Mol Gebeliği (Üzüm Gebeliği) Nedir? - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Mol Gebeliği (Üzüm Gebeliği) Nedir?

Yayınlanan

üzerinde

Tıp dünyasında bu tür hastalıklar gestasyonel trafoblastik hastalık olarak adlandırılmaktadır. Molar gebeliğin 2 formu vardır. Tam yani komplet formunda çekirdeği olmayan yumurta hücresi bir veya 2 sperm ile birleşir. Kısmi yani parsiyel formunda ise çekirdeği olan yumurta bir veya 2 sperm ile birleşir. Doğal olmayan bu birleşmelerden dolayı normal bir embriyo gelişimi olamaz. Oluşan şey çok sayıda üzüm benzeri kabarcıklardan oluşan bir gebelik halidir.Komplet olan formunda sonrasında kanser gelişme olasılığı vardır.

Mol gebeliği olan vakalar ilk 3 ayda anormal vajinal kanama ile başvururlar. Bulantı,kusma hastaların %30’unda vardır. Hastaların yarısında rahim beklenenden büyüktür. Hastaların %30 unda yumurtalıklarda kist vardır. Normal gebeliklerde bazen 24. haftadan sonra preeklampsi dediğimiz yüksek tansiyon,ödemle seyreden gebelik zehirlenmesi gözlenirken ,üzüm gebeliği vakalarında bu tablo erkenden ortaya çıkabilir. Mol gebeliklerinde tiroid bezinin fazla çalışması görülebilir.Kanda bakılan beta hcg seviyeleri canlı tümör hücre sayısıyla yakından alakalı olduğundan takip ve tedavide bunun takibi çok önemlidir.Normalde mol gebeliğin kürtajı yapıldıktan 14 hafta sonra beta hcg seviyeleri saptanamayacak düzeye iner.Komplet formlu mol gebeliğinde ultrasonda kar yağdı manzarası vardır.tam olmayan türünde ise fetüse ait görüntüler olabilir.

Tedavide izlenecek yol şöyledir: Hastanın kan sayımı, karaciğer , böbrek fonksiyon testleri yapıldıktan sonra akciğer grafisi alınır. Bundan sonra hiç doku kalmadığından emin olmak için keskin küretaj da yapılmalıdır. Hastada kan uyuşmazlığı varsa kan uyuşmazlığı iğnesi yapılmalıdır. Artık doğurmak istemeyen, cerrahi için uygun vakalarda rahimin tümden alınması bir seçenektir. Mol gebeliği boşaltıldıktan sonra kalıcı hastalıktan kaçınmak için öncesinde kemoterapatik ajan vermek düşünülebilir.

Mol gebeliğinin boşaltılmasından sonra seri Beta hCG takipleri büyük önem taşır. İşlemden 2 gün sonra ve sonra haftalık aralıklarla 3 kez ölçüm yapılır, saptanamayacak düzeylere erişildiğinde başarılı olunmuştur. Yine de en az 1 yıl süreyle aylık takip yapılmalıdır. Bu 1 yıl içinde tekrar bir gebelik yaşanması asla istenmez, hasta doğum kontrol hapı kullanmalıdır. Mol gebeliği boşaltılmasından sonra 2 hafta sonrasında kan Beta hCG değeri düşmezse, geç vajinal kanama olursa, normale dönen Beta hCG seviyesi tekrar yükselirse kemoterapi tedavisine geçilir.

Mol gebeliği sonrası gelişen kanser çok hızlı seyirli de olabilir ki buna metastatik ( başka alanlara sıçrayan ) gestasyonel trafoblastik hastalık denir, bir kısmı da başka yerlere metastaz yapmaksızın ortaya çıkar. Tedavi şekilleri çok ayrıntılı ve hastaya özeldir.
Mol gebeliğinin prognozu ( geleceği ) özetlenecek olursa ; Genellikle boşaltımdan sonra mükemmeldir. Hemen hemen tüm hastalarda kür elde edilir. Hastaların % 90 ından fazlası doğurganlık yeteneğini korur. Kötü prognozlu metastaz yapmış vakalarda kemoterapi ve eşzamanlı ışın tedavisi ile hastaların % 70 inde sağkalım sağlanır. Ancak karaciğer ve beyine sıçrama varsa prognoz kötüdür.

Mol gebelikleri sorunsuz sonlandırılmış, başka hastalıklara dönüş yok ise sonraki gebeliklerde artmış risk yoktur. Yine de erken dönemde % 1-2 oranında tekrar mol gebeliği yaşanabilir. Doğum olduktan sonra herşekilde plasenta ( eş ) patolojiye gönderilmelidir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kadın Hastalıkları ve Doğum

COVID-19 Aşısı ve Gebelik Hakkında Herşey

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

gebelikveasi

Gebelik Sırasında Aşı Yapılmasının Şu Ana Kadar Gebeliğe Bir Zararı Gösterilmiş Midir?
ABD’de gönüllü olarak mRNA aşısı yaptıran 35.691 gebenin içinden sonuçlarına ulaşabilen 3.958’inde aşının gebelikte güvenilirliği ile ilgili herhangi bir sorun görülmemiştir.

CDC ve İngiltere İlaçve Sağlık Ürünleri düzenleme kurumu vb. kuruluşlar aşıyla ilgili yan etkileri yakın takip etmekte olup bu güne kadar gebelerin aşılanmasıyla ilgili kırmızı alarım vermemişlerdir.

Türkiye’de Olan BioNTech ve CoronaVac Aşılarından Hangisini Olmalıyım?
CoronaVac ölü virüs aşısı olup gebelerde uygulandığında risk taşıması beklenmemekle birlikte henüz yayınlanmış güvenlik verisi yoktur.

mRNA aşılarının kısıtlı sayıda gebede de olsa güvenli oldukları gösterilmiştir. Gebeliğin ilk üç ayında aşılanan kadınların sonuçlarıyla ilgili veri oluşmamıştır.

mRNA aşılarının şiddetli alerjik reaksiyon öyküsü olan kişilerde tercih edilmemesi gerektiği belirtilmektedir.

Gebelikte COVID-19 Geçirmemin Bana veya Bebeğime Zararları Nelerdir?
Yapılan araştırmalar kadınların gebelikleri sırasında COVID-19 geçirmeleri halinde gebe olmayan kadınlara veya COVID-19 geçirmeyen gebelere kıyasla
-Erken doğum oranında 2 kat
-Yoğun bakım yatışı oranında 5 kat
-Gebelik tansiyonu görülmesinde 2 kat
-Entübasyon, ileri yaşam desteği ihtiyacı ve ölümlerde 2 kat

risk artışı olmaktadır.

Şu Anda Gebeyim. Aşı Olmam Gerekir Mi?
Özellikle ileri yaşta gebe kalan, kronik akciğer hastalığı veya şeker hastalığı olan, bağışıklık sistemi baskılanmış, vücut ağırlığı fazla veya gebeliğin son üç ayında olan kadınlar kötü sonuçlar açısından artmış risk altındadır.

COVO-19’un kötü gebelik sonuçları ve anne sağlığıyla ilgili ilişkileri net bir şekilde gösterilmişken, aşının şu ana kadar herhangi bir zararlı etkisi gösterilmemiştir.

Bugün için kar zarar dengesi, özellikle risk faktörü olan gebeler için aşı yapılması lehine gözükmektedir.

Emziriyorum, aşı olabilir miyim?
Emzirme döneminde aşı yapılması için bir engel bulunmamaktadır.

Okumaya Devam

Kadın Hastalıkları ve Doğum

35 Yaş Üstü Gebeliklerde Bizi Neler Bekliyor?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Günümüzde giderek daha fazla kadın, gebelik planlarını ileri yaşlara erteleme eğilimindedir.

Bunun nedenleri arasında aile yaşamına geç başlama arzusu, çalışma hayatları, ileri yaşlarda çocuklarını daha iyi koşullarda yetiştirebilecekleri umudu sayılabilir. Artan 35 yaş üstü gebeliklerin maternal (anne) ve perinatal (doğumöncesi) sonuçları konusunda tartışmalı sonuçlar mevcuttur. Özellikle gelişmekte olan ülkeler de gebe popülasyonunun yaklaşık %15 i 35 yaş üstü gebeler oluşturmaktadır.

35 yaş üstü dönemde kadın over folukül rezervinin azalması gebe kalma şansını azaltacağından dolayı yardımcı üreme tekniklerine başvurma artmış ve bununla paralel olarak çoğul gebelikler, erken doğum riski, düşük doğum ağırlıklı bebek doğumları, sezeryan olasılıkları da artmıştır.

Gebelik yaşının artması ile beraber genetik anomaliler, sayısal ve yapısal kromozom kusur anomalileri, kromozomal olmayan doğumsal anomaliler artmış olup abortus (düşük) oranları, doğumsal anomalili fetüs gelişme oranları da bu sebeplerle daha çok karşımıza çıkmaktadır.

Tüm gebelere yaş dan bağımsız olarak prenatal tarama ve ultrason  testleri (1.ve/veya 2. Trımestr), geç fetal tarama ultrasonu (20-22w ) riskli çıkan sonuçlar da kromozom analizi (amniosentez ,CVS) önerilmektedir,  35 yaş üstü gebeliklerde bu tarama testlerinin yerini erken dönem de kolaylıkla yapılabilen maternal (anne) kanda fetal kromozom hücre tarama testlerinin önerilmesi son dönemde gebe takip programlarımızın içine dahil edilmiştir.

Anne yaşının ilerlemesi ile gestasyonel diabet, hipertansiyon, plesanta yerleşim anomalileri, fetüs prezentasyon problemleri operatif vajinal doğum, tromboz riski, doğum sonrası kanama oranlarında da 35 yaş altı gebeliklere göre rastlanma oranların da artış görülmektedir.

Bilinen bütün sezeryan sebeplerinin yanısıra tek başına ileri maternal yaş bile sezeryan için endikasyon oluşturabilmektedir, yaşın ilerlemesi ile birlikte uterus fonksiyonun azaldığı, pelvik uyumun yetersiz kaldığı ve bunların sonucunda doğum  travayın uzadığı düşünülmektedir.

35 yaş üstü gebelikler işte bu sebeplerden dolayı gebelik öncesi  ve gebelik döneminde daha özenle takip edilmekte ve daha fazla önem kazanmaktadır.

Okumaya Devam

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Kadınlarda En sık Görülen İki Patoloji: Miyom ve Polip

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

1.Rahim içi Polip (Endometrial Polip)

Endometrial polipler yaklaşık olarak 10 kadından 1 inde görülen , rahmin en iç tabakasından ( endometriyumdan) kaynaklanan iyi huylu tümoral oluşumlardır. Halk arasında ”rahim içerisinde et parçası” olarak bilinen polipler, genellikle ultrasonografi ve bazen sulu-ultrasonografi ( salin infüzyon sonografisi) yapılarak tespit edilirler ,fakat kesin tanı polipin histeroskopi ile veya kürtaj yoluyla çıkarıldıktan sonra patolojik incelemesi ile konur.

Polipler genellikle adet kanaması süresi ve miktarını arttırırlar, ara kanama, menopozda kanama, geçmeyen kahverenkli akıntı gibi şikayetler oluşturabilirler. 1 cm üzerindeki polipler, gebe kalamamaya veya düşüğe neden olabilirler. Poliplere neden olan faktörler tam anlamı ile bilinmemekle birlikte östrojen aktivitesinin fazlalığı bu duruma neden olabilmektedir.

Meme kanseri için tamoksifen tedavisi gören hastalarda endometrial poliplere sık rastlanmaktadır. Poliplerin büyük bir bölümü herhangi bir şikayete neden olmaz, ancak polip fark edildiğinde alınması gerekir. 

2. Miyom
 

   Rahimin kas dokusundan gelişen yaklaşık olarak 5 kadından 2 sinde görülen iyi huylu tümörlerdir. Miyom oluşumunda ana risk fakötür olarak östrojen sorumlu tutulmaktadır. Miyom oluşumunda risk faktörleri olarak obezite, ailesel yatkınlık, genetik,  beslenme, erken adet görme, hiç doğum yapmamış olmak, siyah ırk sayılabilir. Azaltan risk faktörü olarak düzenli egzersiz, obezite varsa kilo kaybı ve antioksidan beslenme sayılabilir. 

   Miyomların çeşitli tipleri vardır. Bunlar;  rahmin kas dokusu içerisinde ( intramural),  rahim boşluğuna doğru (submuköz) ve rahim dışına doğru (subseröz, intraligamanter) büyüyen miyomlar olup, çapları değişik boyutlarda olabilmektedir. Miyomlar sıklıkla şikayet yaratmamakla birlikte , yerleşim yeri ve boyutuna göre adet kanama miktarında artış, adet sonrası lekelenme kanamaları, kasık ağrısı, ve komşu organlara bası yaparak idrar ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir.

  Miyomların bir kısmında takip yeterli olup, kesin bir ilaç tedavisi yoktur.  Cerrahide iki teknikle miyom ameliyatı yapılmaktadır. Bir tanesi karın kesisi açık cerrahi, diğeri ise kapalı yani laparoskopik yöntemle yapılmaktadır.  

   Miyomlar maalesef %15-20 oranında tekrar oluşabilmektedir. Miyomların kendi içerisinde yaptığı değişime dejenerasyon denir, bu durum gebelikte çok sık olmakla birlikte gebelik dışında da oluşabilmektedir, ciddi karın ve kasık ağrısı yapmaktadır, Miyomlar yaklaşık olarak 1000 de 5 oranında sarkomatöz( kanser) dejenerasyon gösterebilmektedir, bu yüzden miyom tedavisi ve takibi ciddi deneyim gerektirmektedir.

Okumaya Devam

Trendler