Oyunun Tanımı ve Önemi - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan
All On Four İmplant Tedavisi

Psikolog

Oyunun Tanımı ve Önemi

Yayınlanan

üzerinde

Çocukların kelime bilgileri yetişkinler kadar zengin değildir. Bu nedenle kendilerine oyuncaklar üzerinden anlatırlar. Yetişkin için konuşmak neyse oyunda çocuklar için odur.
Axline (1995) insanın içinde kendini iyileştirme gücü vardır. Oyun ile çocuğun içindeki bu güç açığa çıkar. İyileştiren biz değiliz biz yalnızca vasıtayız.


OYUN NEDİR?
Çocuğun kendini ifade etmesi, kuralları kendi deneyimleri ile öğrenme yöntemi hayal ile gerçek arasında bir köprüdür. Çocuğun iç dünyasını dışa vurumu, gizil nesnelerin kullanılması çocuğun sosyal ve ahlaki değerleri öğrendiği bir alandır.


Çocuğun zihinsel, fiziksel ve kişilik gelişimini sağlayan en ideal ortamdır. Çocuğun sosyalleşmesine aracıdır, çocuğun uyum sağlamasına aracıdır yenilik ve değişim çocuğun zekâ, beden ve kişilik gelişimini sağlayan en ideal ortamdır. Çocuğun sosyalleşmesine aracıdır. Çocuğun uyum sağlamasına aracıdır. Oyun genel anlamda kişiliğini bütünüyle etkileyen bir faaliyettir.


Oyunun ne olduğu ya da ne olmadığı konusunda birçok görüşler ileri sürülmüştür. Bütün bu görüşlerin ortak noktası oyunun çocuk için en önemli uğraş olduğudur.


Oyun çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları çocuğun kendi deneyimleriyle öğrenmesi yöntemidir (yavuzer H.,1998)


Piaget e göre, Oyun bir uyumdur. Oyunlar çocukların kendi seçtikleri ya da gruptaki bazı öğrencilerin seçtikleri ve kendilerine göre sağlam kuralları olan eylemdir.


Gross’a göre (1896) Oyun bir pratiktir. Yetişkinler ilerde karşılaşacağı davranış biçimlerini oyunla elde ederler.


Caillois (1958) Oyun serbestçe kabul edilmiş fakat bağlayıcı olan kurallara göre belli alan ve zaman süreci içinde sürdürülen gerilim ve eğlence duygularını içeren, gerçek hayattan farklı olduğu bilinci ile yapılan gönüllü bir hareket ya da faaliyettir.

Oyun, her yaşta insanın hayatında önemli yeri olan bir etkinliktir. Yetişkin için eğlenmek, dinlenmek boş zaman etkinliği gibi anlamlar ifade eden oyun, çocuk içinde yaşadığı dünyayı çevresindeki insanları tanıma ve anlama aracıdır. Genel anlamıyla oyun, belli bir amaca yönelik olan ya da olmayan kurallı ya da kuralsız gerçekleştirilen bilen fakat her durumda çocuğun isteyerek ve hoşlanarak yer aldığı fiziksel, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan gerçek hayatın bir parçası ve çocuk için en etkin öğrenme sürecidir.


OYUNUN ÖNEMİ
Oyun bir eğitim aracıdır; çocuğun hayal kurmasını sağlar. Kendini bağımsız ve özgür hissetmesine ortam hazırlar. Kendine hakimiyet, saygı, dürüstlük sorumluluk duygusunu geliştirebileceği bir oyun dünyası oluşturur ve aynı zamanda oyun kendi içinde kuralları öğretir.


Oyun Sağlıklı gelişim için Önemli bir etkendir; Fizyolojik gelişimi sağlar, refleksleri güçlendirir, kuvvet çabukluk dayanıklılık becerileri geliştirir solunum ve dolaşım sistemini düzenler.


