. Hayvandan insana bulaşma, ısırma veya tırmalama, çalı eti hazırlama, vücut sıvıları veya lezyon materyali ile doğrudan temas veya kontamine yataklar gibi lezyon materyali ile dolaylı temas yoluyla gerçekleşebilir. İnsandan insana bulaşmanın öncelikle büyük solunum damlacıkları yoluyla gerçekleştiği düşünülmektedir. Solunum damlacıkları genellikle birkaç fitten fazla hareket edemez, bu nedenle uzun süreli yüz yüze temas gerekir. Diğer insandan insana bulaşma yöntemleri arasında vücut sıvıları veya lezyon materyali ile doğrudan temas ve lezyon materyali ile dolaylı temas,

Maymun çiçeğinin rezervuar konağı (ana hastalık taşıyıcısı) hala bilinmemektedir, ancak Afrika kemirgenlerinin bulaşmada rol oynadığından şüphelenilmektedir. Maymun çiçeği hastalığına neden olan virüs, doğada bir hayvandan yalnızca iki kez elde edilmiştir (izole edilmiştir). İlk örnekte (1985), virüs, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Ekvator Bölgesi’ndeki görünüşte hasta bir Afrika kemirgeninden (ip sincabı) elde edilmiştir. İkincisinde (2012) virüs, Fildişi Sahili Tai Ulusal Parkı’nda bulunan ölü bir bebek mangabeyden kurtarıldı.

Nasıl Korunuruz?

Maymun çiçeği virüsü ile enfeksiyonu önlemek için alınabilecek bir dizi önlem vardır:

  • Virüsü barındırabilecek hayvanlarla temastan kaçının (maymun çiçeğinin meydana geldiği bölgelerde hasta olan veya ölü bulunan hayvanlar dahil).
  • Hasta bir hayvanla temas etmiş olan yatak örtüsü gibi herhangi bir malzemeyle temastan kaçının.
  • Enfekte hastaları, enfeksiyon riski altında olabilecek diğerlerinden izole edin.
  • Enfekte hayvanlar veya insanlarla temastan sonra iyi el hijyeni uygulayın. Örneğin, ellerinizi sabun ve suyla yıkamak veya alkol bazlı el dezenfektanı kullanmak.
  • Hastalara bakarken kişisel koruyucu ekipman (KKD) kullanın.

JYNNEOS TM  (Imvamune veya Imvanex olarak da bilinir), maymun çiçeğinin önlenmesi için ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylanmış, zayıflatılmış bir canlı virüs aşısıdır. Bağışıklama Uygulamaları Danışma Komitesi (ACIP) şu anda JYNNEOS TM’yi çiçek hastalığı ve maymun çiçeği gibi ortopoks virüslerine mesleki olarak maruz kalma riski altındaki kişilerin korunması için olay öncesi bir ortamda değerlendirmektedir.

Tedavi

Şu anda, maymun çiçeği virüsü enfeksiyonu için kanıtlanmış, güvenli bir tedavi yoktur. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir maymun çiçeği salgınını kontrol etmek amacıyla çiçek hastalığı aşısı, antiviraller ve aşı immün globulini (VIG) kullanılabilir. Çiçek hastalığı aşısı, antiviraller ve VIG tedavileri hakkında daha fazla bilgi edinin  .

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Tüm Makaleler

Pandemi Süreci Sadece Acı Ve Korku Bırakmamalı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Bu yaşadığımız günleri yıllar önce filmlerde izlerdik. Aniden dünyanın alt üst olduğu, distopik bir aleme geçtiğimiz fantastik filmler vardı. İlk etapta o filmlerdeki distopik dünyayı hatırlatan sahneler oldu. Çin’de birkaç kişiye bulaşan virüsle başlayan sürecin kısa sürede tüm dünyaya yayılabileceğini, bu kadar etki altına alabileceğini ve sonrasında etkisinden uzun süre kurtulamayacağımızı insanlar düşünemedi.

“Çağımız bunu düşünemedi”

Çağımız bunu düşünemedi çünkü modern çağ her şeyi halledebilir, atlatabilir düşüncesi hakimdi. İlkel çağlarda böyle sorunlar olabilirdi fakat bir salgın modern çağda sorun yaratamazdı. Modern çağ insanı için bilimin, tıbbın, teknolojinin bu kadar ilerlemiş olduğu çağda bu bir handikap oluşturmaz diye düşünülüyordu. Öncelikle bu durum insanları psikolojik olarak etkiledi: İnsanlığın bu biçimde ilerleşim olduğu bir çağda böyle bir problemle karşılaşmak. ‘’Elden ne gelir ki’’ düşüncesi diğer çağlarda yaşayan insanlar için biraz daha kabul edilebilirdi. Vebayı, kolerayı öyle gördüler. Günümüz insanı bunu alt edememekle beraber şu anda yaşanan bu maske, sosyal mesafe vb. şeylerde “bu ne” şoku yaşadık. Yaşanılan ilk duygunun korkudan ziyade, şaşkınlık olduğu yadsınamaz bir gerçeklik. Hemen akabinde dünya güçlerinin bunu alt edebileceğini normal hayata bir an önce devam edileceği algıları vardı. Fakat maalesef böyle olmadı.

İtalya gibi sağlık altyapısına önem vermeyen bazı ülkelerde pandemi şokuyla beraber büyük bir kaos yaşandı. Türkiye için baktığımızda, virüs Türkiye sınırlarına girdiği ilk andan itibaren öncelikle bir sağduyu oluştu. Sağlık Bakanının olaya hâkim olması ve tedbirlerde İran gibi geç kalınmadığında bir karışıklık yaşamadık. İlaçların stoklarda hazır olması, yeni hastanelerin hemen açılması burada büyük bir etki oldu. Gerekli tedbirler alınırken iletişim, ilişki babında toplumsal özelliğimiz olan sıcak ve iç içe yapımızı o soğuk mesafeye sokmak yıpratıcı bir gerçeklik oldu. Çünkü biz samimiyeti, yüz yüze olmayı seviyoruz. Hali hazırda yaptığımız gelen misafire kolonya tutmak, dışardan geldiğimizde ellerimizi yıkamak, yemekten önce ve sonra ellerimizi yıkamak gibi alışkanlıklarımızı tekrar bir yüksek sesle hatırladık.

“İnsanlar korku ile kontrol altına alınır”

Korku insanı koruyan çok gerekli bir duygu. İnsanın can güvenliğini sağlayan temel duygulardan biri. Korku olmasaydı biz kendimizi korumayı öğrenemezdik. Korku belli bir desibelde öğrenmeyi sağlıyor. Yoksa her şey her seferinde sil baştan olurdu. Bu durumda korkuları fobilerden ayırmak gerekiyor. Korku insanların tedbirler almasında ve bazı durumlarda duruşunu göstermesine sebep olan bir duygudur. Fakat korku genel anlamda bir algı olarak kullanıldığında ve korkutma yöntemi kaygıya dönüşür. Kaygılı ve endişeli bir duruma dönüşür. Korku dünya tarihi boyunca sıklıkla denetim amaçlı kullanılmıştır. İnsanlar korku ile kontrol altına alınır. Günümüzde ise insanlar bilgi ile kendini kontrol edebilir, içselleştirebilir bir yöne doğru yol alıyoruz. Korku üzerinden değil de bunun daha içselleştirilip tedbirlerin bu şekilde alınması isteniyor. Kendi sağlığımızı da karşımızdakinin sağlığını da riske atmayacak bir yaşam biçimini benimsiyorsak artık korkuyu kontrol edebiliyor hale gelmiş oluruz.  Şu an en ufak hapşırmamızda bile acaba diyoruz. Çünkü görünmeyen, havada uçuşan, pek bilinmeyen bir şeyden bahsediyoruz. Doktorların yorumu ile hastalanan kişiler üzerinden bir veri tabanı oluşturuldu. Geçmişi olmayan bir şeyle karşı karşıyayız. İnsan doğası gereği bilmediği bir şeyden korkar.

‘’Korkusuz korkak’’ diye bir tabirimiz var bilirsiniz. Bu tabiri yaşanılan süreç üzerinden yorumlayalım.

Yadsıma. Yadsıma bir savunma mekanizmasıdır. İçinizde müthiş bir korku duyarsınız, konuyla ilgili sorularınız vardır. Aslında o sizi içinize hapsetmiştir. Bununla baş edebilmek için bir savunma mekanizması ortaya koyarsınız. Nasıl vücudumuz bir virüsle karşı karşıya kaldığı zaman direnç gösterirse, psişe de herhangi bir durum karşısında kendini savunmaya böyle alır. Ama bu savunma mekanizmalarını çok kullanmak veya yaşam kalitesini etkileyecek şekilde kullanmak zarar vericidir. Belli bir miktar endişe gereklidir. Gamsız baykuş gibi dalda oturup etrafa bakmak olmaz. Minik bir endişeden bahsediyorum. O insana bir düşünce kanalı açar. Konu hakkında düşünmeyi sağlar. Hiç önemsemediğin ya da endişelenmediğin şeyi niye düşünesin ki. Ama bu endişe seni hapsettiğin de avucunun içinde olması gerekirken başının üstündeyse, bu durumla ilgili bazı savunmalar gerçekleştirirsin. Sistemini bozacak ya da yadsıyarak “Yok öyle bir şey canım bunlar hep Amerikan oyunu…” diyerek kendini sakinleştirmeye çalışırsın. Bu kendini kandırmak gibi fakat o insanın iç dünyasında endişe insanı o kadar elinin altına almış ki yadsıma yaparak sistemini korumaya çalışıyor. Başka biri de entelektüalizm yapabilir. Konuyla ilgili çok okuma yapar, açık oturumları izler. Bu da bir baş etme durumudur.

“Sadece acı ile kalmasın”

 Son olarak virüse yakalanmış veya yakalanma ihtimali olan kişilere en az hasarla atlatmak için şunlar önerilebilir.

Buradan ne gördüler? İçlerine baktıklarında bu onlara ne gösterdi? Bunu atlattıktan sonra hayatlarını bir tartıya koydular mı? Bundan sonrası için kendilerine bir füzyon açıldı mı? Bir feraset kapısı açıldı mı yoksa bu sadece bir ağıt mı oldu? Sadece geçirdiği bir acı mı oldu? Bazı şeyler yaşanır sadece acı olur. Acı olarak yaşanır kalır. İnsanoğlu yaşadıkları şeyler içerisinde yalnızca acısını alıp çıkmamalı. Acıyla beraber kendine bir kapı açmalı. Negatif olan durum bile o insana bir artı getirmeli. O artı geldi mi,gelmedi mi? Acziyetini gördü mü? Nurallah Genç der ki “Acziyet kudrettir.”

Son olarak kendi sürecimden bahsederek öneride bulunmuş olmak isterim. Martın son günlerinde bir intifa kaybetmeye başladım. Sonra hastanede sürecim başladı. İlk geçirenlerden olduğum için -doktorların bile şaşkın olduğu bir zamanda- evde tedavi durumum pek olmadı.  Hastalandığım dönem için bir İspanya tatili planlamıştım ama İspanya yerine hastanede kendimle kaldım. Oda da yatak vardı, ilaçlar vardı bir de ben vardım. Arada hemşireler ve doktorların bir uzaylı kıyafetleri ile girip çıktığı oluyordu. Hemşirelerin falan tek gözlerini görüyorsunuz. O dönemde acziyetimi şöyle düşündüm: Tatilde özgürce gezecekken şimdi hastane odasında yatıyor ve tuvalete gidebildiği için şükrediyor. Makineye bağlanmadığı için, ayağa kalkıp kendi ihtiyacını kendi görebildiği için şükrediyor. Ben Barcelona’ya kendimle ilgilenebilmek için gidecektim ben o beş gün hastane odasında kendimle ilgilendim.  Belki hayatımda ilgilenmediğim kadar kendi

Okumaya Devam

Tüm Makaleler

Psikolojik Travmalar

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Acı hayatımızın olmazsa olmazı ama bazı acılar vücudumuza ve ruhumuza yapışıp kalıyor,bir köz gibi canımızı yakıyor ve ruhumuzu acıtıyor.Bazen de bu acılar hayatımız boyunca bize yolculuğumuza bir anlam katıyor. Psikolojik travma genelde 3 şekilde oluşur.

1 ) Doğa eliyle oluşan travmalar :

Depremler, sel felaketleri , virüsler , salgın hastalıklar , büyük çaplı yangınlar, deniz felaketleri ve yanar dağlar

2) İnsan eliyle yapılan travmalar :

Şiddet, taciz, şantaj, ölüm tehdidi , savaş, göç ve zorunlu göç

3)Hem doğadan hem insandan oluşan travmalar :

Doğadan gelen depremler insanların ihmaliyle yapılan binaları yıkar . Canlılardan gelen virüsler insan ihmaliyle yayılabilir  bu da  daha karmaşık travmalara yol açabilir.

   Psikolojik travmanın insanlardaki etkileri :

   İnsan zihni ve bedeni, ciddi bir stresle karşı karşıya gelir.

Travmatik olayı tekrar tekrar yaşarmış gibi olmak travmatik olaydan sonra diken üstündeymişiz hissi, olayı belli yönlerinden ( renk , koku, şekil , zaman) gibi ayrıntılarından kaçınırız.Travmatik olay bedende çeşitli ağrılara acılara yol açar.

Psikolojik travmanın insandan götürdükleri:

1) hayata ve insanlara olan inanç kişinin kendisiyle ve değerleriyle kuracağı bağın kaybı   

temel duygular;

-anlam duygusu

-kontrol duygusu

Anlam kontrol ve bağ kurma 

   Psikolojik travmanın öncesinde kişi daha doğal koşullarda yaşamaktadır. Fakat travmatik olayın etkisiyle kişinin kendisiyle geçmişiyle çevresiyle ve geleceğiyle ilgili daha olumsuz anlamlar kurmaya başlamaktadır.

1) Travmatik olay ( cinsel taciz, ölüm , öldürülme , sömürülme ) ne kadar yakınımızdan gelirse ( anne baba kardeş yakın  akraba komşu öğretmen )bu olayın etkileri o kadar yüksek olur kişinin anlam duygusu o derecede bozulur artık dünyaya duyduğu derin güven sanki saf dışı kalmıştır.

2) Travmatik olay ne kadar büyükse kişinin psikolojik kaybıda o denli yüksek olur 

3) Travmatik olay ne kadar erken yaşta başladıysa  kişiliğe o denli sirayet eder.

4) Birden fazla travmatik olay yaşamış kişi içsel güçlerinden faydalanmakta o kadar zorlanabilir.

5) Travmatik olay veya olaylar silsilesi ne denli sürekliyse etkiside o şekilde yüksek olacaktır. 

Kontrol duygusu

  Kişi travma öncesi etkenlere bağlı olacak bir şekilde  belli oranda bir kontrol sahibidir.Travmatik olay beyinde canlıdır dolayısıyla kişi her an tehdit korkusu altındaymış gibi yaşar ve böylece hayatı üzerindeki koruyucu ve kollayıcı yönetme duygusu elinde olmadan kısıtlanır.

