Sadakatsizlik ve Kıskançlık - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Aile Danışmanı

Sadakatsizlik ve Kıskançlık

Yayınlanan

üzerinde

Kıskançlık derinlemesine incelendiğinde kökenini erken çocukluk döneminden ergenliğe kadar uzanan kişinin bireysel dinamikleriyle yakından ilgili bir duygudur.çocukluğunda yaşadığı yetersizlik ve değersizlik duygularına gecikmeli bir tepki olarak da kendini gösterebilir. Böyle bakıldığında kişinin kendilik değeri ve ego gücüyle de oldukça bağlantılı olduğu görülüyor.

Birey içinde yaşadığı sosyo kültürel çevrede kıskançlık ve aldatma olaylarına verilen verilen tepkiler denetlenir. Birey içinde yaşadığı toplumun içinde öğrendiği kurallar gereğince kıskanmayı öğrenir. Yakın ebeveynlerini yada rol model aldığı bireyleri seçici içselleştirme yoluyla kıskançlık tutumunu öğrendiği gözlemlenir.

  Şu soruyu kendi ilişkimize sormak doğru olacaktır. ‘ihanet mi ilişkiyi bu hale getirmiştir yoksa gitmeyen ilişki mi ihanete kapı açmıştır.’ Buradaki tavrımız bu durumun neden ortaya çıktığını anlamaya çalışmak olmalıdır. Ancak bu şekilde zarar gören ilişki yeniden yapılandırma ile geliştirilebilir. Tabii ki yeniden yapılandırılmalı mıdır? Sorusu ilk akla gelen sorulardan . Bu bireysel tercihlere kalmış bir durumdur. Birçok ilişki aldatma ve kıskançlık sorunsalıyla son bulsa da bu sorunla karşılaşan ve yardım alan çiftler ilişkilerinin daha doyumlu hale geldiğini ifade etmektedirler. Bunun sebebi ise sorunların saptanıp üzerinde çalışılması ve biliş sistemlerinin değiştirilip esneklik kazandırılmasıdır. İlişkilerdeki beklentiler ve ilişkiyi yıpratan faktörler incelenip nedenleri araştırılıp anlaşıldığında daha iyi kavranacaktır.

   Toplumda seven insan kıskanır yargısı nesilden nesile aktarılıyor. Kıskançlık yaşayan kişi yaşadığı yoğun duygunun açıklamasını seviyorum diye yapabiliyor. Yapılan araştırmalar sevginin kıskançlıkla bağlantısının oldukça düşük olduğu saptanmıştır. Böyle iki çok güçlü duygunun bir arada olmasının bir arada olması oldukça zordur.

  Yoğun kıskançlık yaşayan insanlara baktığımızda bu durumu  ilişkilerini koruyucu ve sahip çıkıcı bir yolu olarak sahip çıkmaktadırlar. İlişkiyi korumanın yolu paylaşım , anlayış ve özveriden geçer. Fakat kıskanç bireyler bunu küserek ,takip ederek ve tehdit ederek ve zor kullanarak yapmaya çalışırlar.Tehdit ya da baskıyla karşıdaki kişinin sevgisi artmaz.sadakat tehditle değil sevgiyle kazanılan bir durumdur. Bu baskı arttıkça partnerin uzaklaşmasına yada durumu kurtarmak için bir yalandan diğerine sürüklenmesine sebep olur. Kıskanç bireyler  aynı zamanda her ortamda rekabet edecek birini bulurlar. Kişi kendisini birilerinden üstün görür ya da birilerinden daha aşağıda hissetme eğiliminde olur. Buradaki sorun rekabet edeceği kişide değil bireyin kendi dinamiği ve kendi güvensizliği ile ilgilidir.kişi bulunduğu ortamda ilan ettiği rakibi yense de içsel mekanizma değişmediğinde tekrar birini bulup kendini yorucu bir savaşın içine sokacaktır.

