Epilepsi Nedir? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Nörolog

Epilepsi Nedir?

Yayınlanan

üzerinde

Halk arasında sara hastalığı olarak da bilinen epilepsi, beyin normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile oluşan klinik bir durumdur.Epilepsi, kendini epileptik nöbetler ile göstermektedir ve oldukça yaygın bir hastalıktır. Toplumda görülmeme sıklığı, ülkemizde ve dünyada olduğu gibi % 0,5 ile %1 arasındadır. Cinsiyetler arasında epilepsi hastalığının görülme oranında herhangi bir farklılık yoktur.

EPİLEPSİ KALITSAL BİR HASTALIK DEĞİLDİR’

Medicana International Samsun Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Didem Er, epilepsinin yaklaşık 2/3’ünde neden ortaya konulamadığını nedeni saptanabilen epileptiklerde ise doğumsal anomaliler olduğunu ifade ederek, ”Doğum travmaları, kafa travması, beyin damar hastalıkları, tümörler, beyin iltihapları ve aşırı alkol tüketme gibi nedenler vardır. Epilepsi anne-babadan çocuklara geçmez. Zira epilepsi (sara hastalığı) kalıtsal bir hastalık değildir. Epilepsi kalıtsal bir hastalık olmamasına rağmen gelişme eğilimi bazı ailelerde daha fazladır. Bununla birlikte epilepsinin oluşumu için bazı dış faktörlerinde bulunması gereklidir “dedi

EPİLEPSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Dr. Didem Er, epilepsinin belirtilerini şöyle sıraladı, “Vücutta ani kasılmalar, kollarda ve bacaklarda kontrol edilemeyen sarsılma hareketleri, bilinç kaybı, geçici kafa karışıklığı, görünür bir sebep olmaksızın aniden düşme, korku, kaygı veya dejavu gibi psişik belirtiler,ani olarak ortaya çıkan yoğun korku ve endişe hali, geçici kafa karışıklığı, belirgin bir uyaran olmaksızın ani göz kırpma nöbetleri, ellerde ve ayaklarda kısmı şekilde kontrolsüzlü,kendisine sorulan şeylere yanıt verememe, kısa bir süre iletişim kuramama, baş sallama hareketleri (seri şekilde),sabit bir noktaya bakmaktır.”

EPİLEPSİ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Epilepsi krizlerinin değişik çeşitleri vardır. En çok tanınan tür; kol ve bacakların önce kasıldığı, sonra çırpındığı, yüzde morarma, ağızdan köpük gelmesi bu halin bir müddet sonra kaybolarak hastanın gevşemesi ve ardından yavaş yavaş kendine gelmesi şeklinde gerçekleşen büyük epilepsi nöbetleridir.Eğitim-öğretim hayatında karşılaşılan aile ve öğretmenlerin ‘dalma’ olarak tanımladığı çocuğun yazı yazmasının ve konuşmasının ani bir biçimde bir süre kesildiği, cevapsızlığın ardından bıraktığı aktiviteyi kaldığı yerden devam ettiği ‘absans’ nöbetleri de bir diğer epilepsi krizi türüdür.Erişkin yaş döneminde sık görülen nöbetler arasında da ‘şaşkınlık’ olarak tanımlanan nöbet türü vardır. Bu tür nöbetlerde kişinin gözleri aniden sabitleşir. Kişi anlamsız konuşur, sorulan soruya yanıt vermez. Bir süre sonra kendine gelen hasta yaşadığı nöbeti hatırlamaz. Tüm nöbet türleri kısa sürelidir. 

EPİLEPSİ TANI VE TEDAVİSİ 

Bazı durumlarda tek başına nöbet öyküsü ile teşhis konulabilirken , bunlarla birlikte kısa süreli elekroensefalografi (EEG), uyku EEG’si, kraniyanal görüntüler ve kan tetkikleri de ayırıcı tanı yapmak açısından gereklidir.Epilepsi hastalarının çoğuanti-epileptik denilen epilepsi ilaçları yoluyla tedavi edilebilir. İlaçlarla nöbetlerin durdurulması amaçlanır. Bu nedenle ilaçların düzenli olarak kullanımı önemlidir. İlaç tedavisi, hastaların büyük bir bölümünde etkili olmasına rağmen, kimi hastalarda beklenen etkiyi sağlayamayabilir. Bu hastalarda epilepsiye sebep olan altta yatan duruma göre cerrahi tedaviler uygulanabilir.

EPİLEPSİ NÖBETİ SIRASINDA NE YAPILMALI?

Nöroloji Uzmanı Dr. Didem Er, normal şartlar altında atağın kendiliğinden maksimum 1-2 dk içinde sonlandığını ifade ederek,” Eğer epileptik atak bu sürede sonlanmıyorsa hasta mutlaka hastaneye götürülmelidir. Hasta epilepsi nöbeti geçirdiği sırada sadece çevre faktörlerin ona zarar vermesini engellemek adına önlem almak gerekebilir. Hastanın nöbet geçirdiği sırada düşme ve kasılma gibi durumlarda etrafta hastaya zarar verebilecek keskin bir obje veya sert bir cisim varsa hasta o tehlikeden uzaklaştırılmalıdır. Kriz anında hastanın boğazını sıkan, sıkı bağlanmış kravat, eşarp gibi giysiler hastanın rahat nefes alabilmesi için gevşetilmelidir.Hastaya soğan, kolonya vb. koklatmanın epilepsi nöbetlerinde tedavi edici hiçbir anlamı yoktur. Nöbet geçiren bir hastanın yakınları ya da çevresindeki insanlar tarafından kol ve bacaklarının tutulması, bastırarak kontrol altına alınmaya çalışılması omuz çıkığı oluşması gibi ortopedik sorunlara sebebiyet verebilir.Hasta kasılırken ağzını açmaya çalışmak; çene çıkığı, dişlerini kırma, açmaya çalışan kişinin parmaklarının hasta tarafından ısırılması, kanamaya sebep olma gibi pek çok olumsuzluklara sebebiyet verebilir.Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk hissedebilir, geçici olarak bilinç kaybı, sersemlik durumu söz konusu olabilir. Bu yüzden hasta bir süre dinlendirilmelidir” dedi. 

EPİLEPSİ HASTALARINA ÖNERİLER 

• Açlık ve uykusuzluk,anksiyete ve depresyon epilepsi nöbetleri için tetikleyici olabilmektedir,
• Ateşli hastalıklar uygun şekilde uzman hekim tarafından tedavi edilmelidir
• Bazı ilaçların kullanımından uzak durmaları gerekmektedir, hekime sormadan herhangi bir nedenle ilaç kullanımı sınırlandırılmalıdır.
• Alkol, titrek ve parlak ışıklar ve uyuşturucu madde kullanımı gibi faktörler epilepsi hastalarında kişinin eşiğini düşürerek hastalığı olumsuz etkiler.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Nörolog

Uyku Apnesi Sendromu

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Uyku apne sendromu, uyku sırasında solunumun durmasını takiben gelişen kan oksijen düzeyinde düşme, sonrasında oluşan uyanıklık reaksiyonu ve ardından solunumun tekrar düzelmesi ile karakterize ataklarla seyreden bir hastalıktır.

10 saniye veya daha fazla süreyle ağız ve burunda hava akımının durmasına apne, 10 saniye veya daha fazla süreyle hava akımının azalmasına hipopne denir.

Apnenin başlıca iki tipi vardır:

I.Tip Apne, obstrüktif uyku apnesidir ve uyku sırasında solunum çabasının sürmesine (karın ve göğüs solunumun devam etmesi) karşın ağız ve burun seviyesinde hava akımının durmasıdır.

II.Tip Apne santral uyku apnesidir ve uyku sırasında hem solunum çabası hem de hava akımının durmasıdır.  

Uyku Apnesi risk faktörleri nelerdir? 

