Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Tedavisi Nedir? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Tedavisi Nedir?

Yayınlanan

üzerinde

Obsesif kompulsif bozukluk temelde; bireyin iradesi ve öz kontrolü dışında zihninde aniden oluşan ve zihne hakim olan, rahatsız edici, çoğunlukla tehdit edici, ısrarcı ve tekrarlayıcı, bireyin kendisine de çoğu zaman saçma ve anlamsız gelen ancak istemli bir çaba ile zihinden uzaklaştıramadığı takıntılı düşünceler (obsesyonlar) ve bireyin engelleyemediği, tekrarlayıcı, çoğunlukla obsesyonlara tepki olarak, obsesyonların yarattığı kaygıyı azaltmak veya yok etmek görevini taşıyan, ruminatif davranış örüntülerinin (kompulsiyonlar) sebep olduğu ruhsal bir bozukluktur.

Birçok çeşidinin bulunduğu bilimsel olarak ortaya konan obsesyonlar çoğu zaman kişinin kendisi tarafından da “anlamsız, saçma” olarak nitelendirilir. Buna rağmen birey zihnine  hücum eden bu ısrarlı ve tekrarlayıcı düşünceleri zihninden istemli bir çaba ile  uzaklaştıramaz. Belirli bir seviyede obsesyonlar o kadar yoğun bir hale gelir ki neredeyse  birey gününü obsesif düşüncelerine göre yaşamaya başlar. Obsesyonların yarattığı rahatsızlık,  tehdit algısı ve kaygıyı bastırabilmenin, azaltabilmenin veya nötrleştirmenin yolunu arayan  zihin çoğunlukla obsesyonlara karşı tekrar edici ve çoğu zaman kontrol dışı tekrarlayan  davranış örüntülerini geliştirir. Tekrarlayan, rahatsız edici, kaygı yaratan, zihne egemen olan  ısrarcı düşünceler ve bunların etkisini azaltmak, ortadan kaldırmak için yapılan yine  tekrarlayıcı, son derece rahatsız edici eylemler kişinin artık hayatının tamamını ele geçirir ve  bireye adeta özgür bir yaşam alanı imkanı vermez. Bununla birlikte ortaya çıkan bu  kısırdöngü bireyin kişisel, iş ve okul ile ilgili, kişilerarası tüm alanlarda ciddi anlamda  işlevselliğini bozar.  

 İnsan yaşamının olağan akışında zaman zaman birçok faktörden kaynaklı şüphe, evham,  kaygı ve takıntılar olabilir. Günlük yaşantı içinde hayatımıza birçok stres verici etkenin eşlik  ediyor olması, insanoğlunun zamanla adeta hızlandırılmış bir formatta gelişen hayat akışı,  geleceğin belirsizliği gibi durumların varlığı göz önüne alındığında bunların doğal duygu ve düşünceler olduğu açıktır ve çoğunlukla kişiler bu duygu ve düşünceler ile baş  edebilmektedirler ve sorunların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemesine izin vermeden  çözebilirler. Ancak obsesyonlar ve bunların varlığı neticesinde ortaya çıkan kompulsiyonlar bunların çok daha ötesindedir. Kişinin bilinçli bir şekilde zihninden uzaklaştıramadığı ve  kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve nihayetinde kişinin tüm yaşam alanında önemli oranda  işlevsel bozulmalara neden olan ciddi bir durumdur. 

 Obsesyonlar gerçekleştirilmesi mümkün veya gerçekleştirilebilecek düşünceler olabildiği  gibi bazı durumlarda gerçekdışı veya sanrısal bir boyutta da olabilmektedir. Ancak her iki  koşulda da birey aslında böyle bir şey olmayacağını fakat bu düşüncelerini aklından  uzaklaştıramadığını açık bir biçimde ifade etmektedir. OKB durumlarında bireylerden sık sık  “saçma olduğunu biliyorum, böyle bir şey olamaz biliyorum ancak ne yaparsam yapayım  onları düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum” ifadelerini duymak mümkündür. Obsesyonlar  aynı zamanda çoğu zaman tereddüt ifadeleri içerirler ve bununla birlikte hiçbir zaman kesin  ifadeler değillerdir. “Ya yaparsam, ya olursa, ya yaptıysam ya da yaptım mı, oldu mu?”  şeklinde sürüp giden düşüncelerdir.

OKB NE SIKLIKTA, HANGİ YAŞLARDA VE KİMLERDE DAHA FAZLA  GÖRÜLÜR? 

Son yıllarda yapılan araştırmalar incelendiğinde OKB’nin toplumumuzda görülme  sıklığının ne kadar yoğunlukta olduğunu anlamak mümkün. Yapılan araştırmalar günümüzde  her 100 kişinin 3-4’ünde OKB görüldüğünü ortaya koymaktadır. Son zamanlarda görülme  sıklığında ciddi bir artış olduğu açıkça ifade edilen OKB, çoğunlukla ergenlik döneminde  başlayan, sıklıkla 20-30’lu yaşlarda sık görülen bir durum olmasına rağmen her yaşta ortaya  çıkması mümkün bir ruhsal bozukluktur. Erkeklerde daha erken ortaya çıktığı bilinmesine  rağmen kadınlarda daha sık görüldüğü ve popülasyonun büyük çoğunluğunu kadınların  oluşturduğu araştırmalarca desteklenmektedir. 