Bağ kurma

   İnsan psikolojisinde bağ kurmanın  bağlanmanın tartışmasız bir yeri   vardır .Kişinin yaşadığı dönem kültür aile değerleri inanç sistemleri ;annesi babası kardeşler ve çevresinde bağ kurmadan yaşayacak bir varlık değildir. Travmatik olay kişinin bağ kurma deneyimini zarara uğratır hayatına yön vermek için gerekli olan ilişkisel bağları yaşamakta ve yön vermekte zorlanır.

    psikolojik travma nasıl ki hayatımızı bir parçasıysa bu tramvatik etkilere çare aramakta hayatımızın ve insanlığın bir parçası olmuştur. Travmatik olay unutulmasa bile insanda yarattığı psikolojik etkiler minimize edilieblir. Travmatik olaya karşı pozisyonumuzu değiştirebiliriz.

    Travmatik  olayın yarattığı çaresizlik umutsuzluk acı atmosferinin esiri olmak zorunda değiliz .Çünkü insan anlamlarıyla yaralanır ve anlamlarında şifa bulur.

    Psikolojik travmanın gözle görülebilir ve sinsi etkileri gözden kaçmayacak şekilde değerlendirilmelidir.

     Travmalarıyla helalleşen kişiler, kendileriyle çevreleriyle ve yakınlarıyla daha derin  samimi ve tutarlı bağlar kurabilirler.

Okumaya Devam

Ağız Diş Ve Çene Cerrahı

Sıhhatsiz Atıştırmaların Çocuk Diş Sağlığındaki Olumsuz Tesirleri

Dişler Ne Vakit Çıkmaya Başlar? Doğum sonrasında ağız ve damak süt emmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dişler ise birinci olarak anne karnında …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Dişler Ne Vakit Çıkmaya Başlar?

Doğum sonrasında ağız ve damak süt emmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dişler ise birinci olarak anne karnında oluşmaya başlar. Süt dişleri bebek 6 aylık olunca çıkmaya başlar. 3 yaşına kadar tüm süt dişleri sırayla çıkar ve tamamı ağızda görünür. Böylelikle süt dişlerinin sayısı 20’ye ulaşmış olur. Bu çıkış bir sıraya nazaran olmaktadır. Süt dişleri yapısal farklılıklarından ötürü aşınmaya ve çürüğe daha yatkındır. 6 yaşına geldiğinde sıra daimi dişlere gelir.Daimi dişler ise kemik içinde anne karnındaki bir çocuk üzere bir kese içinde çıkacağı günü bekler.6 yaşına gelindiğinde süt dişleri yerlerini daimi dişlere bırakmaya başlarlar.Bu durum ortalama 13 yaşına kadar devam eder. Ağızda hem süt dişlerinin hem de daimi dişlerin yer aldığı 6-13 yaş ortası bu devir karışık dişlenme periyodu olarak isimlendirilir. Bu periyotta süt dişlerindeki mevcut çürükler, yeni süren daimi dişlerin sıhhatini da olumsuz tesirler.

Beslenmenin Ağız ve Diş Sıhhati Üzerindeki Tesirleri Nelerdir?

Bebeklerin gelişiminde anne sütünün yerini diğer hiçbir şeyin tutamayacağını biliyoruz. Bebeklerin doğal besini anne sütüdür. Hiçbir mama formülü anne sütü üzere sevgi, hassaslık, şefkat yahut felaketlerden, hastalıklardan kaçınma yollarına dair bilgi içermez bütün bu bilgiler anneden yani anne sütünden gelir.dolayısıylabebeklerin, en azından birinci altı ay anne sütü ile beslenmeleri diş ve çenelerin gelişimini, ağız etrafındaki yumuşak doku ve kas işlevlerinin olağan gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı biberon kullanımı gerekir.

Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma üzere alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar müsaade verilebilir. Şayet parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş ortasında bu alışkanlık kesinlikle giderilmelidir. Teneffüs sorunları, çene gelişmesi üzerine olumsuz tesir eder. Burundan değil de, yalnızca ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha yeterli anlaşılır) kesinlikle kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Dünya geneli toplumlarda en çok görülen enfeksiyonDiş çürüğüdür. Diş çürüğü kısaca beslenme sonrasında besin artıklarının dişlerimizin üzerinde kalması, uzaklaştırılamaması sonucu başlar. Ağız ortamımızda bulunan yerleşik mikroorganizmalar besin artıklarının üzerine tutunarak,onlardan beslenerek dişleri çürütmeye başlar. Besin artıkları ortamdan uzaklaştırılıncaya kadar bu durum devam eder. Diş çürüğü ilerlerse dişteki husus kaybı artarak ağrılar başlar, dolgu süreci kâfi gelmeyerek kanal tedavisine hatta diş çekimine kadar gidebilir. Erken süt dişi çekimi istemediğimiz bir durum olup Alttan gelen daimi dişin sıhhatini da olumsuz etkilemektedir. diş çürüğü ve tedavisinde beslenmenin ehemmiyeti büyüktür. Bilhassa doğal olmayan, hazır,katkılı yiyeceklerin diş çürüğü yapma riski daha fazladır. Bu besinleri mikroorganizmalar daha fazla severek diş çürüğü yapma aktifliğini artırır. Doğal, katkılı olmayan yiyecekler ile beslenme sonrasında dişler fırçalanmayı unutulsa bile diş çürüğü yapma riski daha azdır.

Ağız ve diş sıhhati açısından, çocukların her öğünde almaları gereken besinleri nizamlı ve kâfi ölçüde almaları büyük kıymet arz etmektedir. Ağız ve diş sıhhatinin devamlılığı açısından kahvaltıda yumurta, süt, peynir, yoğurt üzere hem besin kıymeti yüksek olan hem de diş gelişiminde ve dişlerin çürükten korunmasında değerli rol oynayan besinlere yer verilmelidir.Ayrıca portakal, elma, kivi üzere meyveler ile lahana, karnabahar, semizotu üzere yeşil yapraklı sebzelerle, dönüşümlü olarak balık, tavuk, et ve et suyu katkılı yiyecekleri tüketmek gerekir. Bilhassa peynirin yemek sırasında asidik olan ağız ortamını bazik hale getirmede ve dişlerin temizlenmesinde değerli bir rolü vardır. Bu nedenle kahvaltı sonrasında dişlerin fırçalanmadığı durumlarda en son peynir yenilmesinin diş çürüğünden müdafaadaki tesiri büyüktür. Ayrıyeten gece yatmadan evvel dişlerin fırçalanmadığı durumlarda elmanın ısırılarak yenilmesi dişler üzerinde mekanik paklık yaparak diş çürüklerinin önüne geçilmesini sağlayacaktır.

Ana öğünlerde; fast-food usulü beslenmenin tekrar ağız ve diş sıhhati üzerinde olumsuz tesirleri vardır. Süt ve daimi dişlerde çürük oluşumunu hızlandırırlar. Diş çürüğünün ilerlemesi sonucu dişlerde renkleşme ağrılar ağız kokusu hatta diş kaybına kadar gidebilir. Bu nedenle bu çeşit yiyeceklerin ve bunların yanı sıra asitli içeceklerin tüketiminin kısıtlanması gerekir. Cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, kek, kola, dondurma vb. besinlerin temel yemek yerine ve çok ölçüde tüketilmeleri kesinlikle engellenmelidir. Bilhassa çocuklar gündüzleri okul kantinlerinden bu çeşit yiyeceklere çarçabuk ulaşabilmektedirler. Lakin bu yiyeceklerin yerine vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek ve birebir vakitte diş çürüğünden korunmada kıymetli katkıları olan meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, ceviz üzere yiyeceklerin tüketiminin sağlanması büyük değer taşımaktadır.

