Otizm - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Çocuk Psikiyatristi

Otizm

Yayınlanan

üzerinde

Otizm sıklığı gün geçtikçe artan bir bozukluktur. Sorunları bir ömür devam eden bu hastalıkla boğuşmak aileleri ve çocuğu aşırı derecede yıpratmaktadır. Otizmin erken tanınması, tedaviye erken başlamayı sağlayacağı için hem ailelerin üzerindeki yükün paylaşılmasını sağlayacak hem de çocuk daha fazla eğitim olanağı bulmuş olacaktır.

Otizmde, sosyal etkiletişimde bariz yetersizlik, iletişimin kalitesinde yetersizlik ve tekrarlayıcı ilgi alanı ile aşırı uğraş gibi üç temel alanda belirgin sorunlar vardır. Bu hastalık doğuştan gelir, genelde yaşamın ilk üç yılında belirtileri ortaya çıkar. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etkili olarak meydana getirdiği varsayılmaktadır; ama günümüzde hala otizme sebep olan tek bir gen ya da sebep bulunamamıştır. Otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla hiçbir ilişkisi yoktur; bu nedenle otizm spektrum bozukluğuna her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu, günümüzde zihinsel yetersizlikten sonra en sık rastlanan nörogelişimsel yetersizliktir. Dünyada otizm spektrum bozukluğunun görülme sıklığı 88’de birdir. Dolayısıyla, ülkemizde de her 88 çocuktan birinin bu spektrum bozukluğundan etkilendiği düşünülmektedir. Ayrıca, otizmin erkek çocuklarındaki yaygınlığı, kızlardan 4 kat fazladır.

Peki hangi durumlarda çocuğun otizm olabileceği şüphesine düşmeliyiz? İsmiyle çağırıldığında çoğunlukla dönüp bakmıyorsa, söylenenleri duymuyor gibi davranıyorsa, aile bireyleri ve diğer kişilerle göz teması çok zayıfsa, kucağa alınmasına, ebeveynler tarafından ilgi gösterilmesine rağmen mutlu olmuyorsa, istediği şeyi parmağıyla göstermeyip, isteklerini sadece bağırarak ya da ağlayarak ifade ediyorsa, oyuncakları amacına yönelik oynamıyorsa (mesela saatlerce oyuncak arabanın sadece dönen tekeriyle ilgilenir.), yaşıtlarıyla beraber oyun oynamayıp tek başına bir köşede oynuyorsa, sallanmak, çırpınmak ya da parmak ucunda yürümek gibi tuhaf hareketleri varsa, aşırı hareketli ve hep kendi istediğini yapıyorsa ayrıca engellendiğinde öfke nöbetleri geçiriyorsa, konuşması kendi yaşıtlarına göre geri kalmışsa, günlük yaptığı rutin şeyler değiştirildiğinde aşırı tepki veriyorsa otizm açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Otizm tanısı konulan çocuklar bir an önce özel eğitime başlatılır. Konusunda uzman özel eğitim öğretmenleri çocukların eksik olduğu alanlarda gelişimi açısından eğitimler verir. Halen otizmin en geçerli tedavisi özel eğitimdir. Çok farklı tedavi modelleri sunulmasına rağmen, maalesef bu yöntemlerin çoğu, ailelerin çaresizliği ve iyi niyetini kullanarak onlardan haksız kazanç sağlanmasına neden olmaktadır. Bunlar gluten/kazein diyeti, vitamin ve mineral desteği, ağır metallerden arındırma, mantar tedavisi, hiperbarik oksijen tedavisi gibi yöntemlerdir. Bu yöntemlerin hemen hepsi birkaç araştırmayla desteklenmiş olup, çocukların geneline yayılacak güvenilirliğe sahip değildir. Otizimli çocuklarda gereksinim halinde eğitimlerini kolaylaştırıcı ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu tedaviler hekim, öğretmen, aile iş birliğiyle başlanıp devam ettirilmektedir.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çocuk Psikiyatristi

Disleksi İle Yaşam

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Merhaba, ‘hocam çocuğumda disleksi olabilir mi?’ ‘ hocam ben de disleksi var mıdır?’ ‘çocuğumun disleksi olmasında benim suçum var mı?’ ‘sizce çocuğum akranlarına yetişebilecek mi?’ ‘aslında çok zeki ama ne oluyor anlamıyorum’ ‘ bu durumla nasıl baş edeceğiz?’ ‘zekasında mı bir sorun var acaba?’ gibi birçok soruyla karşılaşıyorum. Ebeveynler haklı olarak endişeli olarak geliyor ve kafaları çok karışık olabiliyor. Arkadaş ortamından, sosyal çevreden, okuldan gelen şikayetlerde bunların üzerine eklenince kendilerini çıkmazda ve çaresiz hissedebiliyorlar. Şöyle belirteyim , biz yetişkin olarak bu durum karşısında bu kadar çaresiz hissederken çocuklarımızın durumunu anlamak, onların nasıl zorlandığını fark etmek çok ama çok önemlidir.

Evet , çocuğumuz fiziksel olarak büyürken gelişirken aynı zamanda sosyal, bilişsel ve dil olarak da gelişimine devam etmektedir. Erken çocukluk döneminde 2 yaş civarı özellikle çocuğun dil gelişiminde belirgin ilerlemeler olması gereken dönemdir.

Disleksi gelişimi aşağıdaki şekillerde olabilir:

-Fonolojik Disleksi: Bu şeklinde sesleri çıkarma anlamada sorun daha belirgindir. Sesleri tanıyamama okuma ve anlamayı otomatik olarak olumsuz etkilemektedir.

-Basit ya da yüzeysel  Disleksi: Kullanılan sözcükleri tanıma anlama ve yazmada sorun vardır. 

-Görsel disleksi:  Burada görsel becerilerde ki soruna bağlı olarak okuma anlamada sorun vardır.Daha çok görme ve nörolojik sorunlar ile birliktedir.

-Klasik bilinen Birincil Disleksi: Disleksinin en yaygın türüdür. Beynin sol yarısında işlevsellikte sorunlar vardır ve en sık karşılaşılan türü budur. Bu tipi yaşın büyümesi ile ortadan kalkmamaktadır.

-Gelişimsel olarak ortaya çıkan İkincil Disleksi: Bu anne karnından itibaren maruz kalınan olumsuzluklara bağlı olarak ortaya çıkar ve şartlar düzeltildiğinde çocuğun büyümesi ile azalması mümkündür.

-Travmatik nedenler ile oluşan Disleksi: Yetişkin veya çocuklarda, travma veya hastalık nedeniyle beyinde meydana gelen hasara bağlı gelişir.

Disleksi, çeşitli çevresel faktörler, genetik durumlar, zorlayıcı gebelik ve doğum, gelişim süreçlerinde beyin gelişimini olumsuz etkileyen enfeksiyon vs gibi durumlardan da oluşabilir.

Ne nedenle ortaya çıkmış olursa olsun, kişinin hayatını zorladığı ve mutlaka gerekli desteklerin alınmasının  önemli olduğunu unutmadan ilgili uzmanlık alanlarına (çocuk doktoru ,çocuk psikiyatrisi,çocuk nörolojisi) başvurulması çözüm için şarttır.

Disleksi ne zaman fark edilebilir? 

Erken çocukluk döneminde, özellikle çocuğun dil gelişiminin hızlı olduğu 2 yaş döneminde fark edilebilir. Ama disleksinin fark edilmesi, anlaşılması güç olabilir. Özellikle okul yıllarında daha belirgin olarak sorunlar ortaya çıkmaktadır.

OKUL ÖNCESİ BELİRTİLER;

– konuşmada gecikme, harfleri yanlış telaffuz etme

-kendi ismini söylemede sorunlar,

-yaşı düzeyinde verilen komutları anlamada zorlanma,

-ince motor becerilerde iyi olmama  gibi durumlar olabilir.

Unutulmamalıdır ki! Her geç konuşan çocukta Disleksi olmak durumunda değildir, ve geç konuşmanın farklı fiziksel, psikiyatrik nörolojik nedenleri olduğu da unutulmamalıdır. Ailede eğer disleksi, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bireyler var ise yeni gelen bebek için takiplerde bu açıdan değerlendirmelerin yapılması erken tanı ve tedavi için önemlidir.

OKUL DÖNEMİNDE Kİ BELİRTİLER;

-Yaşına göre okumayı geç öğrenme, yavaş okuma,

-Söyleneni anlama ve kavramada sorunlar yaşama,  

-Konuşurken akıcılıkta sorun, doğru kelimeleri bulma ve kullanmada sorunlar,

-Sıralı bilgileri öğrenme de (aylar, günler, yönler, saat gibi) ve bilgiyi depolamada zorlanmalar,

-İşitsel öğrenmede benzerlerlikler, farklılıklar gibi durumları anlamada güçlükler,

-Oyunları anlama, rol alma, kurallara uymada zorluklar,

-Denge gerektiren (bisiklet, kaykay, paten gibi) durumlarda zorlanma ve bu nedenle kaçınmalar,

-Uzun karmaşık kelime ve cümleleri telaffuzda zorlanma,

-Okuma gerektiren ödevlerden kaçınma , yaparsa da çok uzun sürede tamamlama gibi belirtiler sayılabilir.

Ve bu durum zamanında gerekli destekler alınmadığında yetişkinlik döneminde de devam edecektir.

-Sesli okuma, okuduğunu aktarmada zorluklar,

-Matematik işlemlerinde sorunlar,

-Zamanı planlama ve organize olmada güçlükler,

-Yabancı dil öğrenme ya da telaffuzları doğru yapmakta zorluklar,

-Ezber  zorlukları,

-Olayları gerekli şekilde sözel olarak ifade etmede akıcılık da  güçlük çekmeler,

-Esprileri, fıkraları incelikleri anlamada gecikmeler ve bu durumlar sosyal gelişimi uyumu da belirgin olarak olumsuz etkilemektedir.

Görüldüğü üzere, DİSLEKSİ sadece çocukluk dönemini değil tüm hayatı etkileyen bir durumdur.

DİSLEKSİ DE TANI YÖNTEMLERİ;

Disleksi teşhis edebilecek belirli ve tek bir test yoktur, ancak teşhis esnasında bir dizi faktör göz önünde bulundurulur:

-Başvurulan uzman çocuk ve aile ile ilgili detaylı bilgiler almalıdır. Gebelik, doğum, gelişim süreçleri, ailede özellikli durumlar vs gibi,

-Çocuğun gelişim süreçleri, akademik durumu için öğretmen, ebeveyn için çeşitli değerlendirme ölçekleri kullanılmaktadır,

-Çocuğun görme,işitme ile ilgili sorunu olup olmadığı değerlendirilir gerekli olduğu takdirde,

-Çocuğun gelişim değerlendirmesinde farklı bulgular olursa yaş düzeyine göre zeka testleri istenebilir,

-Çocuğun dil, konuşma, okul çağıysa okuma anlama, dikte yazı ,ince motor becerileri performans değerlendirmesi olarak yapılabilir.

Öncelikle ,çocuğun öğrenme sürecini etkileyen fiziksel gelişimsel, nörolojik bir sorun olmadığı tespit edildikten sonra bu değerlendirmeler yapılmalıdır.

DİSLEKSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR;

Disleksinin altında yatan beyin anormalliklerini düzeltmek için bir yol yoktur. Fakat bu yanlış işleyişi etkin kullanılır hale getirmek için eğitim destekleri vardır. Disleksi yaşam boyu süren bir durum olarak belirtilse de yani birçok eğitim desteği durumu ciddi anlamda geliştirmekte ve zorlanma alanlarını belirgin olarak azaltmaktadır.

DİSLEKSİDE EĞİTİM TEKNİKLERİ;

Disleksi, belirli eğitim teknikleri uygulanarak tedavi edilen bir durumdur. Ne kadar erken eğitim desteği başlar ise , çocuğun yaşıtları ile arasında  ki açık o kadar az olarak gelişecektir,

-okuma anlama çalışmalar,

-dokunsal, işitsel, görsel öğrenme çalışmaları,

-dikkat artırma çalışmaları,

Bu belirtilen uygulamalar uzman özel eğitimciler tarafından uygulanmaktadır.

Çocuk anaokulu, ilkokul döneminde disleksi için destekleri almaya başlar ise  yaşam içinde daha uyumlu olması açısından faydalı olacaktır. Anlaşılması ne kadar gecikirse , çocuğun sadece akademik gelişimi olumsuz etkilenmez . Çocuğun özgüveni, sosyal gelişimi, bir çok alanda beceri gelişimi, davranış sorunları vs gibi yaşamsal sorunlar ile karşılaşmak olası olacaktır.

Özellikle , eğitim desteklerinin daha geç yaşlarda alınması göreceli olarak işe yarasa da, eşlik eden farklı  psikiyatrik durumlar (depresyon, davranış sorunları, kaygı bozuklukları gibi) ile de mücadele edilmesi durumu daha da zorlaştırmaktadır.

Çocuğunuzda tepkilerde yavaşlık, dil gelişimi, motor gelişimde zorluklar fark ediyorsanız siz  ebeveynler bu gözlemleriniz doğrudur. Çevrenizdeki diğer insanların ‘daha küçük’ ‘abartıyorsun’ ‘bizim çocukta böyleydi’ gibi söylemlere kulak asmayın lütfen.

Çünkü erken müdahalede ilk basamak siz ebeveynlersiniz. Çocukla ev içi yapılacak çalışmalar , sosyal destekler, motor beceri gelişim çalışmaları sizinle başlamaktadır. Ve unutmayın ki! Yukarıda belirtilen bulgular gelişimsel gerilik, otistik bulgular, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, üstün potansiyelli çocuklar  gibi farklı durumların da habercisi olabilmektedir.

Bu eğitim çalışmalarında, çocuk okul çağında ise öğretmenine de iş düşmektedir. Öğretmenin konu hakkında bilgilendirilmesi ve okul tarafından verilecek desteklerin belirlenmesi önemlidir.

Bu tip tanılar, okul çağında çocukların kaynaştırma şeklinde ek dersler alması, sınavların ek süreli ve durumuna uygun sorular ile yapılması, ders esnasında dikkat toplayıcı uyaranların kullanılması gibi destekler alması gerektiren durumlardır.

Yetişkinlikte DİSLEKSİ devam ederse!

İş hayatında başarılı olma, hayattaki sorumlulukları düzenleme, zamanı doğru kullanma, sosyal olarak becerili olma gibi birçok alanda sorunlar sizinle birlikte yol almaya devam edecektir.

DİSLEKSİ tanısı almak illa ki başarısız olacağınız anlamına gelmez!! Doğru eğitim destekleri, sizin kişisel gelişiminizde güçlü yönlerinizin belirlenmesi ve o alanların  gerekli gelişiminin sağlanması bu zorlukla baş etmenizde önemli rol oynayacaktır.

DİSLEKSİ tanısı bir çocuğa konulduktan sonra, hem ailenin hem de özellikle çocuğun  yaş gelişimine uygun bir dille psiko eğitim dediğimiz durumu anlama desteği çok ama çok önemlidir.

Hep dediğim gibi, durumu anlamak, kabullenmek ve doğru bilgi ile yol kat etmek  çocuklarınıza  ve kendinize vereceğiniz en büyük ödüldür.

Okumaya Devam

Çocuk Psikiyatristi

Televizyonun Yarar ve Zararları

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Günümüzün vazgeçilmez kitle iletişim araçlarından birisi olan televizyonun çocukların gelişimine büyük etkileri bulunmaktadır. Çoğu anne baba çocuklarına televizyon izletmenin yararlı mı yoksa zararlı mı olduğunu sormaktadır. Özellikle yoğun çalışan ailelerde işten eve gelindiğinde televizyon karşısında dinlenme ya da çocukları onları fazla rahatsız etmesin diye televizyonu açık tutma alışkanlığı vardır. Bu alışkanlıkların aşırı derecede olması çocukların biyopsikososyal gelişimini kötü etkilemektedir. Bununla beraber televizyonu hayatımızdan tamamen çıkarmak, teknoloji kullanımının doruk noktasında olduğu günümüzde biraz zor gibi görünmektedir.

Bu yazımda “Televizyonun çocuğu yararları ve zararları nelerdir? Çocuğun televizyon programlarını izlemesini nasıl yönetiriz?” gibi sorulara cevap vermeye çalışacağım. Yapılan araştırmalar ülkelerde en çok kullanılan teknolojik araçlardan birinin televizyon olduğunu göstermektedir. Birçok ailede televizyon o an izlenmese bile açık kalmaktadır.

Zararları: Televizyonun 2 yaş altındaki çocukların eğitimine her hangi bir katkısı yoktur. Daha da kötüsü çocuğu, beynini geliştirecek oyun, diğer insanlarla etkileşim halinde olmak gibi yararlı etkinliklerden alıkoyabilir. Çocuk gerçek hayattan çok daha fazla şey öğrenirken, televizyon ekranından çok az şey öğrenir. Televizyon Çocuğu edilginleştirir, yaratıcılıktan ve etkinlikten uzaklaştırır. Çocukta tek tip değer yargıları yaratabildiği gibi duygusal yönden güven içinde olmayan çocuklarda endişe ve korkular geliştirebilir. Zamanla bu korkular çocuğun bütün hayatını olumsuz etkiler. Çocuklar, TV’de gördükleri her şeyi gerçek olarak algılayabilir, gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmekte güçlük çekebilirler. Gözleri önünde olup bitenin bir oyun ya da temsil olduğunu bilmez, gerçek sanırlar. Süpermen gibi uçmaya çalışır, ilkokul yıllarında tam da kişiliklerinin biçimlendiği dönemde saldırganlık duyguları geliştirebilir. Bu sebeplerle okul öncesi dönemde uzun saatler televizyon seyredilmesi çocuğun okul başarısını, sosyal işlevselliğini, kişiler arası iletişimini kötü etkiler. Konuşma gecikmesi olan çocukların büyük çoğunluğu evlerinde uzun süre televizyon seyredilen, aile arasında çok fazla sohbet ortamı olmayan ortamlarda büyüyenlerdir. Bu çocukların konuşma becerileri ortamından televizyon uzaklaştırıldığında ve aile ile daha uzun süre vakit geçirdiklerinde gözle görülür biçimde artmaktadır.

Yararları: Çocukları eve bağlayarak ailede ortak ilgiler yaratıp aile mutluluğunu gerçekleştirir. Çocuğu düşünmeye teşvik eder. Çocukların ilgi ve hayat alanlarını genişletir. Çocukların estetik zevklerini geliştirir. Bazı televizyon programları çocuğu eğitir. Sayı saymak, yemek yapmayı öğretmek, kitap okumaya teşvik etmek, düzgün arkadaş ilişkileri kurmak gibi birçok etkinliği öğretmeye yardımcı olabilir. Siena Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada çizgi filmlerin çocuklar üzerinde yatıştırıcı, ağrı kesici etkileri olduğu bulundu. Bu sebeple belki çok stresli ve ağrıları olan çocuklarda biraz televizyon seyrettirmenin yararları olabilir.

Son olarak televizyon yönetimi nasıl yapılmalı? 2 yaşından küçük çocuklarda herhangi bir yararı olmadığı, tam tersi psikososyal yoksunluğa sebep olduğu için bu çocukların televizyon izlemelerini önermiyoruz. Daha büyük çocuklarda ise yukarıda bahsettiğim eğitici ve çocuğun kültürel gelişimini arttıran, ufkunu genişleten programların günün belli saatlerinde ve bir saati geçmeyecek şekilde izletilmesi yararlı olacaktır. Konuşması gecikmiş çocuklarda televizyonu uzun süre paketleyip kaldırmak en mantıklı tercih olacaktır.

Okumaya Devam

Çocuk Psikiyatristi

Üstün Zekalı Çocuklar

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Geçen hafta üstün zekalı çocukların tarihsel süreçteki önemiyle ilgili bilgiler vermiştim. Bu haftaki yazımı bu çocukların gelişimine ayıracağım. Üstün zekalı çocuklarda gelişim basamakları çocuktan çocuğa değişmekle beraber, akranlarına göre belirgin farklılıklar göstermektedir. Bu çocukların gelişim basamaklarını bilip, çocuğu bu basamaklara uygun olarak yetiştirmek onun örselenmesini engelleyecek ve geleceğe daha yaratıcı bakmasını sağlayacaktır.

Üstün yetenekli bebeklerin davranışları incelendiğinde dört temel karakteristik özellik gözlenmiştir. Bunlardan ilki görsel uyaranlara karşı ilgilerinin zengin ve geniş olmasıdır. Görsel bir uyaran kullanıldığında ağlamayı bırakır. Eline verilen yeni bir objede, gözlerini obje üzerine odaklayarak, öne ve arkaya hareket ettirmek suretiyle aktif olarak elindekini keşfetmeye çalışır. Yani ona görsel bir uyaran verildiğinde olumlu tepki belirir. İkinci önemli belirti normal gelişim gösteren bebeklere göre kol-bacak kaslarını çalıştırmasının daha düşük seviyede olmasıdır. Ayrıca ebeveyn tarafından bebeğin vücut hareketlerinde yapılmak istenen değişikliğe karşı da direnç gösterebilirler. Üçüncü belirti olarak, normal gelişen daha büyük bebeklerde görülen anlamlı bakışlar ve şaşkın yüz ifadeleri bu bebeklerde daha erken dönemde belirir. Son olarak, uyaranlara yetişkinin tepkisi beklenmeden, bağımsız olarak kendi kendine tepkilerde bulunabilme yeteneğine sahip olmalarıdır. Yataklarında yatarken görüş alanındaki nesneleri kucaklarına alma isteği duymadan, kendince tepkilerde bulunma çabası gösterdikleri gözlenmiştir. Aynı zamanda bebekliğin ilerleyen dönemlerinde eline verilen nesneleri uzun süre incelediği, öğrenme ortamlarında çözüm için kararlı tavırlar gösterdikleri ve bundan hoşlandıkları gözlenmiştir.

Fiziksel ve motor gelişimlerine bakıldığında; genel sağlık durumlarının yaşıtlarına oranla çok belirgin farklılıklar göstermediği görülmüştür. Ama bir kısmının yaşıtlarından daha uzun ve ağır olduğu, daha erken diş çıkardıkları, beslenme için daha erken ses çıkardıkları saptanmıştır. Bu çocukların çoğunda el-göz koordinasyonu, dil kazanımı, bilişsel işlemler ve aktiflik durumlarının, duruşla ilgili ve yer değiştirmeye dönük hareket kazanımlarının erken ortaya çıktığı belirlenmiştir. Terman isimli araştırmacının 30 yıl süren genetik araştırmalarının sonucunda, üstün yetenekli çocukların ailelerinde erkek çocuk sayısının daha fazla olduğu, ilk doğanlarda üstün yeteneğe daha sık rastlanıldığı, ailelerin daha üst sosyokültürel seviyede olduğu, doğum ağırlığının daha yüksek olduğu ve emzirilen çocuklarda bu durumun daha sık görüldüğü anlaşılmıştır.

Bilişsel olarak yaşıtlarına göre duyu-motor zekalarının en az 2 ay önce maksimum seviyeye ulaştığı görülmüştür. Ayrıca görsel, uzamsal aktivitelerde (resimli kareleri eşleştirme, iç içe geçen kutular vb.) çok iyi performans gösterdikleri görülmüştür. Algılama, ayırt etme, geri çağırma gibi bilişsel fonksiyonları da mükemmel çalışmaktadır. Bu çocuklarda her şeyin içinde olma, merak ve istekleri çok fazladır. Hatta aileler bir süre sonra çocuklarına yetişemediklerini ifade eder. Benzer şekilde dil gelişimleri de yaşıtlarına göre daha erken dönemde olur.

Son olarak sosyal ve duygusal gelişimlerine bakacak olursak; bu çocuklar yaşıtlarına göre daha erken gelişim gösterdikleri için aile ve okul çevresinde öğrendikleri onun gelişimine yetersiz kalır. Bu nedenle isteksizlik, depresif belirtiler, davranış problemleri ve kaygı problemler sık görülür. Erken rehberliğin üstün zekalı çocukların idaresinde önemli bir rolü vardır. Rehberlik sayesinde, kendini beğenmiş davranışlardan, davranışsal sorunlardan, madde bağımlılığı ve riskli hareketlerden korunmuş olunur. Üstün yetenekli çocuklar çözüm odaklı olmaları, iyi bir mizah gücüne sahip olmaları, değişikliklere çabuk adapte olmaları sebebiyle toplumda daha kolay kabul görürler. Bunun yanı sıra spor faaliyetleri, resim, müzik gibi çalışmalara katılmaktan hoşlandıkları, sorumluluk duygusuna sahip oldukları ve grup içinde liderlik pozisyonunda oldukları saptanmıştır. 

Üstün zekalı çocuklar diğer çocuklara göre daha az uyur. Daha hareketli olduklarından dolayı bu durum dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ile karıştırılabilmektedir. Bu teşhisin ayrımı çocuğun geleceği açısından çok önemlidir. 

Okumaya Devam

Trendler