Oyun boş zamanı en iyi değerlendiren bir uğraştır; Çocuğa serbest hareket imkânı sağlar heyecan neşe canlılık ve eğlenceli anlar yaşatır, farklılıkları ortadan kaldırır. (zengin fakir genç ihtiyar zayıf şişman gibi)

Çocuk denince akla gelen ilk şey oyundur. Çocuklar dünyayı oyun aracılığıyla tanırlar. Bazen oyun için bazı malzemeler kullanırlar çevredeki objeler, kişiler, olaylar, doğa, yapılar, araçlar, hayvanlar, yollar çocuk için oyun öğrenme ve eğlence malzemesi olabilir bu nedenle de anne babanın oyun oynaması oyunun bir parçası olması veya oyuna aracılık edebilmesi çok önemlidir. Oyun hem çocuğun ihtiyacını karşılayan hem de anne babanın çocuğu yakından tanımasını ve takip etmesini sağlayan bir aktivitedir. Oyun oynarken çocuğun özgür olması kendini rahat ifade edebilmesi ve yargılanmaması önemlidir. Bize daha çocuksu veya bebeksi görünen bir oyun ve oyuncak çocuğumuzun önemli bir ihtiyacını karşılıyor olabilir. Oyun oynayabilmek anne baba için her zaman kolay olmamaktadır. Bazı kişilerin böyle bir yatkınlığı olmayabilir böyle bir durumda da oynayabileceğiniz keyif aldığınız oyunlarla keyif almadığınız oyunları birbirinden ayırmak önemli. Örneğin anne evcilik oyununda daha keyifli oynayabiliyorken babada top ve bahçe oyunlarında çocuğa eşlik edebilir. Çünkü sıkılarak keyif almadan oynanan oyunlar çocukların da sıkılmasına ve oyundan tatmin olmamalarına neden olacaktır. Bu nedenle her anne babanın oyun oynamaya yatkınlık konusunda çaba sarf etmesi gerekmektedir. Oyunda çocuğu gözlemlemek ve duygularını ifade etmesi için ortam yaratmak da önemlidir. Özellikle okul öncesi yaşlarda evcilik kukla gibi dramatizasyon oyunları çocukların iç dünyalarına yansıtmaları için çok önemlidir.

Oyun üzerine inceleme yapan araştırmacılar çocuğun duygu, düşünce ve gelişim düzeylerini anlamanın en iyi yolunun onu oyun sırasında gözlemlemek olduğunu kabul etmektedir. Çocuğun oynadığı oyun türleri oyunda aldığı roller bu rollerin yerine getirmesi sırasında sergilediği davranışların hepsi onu tanımak konusunda yeni ipuçları verir. Oyunla duygu ve düşüncelerini ifade fırsatı bulabilen çocuk çok kere yine oyun sırasında bize problemini nasıl çözebileceğimiz hakkında faydalı ipuçları verir.


OYUN TERAPİSİ NEDİR

Yetişkinler için danışmanlık neyse çocuklar için de oyun terapisi odur. Oyun terapisi kelimeler yerine oyuncakları koyarak veya kullanarak çocuklara kendilerini ifade edebilmelerine yardımcı olur. Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir. Oyun terapisi oyunla çocuğun kendini ifade edebilmesi için doğal ortamda bulunması temeline dayanır. Oyun ve oyuncaklar kullanarak çocuklar ile iletişim kurmaya sorunlarını çözmelerine ve olumsuz davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olunur. Çocukların oyunları ve oyuncakları kullanarak kendilerini ifade etme gereksinimlerine odaklanan özel bir süreçtir. Kendilerine güvenli bir ortam sunan eğitimli oyun terapisi ile istedikleri şekilde oynayabilmeleri için cesaretlendirirler. Bu süreçte çocuklara duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri için değişik türde birçok oyuncak sunulur. Çocukların kendilerine sanat drama ve fantezi içeren oyunlar yoluyla ifade edebilmeleri için fırsatlar oluşturulur.

NEDEN OYUN TERAPİSİ
Çocuklar oyun oynamayı severler. Yetişkinler kadar duygularını anlayabilme ve beceri geliştirmemişlerdir. Bu nedenle oyunla çocuklara deneyimlerini ve duygularını ifade etme fırsatı sunulduğundan iyileştirici özelliği vardır. Çocuklar oyunlarında davranışlarını etkileyen kızgınlık, Üzüntü, korku ya da hayal kırıklığı gibi duyguları terapistin sağladığı güvenli bir ortamda canlandırabilirler. Oyun terapisi çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine zihinsel ve fiziksel düşüncelerini geliştirmelerine yardımcı olur. Oyun hayatın şartlarına uyumda güçlük çeken çocukları uygulanan en iyi metottur. Çocukların kendilerini oyun üzerinden daha akıcı bir şekilde ifade ederler oyun terapisi onlara kendilerini en rahat şekilde ifade edebilecekleri ortamları sunar.


BİR ÇOCUĞUN OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ OLDUĞUNA NASIL KARAR VERİRSİNİZ


Çocuklar hayatındaki değişimlere, ebeveynin yaşadıkları zor dönemlere ve bu süreci yönetmekte zorluk yaşayan ailelerdeki bazı çocukların bu dönemlerde diğerlerinden daha çok deste ihtiyacı olabilir. Çocuğun hayattaki ebeveyn, öğretmen veya bir başka yetişkin çocuk hakkında deste ihtiyaç duyarsa oyun terapisi yardımcı olabilir.

ÇOCUK MERKEZLİ OYUN TERAPİSİ

Rogers terapiyi şu şekilde özetlemiştir, daha fazla bağımsızlık ve bireyin bütünleşmesi gibi sonuçların, problemi çözme de yardımcı olmasıyla gerçekleşeceğini ummak yerine bu sonuç doğrudan amaçlanır. Ana odak problem değil, bireyin kendisidir. Birey mevcut problem ile başa çıkabilsin ve daha sonraki problemler ile daha iyi bir şekilde başa çıkabilsin diye amaç belirli bir problemi çözmek değil bireyin büyümesine yardımcı olmaktır.

İçtenlik, koşulsuz olumlu saygı ve empatiyi iletme de başarılı olması halinde danışanın değişen bir kişilik yapısında yanıt vereceği öne sürmüşlerdir. Çocuk merkezli oyun terapisi bir çocuğun danışmanlık ilişkisi içerisindeki deneyimlerinin uzun süreli ve olumlu değişiklik yaratma da En anlamlı ve yardımcı eğitmen olduğuna inanırlar.


Özetle birçok sebepten ötürü oyun oynayan çocuklar için önemli bir araçtır. oyun çocuğun doğal ortamıdır. Gelişimsel olarak oyun somut deneyimler ile soyut düşünceler arasındaki boşluğu doldurur oyun karmaşık ve soyut olan gerçek yaşam deneyimlerini organize etme şansı sunan çocuklar oyun aracılığı ile kontrol hissi kazanır ve ayrıca başa çıkma becerilerini öğretirler


Axline (1947) kendi gelişimsel anlayışı ile çocuk merkezli oyun terapisine rehberlik edecek 8 temel ilke belirlemiştir. Bu temel ilkeler danışmanlık ilişkisinin önceliğine vurgu yapar.


1. Çocuk ile sıcak ve arkadaşça bir ilişki kurmak.

2. Çocuğun bir şekilde farklı olmasını beklemeden onu koşulsuz kabul etmek.

3. Çocuğun benliğini özgürce ifade edebilmesi için ilişkide serbestlik duygusu oluşturmak.

4. Çocuğu anlamak için çocuğun duygularını fark etmek ve yansıtmak.

5. Çocuğun kendi problemlerini çözmesi için içgüdüsel becerilerine saygı duymak ve sorumluluğu çocuğa çevirmek.

6. Çocuğun eylemlerini ya da konuşmalarını yönlendirmeye çalışmayıp çocuğun yönlendirmesine izin vermek.

7.Çocuğun sürecinin kademeli doğasını fark etmek ve danışmanlığı aceleye getirmemek. 

8. Çocuğun danışmanlığını gerçeklik dünyasına entegre etmek için gerekli olan sınırı koymak.

Kısaca; Çocuk Merkezli Oyun Terapisi problem yerine çocuk, geçmiş yerine şu an, düşünce ve hareketler yerine duygular, açıklama yerine anlayış, düzeltme yerine kabullenme önemlidir. Terapist komut vermesi yerine çocuğun terapötik süreci yönetmesi esastır. Değişim için ana güç terapistin bilgisi değil, çocuğun içsel kaynakları ve bilgeliğidir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Çocuğumla Yaşadığım Kriz Anlarında Neler Yapabilirim?

Anne babaların tavırları çocukların psikolojisinde kıymetli bir yere sahiptir. Bazen tüm âlâ niyetlere karşın hiç istenmeyen o savaşlar ve kriz …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Anne babaların tavırları çocukların psikolojisinde kıymetli bir yere sahiptir. Bazen tüm âlâ niyetlere karşın hiç istenmeyen o savaşlar ve kriz anları eninde sonunda patlak verir. Krizi çözmeye çalışmak, konuşmaya çalışmak, sakinleştirmeye çalışmak vb. davranışlar da bazen bu olumsuz durumu ivmelendirebilmekte. Pekala, bu kriz anlarında çocuğa nasıl yaklaşmak gerekir? Neler yapılabilir? Bunun hap bilgisi yoktur zira her çocuk birbirinden farklı ve biriciktir. Her durum da kendine özeldir. Çocuklar aynaya bakarak fizikî özelliklerini öğrenirler. Hislerini tanımayı da onlara yansıtılan hisleri dinleyerek öğrenirler. Görüneni olduğu üzere yansıtırlar. Güçlü hisler içindeyken en çok bizi dinleyen ve anlayan birinin varlığı kıymetlidir. Şimdi hislerini tanımayan, anlamlandıramayan çocuğa rehberlik eden ebeveyn, onun gelişim sürecinde kıymetli bir dayanak olur. İleride öfkesini denetim edebilmeyi öğrenebilmesi için evvel hissini anladığımızı hissettirmemiz lazım. Bu noktada Daniel Siegel‘ın bu “Bütün Beyinli Çocuk” ideolojisine değinmek yerinde olacaktır: Zihnimizin iki tarafı var. Bir tarafı hislerle, bir taraf mantıkla alakalı. Biz şayet bir his yoğunluğu içerisindeysek, karşımızdaki kişi o sırada bize mantıksal bir şeylerle gelirse, biz onu geri püskürtüyoruz. Çocuk da tıpkı halde. O his yoğunluğu içerisindeyken, artık kızdığı şey neyse: “Evet, anlıyorum. Şu an, şu şu şu sebeple öfkelisin. Ben de küçükken bu türlü olduğunda senin üzere hissederdim.” deyip, bilhassa de 0-3 yaştan bahsediyorsak şayet orada bedensel temas kurarak, sakin bir ses tonuyla, yavaş yavaş konuşarak, biz sakin davranıp onun da böylelikle modunu aşağı çekmeye çalışarak, o dakikada itimat veriyor olmamız ve hissini anladığımızı ona hissettirmemiz kıymetli.

Unutulmaması gereken şey kriz anında yapılacak, söylenecek hiçbir şeyin tesirli olamayacağıdır. Bu kaçınılamayacak bir dalga üzere nitelendirilebilir. Dalga geçtikten ve sular biraz durulduktan sonra çocuğun yaşına ve duygusal olgunluğuna nazaran bahis hakkında konuşulabilir. Çocuğun o anda yaşadığı hisler isimlendirilip (öfke, hayal kırıklığı, ıstırap gibi) hislerini tanımasına ve bu hisleri anlamlandırmasına yardımcı olunabilir. İleride karşılaşılaşılabilecek emsal durumlar karşısında yapılabilecekler birlikte gözden geçirilebilir.

Okumaya Devam

Psikolog

İnsan Depresyona Neden Girer?

Depresyon bir hastalıktır. Öncelikle bunu bilip kabul etmek gerekir. Rastgele bir yanlışınızdan, kusurunuzdan, eksikliğinizden ya da günahınızdan …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Depresyon bir hastalıktır. Öncelikle bunu bilip kabul etmek gerekir. Rastgele bir yanlışınızdan, kusurunuzdan, eksikliğinizden ya da günahınızdan kaynaklanmaz. Bu hastalığa beyin kimyasının bozulması yol açar. Yaşanan üzücü olaylar ve gerilim bunda tesirlidir.

DEPRESYON, uzun müddet devam eden ve kişinin hayatını olumsuz bir formda etkileyen, daima hüzün ve ilgi kaybına neden olan bir his durum bozukluğudur. Mutsuzluk ve hayattan keyif almama hâlidir. Değersizlik, çok suçluluk, yalnızlık, hüzün ve ümitsizlik hisleri ile karakterize edilir.

Hayat kaidelerinin getirmiş olduğu ağır yük ve plândemi ile birlikte konutlara kapanmak zorunda olmak, insanların ruhsal dünyasında bir çöküntü oluşturdu. Birtakım insanların kişilik yapısı bu durumdan daha fazla etkilendi.

Depresyon neden kaynaklanır?

Depresyon, beyinde kimyasal istikrarın bozulması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Örneğin, bir yakının kaybı, iş kaybı, kronik bir hastalığa yakalanmak üzere sebepler depresyona yol açabilir.

Bazen kişi bir sebep olmadan da depresyona girebiliyor. Genetik transfer yoluyla da şahıstan şahsa geçebiliyor. Anne yahut baba sık sık depresyona giriyorsa, bu bireylerin çocukları bunu yaşayarak ve rol model alarak öğreniyor, bu manada “Genetik bir yatkınlık olduğu için görülme ihtimâli biraz daha yüksek” diyebiliriz.

Depresyonun belirtileri nelerdir?

Kişinin olağanda severek ve isteyerek yaptığı bir işi yapmak istememesi, yataktan çıkmak istememek, daima uyku hâli, uykuya dalmada zorluk çekmek yahut çok uyumak, çok yeme yahut iştahsızlık, daima yorgunluk hissi, konuşmada yahut hareketlerde yavaşlama, değersizlik ve hatalı hissetmek, intihar fikri üzere belirtiler, “depresyon belirtisi” olarak kabul edilir.

Bu belirtilerle birlikte mühlet de değerlidir. Şahsa depresyon tanısı konulabilmesi için kelam konusu belirtilerin en az iki hafta devam ediyor olması gerekir. Bayanlarda görülme oranı yüksek olmakla birlikte, depresyon, çocukluktan yaşlılığa kadar her yaşta görülebilir.

Depresyon yaşlılıkta da karşımıza çıkıyor. “Âdeta tetikte bekleyip fırsat kolluyor” diyebiliriz. Yaşı ilerlemiş insanların çoklukla birden fazla hastalığı vardır. Bunlara bir de depresyon eklenince, kişinin sıhhati güzelce bozulur.

Değerli bir sıhhat sorunu olmasına karşın, yaşlılarda depresyon teşhisi nadiren konulur. Sebebi ise, yaşlıların keyifsiz, neşesiz, mutsuz, sakin olmalarının olağan karşılanması, şikâyetlerinin yaşlılıktan ileri geldiği niyetidir. Öbür bir sebep ise, yaşlı depresyonunda “bedensel şikâyetlerin” ön plânda olmasıdır. Yaşı ilerlemiş beşerler, genelde ruh hâllerinden bahsetmezler. Hatta ruh hâlleri sorulduğunda karşılık vermezler. Ellerini sallayarak, “Boş ver” der üzere geçiştirirler. Daha çok, “Gözlerim eskisi kadar görmüyor, bacaklarım ağrıyor, çabuk yoruluyorum, eskisi kadar dinç değilim, kuvvetim yerinde değil” diye serzenişte bulunurlar. Hekimler fizikî semptomlara daha çok odaklandıkları için, depresyon teşhisini göz arkası ediyorlar.

Depresyon önlenebilir mi?

Depresyonu önlemenin kesin bir yolu olmamakla birlikte, gerilimi denetim etmek, ruhsal sağlamlığı arttırmak ve benlik hürmetini güçlendirmek değerli adımlardır. Şahısta üstte saydığımız şikâyetler mevcutsa, en kısa vakitte takviye alması, kendisi ve etrafı için yararlı olacaktır. Zira depresyondan yalnızca kişinin kendisi mustarip değildir, konut ve iş etrafındaki tüp beşerler bu olumsuz ruh hâlinden etkilenirler.

Depresyon bir hastalıktır. Öncelikle bunu bilip kabul etmek gerekir. Rastgele bir yanlışınızdan, kusurunuzdan, eksikliğinizden ya da günahınızdan kaynaklanmaz. Bu hastalığa beyin kimyasının bozulması yol açar. Yaşanan üzücü olaylar ve gerilim bunda tesirlidir. Depresyona girdiniz diye asla kendinizi suçlamayın ve ayıplamayın. Bu sizin kusurunuz değil. Kimsenin kusuru değil! Daha çok mükemmeliyetçi, titiz, çok derecede sorumluluk sahibi ve çok fazla çalışan bireyler daha sık depresyona girerler.

Pekala, bu durumda ne yapılması gerekir? Bol bol açık havada bulunmak güzel gelir; bilhassa öğlenden evvel yapılan yürüyüşlerde güneş ışığından daha çok faydalanıldığı için, yürüyüşlerin sabah vaktinde yapılması tavsiye edilir. Yalnız kalmamaya itina göstermek, kendinize düzgün gelen bir arkadaşınızı arayıp sohbet etmek, mümkünse karşılıklı görüşüp bir kahve içmek, kendinize uygun gelen şeyleri keşfetmek önleyici tesire sahiptir.

Görüşmelerimdeki seanslarda danışanlara soruyorum: “Size ne düzgün gelir, ne memnun eder?” Beşerler kendilerini neyin memnun ettiğini bilmiyorlar. Mutsuzluğa, ümitsizliğe o kadar çok odaklanmışlar ki kendilerini nelerin memnun ettiğinin farkında değiller. Zira zihin daima aksiye odaklanmış. Hülasa ne ile memnun oluyorsanız, onunla uğraşmak, onunla vakit geçirmek, size kendinizi daha yeterli hissettirecektir.

Depresyona girmek bir zayıflık işareti olmadığı üzere, depresyona girdikten sonra yardım istemek de zayıflık değildir. Yardım istemek sizi daha çok güçlendirecektir. Vakit kaybetmeden yardım almak, başta kendinize, sonra etrafınızdaki insanlara yararlı olacaktır.

Hayatın hoşluklarını kaçırmayın! Sağlıklı, memnun, huzurlu günler dilerim…

Okumaya Devam

Psikolog

Borderline Kişilik Bozukluğu

Toplum içinde giderek artmaya başlayan borderline kişilik bozukluğu nedir, en çok kimlerde görülür ve tedavisi nasıl yapılır üzere soruların …

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Toplum içinde giderek artmaya başlayan borderline kişilik bozukluğu nedir, en çok kimlerde görülür ve tedavisi nasıl yapılır üzere soruların cevaplanacağı bu yazıda tıpkı vakitte borderline kişilik bozukluğuna sahip bireylerle nasıl toplumsal bağlantılar kurabileceği de anlatılmaktadır.

Borderline kişilik bozukluğunun toplum içindeki yaygınlığı %2-3 olarak bilinmektedir. Borderline ‘’sınır’’ manasına gelmektedir bu yüzden sonda kişilik bozukluk ismini da alabilmektedir. Birey etrafındaki şahıslara karşı istikrarlı olmayan his ve davranışlar gösterir. Borderline kişilik bozukluğu ya da sonda kişilik bozukluğu daha çok bayanlarda görülmektedir bilhassa kendilerini sıklıkla boşluktaymış üzere hissetmekte ve bu boşluğu doldurmaya çalışmaktadır. Buradaki boşluk özellikle münasebetler üzerinden doldurulmaya çalışılmaktadır hasebiyle terk edilme, sevilmeme ya da dışlanma durumlarında bireyler olağanın çok daha üstünde reaksiyonlar vermeye başlamaktadır. Bu reaksiyonlar sıklıkla öfkeyle verilir ve kişinin kendisine ziyan vermesi tarafındadır. Hudut kişilik bozukluğuna sahip bireyler neredeyse bütün hislerini uçlarda yaşamaktadır. Öfke üzere sevme hisleri da çoka giden iki uçta yer almaktadır. Kişinin hem hisleri hem de davranışları sıklıkla değişkenlik göstermektedir. Örneğin, bireyin bazen yakın arkadaşı kendisi için dünyanın en düzgün insanı olabiliyorken, kırıldığı ya da sevilmediğini düşündüğü anlarda arkadaşı için dünyanın en makus insanı olduğunu düşünebilmektedir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Teşhis Ölçütleri

1) Kimlik karmaşası

2) Gözünde çok büyütme ve yerin tabanına sokma uçları ortasında giden, tutarsız ve gergin şahıslar ortası alakalar

3) Kendine berbatlığı dokunacak en az iki dürtüsellik (para harcama, cinsellik, husus berbata kullanımı, inançsız araç kullanma vb.)

4) Terk edilmekten kaçınmak için çılgınca efor gösterme

5) Uygunsuz ağır öfke, öfke kontrolünde zahmet

6) Duygulanımda tutarsızlık

7) Süreğen bir boşluk duygusu

8) Yineleyici intihar davranışları, teşebbüsleri ya da göz korkutmalar

9) Zorlanmayla alakalı gelip süreksiz kuşkucu fikirler ya da ağır çözülme belirtileri.

Kendine Ziyan Veren Davranışlar

  1. Çok yemek yeme

  2. Çok alkol kullanımı

  3. Unsur kullanımı

  4. Fizikî olarak kendine ziyan verme (faça atmak, tehlikeli aktiviteleri yapma)

  5. Kısa müddet içerisinde birden fazla ya da farklı şahıslarla pek çok defa cinsel ilgiye girme

  6. Sık sık saçlarını kestirme, rengini değiştirme vs.

  7. Çoka kaçan alışverişler

  8. Süratli araç kullanma

Kişi üstte sıralanan tehlikeli durumları dürtüsel davranışlarıyla hayatına sokarak kendisine ziyan verir. Böylelikle kendisini âlâ hissetmeye ya da içinde yaşamış olduğu berbat hislerle baş etmeye çalışır.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Sebepleri:

Yapılan araştırmalar sonucu, hudutta kişilik bozukluğu sebepleri ortasında çocukluk çağındaki cinsel ya da duygusal istismar olduğu görülmüştür. Araştırmalara nazaran, anne-babanın boşanmış olması, ebeveynlerinden yeteri kadar ilgi görememe de borderline kişilik bozukluğuna değerli ölçü de yer hazırlamaktadır. Hudutta kişilik bozukluğun, bireyin kişiliğini yapılandırmaya başladığı gelişim basamaklarıyla bilhassa ilişkilidir. 0-2 yaş devrinin 16 ve 24. aylar ortasında bebeğin anneden ayrışma ve kişiselleşme sürecinde başa çıkamayacağı hislerle bırakılması ile oluştuğu bilinmektedir. Örneğin, annenin (bakım verenin) tutarsız davranışları, küsme ya da hatalı hissettirme davranışları, ihmal ya da işgal etme üzere bebeğin başa çıkamayacağı hisleri yaşatmak. Çocuğa anne dışında öbür birinin bakım vermesi ya da birden fazla kişinin bakım vermesi de borderline kişilik bozukluğuna taban hazırlayan öbür sebepler ortasındadır. Tüm bu sebeplerden ötürü bebekte bütünleşememiş bir kendilik algısı oluşmaya başlar. Siyahlar ve beyazlar birleştirilemez ve dünya iyi-kötü üzere uçlarda yaşanılacak bir hal almaya başlar. Siyahlar ve beyazların olduğu bir dünya algısı (çok sevmek- çok nefret etmek, çok yemek, çok az yemek vs.) kişinin ruhsal ve fizikî olarak sağlıklı yaşayabilmenin önünde büyük bir pürüz olarak yer alır. Hasebiyle grilere her vakit muhtaçlık vardır…

Borderline kişilik bozukluğuna sahip bireyler sıklıkla kaybetme korkusu yaşamaktadırlar. Yaşadıkları rastgele bir durumdan dolayı kendilerini suçlamaya eğilimi olduklarından dolayı, bu duyguyu bastırabilmek ismine karşısındaki bireyleri suçlama davranışlarında bulunurlar ama özünde kendilerini sıklıkla hatalı hissetmektedirler. Bilhassa değersizlik hissinin vermiş olduğu hüzünle bedel görebilmek ismine fedakâr davranışlarda bulunurlar. En çok sevilmeye olan gereksinimleri, borderline bireylerin davranışlarını belirlemede değerli bir yere sahiptir. Örneğin, kusursuz olduklarında sevildiğini düşündüklerinde mükemmeliyetçi davranışlarını devam ettirmektedirler. Hudutta kişilik bozukluğunun en çok hissettiği hisler ortasından bir oburu de bağımlılıktır. Bağımlılık daha çok hayatlarında kıymet verdikleri bireylere karşı olmaktadır. Münasebetiyle terk edilmek demek aslında borderline bir kişi için yok olmaktır.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Tedavisi:

Psikoterapiye gelen danışanların büyük bir kısmını borderline kişilik bozukluğuna sahip bireyler oluşturmaktadır. Psikoterapiye daha çok ilgi sorunları ile gelmektedirler. Bağ sorunları ile gelen danışanların büyük bir kısmı depresif ve kızgın hissetmektedirler. Örneğin, partnerinden yeni ayrılmış kişinin terapide partnerini öldürmek istediğine dair ağır öfkesi görülebilmektedir. Sonda kişilik bozukluğu olan bireylerin alakalarını ve kendi ruhsal sıhhatini bozacağı pek çok davranış örüntüleri vardır. Örneğin küsmek, saldırmak (fiziksel ya da sözel olarak), kendini acındırma (ağlamak, yemek yememek, uzun saatler uyumak), cinsellik, alkol, intihar, dürtüsel davranışlar, sevgiyi test etme ve terk edilme (bazen danışanlar ne kadar sevildiğini görebilmek ve bunu test edebilmek için temasta olduğu kişi terk ederek ya da küserek bunu test etmeye çalışmaktadır), kendine ziyan veren davranışlar vs.

Psikoterapide danışanın bütün davranışları ve hisleri ele alınır. Terapist danışanın makus hislerle baş edebilmesine yardımcı olarak hislerini özelleştirmeye çalışır. Çocukluktaki travmalar terapide ele alınarak kişi üzerinde kalmış makus tesirleri optimize etmeye çalışılır. Borderline bozukluğuna sahip bireyler günlük hayatta pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalabilirler. Terapist danışanın gerilimle baş edebilme maharetlerini arttırmayı hedefleyerek günlük hayattan daha doyum almasına yardımcı olur. Birtakım hisler yalnızca hissedilir ama sözlere dökülemez. Terapist danışanın hislerini anlayarak, etiketleyerek danışanın da kendisini daha düzgün anlamasına, hislerine dokunabilmesine ve kendisini daha uygun tanımasına yardımcı olmaktadır. İnsan beyni his ile tekrar öğrenebilmektedir. Danışanın terapistiyle kuracağı sağlıklı bir alaka danışanı büyük oranda tedavi etmektedir. Terapiler ilerledikçe danışanın hayatındaki siyahlar ve beyazlar azalmaya başlar. Grileri yaşamaya başlayan danışan ise öbür sağlıklı bireyler üzere hayattan çok daha keyif ve doyum almaya başlamaktadır. Terapiyle bir arada kendisine ziyan veren davranışları azaltarak hislerini anlamaya ve onları o nasıl yatıştırabileceğini kavramaya başlamaktadır.

Okumaya Devam

Trendler