  1. Yaş : 65 yaş sonrası sıklık 30-64 yaş arasına göre 2-3 kat fazladır. Çocuklarda genellikle 2-6 yaşlar arasında gözlenir. Bademcik ameliyatı yapılmış çocuklarda daha az görülür. 
  1. Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre yaklaşık iki kat fazla görülmekle birlikte menapoz sonrasında kadınlarda da erkekler kadar sık görülür. 
  1. Obezite: Obezite ile apne oluşumu arasında kesin bir ilişki vardır. Aşırı kilolu olanlarda yutakta yağ yastıkçığı birikimi fazlalaşmakta ve bu da üst solunum yolunda tıkanma eğilimini artırmaktadır. 
  1. Genetik: Hastaların akrabalarında benzer bulgular daha sık görülmektedir. 
  1. Anatomik Risk Faktörleri: Üst hava yolu genişliğini azaltan tüm faktörler hastalığın oluşumuna ve şiddetinin artmasına katkıda bulunur. Çenenin geride olması veya çenenin küçük olması gibi kafa ve yüz anomalileri ile burun septum deviyasyonu üst hava yolu geçişini daraltarak, uyku apnesine eğilim yaratır. Tıkanmanın bir başka nedeni de, yağ depolanması veya büyük bademciklere  bağlı olarak üst solunum yolunda yumuşak doku kitlesinin artmasıdır.  
  1. Sırtüstü pozisyonda uyumak: Dil kökünün üst solunum yolunu tıkamasına yol açarak uyku apnesinin şiddetini arttirır. 
  1. Alkol ve Sigara: Alkolün yutak kas aktivitesini bozduğu ve apnelere uyanıklık reaksiyonu cevabını azalttığı için uyku apne şiddetini arttırdığı gösterilmiştir . 

Uyku apnesi hastalık bulguları nelerdir?

  1. Horlama: Horlama solunum bozukluklarında en sık görülen bulgusudur. Horlama şikayeti olan hastaların %35’inde obstrüktif uyku apnesi sendromu saptanmaktadır. Uyku apnesi olan hastaların ise %70-95’inde horlama görülmektedir. 
  1. Tanıklı Apne: Hastalar kimi zaman apnelerini fark edemeyebilir, bu durum yakındaki bir kişi çoğunlukla eşleri tarafından fark edilebilir. Hastada hava açlığı veya boğulma hissi ile uyanma, kendi horlama sesine uyanma yakınmaları olabilir. 
  1. Gündüz Aşırı Uyku Hali : Uyku sırasında tekrarlayan apneler sonucunda hastanın sık sık uykusu bölünmekte, hasta gecenin büyük bölümünü yüzeyel uykuda geçirmekte ve derin uykuya dalamamaktadır. Bunların sonucunda da hasta ertesi gün aşırı uyku ihtiyacı hissetmektedir.  Hafif olgular sadece sakin ortamda uyku hali tanımlarken, ileri derecedeki olgularda yemek yeme, konuşma veya araba kullanma sırasında da  uyuklama görülebilir.
  1. Son dönemde kilo alımı artışı ve kilo verememe
  1. Gece göğüs ve ensede aşırı terleme
  1. Gece idrara kalkma, gece altına kaçırma
  1. Seksüel impotans (iktidarsızlık)
  1. Gece kalp ritim bozuklukları
  1. Gastroözefagial reflü
  1. Depresyon, anksiyete
  1. Unutkanlık, dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, öğrenme problemleri
  1. Sabah baş ağrısı
  1. Sabah ağız kuruluğu
  1. Gece diş sıkma, salya akması
  1. Uykusuzluk
  1. Uyurgezerlik

Polisomnografi çekiminde  uyku sırasında neler kaydedilir ?

  1. Beyin aktivitesi için Elektroensefalografi (EEG)
  1. Göz hareketleri için Elektrookülografi (EOG)
  1. Çene ve bacak hareketi için Elektromiyografi (EMG- submentalis ve tibialis)
  1. Ağız burun solunumu için  oronazal hava akımı
  1. Göğüs ve karın solunumu için göğüs ve karın hareketleri
  1. Oksijen ölçümü için oksijen satürasyonu
  1. Kalp ritmi için  Elektrokardiyografi (EKG)
  1. Vücut pozisyonu 
  1. Gece boyu video kaydı  

Bu parametrelerle apnenin varlığı, tipi (obstrüktif/santral), apne süresi değerlendirilir. Bunun saptanmasıyla hastanın apne-hipopne indeksi dolayısıyla hastalığın ciddiyeti

belirlenir. 

Polisomnografik çalışma sonucu uykudaki apne ve hipopnelerin sayılarının toplamının saat olarak uyku süresine bölünmesiyle elde edilen değere apne-hipopne indeksi adı verilir. OSAS’ın derecelendirilmesi PSG sonucunda saptanan Apne Hipopne İndeksi (AHİ) değerine göre yapılmaktadır. Bu derecelendirme tedavi yaklaşımı için oldukça önemlidir. 

Bunun yanında apne ve hipopnelerin hastanın hangi yatış pozisyonunda ve uykunun hangi dönemlerinde arttığı, apne ve hipopnelerin sayısı yanında süresi değerlendirilir. 

Uyku evreleri değerlendirilerek uykunun kalitesi ve yeterli olup olmadığı anlaşılır.

Uyku sırasında horlama, kalp atımları, kan oksijen düzeyleri ve bacak hareketleri de değerlendirilir. 

AHI 5′ den az ise normaldir. 

 5-15 arasındaki değerler klinik bulgularla birlikte  uyku apne sendromu varlığını gösterir.

15 üzerindeki değerler uyku apnesi varlığını gösterir.  

Uyku apnesinin tedavisi nasıl yapılır? 

  1. Zayıflama ile AHİ’de azalma ve uyku kalitesinde düzelme görülür. 
  1. Sırtüstü pozisyonda uyumanın engellenmesiyle pozisyona bağımlı hafif uyku apnesi olan hastalarda uykudaki solunum bozukluklarının düzeldiği görülmüştür. 
  1. Tedavide kabul görmüş bir ilaç tedavisi yoktur. 
  2.  Pozitif hava yolu basıncı uyku apnesinin bir diğer tedavisidir. AHİ 5’in üzerinde olan ve hastalık bulgularını taşıyan tüm uyku apne hastalarına CPAP (Continious Positive Airway Pressure- Sürekli Pozitif Hava Yolu Basıncı) tedavisi uygulanabilir. Bu yöntemle orta ve şiddetli uyku apne hastalarında gün içi uykululuğun hem objektif hem de subjektif ölçütlerinde düzelme sağlanabilir.

Okumaya Devam

Nörolog

Huzursuz Bacak Sendromu

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Huzursuz Bacak Sendromu (HBS), uyku ile ilişkili hareket bozukluklarından biridir. Tipik klinik özelliği uykuya dalmayı engelleyen, bacaklarda tarifi mümkün olmayan anormal bir his ve karşı konulamaz hareket ettirme ihtiyacına neden olan huzursuzluk durumudur.

Kesin tanısı klinik özellikleri ile kolaylıkla konabilmekle beraber, kimi zaman hastalar, bu yakınmalarla yıllarca değişik branşlarda hekimlere gitmek zorunda kalmakta ve birçok ağrı kesici tedaviyi denemekle birlikte şifa bulamamaktadır.

    HBS görülme sıklığı yapılan bir çok çalışmada % 10-15 olarak bulunmuştur.

    HBS kesin tanı kriterleri 

  1. Özellikle bacaklarda, karşı konulması mümkün olmayan hareket ettirme isteği, aralıklı, ağrılı olmayan rahatsız edici duyumlar
  2. Hareket etme ile rahatlayan veya tamamen ortadan kalkan aşırı huzursuzluk durumu
  3. Bulguların istirahat halinde ortaya çıkması ve/veya artması
  4. Bulguların akşam saatleri veya geceleri daha belirgin olması

    Huzursuz bacak sendromu tanısı için bu 4 kriterin de birlikte bulunması gereklidir.

    HBS bulguları olan hastalar, uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte güçlük çeker. Bunu yaşayan kişi rahatsızlığını sıklıkla tarif etmekte zorlanır. 

    Tarifi zor olan bu hissi hastalar şu şekilde dile getirmektedir;


    -Kramp girecekmiş gibi

    -Bacaklarım kıpraşıyor

    -Bacaklarım geriliyor

    -Bacaklarımda karıncalar geziyor
    -Diş ağrısı gibi
    -Bacakları hıçkırık tutması
    -Elektriklenme
    -Zonklama
    -Kemiğim kaşınıyor
    -Huzursuzluk
    -Bacaklarım deliriyor
    -İğnelenme
    -İliklerim çekiliyor
    -Yanma var

    Bulgular hastalığın başlangıcında tek taraflı olabilmekle birlikte zaman içinde her iki bacağı da etkilemektedir. Hastaların yarısına yakınında kollarda da etkilenme olabilmektedir.

    Haftalar veya aylar süren düzelme dönemleri ve bulguların ortaya çıktığı alevlenme dönemleri ile seyreden, hayat boyu devam eden bir hastalıktır.

    HBS idiyopatik (sebebi bilinmeyen)  ve semptomatik  (başka bir hastalığın belirtisi olan) olmak üzere iki şekilde ortaya çıkabilir. 

    İdiyopatik formda hastaların birinci derecede akrabalarında yakınmaların % 50 oranında ortaya çıkması genetik geçişi desteklemektedir. 

    Semptomatik form ise altta yatan başka bir hastalıkla birlikte olur. Bu hastalıklar arasında demir eksikliğine bağlı kansızlık başta olmak üzere, üremi, romatoid artrit, Diabetes Mellitus önemlidir. Bazen gebelikte de görülebilir. Periferik sinir sistemini ve omuriliği tutan bazı nörolojik hastalıklarda da nadiren görülebilmektedir. 

    Tedavide ilk amaç altta yatabilecek hastalıkların tedavi edilmesidir. 

    Dopamin agonisti ilaçlar hem idiyopatik, hem semptomatik HBS tedavisinde  kullanılmaktadır.

    Uyku düzenini bozarak, hayat kalitesini belirgin olarak düşüren, sık görülmesine rağmen tanı konması gecikebilen bu hastalığın toplumda tanınması, hastaların nöroloji uzmanına yönlendirilmesini ve uygun tedavi ile şifa bulmasını sağlayacağından oldukça önemlidir.

Okumaya Devam

Nörolog

Multiple Skleroz (MS)

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Multiple sklerozis yani bilinen adı ile MS son yılların popüler bir hastalığıdır.MS nedeni bilinmeyen bir hastalıktır, nedeni bilinmediğinden dolayı tedavi konusunda da güçlüklerle karşılaştığımız bir hastalıktır.Aslında temel olarak multiple sklerozis bir beyin ve omurilik hastalığıdır.Burada vücut, normal hücreleri ve sinir hücrelerini yabancı gibi algılayarak vücudun koruma hücreleri tarafından yok edilmeye çalışılmaktadır.

Hastalığın görülme sıklığı dünyanın farklı bölgelerinde değişkenlik göstermektedir.Bazı coğrafyalarda iklim koşullarıyla ilişkili olduğu düşünülmekte bazı coğrafyalarda daha sık gözlenmekte bazılarında daha az görülmektedir.En sıklıkla kuzey avrupa ülkelerinde görülmekte, en az ise uzak asya ülkelerinde görülmektedir, bizim ülkemiz bu anlamada MS’in orta sıklıkta görüldüğü bir ülke konumundadır.

Hastalık genel olarak genç orta yaşta, kadın cinsiyette görülmektedir.Ancak kadınlarda daha fazla görülmüş olması erkeklerde görülmeyeceği anlamına gelmemektedir. Genç orta yaş grubunu daha sıklıkla etkilediğinden dolayı kişilerin aktif yaşam dönemlerinde daha belirgin olarak ortaya çıkmış olması hastalığın belkide gerekenden daha fazla önemsesine neden olmuştur.Çünkü aslında toplumsal bir gerçeğimiz şudur ki; bizler çocuklarımıza daha kolay bakabilen, yaşlılarımıza karşı benzer hassasiyeti gösteremeyen bir toplumuz.

Aslında MS yaşamı kısaltan bir hastalık olmamakla birlikte sakatlayıcı ve günlük yaşamı belirgin derecede etkileyici bir hastalıktır.Sakatlayıcı bir hastalık olduğundan dolayı ve tedaviye yönelik olarakta hastalığın nedeni tam olarak bilinemediğinden dolayı tam olarak tedavi edilmesi, yani burada tam olarak tedavi edilmesi dediğimiz durum hastalığın tamamen ortadan kaldırılaması söz konusu değil.Hastalığın ortadan kaldırılması söz konusu olmadığından dolayı tedavi, hastalığın ilerlemesini engellemek, mümkünse yavaşlatmak, bunlar mümkün değilse en azından hastanın yaşam kalitesini korumaya, mümkünse yine arttırmaya yönelik olmalıdır.

Ancak MS ile ilgili hastalığın kendisinden daha fazla hatta daha önemli bir sorun, en ufak nörolojik yakınmada kişilerin bende acaba MS var mı? Sorusunun sormalarından kaynaklanmaktadır.Bir diğer önemli sorun ise MS tanısı ile ilgili olmaktadır.Çünkü MS tanısı için herhangi bir laboratuvar testine bakıp, evet sende MS var diye bileciğimiz bir hastalık değildir.Farklı laboratuvar yöntemleri, muayene bulguları ve kişinin yakınmalarının öyküsü zaman içerisindeki değişimi ile birlikte yani bütün bu parametreler bir arada değerlendirilerek kişiye MS tanısı konabilmekte.Bu nedenle bu değişik parametrelerin bir araya getirilerek tanı koyan hekimler tarafından değerlendirilmesi farklılık gösterebilmektedir.Burada en önemli aşama görüntüleme bulgularında olmaktadır.Çünkü MS lezyonlarıyla sıklıkla karışan diğer hastalıkların varlığı dikkatle göz önüne alınmalıdır.

Yani MS tanısındaki esas aşama hatta hastalığın tanı ve tedavisindeki en önemli aşama MS’in diğer tedavi edilebilir hastalıklardan ayırt edilemesidir.Çünkü tedavi edilebilir bir durumun varlığı oldukça önemlidir.Uygun tedavi ile kişi belkide başka hiçbir tetkike ve tedavi seçeneğine gerek kalmadan kolaylıkla tedavi edilebilecektir, mevcutsa kendini belkide geri dönüşebilecektir.

Kısaca özetlersek; MS aslında ülkemizde sanıldığı kadar sık görülen bir hastalık değilir.Bu nedenle burada ki esas önemli aşama, daha sık görülen hastalıkların MS’ten ayırt edilmesidir.Örneğin sıklıkla coğrafyamızda görülen B12 eksikliği ve beyin damar hastalıkları gibi çok sıklıkla görülen nörolojik hastalıkların MS’ten ayırt edilmesi, hastanın doğru tanı alması ve sonuç olarak doğru tedaviye kavuşması açısında oldukça önemlidir.

MS genç orta yaş hastalığıdır, sıklıkla kadınları tercih eder.Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir.Burada vücudun kendisi ile bir savaşı söz konusudur.Burada hedef sinir hücreleri ve beyin omurilik hücreleridir.Bu nedenle nedeni bilinmediğinden dolayı tedaviside hedefe yönelik olunmakta ve ancak hastalığın yavaşlamasını sağlayabilmektedir.

MS aslında ataklarla seyreden bir nörolojik hastalıktır, burada atak dediğimiz şey hastanın ani bir şekilde hissettiği nörolojik yakınmalardan oluşan bir durumdur.

MS hastalığı homojen bir hastalık grubu değildir, hastadan hastaya değişken bir seyir göstermektedir.Ancak sıklıkla karşımıza çıkan en azından başlangıç döneminde karşımıza çıkan ataklarla seyreden bir hastalığın varlığıdır.Burada atak olarak bahsettiğimiz şey, aslında hastanın yeni klinik semptomlar yani yeni klinik yakınmalarla ortaya çıkmış olmasıdır.Bu klinik yakınmalar yani atak döneminde ortaya çıkan klinik yakınmalar yaklaşık 1 hafta 10 gün kadar süreli olmaktadır.Ancak bunun dışında bu atak dönemini oluşturan klinik yakınmaların dışında hastalarda 24 saaten daha kısa süreli olabilen bazı nörolojik yakınmalar olabilmektedir.Hastalar bütün bu yakınmaları atak olarak düşünebilmektedir.Ancak tipik MS ataklarının genel olarak 24 saatten daha uzun sürdüğü özellikle hastalara aktarılmalıdır.

MS hastalarında tedavi hastalığın nedeni tam olarak bilinmediğinden dolayı hastalığın ataklarının engellenmiş olması çünkü her atak hastada bazı özürlerin bazı sekellerin kalmasına yol açabilmektedir.Bu nedenle bu hastaların mümkün olduğunca az sayıda hatta mümkünse hiç atak geçirmemesi sağlanmalıdır.Bunu hedefleyen tedaviler günümüzde mevcuttur.Burada hastanın tedaviden beklentisi hastalığın tamamen ortadan kaldırılması değil ataklarının önlenmiş olmasıdır.Tedavi sürecindeki MS hastalarının bu süreçte sık aralıklarla atak geçiriyor olması tedavinin etkinliği hakkında soru işareti doğurmaktadır.Bu nedenle tedavi değişiklikleri en azından bu hastalar için yani, atak sıklığında değişiklik omayan, sık aralıklarla atak geçiren hastalarda tedavi değişikliği düşünülmektedir.

Okumaya Devam

Trendler