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) BELİRTİLERİ NELERDİR? 

Obsesif kompulsif bozukluğu olan bir hastanın tüm belirtileri dört ana başlıkta  toplanabilir: 

1) Kişinin kaçınamadığı, engelleyemediği, tekrarlayıcı ve sıkıntı verici davranışları  vardır. Bunlar hastanın kompulsiyonlarıdır ve gözlenebilir davranışlardan oluşur; el  yıkamak, silmek, kafa sallamak, saymak gibi.  

2) Kişinin kaçtığı ya da kaçındığı davranışlar vardır. Kirlenme korkusu ile bir yerlere  dokunamamak, oturamamak, hatta gitmemek gibi. 

3) Kişinin tekrarlayıcı ya da kaçınamadığı düşünceleri vardır. Bu düşünceler de yine  kompulsiyonlardır ancak dışarıdan gözlenemezler. Sayı saymak, belirli düşünceleri  içinden tekrarlamak, belirli kelimeleri tekrarlamak gibi. 

4) Kaçındığı ya da kaçmaya çalıştığı düşünceleri vardır ve bunlar hastanın  obsesyonlarıdır. Bu düşüncelerinden kaçmaya, onları durdurmaya veya  kompulsiyonları yolu ile onları nötr hale getirme çabası vardır.  

EN YAYGIN OBSESYON VE KOMPULSİYONLAR 

• Kuşku Obsesyonu ve Kontrol Kompulsiyonu 

En sık karşımıza çıkan türdür. Kişi ocak, kapı, doğalgaz, vana vb. bir şeyleri açık  bırakmış olma ihtimalinden, arabayı kilitlememiş, bazı eşyaları prizde takılı unutmuş olma  ihtimallerinden sürekli, ısrarcı bir şekilde kuşku duyar (kuşku obsesyonu) ve emin olma  ihtiyacı ile sürekli ve tekrarlı biçimde dönüp kontrol etme ihtiyacı duyar (kontrol  kompulsiyonu). Bu kısır döngü kişinin yaşamının birçok farklı noktasında kendini  gösterebilir.

• Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu 

Kişinin bedeninin, giysilerinin, evinin veya herhangi bir yaşam alanının, eşyalarının  mikrop, kir gibi birçok faktörden kirlendiğine dair duyduğu ısrarlı düşünceler (bulaşma  obsesyonu) ve bu ihtimallerden duyulan kaygıyı ortadan kaldırmak için yapılan tekrarlayıcı  davranışlar (temizlik kompulsiyonu) şeklindeki kısır döngüdür. Kişi olası bir kirlenmeye karşı  sürekli çevresini veya kendi bedenini temizleme, yıkama davranışlarında bulunur.  

• Cinsel İçerikli Obsesyonlar 

Kendine, yaşına ve toplumsal konumuna yakıştıramadığı fakat düşünmekten kendini  alıkoyamadığı cinsel içerikli obsesyonlardır. Kişi uygun düşmeyecek kişi veya kişilere karşı  cinsel içerikli ısrarlı düşüncelere sahiptir. Bu düşünceler sebebi ile çoğu zaman kişide sosyal  ortamlardan kaçınma, kendini bu düşünceler sebebi ile cezalandırma davranışları görülebilir. 

• Dini Obsesyonlar 

Kişinin inançları doğrultusunda sürekli zihnini meşgul eden tekrarlayıcı düşünceleri  olabilir. Yaptığı veya yapacağı yanlış bir eylem veya düşünce sebebi ile Yaratıcı tarafından  cezalandırılacağı, kirlendiği, cezalandırılması gerektiğine dair ısrarlı düşünceler, dini  inançlarına uygun ısrarlı ritüeller, dini inançlarının gerektirdiği ritüelleri yerine getirirken  ısrarlı bir biçimde zihne gelen, tekrar eden vesvese düşünceleri gibi. 

• Simetri-düzen Obsesyon ve Kompulsiyonları 

Çok sık görülen; eşyaları simetrik bir şekilde dizme, büyükten küçüğe, alfabetik sıraya  göre düzenleme, kıyafetleri renk geçişlerine göre ayırma, kıyafetleri muntazam bir şekilde  katlama ve yerleştirme gibi çoğu zaman bunları gerçekleştirmediğinde kendisi veya  sevdiklerinin başına kötü bir şey geleceği kaygısı, gününün kötü geçeceğine veya her şeyin  ters gideceğine dair tekrarlayıcı düşünceleri şeklinde giden obsesyon ve kompulsiyonlardır. 

• Dokunma Kompulsiyonları 

Bazı OKB’li hastalar zaman zaman bir yere gitmeden, yola çıkmadan, yeni bir şeye  başlamadan vb durumlarda kendilerine şans veya uğur getirecekleri bir şeye dokunmadan  kendilerini alamazlar. 

• Sayma Kompulsiyonları 

Bazı OKB’li hastalar herhangi bir günlük aktiviteyi belli bir sayıya kadar yapmazlarsa her  şeyin ters gideceğine dair inançlar taşırlar. Veya bazı durumlarda farklı obsesyonlarından  kaynak alan kaygılarını dindirebilmek için sayma kompulsiyonları gösterirler. 

• Biriktirme ve Saklama Kompulsiyonları 

Sık görülen bir kompulsiyon türüdür. Kişi gerekli-gereksiz tüm eşyaları saklama,  biriktirme ihtiyacı, onlar ile vedalaşırsa başına gelebilecek felaketler konusunda ısrarcı  düşünceleri sebebi ile oluşan kaygıyı bastırma ihtiyacı sebepleri ile biriktirir, istifler. 

• Batıl Düşünceler, Uğurlu-Uğursuz Sayılar, Eşyalar ve Renkler 

Bazı OKB hastalarında uğurlu-uğursuz sayılarına göre alma, hareket etme, başlama,  bitirme davranışları görülür. Aynı durum eşyalar ve renkler için de geçerlidir.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) NEDENLERİ NELERDİR? 

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte birçok biyolojik ve çevresel faktörün hastalığın  gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. 

• Genetik Faktörler 

• Beyin İşlevlerinde Bozulma ve Seratonin Dengesi 

• Çocuklu Çağı Travmaları 

• Kişilik Özellikleri 

Gibi faktörler hastalığın gelişimi ve seyri için ele alınan nedenler arasında sayılabilmektedir. 

 Kişinin ailesinde ruhsal bir hastalığın bulunması, anne-baba ve birinci derece  yakınlarında OKB tanısı geçmişinin varlığı genetik faktör olarak OKB oluşumunu tetiklediği  düşünülmektedir. Beynin bazı bölgelerinde sinirsel iletimde önemli bir etken olan seratonin  maddesinin seviyesindeki aşırı düşmenin veya işlevselliğindeki bir bozulmanın OKB  oluşumunu kolaylaştırıcı bir etkide bulunduğu düşünülmektedir. Bunlara ek olarak çocukluk  çağı travmalar; örneğin cinsel taciz, çocukluk çağı ihmal ve istismarı, şiddet gibi durumlara  maruz kalan kişilerde yetişkin dönemde ortaya çıkan OKB veya çocukluk çağı başlangıçlı  olarak çocuklarda görülen OKB gelişiminde önemli rol oynadığı görülmüştür. Yanı sıra  kişinin kişilik özellikleri de OKB nedenleri arasında ele alınması gerek bir faktör olarak  karşımıza çıkar. Kişide obsesif kompulsif kişilik örüntüsü, savunma mekanizmaları vb.  dikkate alındığında OKB’ye kişilik özellikleri sebebi ile yatkın olma durumu gözlemlenebilir.  

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ? NASIL? 

Obsesif kompulsif bozukluk kişinin yaşam kalitesini düşüren, önemli işlevsellik  alanlarında ciddi bozulmalara yol açan, kişinin yaşamını adeta kabusa çeviren ve bireyin  muzdarip olduğu bir ruhsal bozukluktur.  

 Ancak önemli üzerinde durulması ve bilinmesi gereken konu OKB’nin kişinin kaderi  olmadığıdır. OKB tedavisi mümkün bir bozukluktur. Bireye özgü belirlenecek bir yaklaşım ve  tedavi protokolü ile, terapist-danışan iş birliği içerisinde OKB’li hastalarda kısa sürede ve  kalıcı iyileşmeler gözlemlenebilir.  

 Birçok farklı ekol ve yöntem olmakla birlikte özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi ekolüne  bağlı kalarak hastaya olan yaklaşım, bu bozukluğun teşhis ve tedavisi için uzun yıllardır  rehberlik etmektedir. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımının OKB tedavisinde amacı kişiye  rahatsızlık veren, ısrarlı, tekrarlayıcı ve işlevsel olmayan düşünceleri (obsesyon) ile hastayı  karşı karşıya getirmek ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak amacı ile ortaya  çıkan kompulsiyonları engellemektir. Kişinin düşünce yapıları, bilişsel kodları incelenip  OKB’nin yarattığı kısırdöngünün özünü anlaması, birtakım yöntemler ile kişinin obsesyonları  ile karşı karşıya gelmesi, işlevsel olmayan düşünce kalıpları ile işlevsel olanların yer 

değiştirmesi ve yeniden davranış şekillendirilmesi şeklinde ilerleyen bir tedavi ekolü bugüne  kadar OKB tedavisinde bireylere ciddi yol aldırmıştır.  

 OKB’den ciddi durumda muzdarip olan kişiler seanslara geldiğinde genellikle durumun  düzelebileceğine dair inançları genellikle azdır ancak tedaviden sonra aldıkları yola kendileri  de şaşırmaktadır. Bilinen kocaman bir yanlışın üstünde durmak gerekirse OKB bir son  değildir, kader değildir, tedavisi mümkündür. Önemli olan bu noktada ilk adımı atmak ve  terapist ile iş birliği içerisinde hareket edebilmektir. 

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler