Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Tedavisi Nedir? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Psikolog

Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Tedavisi Nedir?

Yayınlanan

üzerinde

Obsesif kompulsif bozukluk temelde; bireyin iradesi ve öz kontrolü dışında zihninde aniden oluşan ve zihne hakim olan, rahatsız edici, çoğunlukla tehdit edici, ısrarcı ve tekrarlayıcı, bireyin kendisine de çoğu zaman saçma ve anlamsız gelen ancak istemli bir çaba ile zihinden uzaklaştıramadığı takıntılı düşünceler (obsesyonlar) ve bireyin engelleyemediği, tekrarlayıcı, çoğunlukla obsesyonlara tepki olarak, obsesyonların yarattığı kaygıyı azaltmak veya yok etmek görevini taşıyan, ruminatif davranış örüntülerinin (kompulsiyonlar) sebep olduğu ruhsal bir bozukluktur.

Birçok çeşidinin bulunduğu bilimsel olarak ortaya konan obsesyonlar çoğu zaman kişinin kendisi tarafından da “anlamsız, saçma” olarak nitelendirilir. Buna rağmen birey zihnine  hücum eden bu ısrarlı ve tekrarlayıcı düşünceleri zihninden istemli bir çaba ile  uzaklaştıramaz. Belirli bir seviyede obsesyonlar o kadar yoğun bir hale gelir ki neredeyse  birey gününü obsesif düşüncelerine göre yaşamaya başlar. Obsesyonların yarattığı rahatsızlık,  tehdit algısı ve kaygıyı bastırabilmenin, azaltabilmenin veya nötrleştirmenin yolunu arayan  zihin çoğunlukla obsesyonlara karşı tekrar edici ve çoğu zaman kontrol dışı tekrarlayan  davranış örüntülerini geliştirir. Tekrarlayan, rahatsız edici, kaygı yaratan, zihne egemen olan  ısrarcı düşünceler ve bunların etkisini azaltmak, ortadan kaldırmak için yapılan yine  tekrarlayıcı, son derece rahatsız edici eylemler kişinin artık hayatının tamamını ele geçirir ve  bireye adeta özgür bir yaşam alanı imkanı vermez. Bununla birlikte ortaya çıkan bu  kısırdöngü bireyin kişisel, iş ve okul ile ilgili, kişilerarası tüm alanlarda ciddi anlamda  işlevselliğini bozar.  

 İnsan yaşamının olağan akışında zaman zaman birçok faktörden kaynaklı şüphe, evham,  kaygı ve takıntılar olabilir. Günlük yaşantı içinde hayatımıza birçok stres verici etkenin eşlik  ediyor olması, insanoğlunun zamanla adeta hızlandırılmış bir formatta gelişen hayat akışı,  geleceğin belirsizliği gibi durumların varlığı göz önüne alındığında bunların doğal duygu ve düşünceler olduğu açıktır ve çoğunlukla kişiler bu duygu ve düşünceler ile baş  edebilmektedirler ve sorunların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemesine izin vermeden  çözebilirler. Ancak obsesyonlar ve bunların varlığı neticesinde ortaya çıkan kompulsiyonlar bunların çok daha ötesindedir. Kişinin bilinçli bir şekilde zihninden uzaklaştıramadığı ve  kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve nihayetinde kişinin tüm yaşam alanında önemli oranda  işlevsel bozulmalara neden olan ciddi bir durumdur. 

 Obsesyonlar gerçekleştirilmesi mümkün veya gerçekleştirilebilecek düşünceler olabildiği  gibi bazı durumlarda gerçekdışı veya sanrısal bir boyutta da olabilmektedir. Ancak her iki  koşulda da birey aslında böyle bir şey olmayacağını fakat bu düşüncelerini aklından  uzaklaştıramadığını açık bir biçimde ifade etmektedir. OKB durumlarında bireylerden sık sık  “saçma olduğunu biliyorum, böyle bir şey olamaz biliyorum ancak ne yaparsam yapayım  onları düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum” ifadelerini duymak mümkündür. Obsesyonlar  aynı zamanda çoğu zaman tereddüt ifadeleri içerirler ve bununla birlikte hiçbir zaman kesin  ifadeler değillerdir. “Ya yaparsam, ya olursa, ya yaptıysam ya da yaptım mı, oldu mu?”  şeklinde sürüp giden düşüncelerdir.

OKB NE SIKLIKTA, HANGİ YAŞLARDA VE KİMLERDE DAHA FAZLA  GÖRÜLÜR? 

Son yıllarda yapılan araştırmalar incelendiğinde OKB’nin toplumumuzda görülme  sıklığının ne kadar yoğunlukta olduğunu anlamak mümkün. Yapılan araştırmalar günümüzde  her 100 kişinin 3-4’ünde OKB görüldüğünü ortaya koymaktadır. Son zamanlarda görülme  sıklığında ciddi bir artış olduğu açıkça ifade edilen OKB, çoğunlukla ergenlik döneminde  başlayan, sıklıkla 20-30’lu yaşlarda sık görülen bir durum olmasına rağmen her yaşta ortaya  çıkması mümkün bir ruhsal bozukluktur. Erkeklerde daha erken ortaya çıktığı bilinmesine  rağmen kadınlarda daha sık görüldüğü ve popülasyonun büyük çoğunluğunu kadınların  oluşturduğu araştırmalarca desteklenmektedir. 

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) BELİRTİLERİ NELERDİR? 

Obsesif kompulsif bozukluğu olan bir hastanın tüm belirtileri dört ana başlıkta  toplanabilir: 

1) Kişinin kaçınamadığı, engelleyemediği, tekrarlayıcı ve sıkıntı verici davranışları  vardır. Bunlar hastanın kompulsiyonlarıdır ve gözlenebilir davranışlardan oluşur; el  yıkamak, silmek, kafa sallamak, saymak gibi.  

2) Kişinin kaçtığı ya da kaçındığı davranışlar vardır. Kirlenme korkusu ile bir yerlere  dokunamamak, oturamamak, hatta gitmemek gibi. 

3) Kişinin tekrarlayıcı ya da kaçınamadığı düşünceleri vardır. Bu düşünceler de yine  kompulsiyonlardır ancak dışarıdan gözlenemezler. Sayı saymak, belirli düşünceleri  içinden tekrarlamak, belirli kelimeleri tekrarlamak gibi. 

4) Kaçındığı ya da kaçmaya çalıştığı düşünceleri vardır ve bunlar hastanın  obsesyonlarıdır. Bu düşüncelerinden kaçmaya, onları durdurmaya veya  kompulsiyonları yolu ile onları nötr hale getirme çabası vardır.  

EN YAYGIN OBSESYON VE KOMPULSİYONLAR 

• Kuşku Obsesyonu ve Kontrol Kompulsiyonu 

En sık karşımıza çıkan türdür. Kişi ocak, kapı, doğalgaz, vana vb. bir şeyleri açık  bırakmış olma ihtimalinden, arabayı kilitlememiş, bazı eşyaları prizde takılı unutmuş olma  ihtimallerinden sürekli, ısrarcı bir şekilde kuşku duyar (kuşku obsesyonu) ve emin olma  ihtiyacı ile sürekli ve tekrarlı biçimde dönüp kontrol etme ihtiyacı duyar (kontrol  kompulsiyonu). Bu kısır döngü kişinin yaşamının birçok farklı noktasında kendini  gösterebilir.

• Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu 

Kişinin bedeninin, giysilerinin, evinin veya herhangi bir yaşam alanının, eşyalarının  mikrop, kir gibi birçok faktörden kirlendiğine dair duyduğu ısrarlı düşünceler (bulaşma  obsesyonu) ve bu ihtimallerden duyulan kaygıyı ortadan kaldırmak için yapılan tekrarlayıcı  davranışlar (temizlik kompulsiyonu) şeklindeki kısır döngüdür. Kişi olası bir kirlenmeye karşı  sürekli çevresini veya kendi bedenini temizleme, yıkama davranışlarında bulunur.  

• Cinsel İçerikli Obsesyonlar 

Kendine, yaşına ve toplumsal konumuna yakıştıramadığı fakat düşünmekten kendini  alıkoyamadığı cinsel içerikli obsesyonlardır. Kişi uygun düşmeyecek kişi veya kişilere karşı  cinsel içerikli ısrarlı düşüncelere sahiptir. Bu düşünceler sebebi ile çoğu zaman kişide sosyal  ortamlardan kaçınma, kendini bu düşünceler sebebi ile cezalandırma davranışları görülebilir. 

• Dini Obsesyonlar 

Kişinin inançları doğrultusunda sürekli zihnini meşgul eden tekrarlayıcı düşünceleri  olabilir. Yaptığı veya yapacağı yanlış bir eylem veya düşünce sebebi ile Yaratıcı tarafından  cezalandırılacağı, kirlendiği, cezalandırılması gerektiğine dair ısrarlı düşünceler, dini  inançlarına uygun ısrarlı ritüeller, dini inançlarının gerektirdiği ritüelleri yerine getirirken  ısrarlı bir biçimde zihne gelen, tekrar eden vesvese düşünceleri gibi. 

• Simetri-düzen Obsesyon ve Kompulsiyonları 

Çok sık görülen; eşyaları simetrik bir şekilde dizme, büyükten küçüğe, alfabetik sıraya  göre düzenleme, kıyafetleri renk geçişlerine göre ayırma, kıyafetleri muntazam bir şekilde  katlama ve yerleştirme gibi çoğu zaman bunları gerçekleştirmediğinde kendisi veya  sevdiklerinin başına kötü bir şey geleceği kaygısı, gününün kötü geçeceğine veya her şeyin  ters gideceğine dair tekrarlayıcı düşünceleri şeklinde giden obsesyon ve kompulsiyonlardır. 

• Dokunma Kompulsiyonları 

Bazı OKB’li hastalar zaman zaman bir yere gitmeden, yola çıkmadan, yeni bir şeye  başlamadan vb durumlarda kendilerine şans veya uğur getirecekleri bir şeye dokunmadan  kendilerini alamazlar. 

• Sayma Kompulsiyonları 

Bazı OKB’li hastalar herhangi bir günlük aktiviteyi belli bir sayıya kadar yapmazlarsa her  şeyin ters gideceğine dair inançlar taşırlar. Veya bazı durumlarda farklı obsesyonlarından  kaynak alan kaygılarını dindirebilmek için sayma kompulsiyonları gösterirler. 

• Biriktirme ve Saklama Kompulsiyonları 

Sık görülen bir kompulsiyon türüdür. Kişi gerekli-gereksiz tüm eşyaları saklama,  biriktirme ihtiyacı, onlar ile vedalaşırsa başına gelebilecek felaketler konusunda ısrarcı  düşünceleri sebebi ile oluşan kaygıyı bastırma ihtiyacı sebepleri ile biriktirir, istifler. 

• Batıl Düşünceler, Uğurlu-Uğursuz Sayılar, Eşyalar ve Renkler 

Bazı OKB hastalarında uğurlu-uğursuz sayılarına göre alma, hareket etme, başlama,  bitirme davranışları görülür. Aynı durum eşyalar ve renkler için de geçerlidir.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) NEDENLERİ NELERDİR? 

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte birçok biyolojik ve çevresel faktörün hastalığın  gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. 

• Genetik Faktörler 

• Beyin İşlevlerinde Bozulma ve Seratonin Dengesi 

• Çocuklu Çağı Travmaları 

• Kişilik Özellikleri 

Gibi faktörler hastalığın gelişimi ve seyri için ele alınan nedenler arasında sayılabilmektedir. 

 Kişinin ailesinde ruhsal bir hastalığın bulunması, anne-baba ve birinci derece  yakınlarında OKB tanısı geçmişinin varlığı genetik faktör olarak OKB oluşumunu tetiklediği  düşünülmektedir. Beynin bazı bölgelerinde sinirsel iletimde önemli bir etken olan seratonin  maddesinin seviyesindeki aşırı düşmenin veya işlevselliğindeki bir bozulmanın OKB  oluşumunu kolaylaştırıcı bir etkide bulunduğu düşünülmektedir. Bunlara ek olarak çocukluk  çağı travmalar; örneğin cinsel taciz, çocukluk çağı ihmal ve istismarı, şiddet gibi durumlara  maruz kalan kişilerde yetişkin dönemde ortaya çıkan OKB veya çocukluk çağı başlangıçlı  olarak çocuklarda görülen OKB gelişiminde önemli rol oynadığı görülmüştür. Yanı sıra  kişinin kişilik özellikleri de OKB nedenleri arasında ele alınması gerek bir faktör olarak  karşımıza çıkar. Kişide obsesif kompulsif kişilik örüntüsü, savunma mekanizmaları vb.  dikkate alındığında OKB’ye kişilik özellikleri sebebi ile yatkın olma durumu gözlemlenebilir.  

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ? NASIL? 

Obsesif kompulsif bozukluk kişinin yaşam kalitesini düşüren, önemli işlevsellik  alanlarında ciddi bozulmalara yol açan, kişinin yaşamını adeta kabusa çeviren ve bireyin  muzdarip olduğu bir ruhsal bozukluktur.  

 Ancak önemli üzerinde durulması ve bilinmesi gereken konu OKB’nin kişinin kaderi  olmadığıdır. OKB tedavisi mümkün bir bozukluktur. Bireye özgü belirlenecek bir yaklaşım ve  tedavi protokolü ile, terapist-danışan iş birliği içerisinde OKB’li hastalarda kısa sürede ve  kalıcı iyileşmeler gözlemlenebilir.  

 Birçok farklı ekol ve yöntem olmakla birlikte özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi ekolüne  bağlı kalarak hastaya olan yaklaşım, bu bozukluğun teşhis ve tedavisi için uzun yıllardır  rehberlik etmektedir. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımının OKB tedavisinde amacı kişiye  rahatsızlık veren, ısrarlı, tekrarlayıcı ve işlevsel olmayan düşünceleri (obsesyon) ile hastayı  karşı karşıya getirmek ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak amacı ile ortaya  çıkan kompulsiyonları engellemektir. Kişinin düşünce yapıları, bilişsel kodları incelenip  OKB’nin yarattığı kısırdöngünün özünü anlaması, birtakım yöntemler ile kişinin obsesyonları  ile karşı karşıya gelmesi, işlevsel olmayan düşünce kalıpları ile işlevsel olanların yer 

değiştirmesi ve yeniden davranış şekillendirilmesi şeklinde ilerleyen bir tedavi ekolü bugüne  kadar OKB tedavisinde bireylere ciddi yol aldırmıştır.  

 OKB’den ciddi durumda muzdarip olan kişiler seanslara geldiğinde genellikle durumun  düzelebileceğine dair inançları genellikle azdır ancak tedaviden sonra aldıkları yola kendileri  de şaşırmaktadır. Bilinen kocaman bir yanlışın üstünde durmak gerekirse OKB bir son  değildir, kader değildir, tedavisi mümkündür. Önemli olan bu noktada ilk adımı atmak ve  terapist ile iş birliği içerisinde hareket edebilmektir. 

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Keyifli Olmak İster Misin?

Medeniyetin başından beri popülerliğini koruyan memnunluk kavramına yüzyıllardır beşerler düşünerek, araştırarak, gezerek, okuyarak, konuşarak …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Medeniyetin başından beri popülerliğini koruyan memnunluk kavramına yüzyıllardır beşerler düşünerek, araştırarak, gezerek, okuyarak, konuşarak, yazarak, inanarak ulaşmaya çalışmışlardır. Herkes için farklı bir tarifi olan ‘’mutluluk’’ temelinde varoluşsal bir yargı barındırır. Psikanalist Sigmund Freud memnunluğu “Sevmek ve çalışmak, çalışmak ve sevmek. Hayat bundan ibaret.” olarak tanımlarken, Psikanalist Jean-Pierre Winter mutluluğun ‘’Yaşama sevinci marazi olanın karşısında duran, külfet, nefrete karşı bir zaferdir, en küçüğü bile.’’ olduğunu söylüyor. Filozoflar ise bu mevzuda epeyce farklı bakış açılarına sahip. Kimi görüşler memnunluktan kuşku ederken kimileri mutluluğa dışavurumcu görüşleriyle hissin sevinçle dışarı çıkması olarak bakabiliyor. Epikürcüler için aldatıcı olan memnunluk, Spinoza için harikanın bir tezahürü, bir var olma hareketi, hareket, dilek, bilgi ve özgürlükten beslenen bir histir.

