Oyunun Tanımı ve Önemi - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Psikolog

Oyunun Tanımı ve Önemi

Yayınlanan

üzerinde

Çocukların kelime bilgileri yetişkinler kadar zengin değildir. Bu nedenle kendilerine oyuncaklar üzerinden anlatırlar. Yetişkin için konuşmak neyse oyunda çocuklar için odur.
Axline (1995) insanın içinde kendini iyileştirme gücü vardır. Oyun ile çocuğun içindeki bu güç açığa çıkar. İyileştiren biz değiliz biz yalnızca vasıtayız.


OYUN NEDİR?
Çocuğun kendini ifade etmesi, kuralları kendi deneyimleri ile öğrenme yöntemi hayal ile gerçek arasında bir köprüdür. Çocuğun iç dünyasını dışa vurumu, gizil nesnelerin kullanılması çocuğun sosyal ve ahlaki değerleri öğrendiği bir alandır.


Çocuğun zihinsel, fiziksel ve kişilik gelişimini sağlayan en ideal ortamdır. Çocuğun sosyalleşmesine aracıdır, çocuğun uyum sağlamasına aracıdır yenilik ve değişim çocuğun zekâ, beden ve kişilik gelişimini sağlayan en ideal ortamdır. Çocuğun sosyalleşmesine aracıdır. Çocuğun uyum sağlamasına aracıdır. Oyun genel anlamda kişiliğini bütünüyle etkileyen bir faaliyettir.


Oyunun ne olduğu ya da ne olmadığı konusunda birçok görüşler ileri sürülmüştür. Bütün bu görüşlerin ortak noktası oyunun çocuk için en önemli uğraş olduğudur.


Oyun çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları çocuğun kendi deneyimleriyle öğrenmesi yöntemidir (yavuzer H.,1998)


Piaget e göre, Oyun bir uyumdur. Oyunlar çocukların kendi seçtikleri ya da gruptaki bazı öğrencilerin seçtikleri ve kendilerine göre sağlam kuralları olan eylemdir.


Gross’a göre (1896) Oyun bir pratiktir. Yetişkinler ilerde karşılaşacağı davranış biçimlerini oyunla elde ederler.


Caillois (1958) Oyun serbestçe kabul edilmiş fakat bağlayıcı olan kurallara göre belli alan ve zaman süreci içinde sürdürülen gerilim ve eğlence duygularını içeren, gerçek hayattan farklı olduğu bilinci ile yapılan gönüllü bir hareket ya da faaliyettir.

Oyun, her yaşta insanın hayatında önemli yeri olan bir etkinliktir. Yetişkin için eğlenmek, dinlenmek boş zaman etkinliği gibi anlamlar ifade eden oyun, çocuk içinde yaşadığı dünyayı çevresindeki insanları tanıma ve anlama aracıdır. Genel anlamıyla oyun, belli bir amaca yönelik olan ya da olmayan kurallı ya da kuralsız gerçekleştirilen bilen fakat her durumda çocuğun isteyerek ve hoşlanarak yer aldığı fiziksel, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan gerçek hayatın bir parçası ve çocuk için en etkin öğrenme sürecidir.


OYUNUN ÖNEMİ
Oyun bir eğitim aracıdır; çocuğun hayal kurmasını sağlar. Kendini bağımsız ve özgür hissetmesine ortam hazırlar. Kendine hakimiyet, saygı, dürüstlük sorumluluk duygusunu geliştirebileceği bir oyun dünyası oluşturur ve aynı zamanda oyun kendi içinde kuralları öğretir.


Oyun Sağlıklı gelişim için Önemli bir etkendir; Fizyolojik gelişimi sağlar, refleksleri güçlendirir, kuvvet çabukluk dayanıklılık becerileri geliştirir solunum ve dolaşım sistemini düzenler.


Oyun boş zamanı en iyi değerlendiren bir uğraştır; Çocuğa serbest hareket imkânı sağlar heyecan neşe canlılık ve eğlenceli anlar yaşatır, farklılıkları ortadan kaldırır. (zengin fakir genç ihtiyar zayıf şişman gibi)

Çocuk denince akla gelen ilk şey oyundur. Çocuklar dünyayı oyun aracılığıyla tanırlar. Bazen oyun için bazı malzemeler kullanırlar çevredeki objeler, kişiler, olaylar, doğa, yapılar, araçlar, hayvanlar, yollar çocuk için oyun öğrenme ve eğlence malzemesi olabilir bu nedenle de anne babanın oyun oynaması oyunun bir parçası olması veya oyuna aracılık edebilmesi çok önemlidir. Oyun hem çocuğun ihtiyacını karşılayan hem de anne babanın çocuğu yakından tanımasını ve takip etmesini sağlayan bir aktivitedir. Oyun oynarken çocuğun özgür olması kendini rahat ifade edebilmesi ve yargılanmaması önemlidir. Bize daha çocuksu veya bebeksi görünen bir oyun ve oyuncak çocuğumuzun önemli bir ihtiyacını karşılıyor olabilir. Oyun oynayabilmek anne baba için her zaman kolay olmamaktadır. Bazı kişilerin böyle bir yatkınlığı olmayabilir böyle bir durumda da oynayabileceğiniz keyif aldığınız oyunlarla keyif almadığınız oyunları birbirinden ayırmak önemli. Örneğin anne evcilik oyununda daha keyifli oynayabiliyorken babada top ve bahçe oyunlarında çocuğa eşlik edebilir. Çünkü sıkılarak keyif almadan oynanan oyunlar çocukların da sıkılmasına ve oyundan tatmin olmamalarına neden olacaktır. Bu nedenle her anne babanın oyun oynamaya yatkınlık konusunda çaba sarf etmesi gerekmektedir. Oyunda çocuğu gözlemlemek ve duygularını ifade etmesi için ortam yaratmak da önemlidir. Özellikle okul öncesi yaşlarda evcilik kukla gibi dramatizasyon oyunları çocukların iç dünyalarına yansıtmaları için çok önemlidir.

Oyun üzerine inceleme yapan araştırmacılar çocuğun duygu, düşünce ve gelişim düzeylerini anlamanın en iyi yolunun onu oyun sırasında gözlemlemek olduğunu kabul etmektedir. Çocuğun oynadığı oyun türleri oyunda aldığı roller bu rollerin yerine getirmesi sırasında sergilediği davranışların hepsi onu tanımak konusunda yeni ipuçları verir. Oyunla duygu ve düşüncelerini ifade fırsatı bulabilen çocuk çok kere yine oyun sırasında bize problemini nasıl çözebileceğimiz hakkında faydalı ipuçları verir.


OYUN TERAPİSİ NEDİR

Yetişkinler için danışmanlık neyse çocuklar için de oyun terapisi odur. Oyun terapisi kelimeler yerine oyuncakları koyarak veya kullanarak çocuklara kendilerini ifade edebilmelerine yardımcı olur. Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir. Oyun terapisi oyunla çocuğun kendini ifade edebilmesi için doğal ortamda bulunması temeline dayanır. Oyun ve oyuncaklar kullanarak çocuklar ile iletişim kurmaya sorunlarını çözmelerine ve olumsuz davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olunur. Çocukların oyunları ve oyuncakları kullanarak kendilerini ifade etme gereksinimlerine odaklanan özel bir süreçtir. Kendilerine güvenli bir ortam sunan eğitimli oyun terapisi ile istedikleri şekilde oynayabilmeleri için cesaretlendirirler. Bu süreçte çocuklara duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri için değişik türde birçok oyuncak sunulur. Çocukların kendilerine sanat drama ve fantezi içeren oyunlar yoluyla ifade edebilmeleri için fırsatlar oluşturulur.

NEDEN OYUN TERAPİSİ
Çocuklar oyun oynamayı severler. Yetişkinler kadar duygularını anlayabilme ve beceri geliştirmemişlerdir. Bu nedenle oyunla çocuklara deneyimlerini ve duygularını ifade etme fırsatı sunulduğundan iyileştirici özelliği vardır. Çocuklar oyunlarında davranışlarını etkileyen kızgınlık, Üzüntü, korku ya da hayal kırıklığı gibi duyguları terapistin sağladığı güvenli bir ortamda canlandırabilirler. Oyun terapisi çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine zihinsel ve fiziksel düşüncelerini geliştirmelerine yardımcı olur. Oyun hayatın şartlarına uyumda güçlük çeken çocukları uygulanan en iyi metottur. Çocukların kendilerini oyun üzerinden daha akıcı bir şekilde ifade ederler oyun terapisi onlara kendilerini en rahat şekilde ifade edebilecekleri ortamları sunar.


BİR ÇOCUĞUN OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ OLDUĞUNA NASIL KARAR VERİRSİNİZ


Çocuklar hayatındaki değişimlere, ebeveynin yaşadıkları zor dönemlere ve bu süreci yönetmekte zorluk yaşayan ailelerdeki bazı çocukların bu dönemlerde diğerlerinden daha çok deste ihtiyacı olabilir. Çocuğun hayattaki ebeveyn, öğretmen veya bir başka yetişkin çocuk hakkında deste ihtiyaç duyarsa oyun terapisi yardımcı olabilir.

ÇOCUK MERKEZLİ OYUN TERAPİSİ

Rogers terapiyi şu şekilde özetlemiştir, daha fazla bağımsızlık ve bireyin bütünleşmesi gibi sonuçların, problemi çözme de yardımcı olmasıyla gerçekleşeceğini ummak yerine bu sonuç doğrudan amaçlanır. Ana odak problem değil, bireyin kendisidir. Birey mevcut problem ile başa çıkabilsin ve daha sonraki problemler ile daha iyi bir şekilde başa çıkabilsin diye amaç belirli bir problemi çözmek değil bireyin büyümesine yardımcı olmaktır.

İçtenlik, koşulsuz olumlu saygı ve empatiyi iletme de başarılı olması halinde danışanın değişen bir kişilik yapısında yanıt vereceği öne sürmüşlerdir. Çocuk merkezli oyun terapisi bir çocuğun danışmanlık ilişkisi içerisindeki deneyimlerinin uzun süreli ve olumlu değişiklik yaratma da En anlamlı ve yardımcı eğitmen olduğuna inanırlar.


Özetle birçok sebepten ötürü oyun oynayan çocuklar için önemli bir araçtır. oyun çocuğun doğal ortamıdır. Gelişimsel olarak oyun somut deneyimler ile soyut düşünceler arasındaki boşluğu doldurur oyun karmaşık ve soyut olan gerçek yaşam deneyimlerini organize etme şansı sunan çocuklar oyun aracılığı ile kontrol hissi kazanır ve ayrıca başa çıkma becerilerini öğretirler


Axline (1947) kendi gelişimsel anlayışı ile çocuk merkezli oyun terapisine rehberlik edecek 8 temel ilke belirlemiştir. Bu temel ilkeler danışmanlık ilişkisinin önceliğine vurgu yapar.


1. Çocuk ile sıcak ve arkadaşça bir ilişki kurmak.

2. Çocuğun bir şekilde farklı olmasını beklemeden onu koşulsuz kabul etmek.

3. Çocuğun benliğini özgürce ifade edebilmesi için ilişkide serbestlik duygusu oluşturmak.

4. Çocuğu anlamak için çocuğun duygularını fark etmek ve yansıtmak.

5. Çocuğun kendi problemlerini çözmesi için içgüdüsel becerilerine saygı duymak ve sorumluluğu çocuğa çevirmek.

6. Çocuğun eylemlerini ya da konuşmalarını yönlendirmeye çalışmayıp çocuğun yönlendirmesine izin vermek.

7.Çocuğun sürecinin kademeli doğasını fark etmek ve danışmanlığı aceleye getirmemek. 

8. Çocuğun danışmanlığını gerçeklik dünyasına entegre etmek için gerekli olan sınırı koymak.

Kısaca; Çocuk Merkezli Oyun Terapisi problem yerine çocuk, geçmiş yerine şu an, düşünce ve hareketler yerine duygular, açıklama yerine anlayış, düzeltme yerine kabullenme önemlidir. Terapist komut vermesi yerine çocuğun terapötik süreci yönetmesi esastır. Değişim için ana güç terapistin bilgisi değil, çocuğun içsel kaynakları ve bilgeliğidir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Keyifli Olmak İster Misin?

Medeniyetin başından beri popülerliğini koruyan memnunluk kavramına yüzyıllardır beşerler düşünerek, araştırarak, gezerek, okuyarak, konuşarak …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Medeniyetin başından beri popülerliğini koruyan memnunluk kavramına yüzyıllardır beşerler düşünerek, araştırarak, gezerek, okuyarak, konuşarak, yazarak, inanarak ulaşmaya çalışmışlardır. Herkes için farklı bir tarifi olan ‘’mutluluk’’ temelinde varoluşsal bir yargı barındırır. Psikanalist Sigmund Freud memnunluğu “Sevmek ve çalışmak, çalışmak ve sevmek. Hayat bundan ibaret.” olarak tanımlarken, Psikanalist Jean-Pierre Winter mutluluğun ‘’Yaşama sevinci marazi olanın karşısında duran, külfet, nefrete karşı bir zaferdir, en küçüğü bile.’’ olduğunu söylüyor. Filozoflar ise bu mevzuda epeyce farklı bakış açılarına sahip. Kimi görüşler memnunluktan kuşku ederken kimileri mutluluğa dışavurumcu görüşleriyle hissin sevinçle dışarı çıkması olarak bakabiliyor. Epikürcüler için aldatıcı olan memnunluk, Spinoza için harikanın bir tezahürü, bir var olma hareketi, hareket, dilek, bilgi ve özgürlükten beslenen bir histir.

Temelinde olumlu hisleri barındıran memnunluk, kendini bütün olarak kabul etme ve şu anın tadını çıkarma olarak daha fazla göz önünde bulunuyor. Yaşama sevinciyle paralel ilerleyen memnunluk, günümüzde geliştirilebilir ve tercih edilebilir olarak görülüyor. Yani şu an ve gelecekle ilgili olumsuz hisler beslerken, dert ve gerilime sahipken bunu biraz uğraşla optimist hislere dönüştürmemiz mümkün. Memnunluğu dışarıdan gelecek bir mucize olarak beklemek yerine aslında çok yakınımızda, içimizde var olan bir yapıyı düzeltmekle memnunluk sağlanabilir. Elbette değişim ansızın olmuyor. Günlük çalışmaları uygulamak ve oturmuş kalıpları değiştirmek vakit gerektiriyor.

Bilişsel terapiler ve şahsî gelişim metotları hayata daha optimist bakabilmemiz ismine birçok metot sunuyor. Zihinsel programlama üzerine çalışan düşünür Michel Lacroix, ‘’Dünyanın gidişatını denetim edemeyiz lakin kendi geleceğimiz bizim kontrolümüzdedir.’’ diyerek geleceğimiz konusunda daha optimist ve yaratıcı kararlar almamızın kıymetine vurgu yapıyor.

Pekala hayatın iniş çıkışlarına karşın gülümsemeye ve ilerlemeye nasıl devam edilebilir? Müspet psikoloji alanları günümüzde hayata daha olumlu bakmamız, anın bedelini bilmemiz ve yaşamamız üzerine idmanlar sunuyor.

1. Kendinizi sevmekle başlayın:

‘’Huzuru içinizde arayın.’’ Buddha

‘’Şefkat, yüreğin, bir oburunun acısına titreyerek karşılık vermesi ve bu acıyı hafifletmek istemesidir. Kendimiz acı çekerken bu acımızı nezaketle fark etmek ve dindirmeye yönelmek ise öz şefkattir.’’ Christopher K. Germen şefkati bu formda tanımlıyor. Doğu filozoflarının kullandığı meditasyon, yoga, şuurlu farkındalık kavramları giderek popülerleşiyor. Empatiyi dışarı yansıtmadan evvel kendimize göstermek ve dış dünyadaki acılarla uğraşmadan önce iç dünyamızdaki acıları tanımlayabilmek kişilik bütünlüğünün başlangıcı sayılıyor. ‘’Başlangıçta his vardı. Daha sonra fiil hissin yerine geçmek için geldi.’’ diyor müellif L. Ferdinand Celine. Kendi hislerimizi tanımak sorunun özüne dönmek için birinci kapı. Bu hisleri tanımlarken olumlu hisler üzere olumsuzların da bize ilişkin olduğunu kabul etmek gerekiyor. Olumsuz hislere da şefkatle yaklaşmak ve bu hissin da süreksiz olduğunu unutmamak gerekiyor. Akrabalarımıza, arkadaşlarımıza, tabiata ve hayvanlara gösterdiğimiz anlayışı kendimize de yöneltmeliyiz. Bazen zalimce eleştirdiğimiz ferdî yönlerimizle barışmalıyız. Bugüne kadar kendimiz olarak gösterdiğimiz çabayı takdir etmeli ve kendi elimizi tutup daha olumlu bakmak ismine teşvik etmeliyiz. Böylece algılarımızı daha müspet bir noktaya taşıyarak topluma keyifli bir formda adapte olabiliriz.

2. Tabiat ile baş başa vakit geçirin:

‘’Ve ormana gidiyorum, aklımı kaybedip ruhumu bulmak için.’’ John Muir

Yaşadığımız etrafın, insan psikolojisine tesiri son yüzyılda yapılan araştırmalar ile desteklenmekte. Bu alana dair toplumsal psikolojide Ulrich, Kim ve Cervinka’nın çalışmaları, tabiatta geçirilen vaktin olumlu bir ruh hali ve ruhsal refah, anlamlılık ve canlılıkla alakalı olduğunu gösteriyor. Her ne kadar günümüzde araştırmaların sayısı artsa da aslında tabiatta vakit geçirmek, onunla bütünleşmek kadim öğretilerin birçoklarında yer alıyor. ‘’ Güneşin, ayın, yıldızların, yerin ve denizin tadını çıkaran kişi ne yalnızdır ne de çaresiz.’’ Frigyalı bir köleden Roma İmparatorluğuna yükselen Epiktetos’un bu cümlesi insanlığın en temel gereksiniminin doğasıyla bütünleşmek olduğunu gösteriyor. Tabiat, kendine inancı ve inancı tazeliyor. Bu nedenle tabiatta vakit geçiren beşerler daha huzurlu ve üretken kararlar alabiliyor. Doğal ortamlarda vakit geçirmek memnunluk hissimizi artırdığı için tavsiye ediliyor. Ama günümüzün kentleşme süratiyle bir arada azalan doğal alanlar, özümüze dönüşümüzün önündeki bina manileri bu olumlu hissi pekiştirmemizin tesirini düşürüyor. Bu nedenle konutlarımızda bitkilere, görünüm görsellerine yer vermek betonlaşmanın olumsuz tesirlerini azaltmada bize yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda görüntü fotoğrafına bakmanın, tabiatta yaşadığımız hisle misal hisleri ortaya çıkardığını kanıtlıyor.

3.Kişisel Tarihinizi Yine Yazın:

‘’Dün uyanıktım, dünyayı değiştirmek isterdim. Bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.’’ Mevlana

Bizi biz yapan yaşadığımız tecrübelerden öğrendiklerimizdir. Pekala algımız yalnızca o anki hislerimiz kadarını öğreniyorsa yeniden de geçmişte aldığınız kararların sizi büsbütün yansıttığını söyleyebilir miyiz? Kendi geçmişimizi değerlendirdiğimizde, kendimize yüklediğimiz etiketlerin ya da manaların içine sıkışmak ve acı çektiğimiz zamanlardaki yapımızı eleştirmek ne öğretiyor? Sosyolog David Le Breton bu soruların yanıtını şu biçimde açıklıyor : “Kendimizi sıklıkla eski travmalarımızın kurbanı olarak görüyor, kendimizi bu olaylar üzerine inşa ediyoruz. Daima birebir şeyi tekrarlıyor ve kendi içimizde hapsediyoruz. Tam aksisi, küçük yahut büyük olsun her bir ıstırap kendimizi keşfetmek ve yine tanımlamak için bir fırsat. Affetmek, yeni bir dünya kurmak, dünyanın manasını değiştirme gücü hepimizde var.” İçimizdeki yaratım gücüyle yeni bir gelecek kurmak mümkün. Geçmişte her ne yaşanmış olursa olsun o an aldığınız kararlar o anda kaldı. Hayatın daima bir akış hali olduğunu ve her yenin günün yeni bir başlangıç olduğunu, kim olmayı hedefliyorsak ona nazaran davranabilme talihimizin olduğunu keşfetmek, özgüvenin ortaya çıkmasında bizlere dayanak oluyor. Daha özgür, geçmişiyle barışık bir kişi yaşama sevincinin tadını çıkartabiliyor.

4.Anın tadını çıkarın:

“Saatin kendisi yer, yürüyüşü vakit, ayarı insandır. Bu da gösterir ki vakit ve yer beşerle mevcuttur!” Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

Dünyaya gelmemizin bir muvaffakiyet hikayesi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşama gelmiş her birey kendi başına bir mucizedir. Mucizenin tadını çıkarmak yerine gündelik dertlerin esiri olmak ise olumsuz hisleri pekiştirir. Olumsuz hisler da yalnızca ruhsal rahatsızlıkları değil fizikî hastalıkları da beraberinde getirir. Çağdaş dünyanın getirileri olan tanınan akımlara ahenk sağlamak, kendimizi bir modele tabi tutmaya çalışmak bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Bilhassa son devirde iş saatlerinin artması, meskenlerde daha fazla vakit geçirmemiz, sevdiklerimizden uzak kalmamız, ekonomik tasalar, sıhhat telaşları ve gelecek derdi ömürlerimize hükümran oluyor. Hayatın getirdiği zorluklarla gayret ederken bir yandan da pasif hobiler ömür sevincimizi düşürüyor. Bunlar yerine kendinizi keyifli eden, kaliteli, üretken hobiler edinmek, sevdiklerinizle bağlantıda kalmak, hayatla bağ kurmak gerekiyor. Sabah yataktan kalkmadan evvel sizi memnun eden şeyleri düşünmek, güne daha optimist başlamanıza dayanak oluyor. Vaktin şahsa has bir kavram olduğunu ve onu neyle doldurursanız, onunla besleneceğini, esneyeceğini ve gelişeceğini söyleyebiliriz. Vaktinizi sizi keyifli eden aktivitelere nazaran belirlemek kendi elinizde. Meditasyon idmanlarıyla farkındalığınızı artırarak, gerçek, derin, sürdürülebilir bir hayat için anda kalmaya odaklanabilirsiniz. Yaşamanın bir mucize olduğunu ve an’da kalarak keyifli anılar biriktirebileceğinizi unutmayın.

“Aslında herkes keyifli olmayı ister, kimse acı çekmek istemez ve memnunluk dış etkenlerden değil, kendi alışkanlıklarımızdan gelir. Şayet kendi zihinsel tavırlarınız yanlışsız ise düşmanca bir atmosferde olsanız bile kendinizi memnun hissedersiniz.” Dalai Lama

Tüm bunların yanında mutluluğun geliştirilebilir bir marifet olduğunu ve her gün yaptığımız antrenmanlarla buna sahip olabileceğimizi belirtmek isterim. Olduğumuz kişilik yapıları bizim konfor alanlarımızdır. Konfor alanında ne kadar olumsuz his beslersek besleyelim oradan ayrılmak birden fazla vakit çok zordur. Ama bir sefer başladığınızda mutluluğun size eşlik edeceğini, tekrar yaşama sevincinizin üst çıkacağını ve hayatın her gün bir talih olduğunu hatırlayın. Memnunluk sizin elinizde, en ufak gülümsemelerinizde…

Okumaya Devam

Psikolog

Fobiler

İnsanların birçok bir ya da birden fazla şeyden korktuğunu kabul etmektedir. Bunlar örümcek, yılan, palyaço, asansör, yükseklik, kapalı alan vb …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanların birçok bir ya da birden fazla şeyden korktuğunu kabul etmektedir. Bunlar örümcek, yılan, palyaço, asansör, yükseklik, kapalı alan vb. olabilmektedir. Bu cins endişeler hayli yaygın ve olağandır. Bu endişelerin fobi teşhis kapsamına girmesi için iki kıymetli belirleyicisi vardır. Bunlardan birincisi Belirtilerin önemli seviyede duygusal gerilime sebep olması, ikincisi ise Bu kaygılardan dolayı gündelik gündelik fonksiyonelliğin ziyan görmesidir.

Fobisi olan bireyler fobik uyaranla karşılaştıklarında ya da fobik uyaranla müsabakayı bekledikleri durumlarda çabucak hemen her vakit kaygı yansısı gösterirler. Dehşet duyulan uyarandan kaçınmanın süratlice rahatlama sağlaması sebebiyle bu bireyler fobik uyaranla müsabaka olasılıkları olan durumlardan da sıklıkla kaçınırlar.

Fobiler yalnızca belli obje ve durumlara karşı olması ve bu durum ve objelerden kaçınarak ya da hayatı bunlara nazaran düzenleyerek hayatını devam ettirebilmesi bu bozukluğa sahip bireylerim tedavi için başvurmasını da etkilemektedir.

İleri derecede fobisi olanların fobik uyaranla bağlantılı fotoğraf yahut imajlar bile rahatsız olmalarına sebep olabilir. Fobisi olan şahıslar içten içe dehşetlerinin çok yahut tehlike ile orantısız olduğunu bilseler bile mantıklı düşünerek bu endişelerinin önüne geçemezler ve korkulan durumun yaratacağı tehlikeyi abartma eğilimindedirler.

FOBİ TANISI İÇİN;

– Bu ruhsal rahatsızlığa sahip şahıslar yaratabileceği tehlike o kadar şiddetli olmasa bile kimi nesne yahut durumlardan korkarlar.

– Kaygı yahut tasa yaratan durumla yahut nesne ile karşılaşmamak için ağır uğraş gösterirler.

– Bu kaygı ve telaşlar, şahıslar için badire yaratır ve olağan gündelik hayatlarında belli birtakım meselelere yol açar.

ÖZGÜL FOBİLER KAYGININ KAYNAĞINA NAZARAN 5’E AYRILMIŞTIR;

– Hayvan fobileri

– Doğal etraf

– Kan, iğne, yaralanma

– Durumsal

– Öbür (paylaço, asansör, yükseklik, böcek vb.)

Okumaya Devam

Psikolog

İmtihan Stresimle/Kaygımla Nasıl Baş Edebilirim?

“Sınav derdi nedir ve neden olur?”, “Öğrenciler imtihana hazırlanırken neden imtihan gerilimi yapar?”, “Sınav korkusu artınca ne olur?”, “Sınav …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

“Sınav derdi nedir ve neden olur?”, “Öğrenciler imtihana hazırlanırken neden imtihan gerilimi yapar?”, “Sınav korkusu artınca ne olur?”, “Sınav gerilimi nasıl geçer?”.. üzere sorular aklınıza takılıyorsa yahut çocuklarınız ya da yakınlarınız bu durumu yaşıyorsa bu yazıyı okuyup, onlara dayanak olabilirsiniz. İmtihanlardan mevzu açılınca ya da imtihan anında fikirlerinizi denetim edemiyor ve kalbiniz süratle atmaya mı başlıyor? Öncelikle bilmelisiniz ki: YALNIZ DEĞİLSİNİZ..

Hepimiz hayatımızda en az bir sefer imtihana girmişizdir ve bu girdiğimiz imtihan öncesinde çok dertli ya da gerilimli hissettiğimiz vakitler illaki olmuştur. İmtihanlar; bilhassa günümüz gençlerinin ömürlerinde birer dönüm noktası haline gelmiştir. Bu sebeple; çok gerilim ve korku beraberinde olumsuz sonuçları da getirmiş oluyor. Aslında, bir ölçü imtihan telaşı yaşamak epey tipiktir. Hatta araştırmalara nazaran biraz korku duymanın bizi evvelden çalışmaya, imtihan sırasında tetikte kalmaya ve eldeki misyona odaklanmaya motive etmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu yüzden, yüksek seviyede tasa, konsantrasyonu ve testlerde güzel performans gösterme yeteneğini etkileyebilir. Herkesin imtihan korkusu tecrübesi birbirininden farklıdır. Bu nedenle, dert seviyeleri şahıstan şahsa farklılık gösterir. Tıpkı mevzudan hususa ve testten teste farklılık gösterdiği üzere.. Hepsi bir biçimde öğrencinin yahut kişinin teste verdiği bedele bağlıdır. Yıkıcı tesirlere sahip olan yüksek tasa ve gerilim ile baş etmek için imtihanlardan evvel kimi tedbirlerin alınmasında yarar var.

İmtihan korkusuyla, kaygı hisleri ve kendinden kuşku duymak, imtihan performansınızı etkileyebilir ve sizleri mutsuz edebilir. İster ilkokul ister ortaokul öğrencisi olun, ister üniversite öğrencisi olun, ister meslek gelişimi yahut sertifikasyon için testlere girmesi gereken bir çalışan olun, imtihan tasası herkesi etkileyebilir. Tasa, olması beklenen olumsuz bir sıkıntıyla ilgili telaş duyma olarak tanımlanır ve tasa aslında doğal bir insan reaksiyonudur. Yani; savaş ya da kaç savunma sistemimizin bir göstergesidir. Savaş ya da kaç hakkında test yapma ile ilgili olarak düşünürsek, testin kendisi tehdittir ve bedenimizin yansıları ekseriyetle bizimle tehdit ortasına uzaklık koyma girişimlerimizdir. Yeniden de bir imtihanda savaş ya da kaç, her vakit (veya sıklıkla) bizi “kurtaracak” sonuçlar vermez. İmtihan gerilimi ve imtihan tasası durumunda bedende birtakım fizikî değişiklikler (uykusuzluk, karın ağrı, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, titreme, çarpıntı, terleme gibi) meydana gelir. Tasa seviyesini bazen öğrencilerimiz yahut şahıslar yanlışsız denetim edemeyebilirler, ellerinde olmadan gerilime yenik düşebilirler, bu durum kendisinin baş edebileceğinden büyük bir sorun olabilir. Bu türlü durumlarda uzman takviyesi alınmasının çok büyük yararı olacaktır. İmtihan derdinin sebebi belirlenip, başa çıkma yöntemleri/becerileri geliştirilir. Böylelikle öğrencilerin yahut bireylerin sahip olduğu bilgileri verimli kullanmasına takviye olunur.

Okumaya Devam

Trendler