Çocukluk çağındaki sıhhatsiz beslenme sonucunda çeşitli sıhhat problemleri ortaya çıkmaktadır. Bu problemler, ağız ve diş sıhhati üzerinde epeyce büyük sorunlara neden olabilmektedir. Özellikle tek tip beslenme dediğimiz; çikolata, bisküvi, börek, poğaça, tatlı ve gazlı içecekler üzere besinler, çocuğun gelişimine hiçbir fayda sağlamaz. Tam bilakis bu biçim besinlerin içerdiği yüksek şeker oranları nedeniyle çocuklarda ağız ve diş sıhhati olumsuz tarafta etkilenmektedir.

Çocuğumuz sıhhatsiz atıştırmalıkları çok seviyor ve vazgeçemiyorsa en azından ölçüsünü azaltmalı ve tüketir tüketmez dişlerini fırçalamalıdır.

Çocukların Ağız ve Diş Bakımı İçin Ebeveynlere Tavsiyeler

Nizamlı diş tabibi denetimi, çocuğun diş doktoru ile ilgisinden kaynaklanan bilinçlenme, diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çocuğun ileriki yaşlarda rahat etmesini sağlayacaktır. Olağandışı bir durum yok ise birinci diş tabibinin muayenesi 2 yaşına kadar bir defa yapılmalıdır. Daha sonra denetimler nizamlı olarak 6 ayda bir yapılır.

Çocuklarda Diş Fırçalama Ne Vakit Başlamalıdır?

Bebek 6-8 aylıkken, birinci dişler ağızda göründüğünde, ağız bakımı süreci başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan evvel dişlerin çiğneme yüzeylerini pak bir tülbent ya da gazlı bezi ılık suyla ıslatarak silmek, kâfi olacaktır. Diş fırçası kullanımına ise çocuğun art dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 – 3 yaşında) başlanması uygundur. Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur.Ancak ebeveynlerinin dayanağıyla bu süreç gerçekleştirilebilir. Bu yaşlarda kıymetli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken birden fazla vakit dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Halbuki çürüklerin önlenmesi için dişlerin orta yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha uygun temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın denetimi yeterli olur.

Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan evvel, yalnızca ikişer dakikalık tesirli bir fırçalama süreci kafidir. Her âlâ alışkanlık üzere diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk devrinde kazanılacağını unutmamak gerekir.

Bebeklik devrinde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır. Fakat reklamlarda gördüğünüz üzere 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için kâfi olacaktır. Diş macunu kullanımına başlandığı periyotta, diş macunlarından rastgele biri tercih edilebilir. Değerli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır. Fırçalama sürecinde macundan çok, tesirli bir fırçalama sürecinin kıymetli olduğunu unutmamak gerekir

Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme süreci nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) kesinlikle değiştirilmelidir

Çene Gelişiminde Ebeveynlerin Dikkat Etmesi Gereken Bahisler?

Çocukların beslenmesi esnasında verilen besinlerin ısırılarak yenmesi büyük değere sahiptir. Örneğin, meyvenin doğranarak verilmesi yahut birtakım besinlerin püre haline getirilmesi yerine meyveyi ısırarak, et ve et eserlerini direkt olarak kemik üzerinden dişleriyle ısırarak yemesi gereklidir. Bunun nedeni, dişlerimizin ve alt-üst çenemizin çiğnedikçe yani kullandıkça gelişmesidir. Bu gelişim çocukluk çağında alt ve üst çenenin sağlıklı büyümesi için çok değerlidir Bu sayede tüm daimi dişler çenede sürecek yer bulur. Aksi halde çene tam gelişemez ve kâfi büyüklüğe ulaşamaz.Bu ise bilhassa 20 yaş dişlerinin çıkması esnasında Keza bu dişler gömülü olarak kalıp daha büyük sorunlara neden olabilir. Hepinize sağlıklı ve keyifli gülüşler diliyorum…

Okumaya Devam

Trendler