  Kıskançlık incelendiğinde kadınların duygusal erkeklerin ise cinsel aldatmaya yönelik daha fazla kontrol ettikleri gözlenmiştir. Kıskançlığın nedenlerine değinecek olursak öncelikle bireylerin kendi özüne yönelik güvensizlik yetersizlik ve düşük benlik saygısını etkilemekte ve kıskançlık duygusunun temelini oluşturmaktadır. Başka bir faktörde kişinin geçmiş ilişkilerinde terk edilmeyi yaşamış olması ve durumun kişide derin güvensizlik hislerini tetiklemiş olması yatıyor. Bu kişiler terk edilmekten çok korkarlar. Genellikle tutarsız ani çıkışları , öfke patlamaları olan bakım verenlerle büyümüş olan bireylerde  güvenli bağlanmayı kesintiye uğratan yaşantılara maruz kalma bu durumu arttıran faktörler arasındadır.

  Kıskançlığın çözümü için bu duygunun farkında olmaları gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki ilişkilerde sorun kıskançlıktan daha çok ona verilen tepkilerde yatmaktadır. Kişinin öncelikle düşünceleri sonucunda doğan bu davranışlarının değerlendirilmesi gerektirmektedir. Kıskançlık sevginin sevginin değerlendirilmesinde bir ölçüt değildir. Bu yargının bir an önce değiştirilmesi gerekmektedir. 

Eğer sevdiğinizi ve sevildiğinizi göstermek istiyorsanız bunu kıskançlık yoluyla değil doğrudan olumlu tutumlarla göstermeniz daha sağlıklı ve doyurucu olacaktır. 

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aile Danışmanı

Çocuğunuza Hayat Yolunda Rehberlik Etmek: Sınır Koymak

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Çocuklar üzerindeki sürekli kontrolün ve düzenli olma düşüncesinin keşfetme duygusunu engellediğini ifade eden Sosyolog Aile Danışmanı Kimya Çifçi Dumlu, anne babaların çocuklarına nasıl sınır koymaları gerektiğiyle ilgili tavsiyelerini paylaştı.

Bebeğiniz 6. aydan itibaren kendi gücünü keşfeder ve sonra da gücünü denemeye başlar. Bebeğinizin kendi gücünü fark ettiği andan itibaren ebeveynlerin karşısına bir görev daha çıkar: Sınır koymak…

Peki sınır koymak nedir? Ebeveynlerin çocuklarına bir kural ve davranışı öğretebilmek için kullandıkları sözler ve davranışlardan oluşan sürece sınır koymak denir.

İlk işi sınırları zorlamak olan en iyi huylu çocuğunuzun bile zaman zaman ebeveynlerine karşı isyan etiklerinin altındaki nedenlere değinelim isterseniz.

• Çocuklar sınırları zorlamadan dünyayı keşfedemez

Çocuğunuz tam anlamıyla bir kaşif, bunu biliyor muydunuz? Onun işi çevresini araştırmak, nesnelere dokunmak, tüm tatları tatmak ve her şeyi dökerek araştırmak. Bu keşfetme duygusundan dolayı siz yetişkinlere sürekli sınırları zorluyormuş gibi geliyor. Fakat çocuğunuza yaptığınız sürekli bir kontrol etme ve düzenli olma düşüncenizden dolayı çocuğunuzun en büyük zevki keşfetme duygusunu engelliyorsunuz.

• Çocuklar genellikle benmerkezci ve kendine odaklıdır

Maceracı ve kaşif çocuğunuz içgüdülerine göre hareket eder ve sonucu fazla düşünmez. Üç yaşına kadar bir çocuk karşıdan karşıya geçerken elinizi bırakmayacağına garanti veremez. Çünkü sonuç odaklı değildir ve içgüdüleri ile hareket eder. Tutarlı ve kararlı davranışlarınız ile çocuğunuzun davranışlarını şekillendirebilirsiniz.

• Kuralların karmaşık olmasından kaynaklıdır

Koltukta zıplayan çocuğunuza zıplamaaaa demeniz;

1. Çocuğunuz muhtemelen neden zıplama diye öfkelendiğinizi bilemeyecektir.

2. Sizde çocuğunuzun en keyif aldığı koltukta zıplama duygusunu bilemeyeceksiniz.

Çocuğunuza sınırlar dahilinde nedenlerini açıklamadan koyduğunuz kurallar çocuk için tamamen belirsizlik ve anlamlandırılamayan tepkiler olarak hissedilir.

Yetişkin kurallarının çocuk gelişimine uygun olmamasından kaynaklanır

Genelde anne babalar normal çocuk davranışlarını bilmediklerinden kaynaklı çocuğun davranışlarına karşı ‘kural tanımaz’ gibi görünüyor. Örneğin; üç yaşındaki çocuğa sinemada hareket etmeden oturmasını beklemek çizdiğiniz kuralın çocuk gelişimine uygun olmadığını göstermektedir.

• Kendi davranışlarımızla istemeden teşvik edebiliyoruz

John Locke’a göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır (tabula rasa). Daha sonra bu zihin deneyimle (tecrübe) birlikte dolar. Evet çocuğunuz tam olarak doğduğu günden beri size dikkatle inceliyor. Sizin hangi durumlarda hangi tepkinizin işe yaradığını çok iyi biliyor. Küçük kaşifiniz sizin tepkilerinize ve davranışınıza göre hayat serüveninde ilerleyecektir.

Peki çocuğuma nasıl sınır koymalıyım?

Ebeveynler genellikle sınır koymakta sorun yaşarlar. Sınır koymak zor gibi gelse de çocuğunuzun hayat yolunda rehberlik ettiğiniz süreçte çocuğunuz için doğruyu, yanlışı ve tehlikeli olan şeyleri ayırt etmesini sağlayacak. Ancak hiçbir çocuk onun için çizilen yolda dümdüz yürümeyecektir, unutmayın. Çocuğunuzun ilk işi sınırları geçebilmeyi test etmek olacaktır. Çocukların keşfetme, öğrenme, sorumluluk alma, sorun çözme ve iletişim kurma becerilerinin sağlıklı bir şekilde geliştirilebilmesi için keşfetmesi, yaşadığı ortamın kurallarını bilmesi ve ebeveynle sağlıklı bir iletişimi sürdürebilmesi gerekir. Sınır koymadan önce ebeveynlerin çocuğa kesinlikle saygı göstermesi gerekmektedir. Çocuğunuz kendine özgü getirdiği özellikleriyle ailenizin yeni bir üyesi ve her şeyden önce değer ve kabul görülmesi geren bir bireydir. Bir diğer önemli nokta ise; sınır koyarken sabırlı olma, nazik olma, adil olma duyguları kadar tutarlılık ve kararlılık çok önemlidir.

– Uygun beklentilerle sınırlarınızı çizin: Çok sevdiğiniz beyaz koltuğun üstünde zıplamamasını istediğiniz çocuğunuza koltukta “Zıplamaaa” diyerek sınır çizmek yerine; beyaz koltuğunuzun üstüne örtü sererek evinizi çocuğunuza uygun hale getirebilirsiniz. Çocuğunuz sizin çizdiğiniz sınırlar çerçevesinde özgürce hareket etmiş olmanın öz güvenini yaşayacaktır. Evdeki kırılabilecek eşyaları hem çocuğunuzun zarar görmemesi hem de evi çocuğunuzun hareket alanına uygun hale getirmeniz için de diğer bir seçenektir. Böylece çocuğunuzu sürekli değiştirmeye çalışmayacaksınız.

– Uygulayabileceğiniz kurallar koyun: Çocuğunuzla aynı anda birçok şeyi yapmasını bekleyerek otorite savaşına girmeniz otoritenizi kaybetmenize neden olabilir. Yani çocuğunuzun hem brokoli yemesi, hem dişlerini fırçaması ve merdivenleri kendisi çıkması, hem de tuvaleti kullanmasını beklemek çocuk gelişim dönemlerine aykırı kurallar koyma çabasına girmenize neden olur. Bu çocuk gelişimine uygun olmayan kurallar çocuğunuzun mizacına göre kaos ve çatışmaya da gidebilir. Ebeveyn olmanız çocuğunuza sürekli istediğiniz kuralı koymaya veyahut anlık duruma göre kuralları değiştirmeniz anlamına gelmemektedir.Yani çizgi film saati sabah 11:00 iken sizin isteğinize göre çizgi film saati bugün 13.00, yarın 15:00 şeklinde tutarsızlıklar barındırmamalıdır. Kurallar aile toplantınızda tüm aile üyeleri ile konuşulup koyulmalıdır. Kuralların değiştirilmesi kişilerin isteklerine göre değil yine aile toplantısında ihtiyaçlara göre olmalıdır. Çünkü kurallarınız da netlik, tutarlılık ve sürdürülebilirlik olması çocuğunuzun kurallara o kadar kolay uymasına neden olmaktadır. Ayrıca beraber alınan kararlara uyum sağlamak herkes için daha kolaydır.

– Kurallarınız kısa ve olumlu olsun: Çocuğum beni dinlemiyor diyen birçok ebeveyn vardır. Peki ebeveyn olarak ben çocuğuma anlatamıyorum dediğiniz oluyor mu? Kurallarınızı emir kipi ile söylemeniz çocuğunuzun o kuralı yapma ihtimalini azaltacaktır. Sözcüklerle dans etmelisiniz, bu kuralı hatırlatmak konusunda daha etkilidir. Örneğin; ‘Koşma’ komutu yerine ‘Burası yürüme yolu’ diyerek çocuğunuza kuralları sevdirerek daha sıcak bir iletişimle bağ kurabilirsiniz.

 Hayır mı, Tutarlı olmak mı? Karar verin: Disiplinin “hayır” sözcüğünü sık kullanmak, bağırarak söz dinletmek olduğunu düşünen birçok aile var. Ama etkili disiplinin özünde tutarlılık ve önceden tahmin edebilirlik vardır. Çocuklar kuralları severler ve kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar çocuk gelişiminin bir parçasıdır ve sürekli yenilenmek ister. Her dönemin kendine özgü sınırları olmalıdır. Cebinizde sınırlı sayıda ‘Hayır’ kelimesi olduğunu düşünün ve disiplinin ‘Hayır’ kelimesinin sıklığıyla orantılı olmadığını bilin. Her koşulda uyguladığınız tutarlı kurallar çocuğunuzun doğru ve yanlışı anlamasına yardımcı olacaktır.

Ebeveynler tarafından bilinmesi gereken en önemli nokta belirlenen ortak kurallar ve uygulanan tutarlı bir disiplin, hem çocukların sağlıklı gelişimi hem de mutlu olmaları için çok önemlidir. 

Okumaya Devam

Aile Danışmanı

Bu Evlilik Kurtarılabilir Mi?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Herhangi bir yeni evli genç çifte evliliklerinin ne kadar süreceğini sorduğunuzda,“sonsuza kadar” cevabını alırsınız.

***

Fakat istatistikler, bu iyimser gençlerin yalnızca kendilerini kandırdıklarını gösteriyor. Yapılan araştırmalara göre, günümüzde yapılan evliliklerin %40 ila %50’ si boşanma ile sonuçlanıyor.

***

Evlilik kitabı yazarı ve Aile Danışmanı kimliğim ile belirtmek istiyorum ki; bir ilişkiyi sürdürmek için yapılması gerekenler, zannedildiğinin aksine oldukça basit. Kısacası eşinizi memnun etmek için yüklü maliyetli bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Peki, ilişkiyi sürdürmek için neler yapılmalı?

Küçük Şeylerin Büyük Etki Yaratabileceğini Unutmayın!

Evli ve mutlu çiftlerin genellikle eşlerinin ‘kendilerini önemli ve özel hissettirdiğini’ belirtirken, aynı durumun evli ve mutsuz çiftler için tamamen ütobik bir beklenti olabiliyor. Evlendikten sonra çok değiştin ifadesini sıklıkla kullanan evli ve mutsuz çiftler pişmanlık ve boşanmayı daha sık düşünme sarmalına girebiliyor. Halbuki eşinize önemsendiğini, sevildiğini,özel olduğunu hissettirmek için yapacağınız ya da söyleyeceğiniz küçük şeyler, ilişkinizin mutlu devam etmesi ve boşanmayı önlemek için oldukça önem taşıyor. İlişkinizde ‘olumlu mesajlar’ örneğin; eşinizin cebine sürpriz bir not bırakmak ya da yorucu bir günün ardından omuzlarına masaj yapmak kadar kolay davranışları içeriyor.

Çatışma Çözümleme Becerinizi Geliştirin!

Dengeli ve mutlu ilişkisi olan çiftler, mutsuz ya da ayrılan çiftlere nazaran birbirlerine karşı daha nazik davranıyorlar. Her ilişki de yaşanması muhtemel problemlerin çözümü mutlu ve dengeli ilişki yaşayan çiftlerde daha çözümcül ve daha sakin bir şekilde gündeme getirilir. Çiftler her problemi ilişkilerini yıpratan bir sorun olarak görmek yerine, her problemi aşmaları gereken ilişkilerini güçlendirecek bir sınav olarak görmektedir.

***

Evliliğin sürdürülebilirliği çiftlerin yaşadıkları problemleri ele alış tarzları sayılabilir. Bu nedenle çatışma çözümleme becerinizi geliştirin.

Eşinizle Ortak İlgi Alanları Oluşturun!

Eşinizle birlikte yapmaktan zevk alabileceğiniz ortak ilgi alanları keşfedin. Eşlerin her alanda ilgilerinin ortak olması ve illa aynı şeylerden zevk almaları beklenemez. Ancak eşlerin beraberce yapmaktan zevk alabildikleri ortak aktivitelerinin olması, mutluluklarını arttırmaktadır.

Affetmeyi Öğrenin!

Birbirinizi affetmeyi öğrenin. Her evlilikte zaman zaman eşler birbirlerini incitebilecek veya hayal kırıklığına uğratabilecek davranışlar sergileyebilirler. Bu gibi durumlarda kimsenin mükemmel olmadığını düşünün.Ayrıca sizin de eşinize karşı sergilediğiniz bu tip davranışları hatırlayın. Böylece affetmeniz kolaylaşacaktır. Zihninizde yer alan olumsuz duygu ve düşüncelerin davranışlarınıza yansıyabileceğini ve hatta karşınızdaki kişilerin ruh durumlarını etkileyerek evin içinde olumsuz bir elektriğin oluşabileceğini unutmayın. Sizin affedici tavrınız ve gerektiğinde özür dilemeyi bilmeniz, eşinizi de etkileyip aynı şeyi yapmaya teşvik edebilir.

Sevgiyi evinize aldığınız bir çiçek gibi düşünebilirsiniz. Çok severek aldığınız çiçeğin ilk günkü gibi güzel ve hoş kokulu kalmasını istiyorsanız ona bakmanız, ihtiyaçlarını karşılamanız, hatta onunla konuşmanız kısacası özveriyle zaman ayırmanız gerektiğini bilirsiniz. Aksi takdirde çok severek aldığınız çiçeğiniz zaman içerisinde yapraklarını dökecek ve solup gidecektir.

Okumaya Devam

Aile Danışmanı

Çocuk Gelişiminde En Çok Rastlanan Disiplin Tuzağı: Kıyaslamak

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

‘Kardeşin yapıyor ,sen niye yapamıyorsun?’, ‘Milletin çocuğu hiç senin gibi yapıyor mu, onun bütün notları iyi senin niye olmuyor?’, ‘Ahmet annesini babasını hiç üzmüyor.’ ve benzeri bitmek bilmez kıyaslama cümleleri! Bu cümleler size tanıdık geliyor mu?

Birçok ebeveyn gibi farkında olmadan bazen çocuğunuzu teşvik etmek ya da başarılı olmasını sağlamak adına böyle hatalı davranışlar sergiliyor olabilir misiniz? Aslında çoğu zaman bunlar ağzınızdan istemeden çıkabilir. Ancak iyi niyetli de olsa bir başkasıyla karşılaştırılma hiç kimseye iyi gelmez. Özellikle de çocuklar için bu durum çocukların daha iyi davranmasını teşvik etmediği gibi daha kötü hissetmelerine de sebep olur. Siz çocuğunuzun iyiliği için uğraştığınızı düşünürken farkında olmadan çocuğunuzun ruhunda derin yaralar açıyor, kendini yetersiz  hissettiriyorsunuz.Hatta çocuğunuzun için de kıyasladığınız kişiye karşı öfke duygusu da oluşturuyorsunuz. Çocuğunuz belki bu yaşadığı olumsuz duyguları size belli etmiyor ve siz kıyaslamanın çocuğunuza olumlu etki ile daha iyi olma yolunda olduğunu düşünüyorsunuz.

Fakat biliniz ki çocukları başka çocuklarla karşılaştırmanın pek çok olumsuz sonucu vardır:

Başkası ile karşılaştırılan çocuk kendini yetersiz ve değersiz hissetmeye başlar.

Zamanla özgüveni ve özsaygısı azalır. Sürekli başaramıyorum ve yapamıyorum gibi olumsuz duygular hissetmeye başlar.

Yetersizlik yaşayan çocukta; arkadaşlarını kıskanma, küskünlükler ve iletişim çatışmaları görülür.

Kıyaslanan çocuk ailembeni sevmiyor ve beni anlamıyor duygusuna kapılır

Çocuğun sosyal ilişkileri ve gelecekte akademik başarısı etkilenmeye başlar.

Kıyaslanan çocuk zamanla mutsuzlaşıp hırçınlaşabildiği gibi;zamanla daha da içine kapanıp kendini sosyal hayattan izole edebiliyor.

Kıyaslanan çocuklar gelecek sosyal ya da akademik hayatlarında sürekli onay alma ve takdir edilme ihtiyacı duyarlar.

Peki çocuğunuz size diğer anne babalarla karşılaştırmaya başladığı zaman neler hissedeceksiniz. İsterseniz bu noktaya gelmeden neler yapabilirsiniz bakalım.

1. Her çocuk özeldir:

Sadece kendi çocuğunuzun gelişimine odaklanın çocuğunuzun yetenekleri ve kişisel özelliklerine yoğunlaşın.

2. Abartılardan Kaçının:

‘Sen asla…’ ya da  ‘ Sen hep…’ gibi abartılı cümleler kurmamaya çalışın. Bu tarz cümleler genel yargılar içerir. Çocuğunuzun bir davranışına karşılık tüm davranışlarını hedef alır ve çocuğun kırılmasına neden olur.

3. Sen değil; Ben Mesajı Kullanın:

Her zaman aynı bahane, yine ödevlerini yapmamışsın. ( Sen Dili )
Ödevlerini yapmaman beni endişendirmeye başladı. ( Ben Dili )

Siz bu iki cümleyi duyduğunuz zaman tepkileriniz nasıl olurdu?

Evet sen dili kendini suçlu hissettirir ve karşınızdaki kişi kendini direkt savunmaya geçer.

Ben dili karşımızdaki kişiyi düşünmeye yönlendirir. Karar sizin.

Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin ve iyi bir rehber olup farklı yeteneklerinin ortaya çıkmasına fırsat tanıyın

Okumaya Devam

Trendler