Temelinde olumlu hisleri barındıran memnunluk, kendini bütün olarak kabul etme ve şu anın tadını çıkarma olarak daha fazla göz önünde bulunuyor. Yaşama sevinciyle paralel ilerleyen memnunluk, günümüzde geliştirilebilir ve tercih edilebilir olarak görülüyor. Yani şu an ve gelecekle ilgili olumsuz hisler beslerken, dert ve gerilime sahipken bunu biraz uğraşla optimist hislere dönüştürmemiz mümkün. Memnunluğu dışarıdan gelecek bir mucize olarak beklemek yerine aslında çok yakınımızda, içimizde var olan bir yapıyı düzeltmekle memnunluk sağlanabilir. Elbette değişim ansızın olmuyor. Günlük çalışmaları uygulamak ve oturmuş kalıpları değiştirmek vakit gerektiriyor.

Bilişsel terapiler ve şahsî gelişim metotları hayata daha optimist bakabilmemiz ismine birçok metot sunuyor. Zihinsel programlama üzerine çalışan düşünür Michel Lacroix, ‘’Dünyanın gidişatını denetim edemeyiz lakin kendi geleceğimiz bizim kontrolümüzdedir.’’ diyerek geleceğimiz konusunda daha optimist ve yaratıcı kararlar almamızın kıymetine vurgu yapıyor.

Pekala hayatın iniş çıkışlarına karşın gülümsemeye ve ilerlemeye nasıl devam edilebilir? Müspet psikoloji alanları günümüzde hayata daha olumlu bakmamız, anın bedelini bilmemiz ve yaşamamız üzerine idmanlar sunuyor.

1. Kendinizi sevmekle başlayın:

‘’Huzuru içinizde arayın.’’ Buddha

‘’Şefkat, yüreğin, bir oburunun acısına titreyerek karşılık vermesi ve bu acıyı hafifletmek istemesidir. Kendimiz acı çekerken bu acımızı nezaketle fark etmek ve dindirmeye yönelmek ise öz şefkattir.’’ Christopher K. Germen şefkati bu formda tanımlıyor. Doğu filozoflarının kullandığı meditasyon, yoga, şuurlu farkındalık kavramları giderek popülerleşiyor. Empatiyi dışarı yansıtmadan evvel kendimize göstermek ve dış dünyadaki acılarla uğraşmadan önce iç dünyamızdaki acıları tanımlayabilmek kişilik bütünlüğünün başlangıcı sayılıyor. ‘’Başlangıçta his vardı. Daha sonra fiil hissin yerine geçmek için geldi.’’ diyor müellif L. Ferdinand Celine. Kendi hislerimizi tanımak sorunun özüne dönmek için birinci kapı. Bu hisleri tanımlarken olumlu hisler üzere olumsuzların da bize ilişkin olduğunu kabul etmek gerekiyor. Olumsuz hislere da şefkatle yaklaşmak ve bu hissin da süreksiz olduğunu unutmamak gerekiyor. Akrabalarımıza, arkadaşlarımıza, tabiata ve hayvanlara gösterdiğimiz anlayışı kendimize de yöneltmeliyiz. Bazen zalimce eleştirdiğimiz ferdî yönlerimizle barışmalıyız. Bugüne kadar kendimiz olarak gösterdiğimiz çabayı takdir etmeli ve kendi elimizi tutup daha olumlu bakmak ismine teşvik etmeliyiz. Böylece algılarımızı daha müspet bir noktaya taşıyarak topluma keyifli bir formda adapte olabiliriz.

2. Tabiat ile baş başa vakit geçirin:

‘’Ve ormana gidiyorum, aklımı kaybedip ruhumu bulmak için.’’ John Muir

Yaşadığımız etrafın, insan psikolojisine tesiri son yüzyılda yapılan araştırmalar ile desteklenmekte. Bu alana dair toplumsal psikolojide Ulrich, Kim ve Cervinka’nın çalışmaları, tabiatta geçirilen vaktin olumlu bir ruh hali ve ruhsal refah, anlamlılık ve canlılıkla alakalı olduğunu gösteriyor. Her ne kadar günümüzde araştırmaların sayısı artsa da aslında tabiatta vakit geçirmek, onunla bütünleşmek kadim öğretilerin birçoklarında yer alıyor. ‘’ Güneşin, ayın, yıldızların, yerin ve denizin tadını çıkaran kişi ne yalnızdır ne de çaresiz.’’ Frigyalı bir köleden Roma İmparatorluğuna yükselen Epiktetos’un bu cümlesi insanlığın en temel gereksiniminin doğasıyla bütünleşmek olduğunu gösteriyor. Tabiat, kendine inancı ve inancı tazeliyor. Bu nedenle tabiatta vakit geçiren beşerler daha huzurlu ve üretken kararlar alabiliyor. Doğal ortamlarda vakit geçirmek memnunluk hissimizi artırdığı için tavsiye ediliyor. Ama günümüzün kentleşme süratiyle bir arada azalan doğal alanlar, özümüze dönüşümüzün önündeki bina manileri bu olumlu hissi pekiştirmemizin tesirini düşürüyor. Bu nedenle konutlarımızda bitkilere, görünüm görsellerine yer vermek betonlaşmanın olumsuz tesirlerini azaltmada bize yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda görüntü fotoğrafına bakmanın, tabiatta yaşadığımız hisle misal hisleri ortaya çıkardığını kanıtlıyor.

3.Kişisel Tarihinizi Yine Yazın:

‘’Dün uyanıktım, dünyayı değiştirmek isterdim. Bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.’’ Mevlana

Bizi biz yapan yaşadığımız tecrübelerden öğrendiklerimizdir. Pekala algımız yalnızca o anki hislerimiz kadarını öğreniyorsa yeniden de geçmişte aldığınız kararların sizi büsbütün yansıttığını söyleyebilir miyiz? Kendi geçmişimizi değerlendirdiğimizde, kendimize yüklediğimiz etiketlerin ya da manaların içine sıkışmak ve acı çektiğimiz zamanlardaki yapımızı eleştirmek ne öğretiyor? Sosyolog David Le Breton bu soruların yanıtını şu biçimde açıklıyor : “Kendimizi sıklıkla eski travmalarımızın kurbanı olarak görüyor, kendimizi bu olaylar üzerine inşa ediyoruz. Daima birebir şeyi tekrarlıyor ve kendi içimizde hapsediyoruz. Tam aksisi, küçük yahut büyük olsun her bir ıstırap kendimizi keşfetmek ve yine tanımlamak için bir fırsat. Affetmek, yeni bir dünya kurmak, dünyanın manasını değiştirme gücü hepimizde var.” İçimizdeki yaratım gücüyle yeni bir gelecek kurmak mümkün. Geçmişte her ne yaşanmış olursa olsun o an aldığınız kararlar o anda kaldı. Hayatın daima bir akış hali olduğunu ve her yenin günün yeni bir başlangıç olduğunu, kim olmayı hedefliyorsak ona nazaran davranabilme talihimizin olduğunu keşfetmek, özgüvenin ortaya çıkmasında bizlere dayanak oluyor. Daha özgür, geçmişiyle barışık bir kişi yaşama sevincinin tadını çıkartabiliyor.

4.Anın tadını çıkarın:

“Saatin kendisi yer, yürüyüşü vakit, ayarı insandır. Bu da gösterir ki vakit ve yer beşerle mevcuttur!” Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

Dünyaya gelmemizin bir muvaffakiyet hikayesi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşama gelmiş her birey kendi başına bir mucizedir. Mucizenin tadını çıkarmak yerine gündelik dertlerin esiri olmak ise olumsuz hisleri pekiştirir. Olumsuz hisler da yalnızca ruhsal rahatsızlıkları değil fizikî hastalıkları da beraberinde getirir. Çağdaş dünyanın getirileri olan tanınan akımlara ahenk sağlamak, kendimizi bir modele tabi tutmaya çalışmak bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Bilhassa son devirde iş saatlerinin artması, meskenlerde daha fazla vakit geçirmemiz, sevdiklerimizden uzak kalmamız, ekonomik tasalar, sıhhat telaşları ve gelecek derdi ömürlerimize hükümran oluyor. Hayatın getirdiği zorluklarla gayret ederken bir yandan da pasif hobiler ömür sevincimizi düşürüyor. Bunlar yerine kendinizi keyifli eden, kaliteli, üretken hobiler edinmek, sevdiklerinizle bağlantıda kalmak, hayatla bağ kurmak gerekiyor. Sabah yataktan kalkmadan evvel sizi memnun eden şeyleri düşünmek, güne daha optimist başlamanıza dayanak oluyor. Vaktin şahsa has bir kavram olduğunu ve onu neyle doldurursanız, onunla besleneceğini, esneyeceğini ve gelişeceğini söyleyebiliriz. Vaktinizi sizi keyifli eden aktivitelere nazaran belirlemek kendi elinizde. Meditasyon idmanlarıyla farkındalığınızı artırarak, gerçek, derin, sürdürülebilir bir hayat için anda kalmaya odaklanabilirsiniz. Yaşamanın bir mucize olduğunu ve an’da kalarak keyifli anılar biriktirebileceğinizi unutmayın.

“Aslında herkes keyifli olmayı ister, kimse acı çekmek istemez ve memnunluk dış etkenlerden değil, kendi alışkanlıklarımızdan gelir. Şayet kendi zihinsel tavırlarınız yanlışsız ise düşmanca bir atmosferde olsanız bile kendinizi memnun hissedersiniz.” Dalai Lama

Tüm bunların yanında mutluluğun geliştirilebilir bir marifet olduğunu ve her gün yaptığımız antrenmanlarla buna sahip olabileceğimizi belirtmek isterim. Olduğumuz kişilik yapıları bizim konfor alanlarımızdır. Konfor alanında ne kadar olumsuz his beslersek besleyelim oradan ayrılmak birden fazla vakit çok zordur. Ama bir sefer başladığınızda mutluluğun size eşlik edeceğini, tekrar yaşama sevincinizin üst çıkacağını ve hayatın her gün bir talih olduğunu hatırlayın. Memnunluk sizin elinizde, en ufak gülümsemelerinizde…

Okumaya Devam

Psikolog

Fobiler

İnsanların birçok bir ya da birden fazla şeyden korktuğunu kabul etmektedir. Bunlar örümcek, yılan, palyaço, asansör, yükseklik, kapalı alan vb …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanların birçok bir ya da birden fazla şeyden korktuğunu kabul etmektedir. Bunlar örümcek, yılan, palyaço, asansör, yükseklik, kapalı alan vb. olabilmektedir. Bu cins endişeler hayli yaygın ve olağandır. Bu endişelerin fobi teşhis kapsamına girmesi için iki kıymetli belirleyicisi vardır. Bunlardan birincisi Belirtilerin önemli seviyede duygusal gerilime sebep olması, ikincisi ise Bu kaygılardan dolayı gündelik gündelik fonksiyonelliğin ziyan görmesidir.

Fobisi olan bireyler fobik uyaranla karşılaştıklarında ya da fobik uyaranla müsabakayı bekledikleri durumlarda çabucak hemen her vakit kaygı yansısı gösterirler. Dehşet duyulan uyarandan kaçınmanın süratlice rahatlama sağlaması sebebiyle bu bireyler fobik uyaranla müsabaka olasılıkları olan durumlardan da sıklıkla kaçınırlar.

Fobiler yalnızca belli obje ve durumlara karşı olması ve bu durum ve objelerden kaçınarak ya da hayatı bunlara nazaran düzenleyerek hayatını devam ettirebilmesi bu bozukluğa sahip bireylerim tedavi için başvurmasını da etkilemektedir.

İleri derecede fobisi olanların fobik uyaranla bağlantılı fotoğraf yahut imajlar bile rahatsız olmalarına sebep olabilir. Fobisi olan şahıslar içten içe dehşetlerinin çok yahut tehlike ile orantısız olduğunu bilseler bile mantıklı düşünerek bu endişelerinin önüne geçemezler ve korkulan durumun yaratacağı tehlikeyi abartma eğilimindedirler.

FOBİ TANISI İÇİN;

– Bu ruhsal rahatsızlığa sahip şahıslar yaratabileceği tehlike o kadar şiddetli olmasa bile kimi nesne yahut durumlardan korkarlar.

– Kaygı yahut tasa yaratan durumla yahut nesne ile karşılaşmamak için ağır uğraş gösterirler.

– Bu kaygı ve telaşlar, şahıslar için badire yaratır ve olağan gündelik hayatlarında belli birtakım meselelere yol açar.

ÖZGÜL FOBİLER KAYGININ KAYNAĞINA NAZARAN 5’E AYRILMIŞTIR;

– Hayvan fobileri

– Doğal etraf

– Kan, iğne, yaralanma

– Durumsal

– Öbür (paylaço, asansör, yükseklik, böcek vb.)

Okumaya Devam

Psikolog

İmtihan Stresimle/Kaygımla Nasıl Baş Edebilirim?

“Sınav derdi nedir ve neden olur?”, “Öğrenciler imtihana hazırlanırken neden imtihan gerilimi yapar?”, “Sınav korkusu artınca ne olur?”, “Sınav …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

“Sınav derdi nedir ve neden olur?”, “Öğrenciler imtihana hazırlanırken neden imtihan gerilimi yapar?”, “Sınav korkusu artınca ne olur?”, “Sınav gerilimi nasıl geçer?”.. üzere sorular aklınıza takılıyorsa yahut çocuklarınız ya da yakınlarınız bu durumu yaşıyorsa bu yazıyı okuyup, onlara dayanak olabilirsiniz. İmtihanlardan mevzu açılınca ya da imtihan anında fikirlerinizi denetim edemiyor ve kalbiniz süratle atmaya mı başlıyor? Öncelikle bilmelisiniz ki: YALNIZ DEĞİLSİNİZ..

Hepimiz hayatımızda en az bir sefer imtihana girmişizdir ve bu girdiğimiz imtihan öncesinde çok dertli ya da gerilimli hissettiğimiz vakitler illaki olmuştur. İmtihanlar; bilhassa günümüz gençlerinin ömürlerinde birer dönüm noktası haline gelmiştir. Bu sebeple; çok gerilim ve korku beraberinde olumsuz sonuçları da getirmiş oluyor. Aslında, bir ölçü imtihan telaşı yaşamak epey tipiktir. Hatta araştırmalara nazaran biraz korku duymanın bizi evvelden çalışmaya, imtihan sırasında tetikte kalmaya ve eldeki misyona odaklanmaya motive etmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu yüzden, yüksek seviyede tasa, konsantrasyonu ve testlerde güzel performans gösterme yeteneğini etkileyebilir. Herkesin imtihan korkusu tecrübesi birbirininden farklıdır. Bu nedenle, dert seviyeleri şahıstan şahsa farklılık gösterir. Tıpkı mevzudan hususa ve testten teste farklılık gösterdiği üzere.. Hepsi bir biçimde öğrencinin yahut kişinin teste verdiği bedele bağlıdır. Yıkıcı tesirlere sahip olan yüksek tasa ve gerilim ile baş etmek için imtihanlardan evvel kimi tedbirlerin alınmasında yarar var.

İmtihan korkusuyla, kaygı hisleri ve kendinden kuşku duymak, imtihan performansınızı etkileyebilir ve sizleri mutsuz edebilir. İster ilkokul ister ortaokul öğrencisi olun, ister üniversite öğrencisi olun, ister meslek gelişimi yahut sertifikasyon için testlere girmesi gereken bir çalışan olun, imtihan tasası herkesi etkileyebilir. Tasa, olması beklenen olumsuz bir sıkıntıyla ilgili telaş duyma olarak tanımlanır ve tasa aslında doğal bir insan reaksiyonudur. Yani; savaş ya da kaç savunma sistemimizin bir göstergesidir. Savaş ya da kaç hakkında test yapma ile ilgili olarak düşünürsek, testin kendisi tehdittir ve bedenimizin yansıları ekseriyetle bizimle tehdit ortasına uzaklık koyma girişimlerimizdir. Yeniden de bir imtihanda savaş ya da kaç, her vakit (veya sıklıkla) bizi “kurtaracak” sonuçlar vermez. İmtihan gerilimi ve imtihan tasası durumunda bedende birtakım fizikî değişiklikler (uykusuzluk, karın ağrı, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, titreme, çarpıntı, terleme gibi) meydana gelir. Tasa seviyesini bazen öğrencilerimiz yahut şahıslar yanlışsız denetim edemeyebilirler, ellerinde olmadan gerilime yenik düşebilirler, bu durum kendisinin baş edebileceğinden büyük bir sorun olabilir. Bu türlü durumlarda uzman takviyesi alınmasının çok büyük yararı olacaktır. İmtihan derdinin sebebi belirlenip, başa çıkma yöntemleri/becerileri geliştirilir. Böylelikle öğrencilerin yahut bireylerin sahip olduğu bilgileri verimli kullanmasına takviye olunur.

Okumaya Devam

Trendler