Çocuk ve Gelişimin Sihirli Değneği Olan Oyuncaklar - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Çocuk ve Gelişimin Sihirli Değneği Olan Oyuncaklar

Yayınlanan

üzerinde

Çocuğunuz vaktinin büyük bir çoğunluğunu oyunla mı geçiriyor? Yaşı büyüse bile değişen tek şey oyunun türü mü oluyor? Peki ya oyun çocuk için ne demektir? Hangi yaş aralığında ve gelişim dönemlerine göre hangi oyunlar veya oyuncaklar tercih edilmelidir? Çocuğumu doğru yaşta doğru oyunlarla buluşturmadığım zaman beni ne gibi sonuçlar bekliyor olabilir? Sevgili ebeveynler bütün bu sorularınız bu makale ile yanıt bulacak. Oyun oynamak; çocuklara bilişsel, fiziksel, psikolojik olarak pek çok şey öğretir. Duygu aktarımını sağlama, hayal gücünü geliştirme gibi daha pek çok konuda yardımcı olur. Davranış kazanımı ya da söndürülmesi için yine oyunlardan büyük ölçüde yararlanırız.

Çocukların gelişim dönemleri sırasında farklı açılardan gözlemler yapılmış ve bunlar kuramlaşmıştır. Freud, Piget, Erikson ve Bandura bu öne çıkan gözlemlerin sahipleridir. Belli yaşlarda belli kazanımların olması gerekir. Bu kazanımları oyuncak ile çocuğun dikkatini toplayarak öğretmek, bazı hayat tecrübelerini küçük oyunlardan kendileri çıkarmalarına izin vermek, istedikleri rolü tadıp üzerine yakışanın hangisi olduğuna karar vermelerini sağlayabiliriz.

Yetişkin insanlar anlaşma biçimi olarak konuşmayı seçerler. Konuşmak için de kullandıkları araç sözcüklerdir. Çocuklar ise kendini anlatma yolu olarak oyunu seçer. Onların sözcükleri ise oyuncaklarıdır. Oyun ve oyuncak çocuğun dilidir. Dil biz yetişkinler için öğrenme, öğretme yoludur. Duygularımızı karşı tarafa aktarmamıza yardımcı olur.Dili kullanırken seçtiğimiz kelimelere nasıl dikkat ediyorsak oyuncak seçiminde de aynı dikkati ve özeni sergilemeliyiz. Aksi takdirde çocuğa aşılamak istediğimiz davranışları, sağlam kılmak istediğimiz ruh halini bir anda mahvedebiliriz. Örneğin çocuğun yaş ve becerilerinden ne çok alt düzeyde ne de çok üst düzeyde oyuncaklar seçmek çocukta bıkkınlık ya da kaygıya neden olabilir.

4 ve 6 ay arasındaki bebekler, Sigmund Freud’un psikoseksüel gelişim teorisinde oral dönem grubuna girerler. Bu dönemdeki bebekler, biz yetişkinler gibi temel ihtiyaçlarını kendileri karşılayamayacağı için bakıma ihtiyaç duyarlar. Bunlar beslenme, altını temizleme gibi ihtiyaçlardır. Bebek ihtiyaçlarının giderilmesini bekler. Bu süreçte alma davranışını kazanırlar. Üstelik sadece bununla kalmaz. Kendine veren insanlardan verme davranışını da görmüştür. Bu dönemdeki bebeklerin haz aldıkları organ ağızlarıdır. Aynı zamanda Freud bu dönemde yönetimin id’in elinde olduğunu öne sürer. 

Piaget ‘in bilişsel teorisine göre bu aylar aralığındaki bebekler duyusal motor dönemindedir. Bu dönemdeki bebeklerde nesne sürekliliği henüz oluşmamıştır. Nesne sürekliliği ise bebeğin, görüş alanından çıkan nesnenin yok olduğuna dair bir kanısı olduğundan dolayı o nesneyi arama çabasından yoksun olmasıdır. Aynı zamanda çocuğun bu dönem keşfe açık olduğunu, çevreyi izlediğini, tesadüfen de olsa tecrübe ettiği davranışı tekrarlama eğiliminde olduğunu söyler.

Erikson’ un Psikososyal yaklaşımına göre bu yaş grubundaki çocuklar temel güvene karşı güvensizlik adını verdiği dönemdedir. Erikson bu dönem çocuklarının kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamamalarından dolayı bunları karşılayan kişi ile bir bağ kurduklarını vurgular. Bu bağın düzgün olmamasının çocukta kaygı, güvensizlik, şüphecilik gibi durumlara yol açabileceğinden bahseder.  4- 6 ay aralığındaki çocuklar keşfetme, anlama , taklit davranışları içindedirler. Bu sebepten dil, bilişsel ve fiziksel gelişimi de desteklemek açısından şarkı çalan, hayvan sesleri çıkartan, ışıklı ve çocuğun ilgisini çekebilecek oyuncaklara ek olarak yürüteçler, dişlik, emzik, çıngırak gibi oyuncaklar da kullanılabilir.

