Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Psikolog

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Yayınlanan

üzerinde

Dikkatin kolayca dağılması, aşırı dürtüsellik (hareketlerini kontrol edememekten dolayı aklına geleni sonucunu düşünmeden yapma hali ) ve aşırı hareketli olma halidir. DEHB’nin nedenlerine ilişkin yapılan birçok çalışma sonucunda, psikososyal, biyolojik, genetik ve ailesel etmenlerin önemli rol oynadığı görülmektedir. Yönetici işlevlerde de bozukluğun ön planda olduğu DEHB’nin bir sendrom olduğu günümüzde kabul edilmektedir.

Özellikle DEHB’li çocukların sergilediği; doyumsuzluk, engellenme eşiğinin düşük olması, sebatsızlık, tutarsızlık, kararsızlık, sosyal yetilerde zayıflık, motor aktivite düzeyinin yüksek dikkatini toplayabilme ve duruma odaklanma becerisinin düşük olması gibi olumsuz davranışlar ailelerin çaresiz kalmasına sebep olmaktadır.

Her insanda zaman zaman zaman görünen dikkatsizlik, hareketlilik ve dürtüsellik DEHB tanısı almış kişilerde çok daha sık yaşanmaktadır. Kişinin aile hayatını, sosyal hayatını, benlik kavramını ve akademik başarısını olumsuz etkilemesinden dolayı, patolojik bozukluk olan DEHB ruh sağlığı sorunu haline de gelebilmektedir.

Dikkat Eksikliği Nedir?

Dikkat eksikliği, dikkat süresinin ve yoğunluğunu kişinin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanaması, kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyaları kaybetme, dikkatsiz davranma giibi belirtiler gösterilmesidir.

Okula giden çocuğunuzda diikat eksikliği var ise öğretmenden sıklıkla şunları duyabilirsiniz;

  • Dersi dinlemiyor.
  • Başladığı işi bitirmiyor.
  • Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor.
  • Soruları sonuna kadar okumadan yanıtlıyor.
  • Görevleri yerine getirmek için çok fazla zaman harcıyor.
  • Sık sık dalgın oluyor.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)’nun  “ZEKÂ İLE İLGİSİ VAR MIDIR? “.

DEHB, her zeka düzeyindeki insanı etkiler. Normalin Üstü, Normalin Altı ya da Normal zekâya sahip her çocuk DEHB i yaşayabilir. Frontal lob ve özellikle de prefrontal bölge ve yönetici işlevler DEHB’de önemlidir. Buna karşın, frontal bölge hasarlarının zeka testleri ile gösterilmesi  bile mümkün olamamıştır. Frontal bölge hasarı olan bir hastanın zeka bölümü normal olarak belirlenebilmiştir. Doğru tanı, doğru tedavi ve doğru tedaviyi destek programları ile bu farklılıkla baş edilebilir.

Normal Dikkatsizlik ile DEPB Nasıl Ayrışır?

DEHB belirtilerinin neler olduğunu duyduduğumuzda ‘’ bu sorunlar bende de var, herkeste yok mu?’’ diye yanıt veririz. Bu makul bir tepkidir. Çünkü bu sendrom, özellikle aşırı yorgunluklarda, ergenlikte ve yetişkinlikte zaman zaman ortya çıkar. DEHB psikiyatrist tarafından tanı konulmuş bu kişilerde bu tanıyı gerektirmeyen kişiler arasındaki fark, temel olarak bir derece farklıdır.

Bu fark, sorunların ‘’yaşamlarını ne ölçüde etkilemektedir?’’ ‘’ Ne sıklıkta gözlemlenmekte, arada sırada  kısa süre için mi etkilenmekte?’’ sorularının cevabı ile ortaya çıkar.

Her Zaman  Hiperaktivite Dikkat Eksikliği ile Beraber mi Olur?

Her zaman beraber gözlemlenmez, bazen çocuklar sadece dikkat eksikliği tanısı alırlar ve sendromlarını taşırlar. Yalnızca dikkat eksikliği olup, hareketlilik ve dürtüsellik belirtilerini taşımayan çocuklar diğer gruptan farklıdırlar. Bu çocuklar sakin, kendi kendine oynayabilen, hayal kuran, sık sık dalan, dağınık ve unutkandır. En tipik özellikleri ise yavaş olmalarıdır. Giyinirken, hazırlanırken, yemek yerken, ödev yaparken, gün içinde yaptıkları her iş yavaştır. Dikkat eksikliği olan çocuklar, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik göstermedikleri için yavaş olmaları dışında erken çocukluk yıllarda belirgin sıkıntılar göstermezler. Okul hayatına başlayan bu çocuklar, aileleri ve öğretmeneleri tarafından ‘’derslerle ilgi duymuyor, motivasyonu düşük, isteksiz, dalgın ‘’ çocuklar olarak değerlendirirler. Bu çocuklar çoğu zaman hiç tanı almadan yaşamlarını sürdürürler. Ergenlikle birlikte kendine güven eksikliği, mutsuzluk, akademik başarısızlık, sınav kaygısı gibi sorunlarla karşılaşırlar. Altta yatan DEHB tedavi edilmediği sürece bu sorunlar devam eder.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Dereceleri Var mı?

DEHB tanısı almış kişilerin birbirinden farklı olma sebepleri, farklı şiddette görülebiliyor olmasıdır.  Hafif düzeyde olan kişiler çoğu kez tanı almadan yaşamlarını sürdürürken, belirtileri şiddetli olan kişiler doğdukları andan itibaren fark edilip, yaşamları boyunca önemli sıkıntılar yaşarlar. Belirtilerin sıklığına, yaşamdaki etkilerine bakılarak DEHB şiddeti üç fraklı kategoride değerlendirilir.

Hafif :       Tanı alacak sayıda ve sıklıkta DEHB belirtisi vardır. Ancak akademik ya da sosyal işlevler hafif düzeyde etkilenmektedir.

Orta :        Akademik ya da sosyal işlevsellik orta düzeude etkilenmektedir.

Şidddetli:  Belirtilerin hepsi vardır ve birden fazla alanda önemli derecede işlevsellik yatarır.

Dürtüsellik Belirtileri Nelerdir?

Davranışları ortama ve sonuçlarına göre düzenlemek ve yönlendirmekle ilgili bir sorundur. Bireyin davranışlarını kontrol edebilmesinde sorun oluşmasıdır. Bir şey yapmadan önce olası sonuçları düşünmeden hareket eder. Acelecilik, erteleyememe, söz kesme, sırasını beklememe gibi durumlarla belirgin hale gelebilir. Bir belirtinin var olduğunu kabul etmek için aşağıdaki örneklerin tümünün gözlemleniyor olması gerekmez, birkaçının var olması yeterli olabilir.

  • Bir şey yapmadan önce sonucunu düşünmezler (“Bunu yaparsam ceza alırım”).
  • Bir şey yapmadan önce o davranışın o ortam için uygun olup olmadığını düşünmezler (“Burada bu davranış yapılmaz”).
  • Söyleyecekleri şeyin karşısındaki kişide nasıl bir etki yapacağını düşünmezler ( “Bunu söylersem bana kırılır”) Aslında ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar.
  • Bir kuralı biliyorlardır, sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler.
  • Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan, ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar.

Dehb’nun Nedenleri nelerdir?

Kalıtsal bir sorundur. Anne babadan alınan genler bu soruna yatkınlık oluşturur. Ailenin diğer bireylerinde de benzer sorunlar olma riski yüksektir. DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla . DEHB olan çocukların kardeşlerinde normal çocuklara oranla 2-3 kat fazla DEHB var.

Çevresel Faktörler Nelerdir?

Bu etkenler direk olarak DEHB’ a neden olmaz. Sadece genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde riski arttırır. Doğum öncesi (gebelikte hastalanma, alkol, sigara, ilaç kullanımı), Doğum sırasında ( erken doğum, doğum komplikasyonları), Doğum sonrası ( Bazı hastalıklar, kurşun gibi maddelere maruz kalma vb)

Fizyolojik faktörler Nelerdir?

Beyindeki dikkat ve davranış kontrolünden sorumlu olan bölgeler yeterince aktif değillerdir. Dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve düşünmeden hareket etme beyindeki bu merkezlerin iyi çalışmamasının sonucudur.

DEHB’ te Süreç Nasıl Gelişir?

Erken çocukluk dönemlerinde başlar,en sık ilkokul döneminde tanı konulur, Çocukluğunda bu tanıyı alanların %70-80 i ergenlikte de aynı belirtileri gösterirler. Bunların da %50-65 i erişkinlikte de aynı tanıyı alırlar.

DEHB erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam edebilen bir bozukluktur. Temel belirtiler aynı olmakla birlikte her yaş döneminde farklı bir görünüm vardır. Özellikle aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri zaman içinde azalır. Dikkat eksikliği yaşam boyu devam edebilir. İlkokul çağındaki çocukların % 3-5 inde yani her 20-30 çocuktan birisinde görülüyor. Her sınıfta en az 1 çocukta bu sorunun bulunma olasılığı var. Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülüyor. Çocukluklarında DEHB bozukluğu olanların %80 i ergenlikte, %30-65 i erişkinlikte de bu belirtileri taşırlar. Erişkinler arasında %1-2 sıklıkta görüldüğü bildiriliyor (ABD ve Kanada da).

Dehb’ye Eşlik Eden Sorunlar Nelerdir?

Dağınıklık, düzensizlik Dalgınlık, hayal kurma Tutarsızlık Bellek sorunları Sakarlık, koordinasyon güçlükleri Sosyal ilişkilerde sorunlar Düşük benlik saygısı.

Anne-Baba Ve Öğretmenlerin Bu farklı Çocuklarla ilgili  Tanımlamaları Nelerdir?

  • Söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor.
  • Tüm araba markalarını biliyor ama bir dakika önce söylediğim şeyi hatırlamıyor.
  • Bilgisayar başında saatlerce oturabiliyor ama ödev başında en çok ’’ 10 dk. “ kalabiliyor.
  • Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor .
  • Dersi dinleyemiyor, sürekli etrafı ile ilgileniyor.
  • Başladığı işi bitirmiyor.
  • Doğum öncesinden beri hareketli .
  • Eli dursa ayağı oynar.
  • Sürekli hareket halinde, yürümez koşar.
  • Ya konuşur ya sesler çıkarır. TV izlerken bile hareket eder.
  • Sandalyede oturmanın 50 çeşidini gösterebilir. Sınıfta nereye baksam onu görüyorum.
  • Sırada otururken bile eli ayağı hareket ediyor.
  • 10 yaşına geldi hala söz kesmemeyi öğrenemedi.
  • Düşünmeden hareket eder.
  • Sabırsızdır, istekleri hemen olsun ister
  • Asla sırasını bekleyemez
  • Daha soruyu tamamlamadan cevabını vermeye kalkıyor
  • Aklına geleni hemen yapıyor

Ergenlik Döneminde DEHB Tanılı Bireylerde Bu Sendrom Geçer mi?

Hiperaktivitede azalma olur ama kıpır kıpırlık devam eder. DEHB sindi bir rahatsızlık olduğu için ergenlik döneminde, çocukluk döneminde olduğundan daha fazla sıkıntı doğurabilir. Ders dinleyemez, uykulu bir hali olabilir ya da kalem çevirme, resim yapma gibi şeylerle uğraşır. Akademik başarı daha ciddi düzeyde sorun olmaya başlar. Öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşanır, karşılık verir, saygısız, ilgisiz bir öğrenci olarak nitelendirilir. Aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar olabilir. Benlik saygısında azalma, depresyon görülebilir, duygu durumu değişkendir, aniden öfkelenebilir. Sigara, alkol madde kullanımı başlayabilir.  Yasal sorunlara neden olabilecek, riskli ,tehlikeli davranışları olabilir.

DEHB İle Başa Çıkmak Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

  1. Farmakolojik tedaviler (ilaç tedavisi).
  2. Anne baba ve öğretmen eğitimi.
  3. Çocuğun bireysel gelişimi (davranışçı teknikler, sosyal beceri eğitimi), uzman psikolog tarafından terapi ile devamı.

DEHB’nun Olumlu Özellikleri Nelerdir?

  1. Enerjik olma,
  2. Yaratıcılık,
  3. Sıcakkanlı ve cana yakın olma,
  4. Kolay ilişki kurabilme Esneklik Hoşgörülü olma,
  5. İyi bir espri yeteneğine sahip olma,
  6. Risk alabilme (bazen gerekenden fazla oranda),
  7. İnsanlara kolaylıkla güvenebilme ( bazen gerekenden fazla oranda).

Anne Baba Olarak Sizin Yapabileceğiniz Neler Var?

Öncelik her zaman kabullenmekle başlar..

–  Dikkat eksikliği olan çocuğunuzla aşırı derecede sabırlı olmanız gerekir.

–  Çocuğunuza yeni bir şey öğretirken defalarca tekrarlamanız gerekebilir.

–  Çevresi çocuğunuz için zorlu bir ortam ise, ortamı değiştirin. Eğer şu andaki programı onu zorluyorsa, programı değiştirin. Onu arkadaşlarıyla kıyaslayarak gereksiz zorlamadan kaçının.

–  Ona sağladığınız destek ve kolaylıklar sayesinde problemlerle daha kolay baş edince kendine güveni gelişir ve bu da onun bir sonraki problemi çözmek için daha motive ve cesaretli olmasını sağlar.

–  Ona sürekli destek sağlamak ve onu özgür bırakmak arasında çok ince bir çizgi vardır ve ikisinin de birbiriyle dengeli yapılması gerekir.

–  Çocuğunuzu çok sıkı takip edin ve özellikle küçük yaşlardayken onu gözünüzün önünden çok fazla ayırmayın. Dikkat eksikliği olan çocuklar diğer çocuklara nazaran daha fazla süpervizona ihtiyaç duyarlar. * Ders çalışma ortamını gözden geçirin; dikkatini dağıtacak sesleri engelleyin, etrafı dağınıksa veya çok fazla eşya varsa tekrar düzenleyin. Masasını üzerinde dersiyle ilgili olmayan hiçbir eşya olmasın.

–  Çok sık unutkanlık yaşayabileceğini hatırlayın ve bunu doğal karşılayın. Kasti yapmadığını hatırlayarak unutmaması için stratejiler geliştirmesine yardımcı olun.

–  Çocuğunuza aynı anda çok fazla komut vermeyin. Bir tanesini bitirene kadar ikincisine geçmeyin. Birden fazla şey istediğinizde hepsini unutabilir ve siz de onun sözünüzü dinlemediğini düşünebilirsiniz. Gerçek problemin unutkanlık olduğunu hiçbir zaman unutmayın!

–  Onunla konuşurken göz göze olmaya gayret edin. Çok uzun konuşursanız dikkati dağılır ve söylediklerinizin yarısını hatırlamayabilir. Eğer size dinlerken sık sık başka şeylerle meşgul oluyorsa, ona söylemek istediklerinizi kısa cümleler halinde söyleyin ve sözünüz bittiğinde ona ne söylediğinizi tekrar ettirin.

–  Dikkat eksikliği olan çocuklar düzenli ve yapılandırılmış ortamlarda daha kolay hareket ederler. Bu nedenle evinizde her zaman düzenli olmaya gayret gösterin. Yaşamınızda bir rutin olsun. Her şeyin yeri ve zamanı belirli olsun. Bu sayede çocuğunuz daha kolay organize olur.

–  Çocuğunuzun kendi kendine toplu ve düzenli olmasını beklemeyin. Çantası, odası, dolabı sık sık dağılabilir. Gerekirse her gün, hatta bazen günde iki kere hayatını düzenlemek için ona rehberlik edin, onunla beraber eşyaları toplayıp düzenleyin. Eşyalarının yeri belli olsun, gerekirse çekmecelerine, raflarına koyması gereken şeylerin ismini yazın; çorap çekmecesi, kitap rafı, oyuncak kutusu gibi.

–  Duvarına bir takvim asın ve yapılacakları, gidilecek yerleri o takvime yazın. Her şeyi siz hatırlatmayın. Böylelikle ona ajanda kullanmayı öğretmiş olursunuz.

–  Çantasını okuldan her geldiğinde boşaltmasını, gereksiz kağıtları atmasını, kitaplarını, defterlerini gözden geçirerek çantasını hazırlamasını isteyin.

–  Kıyafetlerini de sık sık gözden geçirin ki giymediği, küçülen veya eski giysileri odasında gereksiz yer kaplamasın. Çok fazla eşya olduğunda organize olması, odasını toplu tutması daha güç olur.

–  Doğru ve başarılı davranışlarını ödüllendirmeyi unutmayın.

DEHB’li Çocuklara Okulda Nasıl Davranılmalı?

Bu çocuklar genellikle okula başladıktan sonra teşhis edilirler. Bunun başlıca nedeni anne babaların kendi çocuklarına alışmaları sonucu birçok davranışın onlara olağan görünmesidir. Çoğunlukla öğretmenler DEHB’ li çocukları fark edip ve tanı sürecini başlattıkları için DEHB konusunda çok temel bazı bilgilere sahip olmaları gerekir. Öğretmenler tanı sürecinin ilk halkalarından biridir bunun yanı sıra işlerinin DEHB’li çocuklar hakkında her şeyi bilmek ve tanı koymak olmadığını akılda tutarak bir uzmandan yardım istemekten çekinmemelidirler.

DEHB’ li çocuklarla başa çıkabilmesi için öncelikli olarak durumu kabul etmiş ebeveyne,  öğretmenlerin olumlu ve gerçekçi akademik beklentiye, sıkı bir gözlem ve denetim becerisine, tutarlı, sabırlı ve esprili bir kişilik yapısına, işbirliğine yatkınlığa (özel eğitim öğretmeni ve uzmanlarla), sahip olması gerekir. DEHB’ li çocukların %50 si normal sınıflarda eğitilebilir. Geriye kalan %50 si ise özel eğitim ve ilgili hizmetleri gerektirir. Bu %50 nin yaklaşık %35-40 ı da normal sınıflarda bulunabilir ancak ek destek alırlar. Çok ciddi şekilde etkilenen diğer %10-15 lik kesim için özel sınıflar gereklidir. Öğretmen bu çocukların ihtiyaçlarını tanıyacak ve bu çocuklara uygun eğitim verecek şekilde eğitilmemişse kendini yetiştirme fırsatları aramalıdır. Aksi halde sınıfta bir sinir savaşı yaşanır.

Ödev ve Sorumluluklar Nasıl Kazandırılır?

DEHB li çocuklar dışsal olayları kendi başlarına yapılandıramadıkları için yönlendirilmeye ve planlamaya ihtiyaç duyarlar. Planlamayı kolaylaştırmak için etkinlik listelerinin yapılması, yaptıkları işin neresinde kaldıklarını unuttuklarında hatırlamalarını kolaylaştırır. Hatırlama bu çocuklar için problem olduğundan dolayı, doğal olarak var olmayan çağrışımlar oluşturarak kodlamaya yardımcı olan hatırlama stratejileri ve beceriler öğretilebilir. Ödevlerini küçük parçalara ayırmak DEHB li çocuklar için önemlidir. Ağır ödevler çocuğu ezebilir ve çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir. Bu tür ödevlerin her bir bölümü yapılabilecek parçalara ayrılarak çocuğun başarısızlık korkusu azaltılabilir. Aslında bu çocuklar yapabileceklerini düşündüklerinden daha fazlasını yapabilirler. Bu çocuklar çok ödevden sıkıldıkları için az ödev verilerek ödevlerinin niceliğinden ziyade niteliğine dikkat edilmelidir. Yaptığı çalışmalarda verdiğiniz sürenin yeterli olup olmadığına dikkat edin. Yetersiz süreden dolayı başarısızlık çocuğun yeteneklerinden şüphe etmesine yol açar. DEHB li çocuklar bir ödevi yaparken kendi hızlarına göre değerlendirilmelidir. Sınıftaki diğer çocuklara bakarak onun geç yada erken bitirdiğini söylemek yanıltıcı olabilir. Çalışma hızı diğer çocuklarla kıyaslanarak belirlenirse DEHB belirtileri daha da artabilir. Öğrenmeyi ölçmek için alternatif değerlendirmeler kullanılmalıdır. Geleneksel standart testlere güvenilmemeli, konular bazen ödev, proje, video kayıt çalışması vererek yada sözel olarak değerlendirilebilir. Bu çocukların bütün ödevlerini, sorumluluklarını, sınav günlerini ve randevularını yazabilecekleri bir ödev defteri kullanmaları sağlanmalıdır. Bu defter günlük olarak kontrol edilmelidir. İşlerini önem derecesine göre sıraya koyması gerektiği paylaşılarak yapılacaklar listesi hazırlamaya özendirilebilir. DEHB li öğrencilerin bazen diğer öğrenciler kadar iş yapamayacaklarını unutulmayarak beklentiler öğrencinin kapasitesine göre ayarlanmalıdır. DEHB li öğrenciler bağımsız çalışmanın aksine öğretmen tarafından doğrudan işe yönlendirildiklerinde daha başarılı olmaktadırlar. Çocuk tarafından ceza olarak algılanmamak kaydıyla mümkün olduğunca çocuğa sorumluluk verilmelidir.

Kurallar Nasıl Konulmalıdır?

DEHB li öğrencilerin okul başarısını arttırmak için öğretmenlerin kuralların yapılandırılmış olmasına, çalışma zamanlarının kısa tutulmasına, dersin ilginç etkinliklerle desteklenmesine ve olumlu pekiştireçlerin kullanımına dikkat etmesi gerekir. Düzeni sağlamak için kurallar mümkün olduğunca erken oluşturulmalı, düzen ve temizliği kontrol etmek için çok sık ara kontroller yapılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların içsel motivasyonları azalır. Sınıftaki öğrencilerin katkılarıyla oluşturulan kuralları herkesin görebileceği bir biçimde yazıp asmak, kuralların benimsenmesini ve uygulanmasını sağlayabilir.

Sadece Dikkat Bozukluğu Olan Çocuğunuza Nasıl Yardım Edebilirsiniz?

Dikkat bozukluğu olan çocuklar uzun süre odaklanamazlar, unutkanlık, dağınıklık, organize olamama gibi nedenlerden dolayı okulda başarısız olabilirler. Son araştırmalar hastalıkta en etkin tedavinin; ilaç, aile becerileri eğitimi, davranışsal eğitim ve sınıf içi müdahalelerini kapsayan kombine bir tedavi olduğunu unutmamak gerekir.Dikkat eksikliğini ölçen özel bir test yok. Çocuğunuzda dikkat eksikliği olup olmadığını anlayabilmek için, birçok alanda kapsamlı bir araştırma yapmak gerekir. Bu nedenle, öncelikle bir çocuk psikoloğuna veya çocuk psikiyatristine gitmelisiniz. Onlar çocuğunuzun, okuldaki davranışları, evdeki davranışları, arkadaş ilişkileri ve okuldaki akademik performansı ile ilgili bilgileri toplar ve çocuğunuza bazı testler uygularlar. Zeka testi tek başına dikkat bozukluğu olup olmadığını anlamaya yetmese de, önemli ipuçları vereceği için sık sık uygulanan bir testtir. Bununla beraber, dikkatinin dağılmasına veya öğrenmesi ile ilgili problem yaşamasına neden olabilecek başka bir problemin, örneğin bir öğrenme bozukluğunun olup olmadığı da araştırılmalıdır. Özet olarak, sadece dikkat eksikliği konusunda tecrübeli bir uzman bütün bu bilgileri toplayıp çocuğunuzu da gözlemledikten sonra çocuğunuzun sıkıntılarına neyin yol açtığı hakkında yorum yapabilir ve dikkat bozukluğu olup olmadığına karar verebilir.

DEHB’ni Tamamen Ortadan Kaldırmak Mümkün mü?

Bu hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yok. Dikkat eksikliği, kronik bir durum olarak algılanmalıdır. Sonaraştırmalar, en etkin tedavinin; ilaç, aile becerileri eğitimi, davranışsal eğitim ve sınıf içi müdahalelerini kapsayan kombine bir tedavi olduğunu söylüyor. Tedavinin temel amacı, kişinin ilişkilerini geliştirmek, başarısını artırmak, olumsuz davranışları azaltmak, bağımsızlığını teşvik etmek ve özgüvenini artırmaktır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Psikolog

Duygusal Zeka ve İş Hayatı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

İnsanın var olduğu her yerde duygu vardır demek yanlış olmaz sanırım. Söz konusu zeka olduğunda duyguları görmezden geldiğimiz bir zamanlar vardı ama o süreci arkada bırakalı çok oldu. Duygusal zeka birçok kişi için yeni olmasına rağmen günümüzde artık çok daha önemli bir kavramdır. Duygusal zeka kişinin iletişim kurduğu her noktada farkını gösteren bir zeka türüdür. Duygusal zekası gelişmiş insanlar hem kendilerini hem de başkalarını tanıyıp, daha iyi bir empati seviyesine sahip olup, kendi duygularının da daha iyi anlamlandırmaktadırlar.

Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki: Duygusal zeka, bilişsel zekadan; başarı, mutluluk ve hayat doyumu için daha önemli bir yerde. Yani bireyin hem özel yaşamında hem iş hayatında başarı ve mutluluğu için duygusal zekasını iyi kullanması gerektiği söylenebilir.

Geçmiş toplumlarda başarılı olmak için sadece bilişsel zekaya önem veriliyordu hatta empatik, duygusal olarak paylaşımcı tavırları olan kişilerin başarılı olamayacağı ön görülüyordu. İşverenin daha otoriter olması bekleniyor, iletişim kuran, sohbet eden, sizi dinleyen, anlamayan çalışan patronlarla karşılaşmak şaşkınlık yaratıyordu.

Fakat ilerleyen zamanlarda görüldü ki yüksek zeka seviyesine sahip insanlardan bazıları yaşamda başarılı oluyorken, bazılarının ise başarılı değillerdi. Uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapan, Prof. Dr. Acar Baltaş “ İnsanlar işe IQ’ları nedeniyle alınır, duygusal zekaları nedeniyle yükselir veya işten çıkartılırlar.” der Acar’ın bu ifadesi çok eskilere dayanmaktadır. 1995 yılında duygusal zekanın önemini yeni kazanmaya başladığı zamanlarda söylediği bu söz günümüzde hala akıllara kazınmış durumda. 

Araştırmalar gösteriyor ki başarılı bir liderin en önemli özelliklerinden biri değişimi yönetme potansiyelidir. Egon Zehnder’in uzun yıllar yöneticiliğini yapmış olan C.F. Araoz, 11 yıl içinde 11 bin kişiyle iş görüşmesi yaptığını söylüyor. Araoz yaptığı bu görüşmeler arasında üst düzey pozisyona yerleştirdiği ve işteki başarı düzeyini izlediği 250 kişi ile ilgili sonuçları IQ ve DZ (duygusal zeka) açısından değerlendirerek ulaştığı sonuçlar.

En yüksek başarının deneyim ve duygusal zeka bileşiminden olduğu görüldü. Yüksek DZ ve deneyime sahip yöneticilerin yeni bir pozisyonun güçlüklerine rağmen %97 oranında başarı sağladığı anlaşıldı. Buna karşılık en yüksek başarısızlığın %25 oranında, yüksek IQ, yüksek deneyim ve düşük DZ grubunda olduğu ortaya çıkmış. Sonuç olarak, deneyim ve IQ yüksek olmasına rağmen duygusal zekanın düşük olması başarısızlığı getiriyor.

Değişimi yakalayabilmek

Değişim mutlak değerler içerisinde olan tek kavram diyebiliriz, zamanın akıp gittiği her saniye değişime maruz kalıyoruz. Hayatın her noktasında yenileşmekte ve farklılaşmaktayız ve son zamanlarda özellikle iş hayatındaki dijitalleşmeye ayak uydurmak, değişimin hızını yakalamak çok daha zor. İşte bu noktada yöneticilerin hızla değişen koşullara ayak uydurabilme becerisini ön görebilmek çok büyük önem taşır. Değişen koşullar karşısında kendi duygularının farkına varıp bunlara ayak uydurması dışında iş arkadaşlarının yaşadığı süreçleri de gözlemleyebilmek, onları anlayabilmek, değişimin yarattığı kaygı karşısında ortamı yönetebilmesi çok önemlidir. Duygusal zeka insanların kendi duygu ve davranışlarının farkında olmaları, yeni durumlar karşısında karşılaştığı sonuçlarda baş edebilmesi, karşısındakinin duygularının farkında olabilmesi potansiyellerini arttırır. İş hayatında bu beceleri yerine getirdiğimiz de otomatik olarak başarı da peşinden gelecektir diyebiliriz. Duygusal zeka, öğrenilebilir geliştirilebilir bir kavramdır. Hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunu öğrenmek ve uygulamak için de geç değil.

Okumaya Devam

Psikolog

Çocuklarda Duygu Regülasyonu Nedir ve Neler Yapılabilir?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocukların gösterdiği olumsuz davranışlar genelde bir sorun olarak algılanır. Oysa, çocukların gösterdiği davranışlar bir sorun değil, sorunlara yönelik verdiği tepkilerdir. Bir çocuk aşırı çekingen veya saldırgan davranışlar gerçekleştiriyorsa aslında bu, onun beyninin stres, kaygı, korku altındaki bir dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonrasında ya saldırıya geçer ya da pasif bir eğilimle kabul ederek donma eğilimi gösterir. Bunlar, çocukların o anlarda yatıştırılmaya ihtiyaçları olduklarının habercileridir. Çocuklar ise bunu kendi kendilerine yapamadıkları, hatta bunları bilmedikleri için de bakım verenlerine ihtiyaç duyarlar.

Duygu regülasyonu; baş etmekte zorlanılan bir durum, zorlayıcı bir duygu ile karşı karşıya kalındığında durup, dürtüsel tepki vermek yerine; duygu, davranış ve bedendeki duyumları fark edip, yöneterek en uygun tepkiyi verebilmektir.

    Duyguları regüle etmek; kaygı, korku, stres, öfke gibi zorlayıcı duyguları ‘yok etmek’ demek değildir. Tüm duyguların doğal olduklarını kabul ederek, duygularımızı sağlıklı bir şekilde deneyimleyebilmemiz için kendimize izin verebilmektir. Bunun için de öncelikli olarak, duyguları isimlendirmek gerekir. Daha sonra yaşanılan olaylar ve durumlarla duygular arasındaki bağlantıları anlayabilmek önem arz etmektedir. 


“Duygu yönetimi gelişen ve öğretilebilen bir beceridir.” 

    Çocukların duygu yönetimi becerilerinin gelişmesi, onların duygusal, sosyal, akademik ve davranışsal alanlarda başarılı olmasına yardımcı olur ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlar. Yani aslında duygu regülasyonunun duygusal zekayı geliştirdiğini söyleyebiliriz. Duygusal zekanın bileşenleri ise; duyguyu tanıma, duygularını ifade etme, empati kurabilmeyi öğrenme, kendini ortaya koyabilme ve duygularla başa çıkabilmedir. 

Duygusal Zeka Nasıl Arttırılır?

    Öncelikle çocuklara duyguları öğretmek gereklidir. 6 temel duygunun ne olduğunu yüz ifadeleri çizerek öğretebilirsiniz. 6 temel duygumuz ise; mutluluk, üzüntü, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfkedir. 

    Olaylardan ve durumlardan çok duyguları üzerinden konuşma biçimi olarak evdeki iletişiminizi değiştirin. Örneğin; okuldan eve geldiğinde çocuğunuzun ağlamaklı olduğunu veya çok sinirli olduğunu fark ettiniz, hiçbir şey bahsetmeden odasına kapandı diyelim. Yanına gidip, “Noldu? Neden böylesin?” gibi sorular sormak yerine önce çocuğun duygusunu ona yansıtarak cümlelerinizi kurun: “Çok öfkeli gibisin, bugün seni sinirlendirecek bir şey mi yaşadın okulda?” veya o gün sınavı olduğunu biliyorsunuz, üzgün geldi: “Çok üzgün görünüyorsun, bugün sınavın vardı sanırım biraz kötü geçmiş.” Çocuk, böylece hem duyguları öğrenecek hem de sizin onun duygularınızı anladığınızı görecek, dolayısıyla da değerli olduğunu da hissedecektir.

Akşam saatlerinde otururken veya yemek yerken anne-babalar günlük sohbetlerinde duyguları işin içine katarak konuşabilirler. Örneğin; “Bugün trafik beni çok yordu. Patronum proje yetişmeyecek diye kaygılandı ve bana bağırdı ben de çok üzüldüm ama elimden geleni yapıyorum. Dönerken bir arkadaşımı aradım ve onunla konuşmak beni çok mutlu etti.’’ 

    Ebeveynler olarak çocuklarınıza duygu yönetimi konusunda rol model olun. Kendi rahatlama ve çözüm üretme stratejilerinizi onlarla paylaşın. Örneğin; “Biliyor musun, bazen ben de patronuma çok sinirleniyorum. Öyle olduğunda balkona çıkıp derin bir nefes alıyorum, sevdiğim bir arkadaşı arayıp veya yanına gidip onunla sohbet ediyorum. Bunlar o anda biraz daha iyi hissetmemi sağlıyorlar. Duyguları hissetmeyi kontrol edemeyeceğimizi ama her duygunun da geçici olduğu, sonsuza kadar bizimle kalmayacağı, an be an değişebilecekleri mesajını mutlaka onlara vermeye çalışın. Bunu, “sakinleştiğinde”, “geçtiği zaman” kelimelerini kullanarak yapabilirsiniz.

Duygu Regülasyonu İçin Evde Uygulanabilecek Aktiviteler

    Öncelikle evde duygu regülasyonu sağlayabilecek ortak bir alan oluşturabilirsiniz. Bu alan, çocuğun odasında olabileceği gibi salonda veya evin başka bir ortak alanında da olabilir. Bunu çocuğunuza sorarak birlikte karar verin. Yine aynı şekilde bu alanda neler olursa çocuğunuzun kendini iyi hissedeceğini sorun ve o şeyleri bu alana ekleyin. Büyük minder, çadır, hacıyatmaz, küçük bir ses çıkaran alet, büyük bir yastık, oyun hamuru vb olabilir. Bu alana her şeyi yığmayın sadece en rahatlatıcı birkaç şey koymaya özen gösterin. 

     Hangi duyguyu yaşarsa yaşasın duygularını yaşaması için çocuğa zaman verilmelidir. Özellikle hissettiği bu duygu, öfke duygusuysa kesinlikle o anda konuşulmamalı, önce öfkesini dışa vurmasını sağlayacak aktitivitelere yönlendirilmelidir. Kendinizi düşünün, çok öfkelendiğinizde sizi birileri sakinleştirmeye çalıştığında ya da bir şeyler söylediğinde öfkeniz geçiyor mu yoksa daha mı çok öfkeleniyorsunuz? Bizler için durum neyse çocuklar için de odur. 

    Balon Oyunu: Eve şişirilmek üzere balonlar alın fakat balonları şişirirken bunu neden yaptığınızı, nefes konusunu çalıştığınızı çocuğun yaşına uygun bir şekilde ona anlatmalısınız.

“Bak nefes alıp vermek bizim için çok önemlidir ve sakinleşmemizi sağlar” gibi bir cümleyle durumu açıklayabilirsiniz. Balonu şişirirken yavaş yavaş nefes verilmeli ki beden farkındalığına varılabilsin ve yoğun olan duygular azalabilsin. Sonrasında balonların üzerlerine çocuğun o anlarda hissettiği duyguları yazabilirsiniz, sonra çocuk onu patlatabilir. 

    Hacıyatmaz, Kum Torbası, Büyük Yastık: Çocuk aşırı öfkelendiğinde bunlardan birini kullanabilirsiniz. Çocuğa öfke duygusu hissettiğinde bunlara yönelterek bir dışa vurum yapmasını sağlayabilirsiniz. 

    Pilates Topu, Trambolin, Müzik: Pilates topunun üzerinde, trambolinde zıplayarak dürtüsel enerjisini boşaltabilir ya da kulaklığı taksın istediği müziği istediği ses seviyesinde açsın ve istediği gibi dans etsin. 

    Kinetik Kum, Oyun Hamuru: Bunların da yine aynı şekilde sakinleştirici ve aynı zamanda duyguyu dışa vurucu etkileri vardır. Daha sonra yapılan şekillerle ilgili öyküleştirme çalışmaları yapılabilir. 

    Çiziktirme Oyunu: Tüm aile birlikteyken ortaya büyük bir resim kağıdı konur. Yumuşak boyalarla (pastel veya kuru boya tarzında) herkes kağıda serbest çizgiler atar. Birbirinin çizgisinin üstüne gelebilir, birbirini tamamlayabilir vs. Sonrasında kağıtta ortaya çıkan çizgilerle, şekillerle ilgili hayal gücü çalışması yapılır. “Sence bu neye benzedi?”, “Aa bu kalp oldu, üçgene benzedi, yıldıza benzedi…” , “Sence bu ay dede ne hissediyor şu anda, ne yapıyor?” gibi cümlelerle öyküleştirmeler ve duygular konuşulabilir. 

Okumaya Devam

Psikolog

”C”esaret : Konfor Alanı

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Konfor alanı (güvenli alan), minimum stres ve maksimum rahatlığın bulunduğu, kendimizi en güvende hissettiğimiz yer veya evredir. Bu alanı yaratmak ise insanoğlunun doğasında vardır. Ancak bu alan, insanların ilerlemesini engeller ve bireylerin zamanla pas tutmasına sebep olur. Bu alan içerisindeki bireyler kendilerini güvende hissederler ama köreldiklerini fark etmezler. Buradan çıkışın tek yolu ise casarettir.

Konfor alanını işimizde, evimizde yaratabildiğimiz gibi, ilişkilerimizde veya kendi üzerimizde de yaratabiliriz. Sürekli yaptığımız ve alışık olduğumuz davranışlar bizim konfor alanımıza dahildir. Konfor alanı, içerisinde rahat hissettiğimiz ve kendimize göre ortaya çıkabilecek problemleri önceden saptayarak oluşturduğumuz başa çıkma stratejilerimizin hepsidir. Her gün işe giderken aynı yoldan gittiğimiz zaman çok daha rahat hissetmemizden tutun da çalıştığımız sektörde günlük rutin işlerimizi yaparken hiç bilmediğimiz bir alana geçtiğimiz andaki tedirginlik gibi tüm şeyler aslında konfor alanıyla ilgilidir.

Konfor Alanının Dışına Çıkmak

    Konfor alanının dışına çıkmak kaygı, stres ve gerilim oluştursa da hayatınızdaki ilerlemeleriniz için olmazsa olmaz şeylerin başında gelir. Konfor alanınızdan her çıkışınız sizi daha güçlü ve daha ilerlemiş yapar. Eğer yeni şeyler öğrenmek ve yeniliklere açık olmak istiyorsanız, konfor alanınızı sık sık terk etmek durumundasınız demektir. Bu alanı, sık sık terk etme durumu bir süre sonra normalleşmeye başlayacak ve yavaş yavaş bununla ilgili kaygı ve stres seviyelerinizin azaldığını göreceksiniz.Aslında konfor alanı, sizi rahat ve güvende hissettirmesine karşılık gelişmenin az olduğu tek düze bir yaşam sağlamaktadır. 

Konfor Alanının Dışı Neresidir?

    Konforlu alandan bir sonraki alan, gelişme alanıdır. Kişileri ve kurumları geliştiren ve olması gereken alan burasıdır. Gelişme alanı konforun bozulduğu, değişimin başladığı alandır. Gelişme alanının bir ileri alanı ise, panik alanıdır. Bu alanda dikkatli olmak gereklidir. Panik alanında rahat düşünmek genellikle pek mümkün olmaz. Kaygı, korku, endişe gibi duygular ön planda kendini gösterir.

    Bir örnekle durumu iyice açıklayalım mesela; toplu taşıma kullanmaktan sıkılmış olabilir ve artık kendi arabanıza sahip olmak isteyebilirsiniz. İlk başta içinizdeki ses konuşmaya başlar: “Ne gerek var? Ehliyet almak pahalı ve uzun iş. Araba sahibi olmak da çok maliyetli. Gel vazgeç, alıştığın düzenle devam et.” Fakat bu sefer o sesi dinlemeyerek kararlı davrandınız ve bir cesaretle ehliyet kursuna gittiniz. Artık konfor alanınızdan çıkmış oldunuz ve gelişme alanınıza geçtiniz. Şimdi bu örneği devam ettirerek panik alanına bir göz atalım. Ehliyeti almıştınız zaten, bir de üzerine araba da aldınız. Fakat birkaç gün sonra araba kullanırken küçük bir kaza geçirdiniz. Öyle korktunuz ki artık direksiyona dokunmaya bile cesaret edemiyorsunuz. Araba kullanmayı geçin, hiçbir vasıtaya binemez haldesiniz. İşte bu, panik alanıdır. Artık cesaret kırılmış, kaygı ve endişe hakim olmuştur. Bu alanda bireyi tekrar araba kullanmaya teşvik etmek de oldukça zor olacaktır.

Konfor Alanından Çıkmak Nasıl Fayda Sağlar?

  • Yeni tecrübeler sizi daha yaratıcı bir hale getirir. 
  • Kendinizi zorlamanız potansiyelinizi açığa çıkarır. 
  • Daha fazla gelişmenizi ve ilerlemenizi sağlar.
  • Daha mutlu ve doyumlu bir yaşam sunar.
  • Belirlediğiniz gerçek hedeflerinize ulaşmanızı sağlar.
  • Korkularınızı yenmenizi sağlar.
  • “Bunu da yaptım, başardım.” demenizi sağlar.

Konfor Alanından Nasıl Çıkarız?
 

  • Konfor alanınızın dışında ne olduğunun farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın size sağlayacağı avantajları listeleyin.
  • Korkularınızın farkına varın.
  • Konfor alanınızdan çıkmanın dezavantajlarını listeleyerek karşılaşabileceğiniz problemlere karşı hazırlıklı olun.
  • Konfor alanınızdan çıkmak ilk aşamada sizde bir rahatsızlık hissi yaratacaktır. Fakat zamanla o rahatsızlık hissine de alışacaksınız. Rahatsızlık hissinin rahatlığını yaşayın!
  • Yenilgilerden, başarısızlıklardan çekiniyorsanız risk alın. İlk denemede başarılı olmak zorunda değilsiniz. Her başarısızlıkta, her yenilgide başarıya gitmeyen bir yolu elemiş oldunuz ve tecrübe kazandınız.
  • Hedefinizi aşamalara bölün. Küçük adımlarla ilerleyin. Örneğin hedefiniz her gün düzenli spor yapmaksa haftada 2 gün ile başlayarak kademeli olarak arttırın.
  • Bahane üretmeyin. İstediğiniz her şeyi başarabilirsiniz, cesur olun, ertelemeyin! İlk adımı bugün atın!

Okumaya Devam

Trendler