Alkali Beslenme - Doktor Makaleleri
Bize ile Bağlan

Diyetisyen

Alkali Beslenme

Yayınlanan

üzerinde

‘Alkali beslenme’ çok eskilerden beri günümüze taşınmış ve popülerliğini koruyan bir konudur Araştırmalara konu olan bu diyet türü vücuttaki çoğu mekanizmayı etkileyen pH dengesine odaklanmıştır. Vücudumuzun ideal alkali düzeyi 7.4 ‘tür. Bu dengeyi sağlamak içinde asitli gıdalara oranla dörtten fazla alkali gıda almak alkali vücut dengesini sağlamak için yeterli olacaktır. Amaç vücudun pH artırmaya yönelmek yani asit tarafa değil de alkalik tarafa kaydırmaktır. Diyetimizde de bu dengeyi sağlamak için ¾ ‘nü alkali alıp ¼ ‘nün azını asitten oluşmasını sağlarsak alkali beslenmeye yaklaşmış oluruz. Bu tür beslenme genel anlamda alkali besinlerle; örneğin: sebze, meyve ve tam tahıl tüketimini artırmayı, asidik besinlerle; örneğin: süt ve ürünleri, et ve ürünleri, işlenmiş ve kızarmış besinleri azaltmayı hedeflemektedir.

Alkali diyetin temeli, bazı besinlerini çok daha az yer vererek bazı besinlere ise çok daha fazla yer vererek beslenmemizde yer almasına dayanmaktadır. Böyle bir diyetle asit miktarının düşmesi neticesinde  kilo kaybının oluşacağını  ve sağlığımız için olumlu etki göstermesine dayanmaktadır. Kilo kaybı  ile ilgili araştırmalar yetersizdir ama sağlığa faydaları açısından  kemik ve böbrekler üzerine faydaları olduğu gösterilmektedir.

  1. pH Nedir ?

   Çoğu canlının yaşaması, uygun pH düzeyine bağlıdır. Vücudumuzda organlarımızın işlevlerini yerine getirebilmeleri için uygun pH değeri gereklidir. İnsanlar için optimal  pH seviyesi 7.4 (7.35-7.45) alkali seviyesinde olmalıdır. Vücudumuz da  pH 1 en asidik kabul edilirken , pH 14  en alkali  kabul edilmektedir. Nötr  pH ise 7 olup kandaki en uygun pH aralığı 7.2-7.4’tür ve  bu durum bize alkaliye daha yakın olduğunu göstermektedir. Bireylerin beslenmeleri yeterli miktarda kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi mineraller bulunmuyorsa, bu mineraller kemik, karaciğer ve kalp gibi dokuların depolarında tutulur ve bunun sonucunda sağlık sorunlarına sorunlara yol açabilir. Böbreklerimiz pH seviyemizin dengede olmasını sağlamaktadır bu durumu emilim ve atılım yoluyla yapmaktadır. Araştırmalarda, asit oranı yüksek beslendiğimizde  tamponlama sistemini bozabileceğine  ve sağlığımız açısından zararlı olabileceği ortaya konulmuştur. Birçok araştırma alkali/asit oranının 7/3 olması gerektiğini söylemektedir.

2-ALKALİ ve ASİDİK BESİNLER

    Gıdalar içerdiği mineral miktarına göre asit ve alkali olarak ikiye ayrılmaktadır. Alkali gıdalar  magnezyum, manganez, demir ve potasyum gibi mineralleri içerirken; fosfor, bakır ve sülfür içeren besinler daha çok asidik kapasiteye sahiptir. Alkali diyetin olmazsa olmazı;  şeker, tuz ve et tüketimini sınırlandırmaktır yada  tüketimi azaltmaktır. Bu durum yerine alternatifler geliştirip deniz veya himalaya tuzlarını porsiyon kontrolü ile kullanabiliriz. Organik gıdalara yer vermekte önemlidir. En az üç öğünde, 7-10 porsiyon sebze tüketimine yer verilmesi gerekmektedir, bunun yanında 2-3 porsiyon sızma zeytinyağı, çörekotu yağı , avokado yağı, keten tohumu yağı, ceviz alkali diyetinde yer alabilir. Asidik olmayan tabak modeli ile sizlere alkali diyeti anlatacağım; tabağı üçe bölersek yüzde sekseni yeşil yapraklı sebzeler ve sağlıklı yağlar oluşmalıdır .Bu yüzden tabağımızın büyük bölümünü sebzeden oluşturmalı ve beslenmemizde  sebze suları yer vermeliyiz, yüzde on beşi proteinden oluşmalı içeriğinde   omega-3’den  zengin olan yağlı balıklar ve bitkisel kaynaklı proteinler  yer almalıdır, yüzde beşi civarı da   karbonhidrattan oluşturulmalıyız.

 

3-ALKALİ BESLENMENİN SAĞLIĞA YARARI

   Vücutta asit ve alkali olarak kabul edilen gıdaların etkileri farklıdır. Alkali diyetin destekleyen araştırmacılar kalsiyum metabolizması ve kanser, ağırlık kaybı, büyüme hormonu eksikliği, ağrı gibi rahatsızlıklar üzerinde faydalı yanları olduğunu savunmaktadır ama bu durumunun tersini gösteren araştırmacılarda vardır. Araştırmaların sürmesinden dolayı alkali beslenmeyi destekleyen yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu konu üzerinde yeterli araştırma yoktur bu yüzden daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Okumaya Devam
Reklam
Yorum İçin Tıklayın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Diyetisyen

Hipertansiyon ve Dash Diyeti

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Farklı günlerde en az iki kez yapılan ölçümlerde, erişkin bir bireyde büyük tansiyonun 140 mmHg ve üzerinde ya da küçük tansiyonun 90 mmHg ve üzerinde olmasına hipertansiyon denilmektedir. Kan basıncı için normal değerler büyük tansiyonun 120 mmHg’nın, küçük tansiyonun ise 80 mmHg’nın altında olmasıdır.

Ülkemizde yapılan bir araştırmada 18 yaş üstü nüfusta hipertansiyon görülme sıklığı erkeklerde %27,5, kadınlarda %36,1 bulunmuştur. Hipertansiyonlu kişilerin koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığı normal tansiyonlulardan 3- 4 kat, felç geçirmesi 7 kat daha fazla olduğu görülmektedir.

DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) diyeti yani hipertansiyonu düşürmede etkili yaklaşımlar son yıllarda beslenme tedavisi olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalara göre uygun bir beslenme planı ile kan basıncı düşürülebilmektedir. Hipertansiyonun beslenme tedavisinde; posa, magnezyum, potasyum ve kalsiyum açısından zengin bir beslenme tedavisi uygulanır.  Aynı zamanda bu beslenme planında amaç; gıdalarla alınan sodyum miktarını azaltırken aynı zamanda yetişkinler için yeterli ve dengeli bir beslenme planlamaktır. 

        Beslenme Tedavisi Önerileri

Sodyum alımı 1,5-2,5 gram arasında (4-6 gram tuz) tutulmalıdır. Bu alımı sağlayabilmek için yemeklere tuz ilave edilmemeli, tuzlu ve salamura besinlerden uzak durulmalıdır. 

Doymuş yağlardan, kolesterolden ve katı yağlardan fakir, zeytinyağı ve diğer bitkisel yağları içeren bir plan olmalıdır. 

Yemeklerde potasyumdan zengin nane, maydanoz, kekik, dereotu, limon suyu, soğan gibi lezzet verici besinler kullanılabilir. 

Meyve, sebze ve süt ve süt ürünlerinden ise zengin bir beslenme olmalıdır. Tam tahıl ürünleri, balık, kümes hayvanları ve yağlı tohumlar (fındık, badem gibi) tercih edilmelidir. 

Alkol alımı mutlaka sınırlandırılmalıdır. Haftada en fazla 2-3 kere olmak şartı ile kadınlarda 1 kadeh, erkekler ise 2 kadehin üstüne çıkılmamalıdır.

Kalorisi yüksek, rafine şeker içeren (pasta, kurabiye, kek ve hazır meyve suyu gibi) ürünler mümkün olduğunca az tüketilmelidir. Kilo kontrolü de önemlidir. 

Yapılan bazı araştırmalara göre vücut ağırlığı normalin üzerindeyse, %10’luk kilo kaybı tansiyonun düşmesine yardımcı olabilmektedir. 

Düzenli fiziksel aktivite tüm hastalıkların önlenmesinde olduğu gibi hipertansiyon tedavisinde de önem taşır. Bu nedenle haftada en az 3 gün olmak üzere orta tempolu egzersiz yapmak büyük önem taşır.

Okumaya Devam

Diyetisyen

Vejetaryen Beslenme Ve Sağlık Üzerine Etkileri

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Vejetaryen beslenen kişiler bitkisel besinleri tüketen, hayvansal besinleri (kırmızı et, tavuk, balık, süt ve sütten yapılan ürünler, yumurta gibi) sınırlı miktarda veya hiç tüketmeyen kişilerdir.

Vejetaryen Beslenme Çeşitleri

Besin türlerindeki sınırlamalara göre çeşitli gruplara ayrılmaktadır.

Vegan beslenme; hiçbir hayvansal kaynaklı besini tüketmeyip, ayrıca hayvanlardan elde edilen süt, bal, kemiğin kaynamasından elde edilen jelatin gibi sekonder ürünleri de tüketmezler. Bunların dışında hayvanlardan elde edilen yün, ipek, deriden yapılmış hiçbir eşyayı kullanmazlar, hayvansal yağ içeren sabunları da kullanmazlar. 

Laktovejetaryen beslenme; bitkisel kaynaklı besinler ve hayvansal kaynaklı olan; süt ve süt ürünlerini tüketirler. 

Ovavejetaryen beslenme; hayvansal kaynaklı olan sadece yumurtayı tüketirler. 

Laktoovavejetaryen beslenme; süt ve süt ürünleri ve yumurtayı tüketirler, diyetlerinde et ürünlerine yer vermezler. 

Semivejetaryen beslenme ise; süt ve süt ürünleri, yumurta, tavuk ve balık etini tüketirler. 

Vejetaryen Beslenmenin Sağlık Üzerine Etkileri

Vejetaryen ve vegan diyetler sağlık, hayvanları koruma ve ekolojik nedenlerden dolayı gelişmekte olan birçok ülkede giderek daha yaygın hale gelmiş ve bu grubun beslenme şekli ve sağlık üzerine etkilerini içeren birçok çalışma yayınlanmıştır. Sebze-meyve, tahıl ürünleri, kurubaklagiller, kuruyemişler gibi bitkisel kaynaklı olan vejetaryen beslenme, dengeli planlandığında sağlık açısından olumlu etkiler gözlenmektedir. Fakat hem hayvansal kaynakları tüketmeyip bitkisel kaynaklardan yeterince yararlanılmazsa vitamin, mineral eksiklikleri görülebilmektedir. 

Bitkisel ürünler daha fazla diyet posası, meyve ve sebzeler daha fazla su içeriğine sahip ve birim hacimde düşük kalori içermektedirler. Kalorinin fazla alınması, yetersiz kalori alınmasından daha tehlikeli olduğundan; vejetaryen diyetlerin faydalarından birisi obezite riskini azaltmaktadır. Protein besinlerde yaygın olarak bulunmaktadır ve toplam protein yetersizliği dengeli olan vejetaryen bir diyette görülmesi mümkün değildir. Vejetaryen diyetteki büyük risk et tüketimi ile birlikte yumurta, süt ve süt ürünlerinin kısıtlanması ile aminoasit eksiklikleri görülmesidir.  B12 vitamini eksikliği sanıldığından çok daha fazla kişide hem vejetaryenler hem de omnivor beslenen kişilerde görülmektedir. Diyette süt ve süt grubunun, yumurtanın bulunması yeterli B12 vitaminin depolanmasını sağlamaktadır. Fakat katı vejetaryenlerde B12 vitamini eksikliği görülmektedir, bu kişilerde suplementasyon kullanılması gerekmektedir. Hayvansal besinlerin diyet dışında tutulması kalsiyum eksikliğine neden olabilmektedir. Sebzelerin bir çoğunda kalsiyum vardır fakat oksalata bağlı olduğundan emilimi ve biyoyararlılığı azalmaktadır.  İyi planlanmış vejetaryen diyetlerle diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi birçok hastalıktan korunmaları mümkündür. Fakat diyetleri süt ve süt ürünleri, et, balık ve yumurta gibi tüketmedikleri besinlerde bulunan protein, kalsiyum, demir, B12 vitamini, D vitamini, çinko ve yağ asitleri  eksikliğini tamamlayacak şekilde planlanması yararlı olacaktır.

Vejetaryenlere Beslenme Önerileri

Kurubaklagiller, yağlı tohumlar, bitkisel yağlar, zeytin, tahıllar, sebze ve meyvelere günlük yer verilmelidir.

Kurubaklagil yemekleri pilav çeşitleri ve salata ile desteklenmelidir.

Peynir ve yumurta yerine tofu, soya eti ve ürünleri tercih edilebilir.

Beyaz tahıl ürünleri, nişasta ve nişastalı besinler yerine tahıllı olanları tercih edilmelidir.

Çay, kahve tüketimi yemekten 45 dakika önce veya sonra olmalıdır.

Okumaya Devam

Diyetisyen

Aç Kalarak Zayıflar Mıyım?

Yayınlanan

üzerinde

Tarafından

Toplumumuzda “Kilo vermek için ne yapmalı?” sorusuna verilen en yaygın cevaplar ” Tut boğazını, aç kal,onu yeme,bunu yeme zayıfla” şeklindedir.Peki işin iç yüzü gerçekten öyle midir? Aç kalarak, vücudumuza bu işkenceyi yaparak gerçekten zayıflar mıyız?

Başlangıçta evet. Aç kaldığınızda aldığınız kalori miktarı azalacağı için bir miktar zayıflama görülebilir.Tartıda görülen eksiler su ve kas kaybınız olur.Sıvı ve elektrolit dengesi bozulur.Peki ya sonra ne olur?

Vücudun çalışması için gereken enerji miktarı kısıtlanmaya devam ederse zamanla organlar çalışma kapasitesini azaltır ve yavaşlar.Vücut bu durumu kritik algılar ve “Nereye gidiyor benim sonum, galiba önümde kıtlık var, doğru düzgün enerji gelmiyor.En iyisi ben beyne bi sinyal göndereyim ” der . Eeee beyin almış sinyali boş durur mu? ” Bundan böyle bu vücuda giren her besin yağ olarak depolanacak ” şeklinde emri verir ve yediğiniz herşey yağ olarak depolanır.Yani aslında aç kalarak beynin bu acımasız emri vermesine,daha fazla yağ depolamasına yol açmış oluyorsunuz.

KOLESTEROL NEDİR?

İnsanlar için hastalık riski oluşturan kolesterol ,hayvan hücrelerinin zarında bulunan ,kan plazmasında taşınan yağ benzeri yapılardır.

Kolesterol ; D vitamini,safra asitleri,cinsiyet hormonu üretiminin yanı sıra A,D,E ve K vitaminlerinin metabolizmasında da görev alır.

Çoğunluğu vücutta üretilen kolesterolün ufak bir kısmı gıdalarla alınır.Sağlıklı bir bireyde kan kolesterol düzeyi 200 mg/ dL altında olmalıdır.Kan seviyesinin yüksek olması damarlarda birikmeye neden olur.Bu da damar sertliği,kalp damar hastalıkları ve kalp krizi riskini artırır.

İYİ KOLESTEROL / KÖTÜ KOLESTEROL NEDİR?

İyi kolesterol yani HDL ; yüksek dansiteli lipoprotein anlamına gelir.Damarlarda kötü kolesterolün etkisini süpürücü etki gösterir.Egzersiz ile kandaki düzeyi artabilir.

Kötü kolesterol yani LDL ; düşük dansiteli lipoprotein demektir.Damarlarda birikerek tıkanma riskini artırır.

PEKİ DİYETTE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

Beslenmede yağ azaltmalıdır. Doymuş yağların yerine ( tereyağ,kuyruk yağı vb) doymamış yağlar ( zeytinyağ,fındık yağı vb) tercih edilmelidir.

Kızartmadan,hamur işlerinden, şarküteri ürünlerinden uzak durulmalıdır.

Yemekleri pişirme yöntemi olarak kızartma yerine buhar,ızgara,fırın tercih edilmelidir.

Posa,bağırsaklardan kolesterol atımını artıracağından sebze meyve tüketimi artırılmalı, kabuklu yenilebilen meyveler kabuğuyla tüketilmelidir.Posalı tam tahıllı ürünler,çavdar, bulgur,kuru baklagiller tercih edilmelidir.

Et tüketilirken görünür yağlarından arındırılmalıdır. Et yemeklerine ekstradan yağ eklenmemelidir.

Omega 3 içeriği yüksek besinler ( balık,ceviz vb) tüketilmelidir.

Okumaya Devam

Trendler