3-4 yaş aralığındaki çocuklar, Freud’a göre anal dönem aralığındadır. Anal dönemdeki çocuklar, yürüme evresini geçmiş dolayısıyla tuvalet eğitimiyle de iyice bağımsızlık kazanmışlardır. Tuvalet eğitimi sırasında çocuk dışkısını tutma gibi eylemlerden haz alma eğiliminde olabilir. Bu dönemdeki yanlış bazı tutumlar ileriki süreçlerde anal ya da kişisel sorunların nedeni olabilir. Anal dönemde yönetim id’densüperegoya geçer.  3-4 yaş aralığındaki çocuklar Piaget’e göre işlem öncesi dönemdedir.  Bu dönemde nesne sürekliliği oluşmuş çocuklar, ortamda bulunmayan bazı nesneler için sembolleştirme yolunu kullanırlar. Ayrıca bu dönemde sözlü şemalar görülmeye başlanır. Çocuk benzer ses çıkaran araçları bir grupta nitelendirmeye başlar. Örnek olarak araba, kamyon, tren gibi araçların hepsi için tek bir ses çıkarır. Bu dönemde animizin denilen nesnelerin canlı özellikleri varmış gibi düşünme ve egosantrizm de bu dönemde aktif rol oynar. Çocuk onun sevdiği şeyleri bizim de sevdiğimizi düşünür.  3-4 yaş aralığındaki çocuklar Erikson’a göre girişimcilik karşısında suçluluk dönemidir. Elde edilen bağımsızlıkla asıl keşifler başlamıştır.  Çocuk oyun oynarken keşfettiği rollerden kendisine uygun olanları düşünmeye başlar. Bu dönemde kendilerine gösterilen özel ilginin de bir şekilde devam etmesini ister. Eğer ki bu olmazsa çocuk kendini suçlu ve kaygılı hissedebilir. Bu grup düzeyine uygun oyuncaklar, legolar, oyun hamurları,oyuncak bebekler, evcilik eşyaları taklit etme kartları, kendi fotoğrafları ve bir gün yaşadığı şeylerden yaralanarak görsel hikâye oluşturma vs.

8-10 yaş grubu çocuklar ise Freud’a göre latent dönemin içindedir. Bu dönemde ego hızlı biçimde öne çıkar. Bilişsel ve duygusal anlamda gelişme kaydedilir. Nedensellik kurulur. Değerlendirmeler daha gerçekçidir. 8-10 yaş arasındaki çocuklar ise Piaget’e göre somut işlemsel dönemdedirler. Bu süreçte ise sembolleştirme davranışından mantıksal sürece geçiş yapılır. Şemaların kurulumu artık mantığa dayalı olarak gerçekleştirilir. Akıl yürütme, korunum yasalarını tam olarak kavrayabilme bu dönemde gerçekleşir. 8-10 yaş arasındaki çocuklar, Erik Erikson’ a göre üretkenlik karşısında küçük görülme-aşağılık duygusu dönemindedir. Bu dönem,  çocukların okula başlaması ile yeni bir çevreye girmesi demektir. Çocuk yeni çevresi tarafından kendisine verilen öğrencilik, arkadaşlık gibi kimlikleri öğrenmenin yanı sıra yeni bilgiler ve yetenekler de kazanır.Fakat bu durumlar sırasında yeterli takdir görmeyişi ya da kendini yetersiz hissetmesi gibi durumlar kaygıya yol açabilir. Bu grup düzeyine uygun oyuncaklar zekâ, hafıza, strateji ve belki kelime havuzunu geliştirmeye yardımcı oyuncaklara olabilir. Satranç, scrabble, tabu, hafıza kartları, puzzle vs.

Albert Bandura çocukların gözlem ve taklit kullanarak bazı davranışları öğrendiğinden bahseder. Aslında oyun ve oyuncak bu devrede çok önemlidir. Örneğin çocuğun tekrarlamaması gereken davranışı direk çocuğa kızarak ya da uyararak göstermek yerine oyun yoluyla anlatmayı seçebiliriz. Bu durum onu utandırmadan, kaygılandırmadan ve yetersiz hissettirmeden çok daha akılda kalıcı bir çözüm olabilir. Yani oyun ilgi toplama dil, bilişsel yetileri destekleme, motor becerileri arttırmanın yanı sıra öğrenme ve çocuğu duygusal olarak güçlü tutma konusunda en büyük yardımcımızdır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler