Biyopsi Nedir ve Niçin Yapılır? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Biyopsi Nedir ve Niçin Yapılır?

Yayınlanan

üzerinde

Biopsi, (Biyopsi) herhangi bir dokudan mikroskop altında patolojik veya genetik inceleme amacıyla bir “parça alınması” demektir.” diyen; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Abdulaziz Akkaya, “Biyopsi sonrası alınan materyalleri çoğu zaman patoloji laboratuvarlarına gönderiyoruz. Bazı özel durumlarda genetik analiz amaçlarıyla “genetik laboratuvarları” na da gönderilebilir.” dedi.

Biyopsinin halk arasında “parça alımı”, “numune alımı”, “parça çıkartılması” gibi sözcüklerle anıldığını hatırlatan Op. Dr. Abdulaziz Akkaya, “Pek çok rahatsızlıklarda klinik ve kan değerleri ile ön tanı konulmasına rağmen kesin tanı koymak için biyopsi alınarak dokunun patolojik değerlendirmesi şarttır. Biyopsi uygun olan her türlü organdan yapılabilir. Bu organlar arasında en sık olanları arasında deri biyopsileri, tiroid biyopsileri, meme biyopsileri, karaciğer biyopsileri ve kemik biyopsileri sayılabilir.”dedi.

Korkuya gerek yok

Biyopsi (biopsi) alınmasının kadınlar tarafından çok hoş karşılanmayan bir durum olduğunu belirten Op. Dr. Abdulaziz Akkaya, “Şüpheli görülen lezyonlardan biyopsi alınması işlemi, kişilerde çoğu zaman hem psikolojik yönden endişeler yaratmakta hem de kişilerin acı duyacakmış gibi önceden korku hissetmelerine neden oluyor. Oysaki özellikle sonucunun kanser çıkma endişesini yaşayan pek çok kişi biyopsi sonrası patoloji raporunu gördüğünde derin bir nefes alabilmekte ve endişesinin gereksiz olduğunu anlamaktadır.” şeklinde konuştu.

Biyopsiler için  bir iğne kullanıldığını belirten Op. Dr. Akkaya, “İğne biyopsileri ince iğne biyopsileri veya kalın iğne biyopsileri şeklinde olabilirler. İnce iğne biyopsilerinde alınan biyopsi materyali daha az olurken kalın iğne (tru-cut biyopsi olarak da adlandırılırlar) biyopsileri sonucunda daha fazla materyal elde edileceğinden histopatolojik olarak daha ayrıntılı tetkiklere yetecek kadar materyal elde edilmiş olur.  Biyopsiler lokal anestezi altında, genel anestezi altında veya anestezisiz olarak yapılabilirler. Poliklinik şartlarında veya ameliyathanede yapılabilirler.” dedi.

Patologlar inceliyor

Biyopsi yapıldıktan sonra genellikle alınan örnekler patoloji bölümüne histopatolojik tanı konulma üzere gönderilirler ve burada patologlar tarafından incelenirler. Genellikle patologların gönderilen biyopsi materyallerini incelemeye başlamadan önce hasta ile ilgili her türlü bilgiye ve tüm tetkik sonuçları ve klinik şüphe ile ilgili gerekli tüm bilgilere sahip olmaları gerekir. Bu da biyopsi yapan kişinin, hastanın doktorunun ve patoloğun sıkı bir işbirliği içinde olmasını gerektirir. Çünkü bu konuda bir ekip olarak çalışılması patoloğun mikroskop altında biyopsi alınan bölgeye spesifik olarak çalışmasını ve doğru bir tanıya ulaşma olasılığını artırır.

İki şekilde yapılabilir

Biopsi, insizyonel veya eksizyonel olarak yapılabilirler. Bu durum biyopsinin yerine, lezyonu büyüklüğüne ve şekline, yerleştiği organa ve onun fonksiyonlarıyla ilişkilidir. İnsizyonel biyopsilerde problemli alandan sadece belli bir miktar örnek alınır ve patolojiye biopsi materyali gönderilir.

