Üvey Ebeveynlik - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Üvey Ebeveynlik

Yayınlanan

üzerinde

Bir aileyi harmanlamak, bir yemek pişirmek gibidir ve zaman alır.’

Eşlerin birbirinden boşanması veya eşlerden birinin kaybı sonrası ikinci bir eşle yeniden evlenmek sık rastlanan bir durumdur. Bununla birlikte çocuklar ve ergenler üvey anne/babalarıyla tanışırlar. Üvey ebeveynlik toplumda kalıplaşmış olumsuz bir imgeye sahipse de asılında bu her zaman böyle değildir. Aksine üvey ebeveynler üvey çocuklarıyla iyi ilişkiler kurmak ve aile birliğini güçlendirmek isterler. Bir üvey ebeveyn olmak hem zorlayıcı hem de ödüllendiricidir. Başlangıçta bu yeni rol sizi kaygılandırabilir. Bu sürecin zor olduğunu ve sorumluluk gerektirdiğini kabul etmek gerekir. Yavaş yavaş ilerlemek ve üvey çocuğunuzla ilişkinizi geliştirmek bu süreci daha sakince geçirmenize yardım edecektir.

Üvey ebeveyn olmanın ödüllendirici yönleri;
Bir çocuğun hayatında önemli bir rol üstlenme şansı
Geniş bir aile bağına ve desteğine sahip olmak
Çocuğunuzun üvey kardeşleriyle güçlü bir bağ ve ilişki geliştirme şansı
Eşiniz ve çocuğu arasındaki bağı güçlendirme şansı

Üvey ebeveyn olmanın zorlukları;
Herkesin birbirini tanıdığı bir aileye girdiğinizde kendinizi bir parça dışlanmış hissedebilirsiniz.
Üvey çocuğunuz sizi reddedebilir, görmezlikten gelebilir ya da sizin yanınızda rahatsız ve utangaç olabilir. Bununla başa çıkmak ve ikinize de iyi gelecek bir yol bulmak zor olabilir.
Üvey çocuğunuzun diğer ebeveyninden olumsuz tepkiler veya eleştiriler alabilirsiniz. Özellikle de diğer ebeveyn sizin çocuğu ile ilişki kurmasını istemiyorsa bu çocuğun davranışlarını da etkileyebilir.
Eğer kendi çocuğunuz varsa kendi çocuğunuza daha farklı davrandığınızı düşünüp üzülebilirsiniz ya da eşinizin sizin çocuğunuza adil davranmadığını düşünebilirsiniz.
Ebeveynlik tutumları konusunda yeni eşinizle anlaşamayabilirsiniz. Veya üvey anne olarak çocuğun bakımından sorumlu olmak, üvey baba olarak da çocuğun disiplininden sorumlu olmak konusunda fazlaca baskı altında hissedebilirsiniz.
Tüm bu ödüllendirici ve zorlayıcı yönleri önceden bilmek bu süreçte yardımcı olacaktır.

Birçok üvey ebeveyn çabucak bir bağ kurmak için çok fazla çaba sarf eder. Tabi ki iyi niyetli olarak çoğu üvey ebeveyn üvey çocuklarının sevgisini kazanmak için birçok hediye alır veya çok destekleyici bir tutum takınır. Şunu anlamak gerekir ki çocuklar bu niyetinizi anlar. Bu durumda gerçekçi olmak ve kendinizi olduğunuz gibi göstermek daha fazla işe yarayacaktır. Yakın bir bağ kurmak uzun bir zaman gerektirir. Üvey çocuğunuzla birlikte ailece zaman geçirmek, onların neler hissettiğini anlamak, sevdikleri ve sevmedikleri şeyleri öğrenmek, hem olumlu hem de olumsuz düşüncelerini öğrenmek için bir fırsat tanır. Burada sorunları çözmek ve aile içi iletişimi güçlendirmek için onların fikrini alabilir ve birlikte çözümler üretebilirsiniz. Üvey çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz aktiviteler planlayabilirsiniz. Bisiklete binmek, sinemaya, tiyatroya gitmek, alışverişe gitmek, oyun parkına gitmek, birlikte yemek pişirmek gibi. Bunları sık sık tekrarlayabilirsiniz. Birlikte deneyimler geliştirmek çocuğunuzla bağ kurmanın en iyi yoludur. Bu yolla birbirinizi tanırsınız; sevdiği yemekler, sevdiği sanatçılar, arkadaşları, hayalleri ve bunun gibi hayatında önemli olan parçaları keşfetmiş olursunuz.

Üvey çocuğunuzun, öz anne babasıyla birebir zaman geçirmesini desteklemeniz oldukça önemlidir. Bu çocuğunuza eşinizin eski karısı ya da kocası ile çocuğun sevgisi konusunda bir rekabet içinde olmadığınızı ve asıl istediğinizin üvey çocuğunuzun mutlu olması olduğu mesajını verir. Çocuğun ayrıca öz ebeveyni tarafından sevildiğini ve anne/babasının ayrılmasının onun suçu olmadığını bilmeye ihtiyacı vardır. Ebeveynleri boşanmış olsa da her ikisinin de hayatlarında önemli bir yeri olduğunu bilmeleri onları rahatlatacaktır.

Özellikle öz çocukları da olan üvey ebeveynlerin dikkat etmesi gereken nokta beklentilerini çok yüksek tutmamaktır. Bu açıdan yeni ebeveyn aileye katıldığında öz çocuğuna karşı beslediği hisleri ve bağı benzer şekilde üvey çocuğu ile de kuracağını düşünür. Fakat burada şu unutulur. Öz çocuğunuzla geçirdiğiniz uzun bir zaman ve paylaşım varken üvey çocuğunuzla bu zaman oldukça azdır. Burada amacınız bir boşluk doldurmak değil yeni ve biricik bir bağ kurmaktır. Yeni ailenize bir baskı hissetmeden, kendi içsel dinamiğini oluşturmak için zaman verin.

Üvey ebeveynlerin yaptığı en büyük hata, saygı kazanmak için çocuğuna çok fazla disiplin etmeye çalışmaktır. Bu genellikle geri teper ve çocuğun daha çok karşı çıkmasına sebep olur. Bu konuda en azından ilk yıl biraz geride durup çocuğun disiplinin öz ebeveynine bırakılmalıdır. Yine de eşinizle disiplin konusunda tutarlı olmanız önemlidir. Bununla birlikte pozitif bir tutumla çocuğunuzun iyi yaptığı şeylerde destekleyici olmak ve takdir etmek size olan tutumunu etkileyecektir.

‘Sen benim gerçek annem / babam değilsin’ cümlesini duymaya hazır olun. Üvey çocuğunuz ebeveynlik rolünün size verdiği gücü almak isteyecektir. Ve buna uygun bir cevabınız hazır bulunsun. En önemlisi çocuğunuzun size söylediği bu cümleyi inkar etmemektir. Güç savaşına girmeyin. Şöyle bir cevap işinize yarayabilir. ‘ Haklısın ben senin öz annen / baban değilim, ben senim üvey annen / babanım ancak bu seni daha az merak ettiğim ve sevdiğim anlamına gelmez.’

Önemli noktalardan biri bazı şeyleri kişisel algılamaktır. Unutmayın ki üvey çocuğunuz kendi duyguları ile başa çıkmaya çalışıyor. Birçok çocuk anne babaları boşandığında onların barışacağına ve yeniden bir araya geleceğine inanır. Fakat resme bir üvey ebeveyn girdiğinde, bu yeni kişinin varlığı bir hayalin sona erdiğini gösterir. Çocuklar bu umutlarını kaybetmenin yasını tutar ve bu duruma alışmaları zaman alır. Çocuklar hayat değişikliklerinden etkilenirler. Özellikle taşınma, okul değişikliği, hastalık, bir yakının kaybetme, bir hayvanını kaybetme vs. Bu gibi durumlarda çocuklar duygularıyla başa çıkmakta zorlandıklarından bazı davranış problemleri gösterebilirler. Üvey ebeveynlik açısından düşünürsek bunların başında agresyona dönük davranış problemleri gelir; karşı gelme, inatlaşma, öfke veya ağlama krizleri, eşyalara zarar verme, kendine zarar verme gibi çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir. Bir diğer duygusal zorluk belirtisi kaygı odaklı sorunlardır; küçük yaşta altını ıslatma, tuvalet kaçırma, takıntılı davranışlar, tırnak yeme, parmak emme, yeme ve uyku sorunları ile karşılaşabilirsiniz. İçe dönme ya da içe kapanma da gözlemleyebileceğiniz bir başka belirtidir. Özellikle ergenler bu değişim dönemlerinde çok fazla içe kapanabilir, az konuşur, az güler, gizli gizli ağlar, tüm gün müzik dinler, ders çalışmayı bırakır, sosyal ortamlardan kaçınır. Bazı ergenler ise tam tersi dışa döner, sürekli arkadaşları ile vakit geçirmek ister ve onlarla kurduğu bağları çok önemser. Tüm yukardaki belirtileri gözlemlemek ve takip etmek önemlidir. Bunlar üzerinden çözüm yollarına gidebilirsiniz. Bu noktada eşinizin desteğini de almanız faydalıdır. Yine gözlemlediğiniz bu belirtilerin öz annenin yanında da yineleyip yinelemediğini öğrenebilir ve üvey çocuğunuzu strese sokan faktörleri belirleyip bunları ortadan kaldırmaya dönük çalışabilirsiniz. Yine de çok zorlandığınız durumlarda bir uzmandan destek almayı düşünebilirsiniz.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler