Türkiye’de Kadın Cinselliği - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Aile Danışmanı

Türkiye’de Kadın Cinselliği

Yayınlanan

üzerinde

Ülkemizde ne yazık ki böyle bir ayrım mevcut. Kadın cinselliği ve erkek cinselliği. Bu konuda Dünya Ekonomi Formunun 2016 da yaptığı cinsiyet eşitliği raporuna göre kadın ve erkeğin sadece iş hayatında eşit temsil edilmesi için, eşit olmamız için 117 sene gerekiyor. Bu bizim ülkemiz için daha uzun yıllar demek. Bırakın iş hayatında cinsiyet eşitliği, temel sosyal başlangıcımız olan aile hayatında cinsel eşitliğe sahip değiliz.

Ülkemizde kadın erkek cinselliği, özellikle çocukluk yıllarında belleklerimize bilinçsiz bir şekilde yerleştirilen cinsiyet algısından ibaret. Efenim erkek çocuğa “Hani miş pipisi? Göster çocuğum pipini. Göster dayına, amcana, teyzene pipini.” vs. söylemler… Ne mi oluyor sonra? Erkek çocuk bu kadar değer gören bir organına bilinç altında tapması gerektiğine inanıyor. Ben olsam ben de inanırdım! Onun için sünnet törenleri yapılıyor, mal varlığı toplanıyor… Bütün ilgi alaka onda. Şan, şöhret onda. Daha ne olsun! Garibim kız çocukları var bir de. Koşup babasının boynuna sarılacağı yerde “kız babanın kucağına çıkılmaz, otur oturduğun yerde” uyaranları ile karşılaşan. Daha on yaşındadır “büyüdün artık sokakta oynama, koşma, zıplama boncuğun düşer” cümlesiyle çocuk aklı ile sağında solunda düşen boncuk arar. Vücutsal değişiklikler yaşamaya başlar, aman belli olmasın bol giy, aman sus kimse duymasın sakla. Resmen bir tarafımız düğün dernek, bir tarafımız yas evi misali aynı çatı altında. Zildberg’in çok güzel ifade ettiği gibi “cinsellik bacaklarımızın arasında değil kulaklarımızın arasındadır.”

Üzülerek söylemeliyim ki ülkemizde erkekler cinselliğiyle gurur duyarken, kadınlar cinselliğinin farkında bile olamıyor. Kadınlar açısından cinsellik, deneyime bağlı olarak bazen hoş, keyifli, romantik, sıcak bir yakınlaşma bazen bir zorunluluk dolayısıyla da çekince ve tiksinme kaynağı olarak yaşanır.

Cinselliğin sağlıkla birlikte anılması ilk bakışta garip gelebilir. Ancak cinsel sağlıktan söz edebilmek için, zorunluluk olarak yaşanmaması ön koşuldur. Kliniğe gelen kadın hastaların temel sorunlarının ya vajinismus ya da cinsel isteksizlik olması bu alanın kadınlar açısından ne denli sorunlu bir alan olduğuna işaret etmektedir.

Maalesef ülkemizde kadın cinsel sağlığı ile namusu, çözümü zor bir denklem halindedir. Kadın cinselliği namus olarak düşünülür, algılanır. CETAD’ın (2006) araştırma sonuçlarından da anlaşılacağı üzere %70’in üzerinde kadın ve erkek katılımcıya göre kadının namusu ile bekareti doğrudan ilişkilidir.

Başka bir deyişle kadının toplum içindeki değeri cinsel deneyimsizliği ile belirlenir. Kadının cinsel olarak erkekler ve toplum gözünde kıymetli, sevilebilir, evlenilebilir olması için “namuslu” olması gerekmektedir.

Kadının kendi seçtiği kişi ile sevişmesini cezalandıran toplum, aslında öteki genç kızlara da gözdağı vererek, tehdit ederek, bastırılmış bir kadın cinselliği yaratmaktadır. Dolayısıyla namus cinayetlerinin sayısının artıp artmadığı ki artmaktadır- o kadar önemli değildir. Önemli olan kadının bu ülkede ki değerinin, cinselliğinin toplumsal olarak onay ve kontrolden geçtikten sonra doğrulanabildiğidir. Bu kentte kırsal da eğitimli eğitimsiz, çalışan çalışmayan tüm kadınların sağlığını olumsuz etkileyen bir kültürel iklimdir.

Aslında toplumumuz da genel olarak kadınlardan evlenmeden önce ki beklentilerimizle, evlendikten sonra ki beklentilerimiz uyuşmamaktadır. Bu beklentinin doğal iki sonucu da problemlidir.

 Evleninceye dek bedeninin ve kişiliğinin cinsel yanını keşfetmemiş kadın için, evlilik için de doyurucu bir cinsellik yaşama şansı sınırlıdır. Zaten Türkiye’de ki vajinismus vakalarının dünya ortalamalarının birkaç katı olması da bu sonuçlardan sadece biridir.

 İkinci sonuç ise, evlenene dek yaşadıkları cinsellikleri “gizli”, “kötü”, “çirkin” olarak yaşayan genç, evlendikten sonra sevgi ve aşk dolu bir eş haline gelip aynı edimlerden “güzel”, “temiz” ve doyumlu bir cinsellik yaratmakta zorlanmaktadır. Buna bağlı olarak cinsel fonksiyon bozukluklarından en fazla görülen bir diğeri de kadınlarda ki cinsel isteksizliktir.

 Evlenene kadar hiçbir cinsel deneyimi doğru karşılanmayan, hatta kişiliği, ahlakı ve namusu birebir cinsel deneyimleri olarak değerlendirilen kadının, evlendikten sonra kendi bedeninden haz alması ve dolayısıyla haz verebilmesi, partnerini sadece bedeni ile değil, ruhu ve arzusu ile kucaklayabilmesi pek kolay değildir. Evlenene kadar yaşadığı baskı ve sansür artık içselleşmiştir. Bunun bilişsel olarak da davranışsal olarak da kırılması pek kolay değildir. Kadının kendisi yenmek istese bile kemikleşmiş olarak dirençle durur.

 Kısaca kadının değerini, kıymetini erkeklerin aksine evlilik öncesinde ki cinselliği yaşama pratiğine göre değerlendiren bir toplumun sadece kadınlarını değil, erkeklerini de sakatladığı ortadadır. Her ihtimale karşı kadınları korumak adına cinselliğe iyi gözle bakılmayan, bir ortamda yetişen kadınlar cinsel hazza olumsuzluk olarak bakacaklardır. Bu da onların cinsel hazza ulaşmasını ve partnerlerini ulaştırmalarını etkileyecek çok önemli bir engeldir. Kadın cinselliğinin namus adına bu denli kontrol edildiği ortamlarda erkekler de cinselliklerine yabancılaşmakta, zorunlu olarak ya paralı seks ya da pornografiye yönelmektedirler. Bir toplum da eğer kadınların %70-80 civarı kendisini nitelik olarak yetersiz hissediyorsa, doğal olarak erkekler de cinselliklerini yetersiz yaşadıklarını düşünürler.

Cinsellik ve cinsel haz bir insan hakkıdır. Sağlıklı bireyler, sağlıklı ilişkiler, sağlıklı evlilikler ve sağlıklı bir toplum için bu hakkın engellenmemesi gerekmektedir. Cinsel doyumu birbirlerinde bulamayan partnerlerin oluşturduğu evlerin orada yaşayan tüm bireyler için ne kadar çekilmez olacağı açıktır. Yatak odasında yaşanan ya da yaşanamayan doyumun tüm evin iklimini etkileyeceği, huzursuzluk ve mutsuzluk yaratacağı açıktır. Kadının cinsel potansiyelini nasıl yaşayacağı hakkı, kadının insan haklarının temel bir parçasıdır. Öte yandan kendi bedeni ile hoşnut, haz almaktan utanmayan bir kadının aynı zamanda doyumlu bir partner olacağı ve mutlu ilişkiler yürüteceği de açıktır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aile Danışmanı

Çocuğunuza Hayat Yolunda Rehberlik Etmek: Sınır Koymak

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocuklar üzerindeki sürekli kontrolün ve düzenli olma düşüncesinin keşfetme duygusunu engellediğini ifade eden Sosyolog Aile Danışmanı Kimya Çifçi Dumlu, anne babaların çocuklarına nasıl sınır koymaları gerektiğiyle ilgili tavsiyelerini paylaştı.

Bebeğiniz 6. aydan itibaren kendi gücünü keşfeder ve sonra da gücünü denemeye başlar. Bebeğinizin kendi gücünü fark ettiği andan itibaren ebeveynlerin karşısına bir görev daha çıkar: Sınır koymak…

Peki sınır koymak nedir? Ebeveynlerin çocuklarına bir kural ve davranışı öğretebilmek için kullandıkları sözler ve davranışlardan oluşan sürece sınır koymak denir.

İlk işi sınırları zorlamak olan en iyi huylu çocuğunuzun bile zaman zaman ebeveynlerine karşı isyan etiklerinin altındaki nedenlere değinelim isterseniz.

• Çocuklar sınırları zorlamadan dünyayı keşfedemez

Çocuğunuz tam anlamıyla bir kaşif, bunu biliyor muydunuz? Onun işi çevresini araştırmak, nesnelere dokunmak, tüm tatları tatmak ve her şeyi dökerek araştırmak. Bu keşfetme duygusundan dolayı siz yetişkinlere sürekli sınırları zorluyormuş gibi geliyor. Fakat çocuğunuza yaptığınız sürekli bir kontrol etme ve düzenli olma düşüncenizden dolayı çocuğunuzun en büyük zevki keşfetme duygusunu engelliyorsunuz.

• Çocuklar genellikle benmerkezci ve kendine odaklıdır

Maceracı ve kaşif çocuğunuz içgüdülerine göre hareket eder ve sonucu fazla düşünmez. Üç yaşına kadar bir çocuk karşıdan karşıya geçerken elinizi bırakmayacağına garanti veremez. Çünkü sonuç odaklı değildir ve içgüdüleri ile hareket eder. Tutarlı ve kararlı davranışlarınız ile çocuğunuzun davranışlarını şekillendirebilirsiniz.

• Kuralların karmaşık olmasından kaynaklıdır

Koltukta zıplayan çocuğunuza zıplamaaaa demeniz;

1. Çocuğunuz muhtemelen neden zıplama diye öfkelendiğinizi bilemeyecektir.

2. Sizde çocuğunuzun en keyif aldığı koltukta zıplama duygusunu bilemeyeceksiniz.

Çocuğunuza sınırlar dahilinde nedenlerini açıklamadan koyduğunuz kurallar çocuk için tamamen belirsizlik ve anlamlandırılamayan tepkiler olarak hissedilir.

Yetişkin kurallarının çocuk gelişimine uygun olmamasından kaynaklanır

Genelde anne babalar normal çocuk davranışlarını bilmediklerinden kaynaklı çocuğun davranışlarına karşı ‘kural tanımaz’ gibi görünüyor. Örneğin; üç yaşındaki çocuğa sinemada hareket etmeden oturmasını beklemek çizdiğiniz kuralın çocuk gelişimine uygun olmadığını göstermektedir.

• Kendi davranışlarımızla istemeden teşvik edebiliyoruz

John Locke’a göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır (tabula rasa). Daha sonra bu zihin deneyimle (tecrübe) birlikte dolar. Evet çocuğunuz tam olarak doğduğu günden beri size dikkatle inceliyor. Sizin hangi durumlarda hangi tepkinizin işe yaradığını çok iyi biliyor. Küçük kaşifiniz sizin tepkilerinize ve davranışınıza göre hayat serüveninde ilerleyecektir.

Peki çocuğuma nasıl sınır koymalıyım?

Ebeveynler genellikle sınır koymakta sorun yaşarlar. Sınır koymak zor gibi gelse de çocuğunuzun hayat yolunda rehberlik ettiğiniz süreçte çocuğunuz için doğruyu, yanlışı ve tehlikeli olan şeyleri ayırt etmesini sağlayacak. Ancak hiçbir çocuk onun için çizilen yolda dümdüz yürümeyecektir, unutmayın. Çocuğunuzun ilk işi sınırları geçebilmeyi test etmek olacaktır. Çocukların keşfetme, öğrenme, sorumluluk alma, sorun çözme ve iletişim kurma becerilerinin sağlıklı bir şekilde geliştirilebilmesi için keşfetmesi, yaşadığı ortamın kurallarını bilmesi ve ebeveynle sağlıklı bir iletişimi sürdürebilmesi gerekir. Sınır koymadan önce ebeveynlerin çocuğa kesinlikle saygı göstermesi gerekmektedir. Çocuğunuz kendine özgü getirdiği özellikleriyle ailenizin yeni bir üyesi ve her şeyden önce değer ve kabul görülmesi geren bir bireydir. Bir diğer önemli nokta ise; sınır koyarken sabırlı olma, nazik olma, adil olma duyguları kadar tutarlılık ve kararlılık çok önemlidir.

– Uygun beklentilerle sınırlarınızı çizin: Çok sevdiğiniz beyaz koltuğun üstünde zıplamamasını istediğiniz çocuğunuza koltukta “Zıplamaaa” diyerek sınır çizmek yerine; beyaz koltuğunuzun üstüne örtü sererek evinizi çocuğunuza uygun hale getirebilirsiniz. Çocuğunuz sizin çizdiğiniz sınırlar çerçevesinde özgürce hareket etmiş olmanın öz güvenini yaşayacaktır. Evdeki kırılabilecek eşyaları hem çocuğunuzun zarar görmemesi hem de evi çocuğunuzun hareket alanına uygun hale getirmeniz için de diğer bir seçenektir. Böylece çocuğunuzu sürekli değiştirmeye çalışmayacaksınız.

– Uygulayabileceğiniz kurallar koyun: Çocuğunuzla aynı anda birçok şeyi yapmasını bekleyerek otorite savaşına girmeniz otoritenizi kaybetmenize neden olabilir. Yani çocuğunuzun hem brokoli yemesi, hem dişlerini fırçaması ve merdivenleri kendisi çıkması, hem de tuvaleti kullanmasını beklemek çocuk gelişim dönemlerine aykırı kurallar koyma çabasına girmenize neden olur. Bu çocuk gelişimine uygun olmayan kurallar çocuğunuzun mizacına göre kaos ve çatışmaya da gidebilir. Ebeveyn olmanız çocuğunuza sürekli istediğiniz kuralı koymaya veyahut anlık duruma göre kuralları değiştirmeniz anlamına gelmemektedir.Yani çizgi film saati sabah 11:00 iken sizin isteğinize göre çizgi film saati bugün 13.00, yarın 15:00 şeklinde tutarsızlıklar barındırmamalıdır. Kurallar aile toplantınızda tüm aile üyeleri ile konuşulup koyulmalıdır. Kuralların değiştirilmesi kişilerin isteklerine göre değil yine aile toplantısında ihtiyaçlara göre olmalıdır. Çünkü kurallarınız da netlik, tutarlılık ve sürdürülebilirlik olması çocuğunuzun kurallara o kadar kolay uymasına neden olmaktadır. Ayrıca beraber alınan kararlara uyum sağlamak herkes için daha kolaydır.

– Kurallarınız kısa ve olumlu olsun: Çocuğum beni dinlemiyor diyen birçok ebeveyn vardır. Peki ebeveyn olarak ben çocuğuma anlatamıyorum dediğiniz oluyor mu? Kurallarınızı emir kipi ile söylemeniz çocuğunuzun o kuralı yapma ihtimalini azaltacaktır. Sözcüklerle dans etmelisiniz, bu kuralı hatırlatmak konusunda daha etkilidir. Örneğin; ‘Koşma’ komutu yerine ‘Burası yürüme yolu’ diyerek çocuğunuza kuralları sevdirerek daha sıcak bir iletişimle bağ kurabilirsiniz.

 Hayır mı, Tutarlı olmak mı? Karar verin: Disiplinin “hayır” sözcüğünü sık kullanmak, bağırarak söz dinletmek olduğunu düşünen birçok aile var. Ama etkili disiplinin özünde tutarlılık ve önceden tahmin edebilirlik vardır. Çocuklar kuralları severler ve kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar çocuk gelişiminin bir parçasıdır ve sürekli yenilenmek ister. Her dönemin kendine özgü sınırları olmalıdır. Cebinizde sınırlı sayıda ‘Hayır’ kelimesi olduğunu düşünün ve disiplinin ‘Hayır’ kelimesinin sıklığıyla orantılı olmadığını bilin. Her koşulda uyguladığınız tutarlı kurallar çocuğunuzun doğru ve yanlışı anlamasına yardımcı olacaktır.

Ebeveynler tarafından bilinmesi gereken en önemli nokta belirlenen ortak kurallar ve uygulanan tutarlı bir disiplin, hem çocukların sağlıklı gelişimi hem de mutlu olmaları için çok önemlidir. 

Okumaya Devam

Aile Danışmanı

Bu Evlilik Kurtarılabilir Mi?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Herhangi bir yeni evli genç çifte evliliklerinin ne kadar süreceğini sorduğunuzda,“sonsuza kadar” cevabını alırsınız.

***

Fakat istatistikler, bu iyimser gençlerin yalnızca kendilerini kandırdıklarını gösteriyor. Yapılan araştırmalara göre, günümüzde yapılan evliliklerin %40 ila %50’ si boşanma ile sonuçlanıyor.

***

Evlilik kitabı yazarı ve Aile Danışmanı kimliğim ile belirtmek istiyorum ki; bir ilişkiyi sürdürmek için yapılması gerekenler, zannedildiğinin aksine oldukça basit. Kısacası eşinizi memnun etmek için yüklü maliyetli bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Peki, ilişkiyi sürdürmek için neler yapılmalı?

Küçük Şeylerin Büyük Etki Yaratabileceğini Unutmayın!

Evli ve mutlu çiftlerin genellikle eşlerinin ‘kendilerini önemli ve özel hissettirdiğini’ belirtirken, aynı durumun evli ve mutsuz çiftler için tamamen ütobik bir beklenti olabiliyor. Evlendikten sonra çok değiştin ifadesini sıklıkla kullanan evli ve mutsuz çiftler pişmanlık ve boşanmayı daha sık düşünme sarmalına girebiliyor. Halbuki eşinize önemsendiğini, sevildiğini,özel olduğunu hissettirmek için yapacağınız ya da söyleyeceğiniz küçük şeyler, ilişkinizin mutlu devam etmesi ve boşanmayı önlemek için oldukça önem taşıyor. İlişkinizde ‘olumlu mesajlar’ örneğin; eşinizin cebine sürpriz bir not bırakmak ya da yorucu bir günün ardından omuzlarına masaj yapmak kadar kolay davranışları içeriyor.

Çatışma Çözümleme Becerinizi Geliştirin!

Dengeli ve mutlu ilişkisi olan çiftler, mutsuz ya da ayrılan çiftlere nazaran birbirlerine karşı daha nazik davranıyorlar. Her ilişki de yaşanması muhtemel problemlerin çözümü mutlu ve dengeli ilişki yaşayan çiftlerde daha çözümcül ve daha sakin bir şekilde gündeme getirilir. Çiftler her problemi ilişkilerini yıpratan bir sorun olarak görmek yerine, her problemi aşmaları gereken ilişkilerini güçlendirecek bir sınav olarak görmektedir.

***

Evliliğin sürdürülebilirliği çiftlerin yaşadıkları problemleri ele alış tarzları sayılabilir. Bu nedenle çatışma çözümleme becerinizi geliştirin.

Eşinizle Ortak İlgi Alanları Oluşturun!

Eşinizle birlikte yapmaktan zevk alabileceğiniz ortak ilgi alanları keşfedin. Eşlerin her alanda ilgilerinin ortak olması ve illa aynı şeylerden zevk almaları beklenemez. Ancak eşlerin beraberce yapmaktan zevk alabildikleri ortak aktivitelerinin olması, mutluluklarını arttırmaktadır.

Affetmeyi Öğrenin!

Birbirinizi affetmeyi öğrenin. Her evlilikte zaman zaman eşler birbirlerini incitebilecek veya hayal kırıklığına uğratabilecek davranışlar sergileyebilirler. Bu gibi durumlarda kimsenin mükemmel olmadığını düşünün.Ayrıca sizin de eşinize karşı sergilediğiniz bu tip davranışları hatırlayın. Böylece affetmeniz kolaylaşacaktır. Zihninizde yer alan olumsuz duygu ve düşüncelerin davranışlarınıza yansıyabileceğini ve hatta karşınızdaki kişilerin ruh durumlarını etkileyerek evin içinde olumsuz bir elektriğin oluşabileceğini unutmayın. Sizin affedici tavrınız ve gerektiğinde özür dilemeyi bilmeniz, eşinizi de etkileyip aynı şeyi yapmaya teşvik edebilir.

Sevgiyi evinize aldığınız bir çiçek gibi düşünebilirsiniz. Çok severek aldığınız çiçeğin ilk günkü gibi güzel ve hoş kokulu kalmasını istiyorsanız ona bakmanız, ihtiyaçlarını karşılamanız, hatta onunla konuşmanız kısacası özveriyle zaman ayırmanız gerektiğini bilirsiniz. Aksi takdirde çok severek aldığınız çiçeğiniz zaman içerisinde yapraklarını dökecek ve solup gidecektir.

Okumaya Devam

Aile Danışmanı

Çocuk Gelişiminde En Çok Rastlanan Disiplin Tuzağı: Kıyaslamak

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

‘Kardeşin yapıyor ,sen niye yapamıyorsun?’, ‘Milletin çocuğu hiç senin gibi yapıyor mu, onun bütün notları iyi senin niye olmuyor?’, ‘Ahmet annesini babasını hiç üzmüyor.’ ve benzeri bitmek bilmez kıyaslama cümleleri! Bu cümleler size tanıdık geliyor mu?

Birçok ebeveyn gibi farkında olmadan bazen çocuğunuzu teşvik etmek ya da başarılı olmasını sağlamak adına böyle hatalı davranışlar sergiliyor olabilir misiniz? Aslında çoğu zaman bunlar ağzınızdan istemeden çıkabilir. Ancak iyi niyetli de olsa bir başkasıyla karşılaştırılma hiç kimseye iyi gelmez. Özellikle de çocuklar için bu durum çocukların daha iyi davranmasını teşvik etmediği gibi daha kötü hissetmelerine de sebep olur. Siz çocuğunuzun iyiliği için uğraştığınızı düşünürken farkında olmadan çocuğunuzun ruhunda derin yaralar açıyor, kendini yetersiz  hissettiriyorsunuz.Hatta çocuğunuzun için de kıyasladığınız kişiye karşı öfke duygusu da oluşturuyorsunuz. Çocuğunuz belki bu yaşadığı olumsuz duyguları size belli etmiyor ve siz kıyaslamanın çocuğunuza olumlu etki ile daha iyi olma yolunda olduğunu düşünüyorsunuz.

Fakat biliniz ki çocukları başka çocuklarla karşılaştırmanın pek çok olumsuz sonucu vardır:

Başkası ile karşılaştırılan çocuk kendini yetersiz ve değersiz hissetmeye başlar.

Zamanla özgüveni ve özsaygısı azalır. Sürekli başaramıyorum ve yapamıyorum gibi olumsuz duygular hissetmeye başlar.

Yetersizlik yaşayan çocukta; arkadaşlarını kıskanma, küskünlükler ve iletişim çatışmaları görülür.

Kıyaslanan çocuk ailembeni sevmiyor ve beni anlamıyor duygusuna kapılır

Çocuğun sosyal ilişkileri ve gelecekte akademik başarısı etkilenmeye başlar.

Kıyaslanan çocuk zamanla mutsuzlaşıp hırçınlaşabildiği gibi;zamanla daha da içine kapanıp kendini sosyal hayattan izole edebiliyor.

Kıyaslanan çocuklar gelecek sosyal ya da akademik hayatlarında sürekli onay alma ve takdir edilme ihtiyacı duyarlar.

Peki çocuğunuz size diğer anne babalarla karşılaştırmaya başladığı zaman neler hissedeceksiniz. İsterseniz bu noktaya gelmeden neler yapabilirsiniz bakalım.

1. Her çocuk özeldir:

Sadece kendi çocuğunuzun gelişimine odaklanın çocuğunuzun yetenekleri ve kişisel özelliklerine yoğunlaşın.

2. Abartılardan Kaçının:

‘Sen asla…’ ya da  ‘ Sen hep…’ gibi abartılı cümleler kurmamaya çalışın. Bu tarz cümleler genel yargılar içerir. Çocuğunuzun bir davranışına karşılık tüm davranışlarını hedef alır ve çocuğun kırılmasına neden olur.

3. Sen değil; Ben Mesajı Kullanın:

Her zaman aynı bahane, yine ödevlerini yapmamışsın. ( Sen Dili )
Ödevlerini yapmaman beni endişendirmeye başladı. ( Ben Dili )

Siz bu iki cümleyi duyduğunuz zaman tepkileriniz nasıl olurdu?

Evet sen dili kendini suçlu hissettirir ve karşınızdaki kişi kendini direkt savunmaya geçer.

Ben dili karşımızdaki kişiyi düşünmeye yönlendirir. Karar sizin.

Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin ve iyi bir rehber olup farklı yeteneklerinin ortaya çıkmasına fırsat tanıyın

Okumaya Devam

Trendler