İnsizyonel biyopsilerde lezyonun tümü çıkarılmaz sadece bir parçası örneklenir. İnsizyonel biyopsi sonrasında eğer lezyonu tamamının çıkarılması gerekiyorsa ikinci bir müdahale ile lezyonu geri kalan kısmının da çıkarılması ve tekrar patolojiye gönderilmesi böylece kesin tedavinin tamamlanması gerekir. Eksizyonel biopsi şüpheli olan lezyonun tümünün biyopsi sırasında çıkarılması ile gerçekleştirilir. Biyopsi materyalinin histopatolojik olarak incelenmesi sonucunda eğer lezyon sağlam cerrahi sınırlar ile çıkarılmışsa ve lezyonun geride kalan bir bölümü yoksa tedavi biyopsi ile tamamlanmış olur. Eğer lezyonun biyopsi sonucunda cerrahi sınırlar geride kalan dokuda lezyonun devam ettiğini gösteriyorsa yine tamamlayıcı cerrahi yapılması gerekebilir. Bu lezyonun iyi veya kötü huylu olup olmamasına göre değişiklik gösterecektir. Biyopsiler direkt olarak cerrahlar tarafından yapılabildikleri gibi patologlar veya ilgili bölüm hekimlerince de gerçekleştirilebilirler. Doktorlar biyopsileri direk olarak herhangi bir görüntüleme yöntemi kılavuzluğu olmadan yapabilecekleri gibi aynı zamanda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans, endoskopik aletler (kolonoskopi, gastroskopi, bronkoskopi) gibi cihazların yardımı ile de yapabilirler.

Dilatasyon Küretaj – Endometrial Biyopsi Nasıl Yapılır?

Dilatasyon küretaj işlemi diğer tabiriyle rahimden parça alınması işlemi çeşitli nedenlerle yapılabilir. En sık nedenler gebeliğin sonlandırılması, rahim içerisinde myom veya polip gibi şüpheli kitleler olması, aşırı miktarda ve uzun süren düzensiz adet kanamaları olması, düşük sonrası kalan parçaları temizlemek için, bazen dış gebelik şüphesinde… Rahimden parça alma işleminde rahimin iç tabakası olan endometrium tabakasından patolojik inceleme için parça alınmasına endometrial biyopsi adı verilir.

Rahimden parça alınması

Rahimden parça alınması işlemi lokal anestezi veya genel anestezi altında yapılabilir. İşlem yaklaşık 10 dakika civarında sürer. Lokal anestezi ile yapılırsa hasta işlemden kısa süre sonra ayağa kalkabilir ve hastaneden çıkabilir. Genel anestezi ile yapılırsa işlemden 1-2 saat sonra hastaneden (veya muayenehaneden) çıkabilir. İşlemden sonra az miktarda kanama veya lekelenme olması normaldir. Hafif derecede ağrı işlemin yapıldığı gün devam edebilir. Rahimden alınan parçanın sonucu patolojik incelemeden alındığında tedavi sonuca göre planlanır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kadın Hastalıkları ve Doğum

COVID-19 Aşısı ve Gebelik Hakkında Herşey

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

gebelikveasi

Gebelik Sırasında Aşı Yapılmasının Şu Ana Kadar Gebeliğe Bir Zararı Gösterilmiş Midir?
ABD’de gönüllü olarak mRNA aşısı yaptıran 35.691 gebenin içinden sonuçlarına ulaşabilen 3.958’inde aşının gebelikte güvenilirliği ile ilgili herhangi bir sorun görülmemiştir.

CDC ve İngiltere İlaçve Sağlık Ürünleri düzenleme kurumu vb. kuruluşlar aşıyla ilgili yan etkileri yakın takip etmekte olup bu güne kadar gebelerin aşılanmasıyla ilgili kırmızı alarım vermemişlerdir.

Türkiye’de Olan BioNTech ve CoronaVac Aşılarından Hangisini Olmalıyım?
CoronaVac ölü virüs aşısı olup gebelerde uygulandığında risk taşıması beklenmemekle birlikte henüz yayınlanmış güvenlik verisi yoktur.

mRNA aşılarının kısıtlı sayıda gebede de olsa güvenli oldukları gösterilmiştir. Gebeliğin ilk üç ayında aşılanan kadınların sonuçlarıyla ilgili veri oluşmamıştır.

mRNA aşılarının şiddetli alerjik reaksiyon öyküsü olan kişilerde tercih edilmemesi gerektiği belirtilmektedir.

Gebelikte COVID-19 Geçirmemin Bana veya Bebeğime Zararları Nelerdir?
Yapılan araştırmalar kadınların gebelikleri sırasında COVID-19 geçirmeleri halinde gebe olmayan kadınlara veya COVID-19 geçirmeyen gebelere kıyasla
-Erken doğum oranında 2 kat
-Yoğun bakım yatışı oranında 5 kat
-Gebelik tansiyonu görülmesinde 2 kat
-Entübasyon, ileri yaşam desteği ihtiyacı ve ölümlerde 2 kat

risk artışı olmaktadır.

Şu Anda Gebeyim. Aşı Olmam Gerekir Mi?
Özellikle ileri yaşta gebe kalan, kronik akciğer hastalığı veya şeker hastalığı olan, bağışıklık sistemi baskılanmış, vücut ağırlığı fazla veya gebeliğin son üç ayında olan kadınlar kötü sonuçlar açısından artmış risk altındadır.

COVO-19’un kötü gebelik sonuçları ve anne sağlığıyla ilgili ilişkileri net bir şekilde gösterilmişken, aşının şu ana kadar herhangi bir zararlı etkisi gösterilmemiştir.

Bugün için kar zarar dengesi, özellikle risk faktörü olan gebeler için aşı yapılması lehine gözükmektedir.

Emziriyorum, aşı olabilir miyim?
Emzirme döneminde aşı yapılması için bir engel bulunmamaktadır.

Okumaya Devam

Kadın Hastalıkları ve Doğum

35 Yaş Üstü Gebeliklerde Bizi Neler Bekliyor?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Günümüzde giderek daha fazla kadın, gebelik planlarını ileri yaşlara erteleme eğilimindedir.

Bunun nedenleri arasında aile yaşamına geç başlama arzusu, çalışma hayatları, ileri yaşlarda çocuklarını daha iyi koşullarda yetiştirebilecekleri umudu sayılabilir. Artan 35 yaş üstü gebeliklerin maternal (anne) ve perinatal (doğumöncesi) sonuçları konusunda tartışmalı sonuçlar mevcuttur. Özellikle gelişmekte olan ülkeler de gebe popülasyonunun yaklaşık %15 i 35 yaş üstü gebeler oluşturmaktadır.

35 yaş üstü dönemde kadın over folukül rezervinin azalması gebe kalma şansını azaltacağından dolayı yardımcı üreme tekniklerine başvurma artmış ve bununla paralel olarak çoğul gebelikler, erken doğum riski, düşük doğum ağırlıklı bebek doğumları, sezeryan olasılıkları da artmıştır.

Gebelik yaşının artması ile beraber genetik anomaliler, sayısal ve yapısal kromozom kusur anomalileri, kromozomal olmayan doğumsal anomaliler artmış olup abortus (düşük) oranları, doğumsal anomalili fetüs gelişme oranları da bu sebeplerle daha çok karşımıza çıkmaktadır.

Tüm gebelere yaş dan bağımsız olarak prenatal tarama ve ultrason  testleri (1.ve/veya 2. Trımestr), geç fetal tarama ultrasonu (20-22w ) riskli çıkan sonuçlar da kromozom analizi (amniosentez ,CVS) önerilmektedir,  35 yaş üstü gebeliklerde bu tarama testlerinin yerini erken dönem de kolaylıkla yapılabilen maternal (anne) kanda fetal kromozom hücre tarama testlerinin önerilmesi son dönemde gebe takip programlarımızın içine dahil edilmiştir.

Anne yaşının ilerlemesi ile gestasyonel diabet, hipertansiyon, plesanta yerleşim anomalileri, fetüs prezentasyon problemleri operatif vajinal doğum, tromboz riski, doğum sonrası kanama oranlarında da 35 yaş altı gebeliklere göre rastlanma oranların da artış görülmektedir.

Bilinen bütün sezeryan sebeplerinin yanısıra tek başına ileri maternal yaş bile sezeryan için endikasyon oluşturabilmektedir, yaşın ilerlemesi ile birlikte uterus fonksiyonun azaldığı, pelvik uyumun yetersiz kaldığı ve bunların sonucunda doğum  travayın uzadığı düşünülmektedir.

35 yaş üstü gebelikler işte bu sebeplerden dolayı gebelik öncesi  ve gebelik döneminde daha özenle takip edilmekte ve daha fazla önem kazanmaktadır.

Okumaya Devam

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Kadınlarda En sık Görülen İki Patoloji: Miyom ve Polip

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

1.Rahim içi Polip (Endometrial Polip)

Endometrial polipler yaklaşık olarak 10 kadından 1 inde görülen , rahmin en iç tabakasından ( endometriyumdan) kaynaklanan iyi huylu tümoral oluşumlardır. Halk arasında ”rahim içerisinde et parçası” olarak bilinen polipler, genellikle ultrasonografi ve bazen sulu-ultrasonografi ( salin infüzyon sonografisi) yapılarak tespit edilirler ,fakat kesin tanı polipin histeroskopi ile veya kürtaj yoluyla çıkarıldıktan sonra patolojik incelemesi ile konur.

Polipler genellikle adet kanaması süresi ve miktarını arttırırlar, ara kanama, menopozda kanama, geçmeyen kahverenkli akıntı gibi şikayetler oluşturabilirler. 1 cm üzerindeki polipler, gebe kalamamaya veya düşüğe neden olabilirler. Poliplere neden olan faktörler tam anlamı ile bilinmemekle birlikte östrojen aktivitesinin fazlalığı bu duruma neden olabilmektedir.

Meme kanseri için tamoksifen tedavisi gören hastalarda endometrial poliplere sık rastlanmaktadır. Poliplerin büyük bir bölümü herhangi bir şikayete neden olmaz, ancak polip fark edildiğinde alınması gerekir. 

2. Miyom
 

   Rahimin kas dokusundan gelişen yaklaşık olarak 5 kadından 2 sinde görülen iyi huylu tümörlerdir. Miyom oluşumunda ana risk fakötür olarak östrojen sorumlu tutulmaktadır. Miyom oluşumunda risk faktörleri olarak obezite, ailesel yatkınlık, genetik,  beslenme, erken adet görme, hiç doğum yapmamış olmak, siyah ırk sayılabilir. Azaltan risk faktörü olarak düzenli egzersiz, obezite varsa kilo kaybı ve antioksidan beslenme sayılabilir. 

   Miyomların çeşitli tipleri vardır. Bunlar;  rahmin kas dokusu içerisinde ( intramural),  rahim boşluğuna doğru (submuköz) ve rahim dışına doğru (subseröz, intraligamanter) büyüyen miyomlar olup, çapları değişik boyutlarda olabilmektedir. Miyomlar sıklıkla şikayet yaratmamakla birlikte , yerleşim yeri ve boyutuna göre adet kanama miktarında artış, adet sonrası lekelenme kanamaları, kasık ağrısı, ve komşu organlara bası yaparak idrar ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir.

  Miyomların bir kısmında takip yeterli olup, kesin bir ilaç tedavisi yoktur.  Cerrahide iki teknikle miyom ameliyatı yapılmaktadır. Bir tanesi karın kesisi açık cerrahi, diğeri ise kapalı yani laparoskopik yöntemle yapılmaktadır.  

   Miyomlar maalesef %15-20 oranında tekrar oluşabilmektedir. Miyomların kendi içerisinde yaptığı değişime dejenerasyon denir, bu durum gebelikte çok sık olmakla birlikte gebelik dışında da oluşabilmektedir, ciddi karın ve kasık ağrısı yapmaktadır, Miyomlar yaklaşık olarak 1000 de 5 oranında sarkomatöz( kanser) dejenerasyon gösterebilmektedir, bu yüzden miyom tedavisi ve takibi ciddi deneyim gerektirmektedir.

Okumaya Devam

Trendler