Gebelik ve Cilt - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Gebelik ve Cilt

Yayınlanan

üzerinde

Gebelikte artan östrojen hormonu sebebiyle yağlanma artar,akne oluşumu da buna bağlı olarak artar. Toniklerle ya da gül suyuyla ya da Dermokozmetik ürünlerle cilt temizliği yapılmasında hiçbir sakınca yoktur. Kuru ciltli olan gebelerde ise Özellikle banyo sonrasında gözeneklerin en açık olduğu ve emiciliğin en fazla olduğu sırada nemlendiriciler öneriyoruz. İçinde Retinoik asit -A vitamini içeren kremler gebelikte kullanılamazlar.

Kıllanma sorunu olan ve daha öncesinde lazer epilasyona başlamış olan gebeler lazer epilasyonu gebelik sonrasına erteleyebilirler çünkü gebelikte lazer epilasyonun hormonlardan dolayı kıllar üzerine etkisi daha minimaldir ve ayrıca gebelikte pigment artımı olduğu için özellikle genital bölge ve koltuk altı gibi daha çok sürtünen kısımlarda oluşan pigment fazlalığı lazer ışınının kıl kökünü görmesini engeller . Lazer ,dokuda yayılmaz sadece ışık enerjisi verir ve derinin birkaç milimetre altını görebilir. Bu sebeple gebelikte herhangi bir vücut bölgesine lazer epilasyon yaptırmak sakıncalı değildir.

Gebelikte pigment artışı sebebiyle vücutta zaten var olan benlerde değişiklikler olabilir asimetrik şekil ve renkteki benler Dermatoskop ile bakılıp duruma göre biyopsi alınabilir

  Gebelikte en çok yakınılan cilt problemi gebelik çatlaklarıdır gebelikte gerilme ve kaşıntıyla beraber çatlaklar oluşabilir ailesel yatkınlık ve hızlı ve fazla kilo alımı çatlakların oluşmasına sebeptir dördüncü aydan itibaren karın ,,meme etrafları ve basenlere Haftada 2.-3 kez tatlı badem yağı ve kakao yağını bire bir oranda karıştırıp  10 dakikalık ,masaj gibi hareketlerle uygulamalı,Son üç ayda bu uygulama sıklaştırılmalıdır badem yağı  çok ince Tüyleri besleyerek kıllanmayı biraz arttırabilir ama gebelik sonrası bu tüyler zaten dökülecektir. 

    Oluşmuş çatlaklar için bu çatlaklar kırmızı ve mordan beyaza dönmeden çatlak tedavisi yapılmalıdır. Lazer, Airjet(deri altına hyaluronik asit) mikro iğneleme gibi yöntemlerle çatlaklar azaltılabilir giderilebilir 

  Gebelikte botoks yapılabilir verilen dozlar mikrogram düzeyinde çok düşük dozlar olduğu için kanda bile saptanamayan bu değerler gebeliğe zarar vermezler fakat ertelenebilir bir yöntem olduğu için gebelikte önermiyoruz. Gebe olduğunu bilmeden yapılmışsa herhangi  bir sıkıntı yoktur .Dolgu ise kendi vücut yapımızda olan bir maddedir ama dışardan uygulamada enfeksiyon alerji ve bunun gibi bir durum gelişebileceğinden gebelik sonrasına ertelenmelidir

  Gebelikte içerisinde amonyak oranı daha az olan boyalar tercih edilmeli ve hidrojen peroksit maddesinin emiliminden dolayı saç boyama işlemi ilk 3aydsn sonraya bırakılmalıdır. Eskiden daha sık uygulanan prens işlemi de kimyasal madde sebebiyle gebelikte önerilmemektedir.Gebelik süresince daha parlak ,daha dolgun gözüken saçlar doğum sonrası yükselen hormonların düşmesi ile dökülmeye başlar. Fakat bu dökülme geçicidir herhangi bir tedavi uygulanmasına gerek yoktur. Saptanamayan bu dozlar bebeğe geçip bir zarar vermezler. Fakat ertelenebilir bir uygulama olduğu için gebelik sonrasına bırakmak daha uygun olur gebe olduğunu bilmeden yapılmışsa herhangi bir sıkıntı olmayacaktır. Dolgu kendi vücut yapımızda olan bir maddedir ama işlem sonrasında enfeksiyon veya alerji gibi bir durum gelişebilir ve ilaç kullanmayı gerektirebilir bu yüzden gebelik sonrasına ertelenmelidir. 

  Gebelikte ilk üç ay saç Boyanmamalıdır ilk üç ay yani bebeğin oluşumundan sonra daha az amonyak içeren boyalar tercih edilmelidir eskiden daha çok uygulanan perma ise gebelikte önerilmemektedir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kadın Hastalıkları ve Doğum

COVID-19 Aşısı ve Gebelik Hakkında Herşey

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

gebelikveasi

Gebelik Sırasında Aşı Yapılmasının Şu Ana Kadar Gebeliğe Bir Zararı Gösterilmiş Midir?
ABD’de gönüllü olarak mRNA aşısı yaptıran 35.691 gebenin içinden sonuçlarına ulaşabilen 3.958’inde aşının gebelikte güvenilirliği ile ilgili herhangi bir sorun görülmemiştir.

CDC ve İngiltere İlaçve Sağlık Ürünleri düzenleme kurumu vb. kuruluşlar aşıyla ilgili yan etkileri yakın takip etmekte olup bu güne kadar gebelerin aşılanmasıyla ilgili kırmızı alarım vermemişlerdir.

Türkiye’de Olan BioNTech ve CoronaVac Aşılarından Hangisini Olmalıyım?
CoronaVac ölü virüs aşısı olup gebelerde uygulandığında risk taşıması beklenmemekle birlikte henüz yayınlanmış güvenlik verisi yoktur.

mRNA aşılarının kısıtlı sayıda gebede de olsa güvenli oldukları gösterilmiştir. Gebeliğin ilk üç ayında aşılanan kadınların sonuçlarıyla ilgili veri oluşmamıştır.

mRNA aşılarının şiddetli alerjik reaksiyon öyküsü olan kişilerde tercih edilmemesi gerektiği belirtilmektedir.

Gebelikte COVID-19 Geçirmemin Bana veya Bebeğime Zararları Nelerdir?
Yapılan araştırmalar kadınların gebelikleri sırasında COVID-19 geçirmeleri halinde gebe olmayan kadınlara veya COVID-19 geçirmeyen gebelere kıyasla
-Erken doğum oranında 2 kat
-Yoğun bakım yatışı oranında 5 kat
-Gebelik tansiyonu görülmesinde 2 kat
-Entübasyon, ileri yaşam desteği ihtiyacı ve ölümlerde 2 kat

risk artışı olmaktadır.

Şu Anda Gebeyim. Aşı Olmam Gerekir Mi?
Özellikle ileri yaşta gebe kalan, kronik akciğer hastalığı veya şeker hastalığı olan, bağışıklık sistemi baskılanmış, vücut ağırlığı fazla veya gebeliğin son üç ayında olan kadınlar kötü sonuçlar açısından artmış risk altındadır.

COVO-19’un kötü gebelik sonuçları ve anne sağlığıyla ilgili ilişkileri net bir şekilde gösterilmişken, aşının şu ana kadar herhangi bir zararlı etkisi gösterilmemiştir.

Bugün için kar zarar dengesi, özellikle risk faktörü olan gebeler için aşı yapılması lehine gözükmektedir.

Emziriyorum, aşı olabilir miyim?
Emzirme döneminde aşı yapılması için bir engel bulunmamaktadır.

Okumaya Devam

Kadın Hastalıkları ve Doğum

35 Yaş Üstü Gebeliklerde Bizi Neler Bekliyor?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Günümüzde giderek daha fazla kadın, gebelik planlarını ileri yaşlara erteleme eğilimindedir.

Bunun nedenleri arasında aile yaşamına geç başlama arzusu, çalışma hayatları, ileri yaşlarda çocuklarını daha iyi koşullarda yetiştirebilecekleri umudu sayılabilir. Artan 35 yaş üstü gebeliklerin maternal (anne) ve perinatal (doğumöncesi) sonuçları konusunda tartışmalı sonuçlar mevcuttur. Özellikle gelişmekte olan ülkeler de gebe popülasyonunun yaklaşık %15 i 35 yaş üstü gebeler oluşturmaktadır.

35 yaş üstü dönemde kadın over folukül rezervinin azalması gebe kalma şansını azaltacağından dolayı yardımcı üreme tekniklerine başvurma artmış ve bununla paralel olarak çoğul gebelikler, erken doğum riski, düşük doğum ağırlıklı bebek doğumları, sezeryan olasılıkları da artmıştır.

Gebelik yaşının artması ile beraber genetik anomaliler, sayısal ve yapısal kromozom kusur anomalileri, kromozomal olmayan doğumsal anomaliler artmış olup abortus (düşük) oranları, doğumsal anomalili fetüs gelişme oranları da bu sebeplerle daha çok karşımıza çıkmaktadır.

Tüm gebelere yaş dan bağımsız olarak prenatal tarama ve ultrason  testleri (1.ve/veya 2. Trımestr), geç fetal tarama ultrasonu (20-22w ) riskli çıkan sonuçlar da kromozom analizi (amniosentez ,CVS) önerilmektedir,  35 yaş üstü gebeliklerde bu tarama testlerinin yerini erken dönem de kolaylıkla yapılabilen maternal (anne) kanda fetal kromozom hücre tarama testlerinin önerilmesi son dönemde gebe takip programlarımızın içine dahil edilmiştir.

Anne yaşının ilerlemesi ile gestasyonel diabet, hipertansiyon, plesanta yerleşim anomalileri, fetüs prezentasyon problemleri operatif vajinal doğum, tromboz riski, doğum sonrası kanama oranlarında da 35 yaş altı gebeliklere göre rastlanma oranların da artış görülmektedir.

Bilinen bütün sezeryan sebeplerinin yanısıra tek başına ileri maternal yaş bile sezeryan için endikasyon oluşturabilmektedir, yaşın ilerlemesi ile birlikte uterus fonksiyonun azaldığı, pelvik uyumun yetersiz kaldığı ve bunların sonucunda doğum  travayın uzadığı düşünülmektedir.

35 yaş üstü gebelikler işte bu sebeplerden dolayı gebelik öncesi  ve gebelik döneminde daha özenle takip edilmekte ve daha fazla önem kazanmaktadır.

Okumaya Devam

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Kadınlarda En sık Görülen İki Patoloji: Miyom ve Polip

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

1.Rahim içi Polip (Endometrial Polip)

Endometrial polipler yaklaşık olarak 10 kadından 1 inde görülen , rahmin en iç tabakasından ( endometriyumdan) kaynaklanan iyi huylu tümoral oluşumlardır. Halk arasında ”rahim içerisinde et parçası” olarak bilinen polipler, genellikle ultrasonografi ve bazen sulu-ultrasonografi ( salin infüzyon sonografisi) yapılarak tespit edilirler ,fakat kesin tanı polipin histeroskopi ile veya kürtaj yoluyla çıkarıldıktan sonra patolojik incelemesi ile konur.

Polipler genellikle adet kanaması süresi ve miktarını arttırırlar, ara kanama, menopozda kanama, geçmeyen kahverenkli akıntı gibi şikayetler oluşturabilirler. 1 cm üzerindeki polipler, gebe kalamamaya veya düşüğe neden olabilirler. Poliplere neden olan faktörler tam anlamı ile bilinmemekle birlikte östrojen aktivitesinin fazlalığı bu duruma neden olabilmektedir.

Meme kanseri için tamoksifen tedavisi gören hastalarda endometrial poliplere sık rastlanmaktadır. Poliplerin büyük bir bölümü herhangi bir şikayete neden olmaz, ancak polip fark edildiğinde alınması gerekir. 

2. Miyom
 

   Rahimin kas dokusundan gelişen yaklaşık olarak 5 kadından 2 sinde görülen iyi huylu tümörlerdir. Miyom oluşumunda ana risk fakötür olarak östrojen sorumlu tutulmaktadır. Miyom oluşumunda risk faktörleri olarak obezite, ailesel yatkınlık, genetik,  beslenme, erken adet görme, hiç doğum yapmamış olmak, siyah ırk sayılabilir. Azaltan risk faktörü olarak düzenli egzersiz, obezite varsa kilo kaybı ve antioksidan beslenme sayılabilir. 

   Miyomların çeşitli tipleri vardır. Bunlar;  rahmin kas dokusu içerisinde ( intramural),  rahim boşluğuna doğru (submuköz) ve rahim dışına doğru (subseröz, intraligamanter) büyüyen miyomlar olup, çapları değişik boyutlarda olabilmektedir. Miyomlar sıklıkla şikayet yaratmamakla birlikte , yerleşim yeri ve boyutuna göre adet kanama miktarında artış, adet sonrası lekelenme kanamaları, kasık ağrısı, ve komşu organlara bası yaparak idrar ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir.

  Miyomların bir kısmında takip yeterli olup, kesin bir ilaç tedavisi yoktur.  Cerrahide iki teknikle miyom ameliyatı yapılmaktadır. Bir tanesi karın kesisi açık cerrahi, diğeri ise kapalı yani laparoskopik yöntemle yapılmaktadır.  

   Miyomlar maalesef %15-20 oranında tekrar oluşabilmektedir. Miyomların kendi içerisinde yaptığı değişime dejenerasyon denir, bu durum gebelikte çok sık olmakla birlikte gebelik dışında da oluşabilmektedir, ciddi karın ve kasık ağrısı yapmaktadır, Miyomlar yaklaşık olarak 1000 de 5 oranında sarkomatöz( kanser) dejenerasyon gösterebilmektedir, bu yüzden miyom tedavisi ve takibi ciddi deneyim gerektirmektedir.

Okumaya Devam

Trendler